13 Ocak 2014 Pazartesi

Kandil Güneşi

       Elbette havaların morale etkisi vardır. Gün güzel bir geceden yol aldıysa, ufukta gönüllerden akan bir nehrin sularından akis yapan bir güneş vardır. Yüzlerde tebessüm varsa, kalpten yükselen zikirlerin ferahlattığı dualar vardır. Aciz bir ruha yansıyan güneşin, kışın rehavetini atacak morali vermesi kaçınılmaz da, aç kalan gerçeklere hakiki yiyeceğini vermek niye o kadar zor? Sabah olur, gece biter. Gün yeniliğe açılırken ömürden eksilir. Oysa kalpler ne kadar hazırdır; kendi güneşini doğurmak için toprağa karışacak bedenini yolcu etmeye? Bilip de yapamamak mı, yapıp da kıymetlendirememek mi daha büyük kusurdur... Ele geçen zamanlar lütufken geçip giden kıymetler nerededir? İnanmanın süsünü takınmayan beden neyle halini anlatacaktır? Söz tavırla işlenmedikçe parlamaz ki... Parlaklığını görmek için ateşler içinden çıkmayan nefsin ne de çok sesi çıkar. Görünende gözün olunca görünmeyenin ebediyeti pişmanlıklara dönüşmez mi? Cezası mükafatı yanında, bu dünyanı da imar ederken, iki dünyayı da yıkmak niye? Hoş kalınmadıkça gönüllerde, rıza gözetmedikçe doğan güneşin batacağını bile bile yalancı baharlara amelleri heba etmek akıl kârı mıdır?

     
        Kandil sabahı geride kalan gecenin bereketinden, yarını düşlemeyecek uzun emelden, şimdiki âna sirayet edecek amelden kendine kalanı düşün... Elbette hiç batmayacak bir güneş var, yaratıldığımız topraktan geçip iki dünyayı da cennet yapabilene görünen...

0 yorum:

Yorum Gönder

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena