29 Ocak 2015 Perşembe

Ölüm








Arif isen etme bu fânî cihâna i'tibâr / Görmedi kimse vefâsın olmadı hîç pâyidâr / Kimseye bu dâr-ı mihnet olmadı dârü'l-emân / Sen emîn olma göñül bend etme zinhâr zinhâr





Ölüm, dev sessizliğe açılan pencere. Gidenin ardından kalanların yutkunduğu kelimeler. Ve kelimelerin akıttığı gözyaşları...

Ölüm bir boşluk. Dün var olanın bugün gittiğini anımsamak. Her kalpte bırakılan bir hayal. Ölüm, gözleri bir noktaya kilitleyip düşünmek ve çokça özlemek.

Ölüm bir ayrılık ve kayboluş. Toprağın üstünü örttüğü bedene hakimiyetini seyrediş. Anıların mihmandarlığında hüzne yürüyüş. Her gün bir adım daha yaklaşırken sona, bir başka sonun acısıyla demlenmek...

Bir selanın yükselişinde binlerce vedayı izlemek. Buğulu bakışlarla geçmişi izlemek. Bir bedende son bulan nefesi düşünüp derin derin iç geçirmek. Ve ölümün kol gezdiği sessizliğe kulak vermek.

Ve ölüm ızdırabın her türlüsünü kalplerde eritirken sığınmak, rahmeti ummak... Toprağın koynuna aldığı emanetine dualar mırıldanmak. Ölüm canı ruhtan bilmek. Ruhu kalbe nakşetmek...

Ölüm, veda kervanına katılıp göçmek. Ölüm bir varış, ölüm acıdan yeniden doğuş...



Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena