25 Şubat 2014 Salı

Taş

Taş yerinde ağırdır demişler. Yerini yurdunu bilen insan kendi ağırlığını bilip, her sarsıntıda terk etmez yurt bildiği evini. Bu insanların en belirgin özelliği başkalarından ziyade kendileri ile meşgul olmalarıdır. Kimsenin düşüncelerini, sözlerini yahut davranışlarını kendi inandıkları dünyanın temellerini sarsacak şekilde umursamazlar. Kendilerini seven insanlardan oluşturdukları çevreden beslenecek kadar öze bakarlar. Yersiz dedikodulardan kaçınmak için zihinlerini kendi eğitimlerine adarlar. Mutsuzluğun veya öfkenin faturasını yine kendilerine yazarlar. Çünkü kimseden beklentileri yoktur. Bilirler ki olgun insan kendi ayaklarının üzerinde durur ve yetebildiği kadar mutlu olmayı vazife edinir. İnsanlara anlatacak muhakkak bir şeyleri olur eğer yoksa zandan ve gıybetten olabildiğince kaçınır. Kıskançlık ve haset o yere yurda uğramaz. Ziyadesiyle kendiyle meşgul olmak, noksanlarını kapatacak özelliklere kavuşmak için çalışır, vaktini boş olmaktan uzaklaştırır ve kendi büyük dünyasıyla küçük detaylara takılmaz. Ama küçük şeylerden mutlu olmayı bilir. Bu insanların enerjisi ve anlayışı çoğunlukla sömürülür ve çevresinden hep özveri beklenen insan olur. Fakat o kişi bundan ötürü söylenmez ve bilir ki güçlü insanların sınavı da zor geçecektir. 
Read More

14 Şubat 2014 Cuma

Berrak

Kış ortasında doğan yalancı baharların pencerede bıraktıkları cılız yağmurlarda yaşamı aradım. Hem yalancı olduğunu bilip hem de güneşe kanacak kadar umudumuz aydınlıktan yanaydı. Ne vakit takvimlere isim koymaya kalksak, zaman önemini yitirircesine ilerledi. Sevgiye gün biçmeye gelmezdi. Her an "son gibi" yaşanmadığı müddetçe sevgi yalancı görkemli kılıflara yakışmıyordu. İçtenlikle ve nezaketle sunulan her davranış sevginin ruhuna bürünmesine sebebiyet veriyordu. Sevdiklerimizi incitmemeyi öğrendiğimizde en taze çiçekleri kalplerin baş köşesine yerleştiriyorduk zaten. Gülümsediğimizde naif bir örtüyle paketlenmiş bir hediye sunuyorduk aslında. Tatlı bir çift söz tüm dünyayı görmüşçesine ruhumuzu huzur iklimlerinde dolaştırıyordu. Sevgi simgelere sığacak kadar hafif değildi. Belki bir tüy kadar narin varlığı ile kalplere yerleşir ve hiç ummadığın bir vakitte şuursuzca o kalbin çatlaklarında kaybolur giderdi ama varlığı bir güne sığacak kadar değersiz hiç değildi. İmarı yıllar sürebilecek sevgi, bir kalbe sirayet ettiğinde türlü sarsıntılar yaşasa da kırıklarından yeniden tamir olacak kadar kudretle temelini derinlere atabilirdi. Velhasıl sevgi emek ve incelik ister. Sözlerin hoş olanından, davranışların naifliğinden hoşlanır. Hele ki sevgiye karşı sunulan hoşgörüyü asla pervasızca kullanmamak lazım. Sevgi iyilikten beslenir ve sabrını kalbin zarif elleriyle işlediği güzellikle birleştirir. 

Gözün güzelliğe meyli kalbin iyilikten başka mayayı tutmamasındandır. Kalp iyiliğin saltanatını sürdürebilirse gözün gördüğü güzellikten başka bir şey değildir. Hangi hakikat gerçek penceresini doğan her güneşe aldanıp açar ki? Bakmayı ve hissetmeyi bilen gözler ve kalplerin pencereleri hakikat güneşine doğru daima açıktır. Sevgi hakiki olma olunda kalbin terbiye gördüğü bir okuldur. Öğrenmek için yaşamak gerekir. Mesela mevsimleri bilmek değil hissetmek, hikayeleri okumak değil yaşamak mühimdir. Mühim olmayan ne varsa hayatın öğüttüğü nice sözler arasında kaybolup gitmeye mahkumdur. Sevgide hakiki olan hisleri öğüten bir değirmendir. Şuurunda olana uğramayacak, farkına varamayana misafir olacak kadar sınayandır. Sevgi nice sınavları verecek sayısız kitapların içinde yazılı, tükenmeyen konudur. Çehresi yağmur damlacıklarına dönük olanların gözünde biriken yaşları misafir edecek kalplerin hakiki yönüdür sevgi. Sevgi sevdiğini üzmemek için hüznün ağırlığını sırtında taşıyacak kadar güçlü, incitip incinmeye gelmeyecek kadar zayıftır. 

Sevgi cevherinde yanıp, kalp kademelerini aşıp sadece sevgiye özgü davranışlara bürünebilecek zamanlar için nice gün var. Nice günü sevgiye pay biçecek, hayatın çiğ görüntüsünden sıyıracak sonsuz neden var. Eğer yaşam
bir sebebe sarılacaksa bunun sevgiden başka bir çıkar yolu yok. Sevgiyi öğrenmek için hakikatın merdivenlerini berrak bir denizin sığ sularına bırakmalı. Güneş mavilikle buluşup gözleri alan bir parlaklıkla elini sevdiklerimizin eline bırakmalı. ve güvenmeli, güvenin sükunu ile sevmeli, iyi olan ne varsa sevmeli...


Read More

7 Şubat 2014 Cuma

Sadece Sen

Yazdığın hiçbir şeyi silme, yaşadığın hiçbir şeyden utanma. Hatalarının üstünü örteceğine seni sen yapan ne varsa benimse. Kimse gibi olmak zorunda değilsin. Kıyaslama kendini başkaları ile, başarılara imren ama kendini kimseyle tartma. Aşk da hiç hayıflanma, sadece iyi ve güzel olanın sevildiğine dair inancın nereden? Bazen zaman hızlı geçer, ürperirsin, bazen de kaybettiğin zamanların hesabını tutarsın. Oysa ki yaşam hataların ve sana ait kararların ile senin. En iyisi olmak zorunda değilsin, seni gerçekten seven insanlar tüm iniş çıkışlarında yanındadır. Çok başarılı, mükemmel olduğunu farz et; seni yine eleştiren ve takdir etmeyen sayısız insan olacaktır. Yani yaşa, kendince yaşa. Seni sen yapan meziyetleri kaybetmeden yaşa. Senin kusursuz olmadığını bilenler yanında olacaktır. Hatta kimse için yaşama, ömür dediğin şey seni mutlu edecek sebepleri yapman için bile bazen kısa. Kim yalnızlığına dokunabilecek dünyadan göçtüğünde? Tüm sevgiler uzaklaşmak zorunda kalacak. Öyleyse kendini anlatmak zorunda olmadığın bir dünya oluştur ve yaşa. Sadece kendin inansan bile güvenini yitirme, insan kendini heba edecek kadar aciz, mutlu edecek kadar yüce olabilir. Ama asla karamsarlığa kapılıp da boşluğa düşme. Hiçbir şey yapamıyorsan hayal kur. Hayali olan insanın yürümeye her daim cesareti vardır. Yine de soluğu küstürme. Elini kolunu bağlayıp kendini salıverme. Her insanın kendine ait bir meziyeti vardır. Sadece onu keşfetmek bile yeterlidir bazen. Haklılığın için savaş verme, kendinle barışık olman savaşmadan başarmanı sağlar. Sevgi için dilenme. Seven insan sevgisini cömertçe sunar. Eleştiriye açık ol ama seni aşağı çekecek lafları duymazdan gel. Oku, öğren ama bir çocuk gibi küçük şeylerden mutlu olmayı ihmal etme. Çevrene güneş gibi ol, mutluluğunla aydınlat, hüznünü yansıtma. Çoğu insan derdini anlamaz, dile düşen dert sarmaşık gibi ele geçirir seni. Susmak ne yapacağını bilmediğin anlarda seni kurtarır. Gülümse, en güzel hediyedir zira. Çalış, çabala ve elinde olanlarla mutlu olmaya çalış. Kalp gözün yükseği görsün, sureti gören gözlerin yokluğa baksın. İnsan doymayı bilmez çünkü. Sana kıymet veren insanları üzme, üzersen de hatalarına takılıp kendini ziyan etme. Yaşam kusursuz olmayı değil, kendince bir şeyleri iyi yapabilmeyi istiyor. Takdir edilmeyi bekleme, insanlar eleştirmeyi sever. Bin iyilik bir hata ile silinebilir. Öyleyse amacın kendini mutlu etmek olsun. Mutlu insan ne kadar sınanırsa sınansın kendini sevmekten vazgeçmez ve kaderinde kendine biçilen hayattan iyi paylar almayı bilir. Bu yüzden kendine ait ne varsa benimse,sev ve hep gülümse... 
Read More

4 Şubat 2014 Salı

Mesafe

Bir şubatlık mesafendeyim. Önümde uzanan mevsimlere dokunan, görünüp kapanan gündüzler, içimdeki güneşten beslenirken, sen kalbim kadar uzağımdasın. Mesafe sözcüğü içinde sen olduğunda uzaklıktan soyutlanmış, bekleyişe bürünmüş, gecelerde uzadı.Yıldızlardan bir ipucu alır, seni ararım, mesafeler kadar uzanırsın hayallerimde. Yok yazamam hatta susarım. Düşünmekten bile haya ederim. Güzelliğini bozmak istemem, gözlerime doğadan eşsiz benzersiz senler seçerim. Sevginin ıtrı çevreler etrafımı. Bekleyişler hoştur aslında. Aşka sınanmak yaraşır der, mesafeleri sana benzeyen güneşe, yıldıza kondururum. O zaman denizler yazmaya başlar, yazdıkça sizler sana dönüşür, ben sana, sen aşka... 

Heyhat korkusuz görünmek neyime. Aşk denizine düştüğümden beri ne konuşmaktan ne susmaktan yarama merhem buldum. Mesafeleri aştıkça bekleyişleri sevdim, o zaman seni yaşadığımı farz ettim.Yazmam dedim ya, kalem elime dokunmadan damla damla denize düştü. Sonra harfler kabuklarına bürünüp nisan yağmurlarını bekledi, yine bekledi. Dedim ya, deniz çöle dönüşürken arasında bir mesafelik bekleyiş vardı. Aşk mecnunu seçerken beklemenin kendisini aşka dönüştürmekle nasiplendi. Yağmursuz kurak ateşlerde pervane olduğum bekleyişlerden, kana kana yaramın acıdığı bülbüllerin nağmelerinde bekleyişlere ad koyduğum zamanlarda bitmedi. Bazı bekleyişler sessiz, bazıları derin yazılardan şiirlere dönüştü. Hep bir adımlık mesafe vardı, o bir kalplik boşluklara dönüştü. 
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena