26 Mart 2014 Çarşamba

Tomurcuk

Kararlar alırız, hayatımızı düzene koyacak maddeler sıralarız ve emin adımlarla ilerlerken tüm kararları alt üst edecek bir yıkım yaşar tekrar ayağa kalkmaya çalışırız. ve tüm bunları yaparken beynimizin bize ezberlettiği kalıp cümleleri dilimizden düşürmeyiz. Oysa biz ne kadar çabalarsak çabalayalım karşımızdakinin bizi görmek istediği kadarız. Bazen kendi adımıza yaşattığımız değişimler dışarıdan esamesi okunmayacak kadar ufak görünür. İnsanların eleştiri boyutları o derece sınırlarını zorlar ki ne yapsam da aynı der elinizdeki gücü kaybeder ve koca bir denizin ortasında eliniz kolunuz tutmaz şekilde akıntıya kapılırsınız. Akıntıya bir kere sürüklendi mi insan, ne önemi var ki demeyi ağzına alıştırdı mı, küskünlüğün en büyüğünü yaşar. Kendine kırılır. Elini kolunu kendi kendine bağlar. Gözlerini görmek istemediği ne varsa bıkkınlık perdesiyle örter. İnsan kendine küstü mü kaderin hazırladığı fırtınalar dalga dalga çarpar sığındığı yere. ve sonra insan bakmayı öğrenir, masum maviliğin hırçın siyahlara büründüğü, berrak suların haşin bakışlarla kaşlarını çattığı çehreye korka korka bakar.Kendini hapsettiği ümitsizliğin içinde bocalarken bir yandan usulca gülümseyen doğanın varlığında bulduğu huzuru anımsar ve büyük acıların içinde bulundurduğu bir miktar dinginliği fark eder. Daha önce es geçtiği bu duyguyu simasında gezinen gizli gülüşlerde aramaya başlar. Eski fotoğrafları kurcalamak gibi bir şeydir, hatıraların anlık saygı duruşuna bakar. ve olumsuz şeylerin arasından sıyrılacak mutluluk kırıntılarını toparlar. Her kırıntı fırtınanın içinden çıkması için lazımdır. Yaşamaya tutunmak ister insan. Yaşamın iniş çıkışlarını olduğu gibi kabulleneceğine dair kendine sözler verir. Bir daha fırtınanın öfkeli yüzünü görmemek için küreklere sarılmış gece gündüz demeden yaşamaya bakar. Gecenin karanlığına dahi aldırmadan yeni ufuk çizgilerinde dolanacağı günlerin hatrına korkuyu yutkunmayı öğrenir.

Hep son önemlidir ya... Tüm çabaları emen sonların gücüne bir kaç sitem mırıldanır insan. Aslında yok sayıldığından değil der, hafızalar zayıf, kalpler kırılmaya meyilli. Aslında en güçlü şeyler en zayıf görünüme sahip değil mi? Bir çiçeğin naifliği taşın ağırlığını gölgede bırakıyorsa sona varan her yaşanmışlığın birikimleri, ince ince dalların ucunda tomurcuklanan renklerde açmıyor mu?
Read More

25 Mart 2014 Salı

Şehir

Yağmurun çağrısı var, gönüllerde biriken toz toprağı atacak kudreti bulmaya. Zamana bırakılan emellere yarının belirsizliğini hatırlatmalı. İlla ki zor bulunan hazineye uzanan yollarda bulunmayı beklenen keyifler saklı. Yorulmadan kazanılan değerlerin adı kayıp zamanlarda kaldı. Çok söz arasında elmas gibi parıldayan sükutlar doğarken, yüzünü günbatımına çevirmiş, güneşin doğuşuna sırtını dönmüş gözlere sürülecek kıymetlerin siyahi tozları birikmiş ve sonra mevsimleri bir bir yutan hoşnutsuz nefislerin ürkütücü rüzgarları eser. Güzü son, baharı ilk göz ağrısı ile bekleyen gökyüzüne sonsuz bakışlarla maviliği içiren düşlerin beyaz beyaz damlayan bulutlara asılı ülkelerin hayallerden başkentleri var. Kaldırımları geniş, mutlu mutlu yürüyen insanların yüzüne sinen huzurun gölgesini takip etmeli. Sonra hoşgörü ile kıvrılan sokakların saygı ile birbirine bakan pencerelerinde süre giden hayatları görmeli. ve yalnızca zamanı tüketmeyi ömür bilenlerin inadına zihnini hayallere açacak kadar temiz bırakan insanların hatırına dünyanın göz bebeklerinde asla sönmeyen bir pırıltı doğmakta...
Read More

19 Mart 2014 Çarşamba

"Ya Mızrak Ya Gül"

Yaşadığımız çevre bizi kendimizle barışık olmaya itmeye başladı. Eleştirmek ve eleştiriyi sunarken itici kelimeler kullanıp kalp kırmak olağan hale dönüştü. ve her şey görsel hizmetin himayesindeyken dışı süslü içi boşlukla kemirilmiş insanlar çoğaldı. Sohbetler birbirine üstünlük sağlama araçlarına dönüştü. İyilik karşılık görürse yapılmaya yüz tuttu. Ne zaman insanlar birbirine saygıyı kaybetti işte o zaman fütursuz davranışlar bir fitneye hizmet eder gibi türedi. Bilgi fazlalığın içinden taşan ukalalıklar etrafı sarmaya başladı. Oysa ki insanı insan yapan sahip olduklarıdır ama bu sahip olunan "uhrevi değerler" başlığının altına girecek nitelikte olmalıdır. Oysa ki günümüzde konuşmalar benliğe hizmet etmekte, kibrin çengelinde dönmektedir.
Herkes doğup büyüdüğü çevrenin izlerini taşır. Kuşandığı karakter bu çevrede şekillenir. Bu sebeple herkesin bakış açısı ve yaşam tarzı birbirinden farklıdır. Farklılıklar yaşamı renklendiren unsurlardır. Farklılıkları birbirine kenetleyen ise saygıdır. Saygının yolu ise adaptan geçer. Günümüzde insanlar aynaları çehrelerine, elbiselerine, evlerine çevirdiler. Ama kalp işlenmedi... Kalbin güzelleşmesi için lazım olan terbiye ona çok görüldü. Güzellik reçeteleri cildin üstüne işledi. Yaşam damarlarına sirayet edecek adaptan yoksun, saygı ve zerafet bilmeyen insancıklar zaferini ilan etti. ve sonra kendisine dönüp bir kere bakmayan insanlar gözlerini başkalarının üzerinde gezdirmeyi hayat sandılar. Zarif olmanın nefsin terbiyesinden geçtiğini unuttular. Adabın yolu nereden geçiyorsa belirsizliğin ufkunda yitirildi. Eşyaya, kıyafete, mala mülke hizmet eden, tamah eden, ruhunu tanımak istemeyen insanların talanına uğradı kalpler. ve sonra doğru olan yanlış bilindi, hakikatin dili kesildi. Ağzı olan konuşmaya başladı. Eğer bir insanın kalbini kıracak cürete ulaşmışsa kişi, şeytan bile hayretle izler o kibri...
Adap bilmenin yolu çoktur. Her kaybın merkezi dildir. Diline hakim olamayan insan kıskançlığın ve kibrin kölesidir. ve unutmamalı ki insan kınadığı şeyi yaşamadan ölmez, haset ettiği şeye kavuşmadan da ölür. İyilik elbette kıymetini bilene yaraşır ama kötülüğü bilip hâlâ iyi olmak nefsin sadakasıdır. Kalbimizden geçenleri bilen, mazlumun ve zalimin hesabını ince ince tutan Allah (c.c) her daim iyi insanlarla karşılaştırsın ve dünya hayatı bir sınav ise bu sınavı atlatmak için yürüdüğümüz yollarda kamil ve adabını bilen insan olmayı nasip etsin. Duanın içinde olmayan, duaya dönüşmeyen her söz israftır... Hesabını veremeyeceğimiz sözlerin dilimize varmayacağı yol, intizam bilen insan olmak nasibimizde olsun. Hiçbir zinet adap ve güzel ahlak kadar kıymetli değildir.
Ey gönlüm! Çalışıp didindiğim kârım yüzümdeki tebessümüm. Sevmem kıyaslamayı kimseyle kendimi. Topraktan bir elbise emanet aldım, payımı biçilen ömrü yaşamaktayım. Ben kulum, hatalarla yaşamayı öğrenmekteyim velhasıl hatalarını yüzüne çarpanlara karşı insanlık dersi öğrenmekteyim. Ben demek yerine hiç derim. Bir hiçi doldurmak için bile kendimi yetersiz görürüm. Hep hatayı, kusuru başkalarında arayan gözler, Allah kullarına kaç tövbe kapısı açmakta? Sonsuz... ve öyle bir sırrın sessizliğine bürünmekte ki bu kusurlar, yüceliğinde boynumuz kıldan ince... Birinin iyi bildiği diğerine kötü... Ey nefsim tek bir ölçü kâfi ise tebessümünde haller sakla, saklı olan ne varsa suskunluğun hazinesinde... Yol bilip şaşarsam, yorgun olup durursam, bugünü düne karışmış yarını belirsiz bir ömre aldanma... Sivri bir mızrak yahut dikenlerinden arınmış bir gül olur; "dilimi" gönlümün hizmetine verip tebessüm perdesiyle ört...
Read More

14 Mart 2014 Cuma

Kıyas

İnsan ne ile yücelir? Yüzüne dokunan tebessüm gerçeğe bürünmek için hangi şartlara ihtiyaç duyar? İlla ki bir şeyleri kıyaslamak gerekiyorsa insan en çok kendini tartıp dününü bugününe katması gerekmez mi? Gün gelip cevaplar bulamayacak, soru soramayacak takata bürünen insan, başka bir güne geçmişin birikimlerini toplayacak güçle uyanabilir. Hangi insan kaderin kendisine bıraktığı sahnede tökezlemez, nefesi kesilmez ve çoğu zaman yüzü kızarmaz. Hele ki o allar çoğunluğun noktacıklarında görünmez olmaya mahkumken... İç sesini duyamaz olduğunda insan, her göze yerleşen başka başka bakış açılarını memnun etmeye çalışacak kadar acizleşirken, susmalı insan. ve düşünmeli kendini kendiyle kıyaslayacak iradeye kavuşmalı. İnsan en çok kendiyle yarıştığında yorulmaz ve insan daima kendini sorgularken adil olmayı öğrenebilir. Yıllarla birlikte hâlâ damarlarında taze bir fidanın korunaksızlığı ile ulu bir çınarın sertliğini taşıyabilen narin bir organ ile büyür insan. Kalp, çocuk ruhu taşıyabilenlere hayatın gerçekliği arasından sıyrılıp kendi olma şansını tanır. İnsan kendi olmayı başardığında, kendine bir çocuğa bakar gibi sahip çıkar, korur, kollar ve şefkatin ellerinden hiç umulmayan sert kabuklara bürünmüş bir güce ulaştırır. Çocuk masumiyetini saklayabilmiş, daima gülümsemeyi başarabilen insan zaten gücün zirvesine yerleşmiştir. Bu sebeple insan en çok kendini bilmeli ama hatalarının onun mükemmele ulaştıran bir gereklilik olduğunu unutmayarak...
Read More

7 Mart 2014 Cuma

Hey Çocuk Baksana!

Tüm sözler tüketilmiş olabilir, belki en anlamlı belki en zarif cümleler sayfalara nakşedilip başka zihinlerle buluşalı çok oldu. Ama aynı sözcükler başka başka hayatlara pencere açabilecek kadar etkili ise yazmak kadar keyifli bir şey olamaz. Hele de yazmak "nadir" olan zahmetsiz mutluluğun kapılarını açıyorsa yüreğimize ve üstelik sadece bir kalp sizin yitik cümlelerinize sahip çıkabiliyorsa, kısaca yazmak hayata bürünüyor. Hayatınız yazmaktan ibaret olup size ait kalıntılar kaleminizin izinde aranabiliyor...

Merak eden ve soran arkadaşlarım için paylaşıyorum, kitabım çıktı. Kitapyurdu ve d&r sitelerinden ulaşabilirsiniz.

Sevgiler...


Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena