26 Eylül 2014 Cuma

Gibi

"İnsan" sonunu bildiği  kaderi yaşayamaz fakat hiç bitmeyecek gibi yaşama sarılabilir. Vazgeçer gibi görünebilir ve sonunda yaşamın tek bir günü için mücadele edebilir. Öğrenmek için her gün bir şeylere hayıflanabilir. ve tüm hataların sonunda yine bir gün kendini olduğu gibi benimseyebilir. İnsan; istedikleri ile yaşadıkları arasında sürekli koşan bir varlıktır. Ya görünürde koşup da yerinde sayanlar? 

Gözlerine yerleşen sakinlik kalbindeki fırtınaları durduramaz. Durduğu an kaderin ne istediğini bilemez hale gelir. Kaderini bildiğini sananlara güler, bir de kendi kendine gülümser. Deli olmakla başarmak arasındaki ince çizgide cambazlık yapmaya başlar. İnsan en çok kendini anlattığı zaman yorulur. Güneşe çıplak gözle bakmak gibidir; içinden geçenleri anlatmak. Oysa ki susmak tüm zayıflıkları örten kalın bir örtüdür. Kendini görmemek için sert duvarlara ihtiyaç yoktur. İnce bir düşüncenin zarif kuyularına narince inip kaybolabilir insan...

Aksine yürümeyi severim. Kış mevsimi kadar dokunaksız sevebilirim. Tabiat kadar sade ve soğuk olabilirim. Nasıl da yazlar gelecektir. Ya da her yaz bir kışa doğru kaçınılmaz sonu getirecektir.
Read More

19 Eylül 2014 Cuma

Çağrı

       

          '' Kimilerimiz soluk, kimilerimiz parlak, kimilerimiz ise ışıl ışıldır.. Ama çok nadiren rengarenk birisiyle karşılaşırsın.Ve işte o zaman hiçbir şeyle kıyaslanamaz..''
          "Flipped"




Rengarenk bir ruha sahipti fakat bunun farkında değildi. Zengin sözcükleri yoktu lakin bu sözcüklere sahip olmak için gereken sonsuz ufuk onda vardı. Hayallerini küçümseyecek kadar kendini yetersiz görürdü. Hayalleri berrak engin mavi suları andırırdı ama o yüzmekten korkardı. Kendi kıyısında oturur, dillendirmekten korktuğu hayallerini başkaları adına küçümsemeye devam ederdi. Aslında merhameti hayallerini uyandıracak kadar büyüktü. Onun asıl küskünlüğü merhametinin hep hırçın dalgalarca sınanması olmuştu. Dalgaların sesini dinlemekten yüreğinden yükselen sesleri işitmez olmuştu. Hayallerine küskündü. Hayat bu küskünlüğün geçmesi için ara ara ona şans tanıyordu. Okuduğu kitabın tek bir cümlesinde kendini bulurken o şansı yakaladığı için bazen kendini ayrıcalıklı hissediyordu. O hep farklıydı. Özel olduğunu ona hatırlatacak işaretleri görmezden gelse de hayalleri peşini bırakmaya niyetli değildi. Kimse özel olduğunu anlayamıyor diye gerçekliğinden soyutlanmıyordu. Eti kemiği kadar ruhu da canlı idi. Hayallerinin nefesini işitmekten uyku tutmadığı gecelerde hep kendini izler ve emin olurdu. Onu bu dünyada var eden ender kalplerden birinin atışını dinlemekteydi. İnkar etse de var olan yeteneklerine sahip çıkmadığı sürece hayalleri kabuslara dönüşmekteydi. Güzel ile çirkinin harikulade dansını izlerken bu birlikteliğin yorulmak bilmez enerjisinden ürker ve üzerindeki bitkinliği haykırarak atmak isterdi. Bir yerden başlayacaktı. ve her şeyi bütünüyle düşünmek nereden başlayacağını karıştırmasına sebebiyet veriyordu. Bu yüzden en basit bir görevi bile üstün bir hizmet ile kendine sunmak istiyordu. İhmal ettiği küçük şeyleri yerine getirirken büyük işlere imza atacağını artık biliyordu...
Read More

18 Eylül 2014 Perşembe

Bilmiyorum

Bilmiyorum. Bir konuşmaya bu kelimeyle başlamak  dikkat çekici olabilir. Merak uyandırabilir. Ya aylar sonra, kalbinizden yükselen sesler dilinizde düğümlenip kaldığında yazma ihtiyacı duyduğunuz o an: "Bilmiyorum." diye yazıya başlamak bir gizem barındırır mı? Özellikle sevdiğiniz mevsim etrafa cömertçe yağmur damlaları ile hüzün serpiştiriyorsa "bilmemek" belki de  içinde kaybolduğunuz hislerinizin mutluluktan nutku tutulmuş özetidir. ve sonra güneşin rehaveti ve çokça hayatı sorgulayan karelerin siyah beyazlığı ve yine bilinmezliğe gem vuran sonların tatlı atıştırmalık sürprizleri ile bir çırpıda söylersiniz. Anlatacağınız çok şey varken kısa gülümsemelerin ardına uzun cümlelerinizi saklama gereği duyarsınız. 

Hüznün dili olmadığını öğrenmiş bulunmaktayım ve tüm sonların içinde yuttuğu hikayelerin anlam bulmayı beklediği sahici kalplerin varlığını aramaktayım. Her insan hayallerini, sonbahar yağmurlarıyla üşüyen bedenlerinden ayırıp hiç batmayan güneşin tonlarıyla giydirmek ister. Oysa ki gerçeklik ilk tokatta hayalleri yerle bir edecek kadar çirkin görünebilir. Darmadağınık ve yoksunluktan güzelliğini kaybeden eşyalar gibi ruhlarda işlenmeye işlenmeye kusurlarını acımasız aydınlıklara serebilir. ve hiçbir çirkinlik bilgeliğinden ödün vermez ve o daima yüzünüze acının gerçekliğini yerleştirir. Tebessümlerinizi yerli yersiz çalmaya başlar. ve bilmemek yüklü omuzların son bir güçle umursamaz davranmak için salınması ile kendini gösterir. Korkuları cesaretle yarışacak mecali bulamayan insanlar nadir bulunan cevheri taşımaktadırlar. Oysa ki çoğu umursamadıkları şeyde nice işlenmiş yaşanmışlıklar saklıdır. ve mevsim havaya biraz melankoli serpmiştir. Bilmemek için en uygun saatler gelip çatmıştır. Kısa ve öz... Var ile yok. ve o arada umursuzca bilmek, bilgisizce ermek...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena