14 Kasım 2014 Cuma

"Sende Kalan"

Gittiğim yerlere beni bırakmayan ezbere bildiğim satırları işledim. Ruhumda renklerin akisi, dilimde narin bir tını. Sonsuza bıraktığım benden esintiler. Yürüdüğüm yollarda fark etmediğim tablolar asılı.

Kendini gözyaşlarından beslenen dört mevsimlik bir yaprakta büyütmüştü. ve gülüşlerine bir nebze suskunluklar saklamıştı. ve kalbini yanında taşıdığı sürece o yanındaydı.

Hissediyorum seni. Hava gibi değip uzaklaşıyor ellerin ellerime. Uzaklarda değilsin gibi. Kokun rüzgara karışmış, gül yaprakları saçıyor, bakınıyorum etrafıma.

Seni unutmak değil niyeti, öyle olsa sol yanımda taşımazdı gözlerini. Sesini doğanın sessizliğindeki huzurda bulmazdı. Ayrılık aşkı besleyen köklü bir destan. Anlatanı bitmez.

Seni hayatıma nakşetmişim. Geceleri seni düşünürken sevgini ak sayfaya yazmışım. Mürekkebim seni anlatan cümlelerde ismine düğümlenmiş. Bakışlarınla aşkı ilk kez zikretmişim.

ve gönülleri fetheden, dikenleri güle değdiren, kimini lal kılan kimini bülbül gibi söyleten. Yazgısı mum gibi erimek iken yolunu aşk etrafında dönmek bilen.


Read More

13 Kasım 2014 Perşembe

Renk

Uzun soluklu sessizliklerde düşünmeli insan. Kendi kıyısına oturup düşüncelerini derin sularından çıkarmalı. İnandıklarına sahip çıkmak için kolları sıvamalı. Söylemde kalmamalı. İçinden gelenleri yazmalı. ve sonunda takvimlere notlar düşecek kadar kendini önemsemeli. Değişmeyen ne varsa ondan korkmalı. Korkuları ile yüzleşip rotasını oraya çevirmeli. Çünkü insan kendi hazinesini korkularının altında saklar. ve çok değil ara ara konuştuklarından kendine bir harita çıkarmalı. Ağızdan çıkan sözcüklerin onu imar eden taşlar olduğunu bilmeli. ve kendinden başka kimselere kızmayı bırakmalı. Sadece uzun soluklu düşünmeli ve kendini sevmeli. Kendini seven insan iyi olmayı başaracaktır. Gözlerine kendiyle imzaladığı barış anlaşmasının  ışığını yerleştirmeli ve hayatı bakışlarıyla renklendirmeli.
Read More

12 Kasım 2014 Çarşamba

Eskiden

Eskiden yağmurlar yağardı ama şemsiyesiz yürürdük yollarda. Yaşamak adına sıralamazdık koşullarımızı. Yaşamayı nedensiz severdik. Eskiden dostlarımız vardı. Aklımıza esince çatkapı yapabildiğimiz. ve eskiden kalbimize fotoğraflarımızı nakşederdik. Siyah beyaz ve az fotoğrafları kaç kere yaşatırdık mazi tadında. Eskiden samimi sofralarımız vardı. Sohbetler ile baharatlanırdı yemekler. Sonra güneşin altında mevsimlere şahitlik ederdik. Denize bakardık şatafatlı süslenmiş vitrinlere taş çıkarır gibi içimizden çeker alırdı hüzünleri. Denizi izlemeyi severdik. Durup düşünecek zamanımız vardı. Yürüyecek sebeplerimiz, ellerimizde ayraçları taze kitaplarımız vardı. Eskiden daha bir yaşardık. Her dakikasını hediye farz eder gibi heyecanla açardık günleri. Güneş sımsıkı sarardı ağaçların hala dokunduğu çizgilere. Aldığımız her nefes için bir şükrümüz vardı. Mutluluk için gerekli olan şey içinden geldiği gibi yaşayabilmekti. Dağılmış saçları rüzgara bırakmak, rüzgarla taranan tene küçük mutluluklar hediye edebilmeyi başarmaktı yaşamak! Eskiden yüzümüzde beliren çiziklere yaşam adını koyar, doğallığı insanlıktan bilirdik. Yetinmeyi bilmeyecek kadar uzun bilmezdik yaşamı. Her yeni güne sığdırmaya çalıştığımız, seneye de giyebileceğimiz hayallerimiz vardı. Eskiden yaşam daha bir sadeydi. Çocukluğumuzu kaybetmeden büyümeyi bilirdik. Uçurtmalarımız vardı hayallerimize dokunan, oyuncaklarımız vardı ellerimizden düşmeyecek kadar sevdiğimiz. Ayakkabılarımız bayram sabahına kadar nöbet tutardı başımızda. Öpülecek ellerdeki kırışıklıkları kıymet bilirdik. Biriktirdiğimiz şekerleri paylaşmayı bilirdik. Eskiden zamana yenik düşmeyen sade bir asillikle yaşardık. Komşularımızla selamlaşır, çayımıza eşlik eden yolculukları ekranlara hapsetmezdik. Eskiden zamanı tasarruflu kullanmayı bilirdik. Zamanımızdan çalacak boş şeylere heba etmezdik ömür adı verilen saatlere.  Eskiden bir kahvenin kırk yıl hatrı vardı.  Eskiden vefa yürekleri ısıtan güneşti. ve eskiden toprağı severdik. Ağaçlara kazınmış baş harfler kadar çocuksu idi aşklar. ve eskiden sevginin kökünde sadece  sevmek vardı.  Eskiden dinlemeyi severdik. Herkesi olduğu gibi kabullenmek fazilet değildi.  Eskiden  tek odası ısınan evlere kestane kokuları sinerdi. ve eskiden bir buket çiçek taşırdık kalbimizde; hiç solmayan... Su gibi berrak yaşamlar nice dalgalarla iklimlerimizde süzülürdü.
Read More

7 Kasım 2014 Cuma

"O an"

Gözlerine yerleşmiş perdeleri aralayacak bir manzara aradı. Bakışları keskin ama düşünceleri karışıktı. Eninde sonunda onu bekleyen yazgının yavaş akıntısına kapılacak ve geçmişi sisli anıların kuytusunda bırakacaktı. Yaşam anlatmaya gelmiyordu. Anlatmaya kalksa sıradanlaşan cümlelere dönüşüveren hikayeleri sevmiyordu. Anlattıkça içinden parçalar kopuyor ve o parçaların altında eziliyordu. Konuşmak bildiklerinden kıymet çalıyordu. ve sonra anlamsızca tüketilen sözcüklerin arasında kaybolup gidiyordu tüm birikmiş cümleleri. Anlatacak çoğu şey bir gülümseyişin içinde eriyip tükeniyordu. ve insan kendini tazeleyemeyince tükenmeye mahkumdu. Yerinde sayan günler istemiyordu. Her gün öğrenecek bir şey olmalıydı. İnsanın sıkılmaya zamanı yoktu. Çoğu zaman yalnızlığın ona ilham veren yönlerini kullandı. ve kalan zamanlarda kendini renkleri tanımak adına çehrelerin yönüne çevirdi. Korkusuz olmayı diledi o anlar. Kanatlarından yüklerini atıp o anı yaşamayı diledi. ve özgürlüğün inandığın şeylere bağlı olmaktan geçtiğini gördü. ve gördükleri geçmişin cılız hafızasında yeni güne yansıdı. 
Read More

5 Kasım 2014 Çarşamba

Yok Bir Bildiğim

Yok bir bildiğim, biraz yaşamak işim. Saklı bir kaç sözcük biriktirdim. Ezberde tutamadığım toz tutmuş anılara gülümseyip geçtiğim zamanlarda elime kalemin değişini bilirim. O kalemle yaşanmışlık arasında bağların inceldiği anlarda yazmayı severim. Uzun soluklu sessizlikleri kısa cümlelere sığdırırken, mevsimlerden medet umarken kendimi bulurum. ve aynalara gülümsemeyi severim. Deli gibi davrandığım zamanların cüretini özlerim. Akıl diye taşıdığım şeyin kalp olduğuna yanarım. Yok bir
bildiğim sadece yaşamayı severim, kendimce yaşarım....
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena