14 Ocak 2014 Salı

Eski Cümleler


Yazıldıkça cümleler eskimez, ne kadar kalemi kağıda dokundurursan yeniden doğar güneş misali yazdıkların dünyana.. Tekrarlamaz aslında sözcükler. Her mana yeniden keşfedilmek için yazılır. Aynı kelimelerle sayısız hikaye anlatılabilir. Çok şey söylenmiştir, yeni bir yüze cazibe azalmıştır belki. Ama her yüzün kendine özel varlığına kim söz söyleyebilir. Çoğu zaman bir kalbin içinde yankılan sözcük, diğer bir kalpte tarumar olur anlaşılmaz. Kime ne, sözcüklerim bana ait olmayacaksa yaşamın hangi renginden söz edilebilir. Herkesin bir fikri olsun, dünyaları kurtarsın. Benim zihnimde belirmeyen ışık, başkalarını aydınlatsa ne yazar. Kendime ait olmayan sözcükler değişik manalara bürünürse, benim yitirdiğim yazılamayanlar nereye sığar?

Tersinde döndüyse düzen, yazdıklarım kendi başına konuşur olduysa eğer neden beklemekteyim cümleden kalbe dokunan cümleleri işitmeye... Sonsuzluğa bırakacağım bir iz ararken, kalem ne vakit elime değdi de, yaşamın kendisi oluverdi. Düşündükçe eskir yaşananlar, yazıldıkça büyür hikayeler. Düşüncenin zincirlerini derin manalara indirmeye kaç an kuvvetin yeter. Bazen dilini kıpırdatıp, yüreğini ayağa kaldıran sözcükler kaleme yabancı olup kaçışmaz mı sağa sola. O vakit daha çok severim yazmayı. Yazdıkça hisler büyür. Öyle söz gibi yitirilmez de üstelik kıymetlendikçe kıymetlenir... İnsan susarsa marifet olur da, kalem susunca en büyük kusura dönüşür tüm takındığın bilgeliklerin. Yazdıkça cümleler eskimez aslında hikayeler büyür...
Read More

13 Ocak 2014 Pazartesi

Kandil Güneşi

       Elbette havaların morale etkisi vardır. Gün güzel bir geceden yol aldıysa, ufukta gönüllerden akan bir nehrin sularından akis yapan bir güneş vardır. Yüzlerde tebessüm varsa, kalpten yükselen zikirlerin ferahlattığı dualar vardır. Aciz bir ruha yansıyan güneşin, kışın rehavetini atacak morali vermesi kaçınılmaz da, aç kalan gerçeklere hakiki yiyeceğini vermek niye o kadar zor? Sabah olur, gece biter. Gün yeniliğe açılırken ömürden eksilir. Oysa kalpler ne kadar hazırdır; kendi güneşini doğurmak için toprağa karışacak bedenini yolcu etmeye? Bilip de yapamamak mı, yapıp da kıymetlendirememek mi daha büyük kusurdur... Ele geçen zamanlar lütufken geçip giden kıymetler nerededir? İnanmanın süsünü takınmayan beden neyle halini anlatacaktır? Söz tavırla işlenmedikçe parlamaz ki... Parlaklığını görmek için ateşler içinden çıkmayan nefsin ne de çok sesi çıkar. Görünende gözün olunca görünmeyenin ebediyeti pişmanlıklara dönüşmez mi? Cezası mükafatı yanında, bu dünyanı da imar ederken, iki dünyayı da yıkmak niye? Hoş kalınmadıkça gönüllerde, rıza gözetmedikçe doğan güneşin batacağını bile bile yalancı baharlara amelleri heba etmek akıl kârı mıdır?

     
        Kandil sabahı geride kalan gecenin bereketinden, yarını düşlemeyecek uzun emelden, şimdiki âna sirayet edecek amelden kendine kalanı düşün... Elbette hiç batmayacak bir güneş var, yaratıldığımız topraktan geçip iki dünyayı da cennet yapabilene görünen...
Read More

4 Ocak 2014 Cumartesi

Ömrüm

Tadı yok bu yalnızlığın, hep yanımdasın. Çalan bir şarkıda, aşkın geçtiği satırlarda. Cama vuran yağmurun sesinde, güneşin renklerinde... Biraz sen varsın; içimde nefes almamı sağlayacak kadar. Ne günler geçti. Ne acılar devrildi ama hayalin hep daha da canlandı. Kalabalık yazdım, her anlamın altında senden bir düş geçti. Düşler gerçekliğe dokunduğu an uzaklaşan adında mutluluğun anlamını bulmuşken yazmadım... Yazdıkça ses bulan seni içimde yaşatmaya karar verdim. Sen gölgesi vurmayan kalbini örten sözcükleri sustururken ben seni her geçen gün daha çok sevdim. Yalnızca yıllara meydan okuyan cesareti verdiğin için sana kanmaya hep hevesli oldum. Gözlerinde derin bir buğu, toparlanmış düşmeye meyilli yaşların var. O yaşlarda uçmaya ömrünü adayacak bir ben var. Benim özgürlüğüm senin gökyüzünde uçacak kadar... Senin yollarına çıkacak kadar pervasız... Seni düşlerken gerçekliğimden olacak kadar tutsağım. Tebessümünün kıyısında bekler, gözyaşlarında şemsiyesiz yürürüm. Bahar gibi açan gülüşlerinde bir mevsimin günlerini ömür bilirim...
Read More

3 Ocak 2014 Cuma

Ezgi

Uzun müddet martıları seyrettim. Sonra kışın esir aldığı İstanbul'un gri renkler arasında kaybolan tebessümünü aradım.  Titreten soğuğa esir düşmemek için hızlı adımlarla yürüdüm. Denizin tonları, ağaçların yaprakları şehri terk edeli çok olmuştu. Kış, insanı yanılgıya düşüren bahara gebe bir mevsimdi. Aylar geçiyordu. Güzün hüznüne nazireler yaparken, takvimler cömertçe dökülmüş   kaderimize yazılıyordu. Şehir kendini büyülü kılan yalnızlıkları beslerken, kalabalıkları yutuyordu. Boğaza nazır yalnızlıkta, İstanbul'un makyajsız yüzüne bakıyordum. Gözleri yorgun ama güzel, çizgileri derin fakat kendine has bir havadaydı... Her gün tazelenirdi İstanbul. Çehresine bilmiş edasını yerleştirip, gülüşlerini kendine uzun uzun bakmayı bilenlere hediye ederdi...

Sonra bir banka oturdum. Birkaç sayfa kitap okudum. Yalnızlığı iyi bilenlere güzel kareler sunan şehrin koşturmasına kapılıp denizin kenarında bir nokta olana dek yürüdüm. Düşününce, melankoliyi çağıran havaların yalnızlığı çok sevdiğini anladım... 

Hayal gücünün sınır bilmez iklimlerine vardım. Güneş ve çiçekler, yağmur ve toprak kokusu hepsi bir aradaydı. Bir dala dizelenmiş kuşlar, bisikletini süren genç, sabah yürüyüşünde yaşlı bir teyze. Etrafa umudun fotoğraflarını serptim. Bir çok gülümseyen insan, bir park dolusu çocuk ve göğe değen cıvıl cıvıl sesler... Mutluluktan bir daireye aldım kendimi. 

Geceye varan güneşleri, sabaha bakan ayları düşünüp, ruhumda çalınan ezgileri söyledim. 
Read More

O Küçük Kız Hala Gülümsüyor... Yalnızca Siz Duymuyorsunuz!

Mobil teknolojileri gençler her zaman daha yoğun kullanmış ve faydasını daha çok görmüştür. Ta ki 1 Ekim 2013’e kadar... TENA tarafından gerçekleştirilen yaşlılara özel sosyal sorumluluk projesinde, mobil ve internet teknolojileri, yaşlılarımızı mutlu etmek ve onlara unutulmaz bir gün yaşatmak için kullanıldı. Dünya Yaşlılar Günü’nde tüm Türkiye’nin sesini huzurevlerindeki yaşlılara ulaştırmak ve onları hatırlamamızı sağlamak için, dünyanın lider yaşlı ve hasta bezi markası TENA tarafından bir interaktif banner kampanyası gerçekleştirildi.

Gün boyunca www.hurriyet.com.tr ‘deki bannerlarda ve www.herzamangenc.com ‘da gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesinde; mobil teknolojinin gücü, internaktif bir video banner ile mutluluğa dönüştürüldü. Sabahtan akşama kadar yayınlanan reklam bannerlarına tıklayanlar, açılan ekrana cep telefonu numarasını girerek, saniyeler içinde çalan telefonlarının diğer ucunda bir huzurevi sakininin sesini duydular ve dünya yaşlılar gününü kutladılar.

Bu sürpriz kutlama kampanyasının iç ısıtan görüntülerini izleyince, kendinizi bir huzurevinde ya da bir aile büyüğünüzü ziyaret yolunda bulmanız kuvvetle muhtemel.

Bu kampanya, bir taraftan huzurevlerindeki yaşlılarımızı 1 Ekim boyunca aldıkları telefonlarla mutlu ederken, diğer taraftan 12 Kasım günü ödül töreni yapılan Mediacat Felis Ödülleri’nde 2 dalda aldıkları yaratıcılık ödülleri ile hayatlarındaki en özel anlardan birini yaşatmış oldu: http://www.herzamangenc.com/11/en-yaratici-dijital-sosyal-sorumluluk-projesi/  

Siz de bu sosyal sorumluluk kampanyasına destek olmak ve huzurevlerini aradığımızda yaşlılarımızın yüzlerinde yaratabileceğimiz mutluluğu etrafınızdaki kişilere anlatmak için kampanya videosunu #bukızıgüldür hashtagi ile paylaşabilirsiniz.

Bir boomads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena