23 Nisan 2013 Salı

Kitabım İçin Geri Sayım

Yazmak benim için yaşamın nabzını tutmak, kendime sığınmak ya da fark etmek, görmek, duymak, kısaca her şeyim. Yazmaya dair sevgimi satırlara işleyerek ilk kitabımı yazmaya başladım. Yaklaşık dört ayda da tamamladım. Şimdi kitabım üzerinde son çalışmaları yapıyorum, umarım satırlarım kalbinize dokunacak... Kitabım sizlerle buluşmadan önce paylaşmak istedim.

Sevgiler...

Canan Acar


Read More

20 Nisan 2013 Cumartesi

Doku


Dünü düşündüğüm zamanların, düne kavuşmak olduğunu bilmeden düşündüm, yaşamı hiç bitmeyen lütuf gördüm, belki zamanın kıymetini bilmek için yaşamın nabzına dokunmak lazımmış.

Uzandım, kalbine dokundum yaşamın; yaşamak sadece nefes alıp vermek değildi, kendi dokundan desenler üretmek, yaşamın ardına iz bırakmaktı.

Yarına dair cümleler kurarken, geleceği tükettiğimi unutmadan, ansızın aralıksız yaşamı hissetmeye çalıştım. Her an, her dakika saatlerin yaşama ait bir çağrı olduğunu düşündüm. Kendine dair desenler çizebilmek için yağmuru, güneşi aynı duyguyla kucakladım.

Nihayet zaman tükendi, kendimi fark ettiğimde, anladıklarım yaşamı hızlı bir trene emanet etti neredeyse.El sallayacak vedalar kalmadı koşturmalardan; koşarken nefesler tükenince dahi yaşamı unutan kaderlerin şuuru asılı kaldı, hayalleri susturan gerçekçi maskelerden.

Gerçek ile maskenin buluştuğu cümleler türedi, türerken zaman tükendi. Zaman kayıp giderken tükenen sadece yaşamların bir nebze dokunuşu oldu hikayelere. Hayatı hissetmek için kendi yaşamına dönüp bakmak kadar acı veren ne olurdu... Kendi hayatını izlemek için, bakmak, baktığını görmek, kendi kalbini tanımak, tanıdıkça yaşamak, kendine ait bir dünyanın kendine özgü imzasını atmak, bir surete sadece bir hikaye sığdırmak. Hayat;
özetle tanımak...
Read More

17 Nisan 2013 Çarşamba

Söz

Sebepsiz suskunluklarım var, cebimde tükenmiş kelimeler, anlamsız ayrımlar var yollarıma düşen. Gözlerimde biriken yaşların, esen rüzgardan kaynaklı akışları yok, başka neden aramak niye? Nedenleri düşündükçe havadan sudan yazılara dönüşen sözler var.

Konuştuklarım var, anlamayan kulaklarda yitirilen. İnce taşların kabalıkla elenen bir hükümle ziyan olduğu. Sözlerim var, üç günlük dünyada öz olmaya niyetli. Kimse dinlemiyor kimseyi, hangi durakta ineceğimiz meçhulken, uzun hülyaların kaybettiği anlık zamanların yitirilmiş çehreleri asılı duvarlarda.

Zaman geçiyor geçmesine, eledikçe insanlıktan kalan kaba kaba canlılar var. Sıfatları atamamış, gözleri gönüle bağlamamış kişilerin insaniyetlerini kaybettikleri bir yer var. Adından şüphe, varlığından emin, zamandan çıplak kalmış. Anlamsız gibi görünen, uzun yollara çıkan sözcüklerim var, gizeme saklanmış, aşikar olmaktan hep kaçınan kelimelerim; var; yok gibi görünen...


Read More

13 Nisan 2013 Cumartesi

Kalem

Yalancı bahar mola vermiş, sabah olunca gerçek yüzünü güneşin ardından göstermiş.

Aylardan nisan, vefalı dostum kalem yağmurları sever; hava ne zaman soğuk kılıfına bürünse kalemin mürekkebi damlamaya başlar.

Bahar göz kırparken güneşin elini tutmuş, ben de çiçeklerin kokusunu içime çeker gibi satırları işlemekten durmam.

Yeşilliğe gebe çimlere ayaklarımı değdirir gibi sayfalarımda dolaşırım yazarken. Beyaz sayfalar kelimelerle doldukça fidanından filizlenen tomurcukları seyreder gibi neşelenirim.

Vefalı dostum kaleme daha sıkı sarılır, bu defa güneşin ona değmesi için pencere kenarına oturur, rengarenk olmaya meyilli doğanın güzelliğini ona akıtırım.

Aslında anlatmak istediğim hüzün değil velhasıl ne zaman yazsam hüzün büyür cümlelerde. Hava güzel ise kaçmamak lazım yazmaktan. Bir nebze neşeyi yansıtmak, hüzünden uzak memleketlere taşımak kelimelerimi; öyle düşüncelerim var ki sana dostum vefalı kılmak değil sadece amacım, kendimi tam manasıyla sen de bulmak... Hüzün seven satırların mutluyken daha ihtişamlı göründüğünü bilmek, mutluluğun en çok yazarken yaşadığını hissetmek. Kalemi dostu olanların güneş ilhamı olmalı der, bir de yaşamak adına doğayı kucaklamaktan vazgeçmem, dostların hatrInı eşit tutar, satırlarımda ruh bulacak anlamları aramak için şehrin neşeli kıpırdanışını izlemeye giderim...
Read More

12 Nisan 2013 Cuma

Gül Olmaksa Niyet

Gözlerime bir mühür sürülmüş, baktığım yerdesin, bu yüzden mi hoştur her gördüğüm...
İşittiğim ne varsa sesinden duyulur, bir kadife letaif, bülbüller utanır dinlenmeye,
Baharı yadırgamaz gözlerim seni göre göre, kuşlardan da yükseklere kanat çırpar yüreğim sana baktıkça...

Çiçeklerin renginden kokular teninde, kokusu misk, amber, gül... Yahut bir cevher ki gözleri kamaştıran gülüşler. İnciden misal derinlere saklanmış naif yüreğinde sedef sedef kelimeler dökülür dilinden.

Kendine has kalbinden, hassas sözcükler çıkarken; bahar seni anlatmaya en müsait zamandır, öyle ki vakit bekleyişin muradına erdiği zamandır. Gönülde taht kuran afitab, sözüm sana ulaşana dek bülbüllere emanettir. Gül olmaksa niyetim gonca olacak sabrı işlemem gerek, dinlemeyi bilecek, işitmeyi öğrenecek bir yüceliğe erişmeliyim.

Sabah yelinde esen ıtırda, bir kelebeğin kanat çırpttığı günlerin sayısınca, lalenin arzı endam ettiği süre zarfınca görmek nasipse, bir ömür anlatmaya, kalemimi aşkın mürekkibine daldırmaya razıyım. Öğrendiğim ne varsa bir periden çalınmış güzellikten bir damla aşktır.

Baharı yüreğe getiren yar, sevgili, canan, adını anmaya var mı izin? Yoksa baharlar gördüğüm rüyaların yalancısı mı?

Seni gördüğüm gün zümrütler, elmaslar kuşatttı tabiatın bileğini, seni tanıdığım gün hayat servetini sundu yüreğime, salındın ya serviden nasiplenip, ahudan gözlerle, vakit aşkın bahara eriştiği zamana denk düşer.



Read More

10 Nisan 2013 Çarşamba

Rengarenk Bahçeler

Güneş açtı mı dağılır tüm karamsarlık bulutları, bir de gözlerinde kalbinden değen bir aşk varsa baharlar baki kalır.
Çıkmaz sokakların sonunda nice gizli tüneller barınır. Dışı koyu içi rengarenk bağ bahçe. İnanmak güçtür çoğu gerçekler hayal gibi gelir insana.

İnsan bir kişinin sözüyle tüm dünyaya küsüp, bir insanın sözüyle mevsimleri fark ediyorsa sevginin sihrini hayal sanmamak ne mümkün...

Korkmadan daracık, karanlık geçitlerden yol almaya cesaretin varsa gök gibi sınırsız toprağı adımlayıp, sevincin havasına kapılabilirsiniz, sevgi alışkanlık yapar, kin taşımak yorucudur.

Sevgiyi bir an olsun tanıyan kalplerde her gidişatın sonunda uzanan rengarenk bahçeler vardır. Bu cesareti gösterebilmeye yaşam denir ki baharlar bu yüzden vardır, her yokuşun sonunda varılan gülşeni hatırlatmak için...
Read More

...miş

Çaresizliğin anlamını düşünmüşler uzun süre, düşünmekten kaynaklı çaresizliklerin çözümünü düşünürken kaybetmişler. Düşünen de düşünmeyen de bir noktada buluşuyor diye karar kılıp yollarından gitmeye devam etmişler. İnce bir çizgiyi atlamışlar. İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin arasında hep ince bir çizgi vardır, tıpkı günah ile sevabın arasında olduğu gibi. Düşünürken unuttukları bir şey varmış, çaresiz gördükleri her detay kendilerine tuttukları bir ayine misali imiş. Nasıl hissediyorsanız öyle yaşarmışsınız. İnançlar hayatınızı idame ettiren sarsılmaz yönetimdedir çünkü.

Düşüne düşüne fark etmeyi unutan duyular gördüğüne inanmaya başlamış, öylesine savrulan sözcükler hayat stiline dönüşmeye başlamış. Lafta olan inançlar alışkanlıkların ezici gücünde yitirilmiş. Yaşamların bir ayna olduğunu unutmak, her tarafa saçılan aynaların kanattığı kırıklarla bezenmiş. Suç da ceza da yükümsüz kalmış, en iyisi olduğuna bırakmak deyip umursamamazlık en iyi çıkış zannedilmiş. Oysa ki insan önce kendi için yaşar sonra edindiği yaşam stilinde başkalarına yer açarmış. Düşünmek beylik lafları doğurur ya susarak düşünmeyi seçip batan kırıkların acısını hissetmeyecek kadar uyuşmuş.

Velhasıl gel zaman git zaman insan yaşadığını zannetmiş oysa ruhu çoktan yedi kat toprağın altında çürümekteymiş. Bedeni de sağlıklı kılan ruh, onarımdan yoksun insanların elinde kaba saba bir şekle bürünmüş, oysa ki ilk önce ruhlar ölürmüş...
Read More

9 Nisan 2013 Salı

Sığınak

"Dünya çok kirli... Yüreğin temiz kalmışsa sığın oraya. "



Yağmurun yağmasını bekliyorum, kalbime birikmiş izleri silsin mevsim gibi, zaman geçsin de hafızada beliren hatıraları iyi diye nitelendirecek bir pusa bürünsün. 

Anlattıklarım kendime, çoktan anlaşılmanın çok güç olduğu bir dünyayla tanıştım. Zaman birikimlerimi değerlendirir bir ben daha olmadığımı hatırlatır bana. 

Yargılar, anlamsızlıklar en fazla da bir sınıfa dahil olmayan ruhsuz insanlar, dünya çoktan kirlendi, kirini alacak yağmurlara ihtiyaç var. Belki güneş çoktan yerini aldı kara bulutları dağıtacak bir güneşe gereksinimi var.

Read More

8 Nisan 2013 Pazartesi

Bilemem









   Bu yağmurlar nisanın içine sığınmış bir kış gibi içimi üşütür, 

Bir yanımda bahar saklanır, bir yanımda kış bekler, 
hangisi gerçek bilemem ...




Read More

Ruh

İçimde bir yalnızlık var büyüttüğüm, 
Hiç konuşmaz,
Ne zaman kalabalıklara karışırım,
O an avazı çıktığı kadar bağırır.

Yüreğimde bir bahar var sakladığım,
Ansızın gelir,
Hangi vakit fırtınalar çıksa,
O zaman beliriverir mevsime.

Sözlerimde güven kelimesi var,
Dilimi kemirir durur,
Zaman olur insanları tanırım,
Ufalanır gider, izi kalmaz.

Gözlerimde umut var,
Işığında saklanıp, bakışlarında ele verir kendini,
Hüzün bulutları birikirken,
Bir damla yaşta bırakır kendini.

İnandığım kelimelerim var; yersiz yurtsuz,
Yolculuğunu hayatın çizdiği,
Sığamaz barındığı kalbe bile,
Ne vakit yazılırsa o zaman bir ruhu olur...
Read More

7 Nisan 2013 Pazar

Ölümsüz Kareler

Düşünüyorum kaç kere yıldız kayarken gözler dokundu geceye, yağmur yağarken ne zaman sindire sindire toprak kokusunu içimize yürüdük, şehrin sokaklarında güneşi ne zaman doyasıya izledik, sıcaklığını hissettik, hangi mevsimi fark ettik yaşarken, kuşların göç ettiğini, çiçeklerin nevbahara hoş karşılamasını yakaladık mı zamandan, çayı, kahveyi ne aralık huzuru dinlerken yudumladık, ağaçların tomurcuklarını ne zaman fotoğraf karesinde ölümsüzleştirdik, ömrümüzden geçen kısacık anları ne vakit ölümsüz kılmaya vakit ayırdık, sevdiklerimize kıymetlerine yaraşır bir tebessüm ne zaman hediye ettik, kış, gri örtüsünden vedalaşırken geçen günleri hesapladık mı hangi safta kaldı, iyi, kötü, ya da geçip giden... 

Ne ara kendimiz için severek çalıştık, ne ara sevmeyi unutup hayatı hesap kitabın arasında kaybettik. Gök kuşağını kaç kere yakaladık,bir çocuğun saf yüreğine en son ne zaman dokunduk kalbimizle, hangi ara iyilik yaptık karşılık beklemeden, ne zaman bir kitabın sayfalarında kaybolup mutluluğu demledik zihnimizde, ne vakit havayı içimize çektik, bir selam edip bir yürekten beslendik, küçük şeylerden mutlu olmayı ne vakit unuttuk, ne vakit planladık hayatın bu kadar uzun olacağını, doyumsuzlaştık elimizde olanlara... Ne vakit yaşarken yaşamın renklerine göz yumduk.

Şükretmeyi ne ara lügattan kaldırdık, rüzgarı ne ara içimizde hissedip ısıttık kendimizi güneşimizle... Ne ara yaz ne ara kış aralandı ömürden, bu kadar hızlı kılan neydi zamanı, kaçırdıklarımız mı, yaşamdan es geçen ölümsüzleştirilmeyi bekleyen kareler mi? Ne ara hayatı bu kadar boş verdik sözde önemserken....

?
Read More

5 Nisan 2013 Cuma

İzler Olduk

Gözlemlemeyi seviyorsanız ama kastettiğim irdelemek asla değil, hayattan kendinize pay çıkaracak bir sürü malzeme çıkarabiliyorsunuz. İnsanların arasındaki iletişimsizliğin kabalığa vurduğu noktada ne eksik diye, birbirine sesini yükselten, kaba sözler sarf eden insanların eksiği nedir diye düşünürüm.

Yakın zamanda şahit olduğum bir görüntü benim zihnimde bu soruları tekrar düşünmeme yol açtı. Doktora giden bir kişi bu kişiyi "beyefendi" diye tabir etmek mümkün değil; sadece beklemek zorunda olduğu için doktora özellikle bir bayan doktora ağza alınmayacak hakaret ve söylemlerde bulundu. Hayretle gördüm ki cehalete teslim olanların cesareti o derece fazla. Zarafet ve incelik ancak mütevazilik ve erdemlerin birleştiği insanlarda görülebilir. İnsanları meslek veya cinsiyete göre sınıflandırmadan genel hatlarla ele alırsak; benim en çok üzüldüğüm nokta kendine hakim olamayan bir insanın hayat boyu bu noksanlığını fark edecek duruma gelemeyecek olması. 

Bir insana karşı sesini yükseltmek veyahut sert söylemlerle üste çıktığını zannetmek yanılgının en büyüğü. Öfke ve sinirden kaynaklı tüm davranışların kökeninde cehalet yatar. Bilgi erdemleri davranışlara işlediğiniz an kıymetlidir. Bu yüzden kişinin eğitimi en çok da kendine karşı verdiği sınavda aldığı sonuçlardır.

Toplumda eksilen sabır, anlayış ve hoşgörünün temelinde "izlemek" yatıyor. Sadece izleyen bir toplumdan ne derece ilerleme kaydedilebilir? En küçük detay gibi görünen davranışların bütüne vuran bir eksikliğin dışa vurumu olduğunu unutmamak gerek. İzliyoruz, ekranlara kilitli yaşıyoruz. Hoşgörü ve nezaketi kazandıracak bilgiden ve kültürden edinebilmek için okumaktan ve öğrenmekten hayli kaçıyoruz. Gözler; izlediği boş kareleri  sadece gereksiz sözlerle gösterse iyi; gittikçe kabalaşıyor ve insan olmanın en temel hususlarını unutuyoruz. Tepkiler sertleştikçe insanlık düşüyor oysa ki.

Ruhumuz bize bir emanet, ruhumuz; bizim doğamızda, bizim iklimimizde büyüyen bir fidan. Mevsimine göre dirayetli ve hoş görünüme sahip olması için eksiklikleri ve fazlalıkları daima görüp kökleri gittikçe sağlamlaşan bir hale getirmeliyiz. Nasıl ki dış görüşünüze belli bir zaman itina etmeyi bırakırsanız temizlikten uzaklaşır, hırpani bir görünüm elde edersiniz ruhumuzda böyledir. Daima, günlük olarak; belli bir olgunluğa  ve belli insani kalıplara oturmak için bakıma muhtaçtır karakterlerimiz. İzlemekten çıkıp, öğrenen, araştıran, okuyan ve bildiklerini karakterine sindirebilen, insan sözcüğünü taşıyabilen ruhların çoğalması dileğim.  Cehaletin sert kabuğundan ilmin naif dokusuna kavuşan insanların her daim var olması dileğim... 

İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir .




Read More

3 Nisan 2013 Çarşamba

Yaşanmışlık İzleri


İnsan neyi çok telaffuz ediyorsa ondan yoksunmuş...
Arayışların izi sözcüklerde saklıymış.

Her şey fani düşününce. Kalıcı olan toprağın altını delip geçen sapasağlam bir kalbin sonsuzluğa uzanan katmer katmer iyiliğiymiş.

Hatasızlığın soğuk yüzündense hayatı öğrenmenin verdiği telaşlar, ter içinde kalmış yaşanmışlıkların pürüzsüz tabloları yıkan endamı... 

Karışık düşünceleri sıraya dizen hisli konuşmalar.
İnsan en çok neyi arıyorsa sözcükleri onun için susarmış.
Bin kayıp, bir his, bir hissi kazanmaya bir ömür, anlaşılmak için bazen yetersiz zamanlar.

Zamandan anladığım hızla geçen bir mefhum. Saatleri durdurmanın çaresi kelimeleri can alıcı noktaya tutturmak; yüreğindeki bam teline...

İnsan en çok neyi özlüyorsa ondan konuşurmuş, bir de yazıya kana kana içirilen duygular, işte onlar zamansız tarifsiz...

Read More

Bakış Açısı

Her düşünce kafamızın içinde şekillenip bakış açımızı ona göre yönlendiriyor. İnsanları zihnimizde oluşan bakış açıları ile yönlendiriyoruz. "Kendine özgü" kalabildikçe sağlıklı görmeyi öğreniyoruz. Bağımlı kişilikler genellikle sevdikleri insanların yönlendirmesi ile duygu ve düşüncelerini oluşturuyor. Oysa ki sevgi bağı kendine ait alanın ihlaline izin vermemeli. Kendi karakterine müdahaleye izin vermeyen insanların daha sağlam dostluklar kurduğunu emin olabilirsiniz. Kafamızın içinde barınan düşüncelerde hayatın değişen yönüyle orantılı değişiyor ki değişmemek kendini hapsetmekle eşittir. 

Fikir danışmak, beğeniyi değerlendirmek elbette ki insanın paylaşım yönünü destekler velhasıl kişiliğiniz her rüzgara göre yön değiştiriyorsa bu konuda alarm çalıyor demektir. Karakteriniz kimseye saygısızlık yapmadığınız müddetçe kendi olma hakkına sahiptir. Fikirlerinizi ve "ben" olma özgürlüğünüzü yitirmeyin. Unutmayın insanların size davranışları kendinize kurduğunuz dünyanın yansımasıdır; o dünyada kendinizi zihninizde yaşatıyorsunuz.

Değer yargılarınızı, duygularınızı başkalarının ulaşabileceği seviyede bırakmayın, kimse kimsenin iç dünyasında neler yaşattığını bilemez; sonuç olarak sizi kendiniz olma yolunda olumsuz etkileyen tüm bağlardan kopacak cesaret ve bilgiye sahip olmak için asla hareketsiz kalmayın. En ufak değişim bile bakış açınızda ki sığlığı fark edip kendinizi geliştirmek için yeterli gücü verecektir.

Kendi karakterinizi oluşturan parçalardan vazgeçtiğinizde kendi özünüze yabancı kalacak ve tüm arayışların çıkış yolunun kendinizde olduğunu anlayacaksınız. Siz kendinizden eminseniz inancınızı sarsmak kolay olmayacaktır. Bu yüzden gözlerimize yerleşen algı derinliği zihnimizle paraleldir. Olumsuzluk ve karamsarlık zihninizi kapladıysa gözlerinize değen güzellikleri görmeniz mümkün değildir. 

Günümüzün en büyük noksanı da bu. İçinde bulunduğu kıymetleri örtbas ederek mutsuzluk nedeni üretmek. Kaç kişi en bariz örnek olarak; sağlığının kıymetini biliyor veya yaşadığı anı ziyan etmekten, gelecek kaygısı gütmekten geri duruyor.

Bu hastalık toplumun bilgiden ve gerçek değerlerden uzaklaşması ile açıklanabilir ancak. Ruhun ufak detaylardan mutlu olması için aşılanması gerekiyor, fazlalıkların budanması. Her insan ruhunu bir sanatçı edası ile beslemek zorunda. Yüreği katı kılan da zaten bilgiden ve anlayıştan uzaklaşmasıdır.

Gözlerinizi ve yüreğinizi "iyi" olarak nitelendirilecek bir bakış açısına ulaştırmak için bildiğiniz noksanlarınızı itiraf etmeniz gerekir kendinize. Noksanları kabullenmek, irdelemek en az onları yok etmek kadar zordur ve alışkanlığa dönüşen her noksanla savaştığınız gün kendinizi daha iyi hissedeceğinizden emin olun. Tüm bunları yaparken amacınız çok net; kendinize hak ettiğiniz değeri vermek.Gülümseyerek başlayabilirsiniz; dünyaya ait yolculuğunuz minik bir adımla başlamadı mı? Sevgi ve vicdan her daim rehberimiz olsun...
Read More

2 Nisan 2013 Salı

Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor

Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.


Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu
çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.

Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.

Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Read More

Facebook Sayfamıza Özel Çekiliş 2


Yazı Dünyam Takipçilerine Özel Çekilişimiz başlıyor...
Hediye Kitaplarımız:

İskender Pala- Aşka Dair
Nazan Bekiroğlu- Lâ, Sonsuzluk Hecesi
Paulo Coelho- Elif

Katılım Şartları: Facebook Sayfamızda!
Tık Tık



Bol Şanslar Diliyorum :)

Read More

1 Nisan 2013 Pazartesi

Nisan

En sevdiğim ay geldi mevsime, baharı yeni sindiren martın çekingenliğinden, yaza teslim olan mayısın vedasını barındırmıyor nisan... Orta hâl her daim iyidir diye nisanları  severim. Belki de neden sevdiğimi de bilmem bu ayı, açan çiçeklerinde payı vardır elbet. Kokusunda izini bulduran bir sümbülün, üzerine satırlar işlendikçe değeri artan  lalenin, rengi gözleri doyuran güzellikte erguvandan, bir şeyler pay çıkarıp nisanları severim. İsminden kulağa sonra sözcüklere sinen bir hoşlukla... 

İstiridyeye düşen bir inci misali, nisana bürünen hoşluk, yahut dirilen doğaya düşen yağmurların nazlı sesleri mi, bilinmez, bilinmezliği sevmenin galip gelen yanını kabul, sevmeye devam ederim doğanın dev uyanışını... Güneşin güzelliği aldatmaktan çıkıp damla damla ısıtıyorsa tenini, bir de sevmeyi biliyorsan nedensiz, doğa en büyük bahanedir güzelliğe meyilli bakışlara...

Yüzüme çarpan bekleyişlerin düşlere gebe yanık tenli gülümseyişleri. Nisan ayı geldiğinde ruhumdaki incileri bulmak için bir çiçeğin kokusundan, lalenin misksiz güzelliğinden nasipleniyorsam, görünenin ardındaki perdeleri kaldırmaya güç yetiremezken, sadece noksanlığı güzellikle bertaraf ederim. Gizemli örtüleri bir güneşle perdeler, alelade bir güzellikle yaşamı sindirip de ömrü yazarım kader defterime... Kalem yaza dursun; bir de kalemin yönünü değiştiren gönüller var ya, tahtımı oraya kurup, gönlümdeki baharları beşeri baharın ellerinde süslerim...

Bülbülün güle yakardığı ezgilerin, gülün goncayı narinlikle büyüttüğü zamanlarda, yeniden, yaşamı "ilk" denilecek kadar inşa etmektir, en çok da nisan ayı bu zamanları büyüten sırları doğaya bırakmaktadır, her şey görmeyi bilene vardır, gözler bakmayı bilene aydınlanacak günleri büyütmektedir bebeğinde...







Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena