28 Şubat 2013 Perşembe

Varlık


Yaşadıklarım var, öğrendiklerim var, dostlarım var, düşmanlarım var, okuduklarım var, anladıklarım var, gördüklerim var, göremediklerim var, var olan sayısız şey var, yok olan onca şey. Bir de bunların hepsini anlamamı sağlayacak bir ben var, kendimi anladıktan sonra anlayamayacağım şey yok, kendimi tanıdıktan sonra yokluğa ilave edemeyeceğim şeyler çok. 


Kendi denizinizde yüzmeye hazır mısınız?


Yüzmeyi bilmediğim zamanlara konulan bir isim var çocukluk, bu çocukluk öyle girift bir isim ki bazen çok masum bazen çok bilge. Çocukluğumuza özlem bu karmaşanın eşsiz doğrularından değil mi zaten, bir öğrendiklerimiz var bir de öğrendiklerimizi kendi süzgecimizden geçirmek. Bir de hayatı tanımak için yapmak zorunda olduğumuz hatalar. 

Kim demiş bize hata yapma şansımız yok diye ya da hangi cesaretle hatalarımıza mahkemeler kurulmuş başka gözlerce. İnsanız, öğrendiklerimiz yanında öğrenmemiz gereken yığınlarca bilgi varken, o yığınların arasında bize uyan bilgileri bulmak varken. Bir de kendimiz  için ne aradığımızı bilmek varken. Onca şey arasında kendimizi tanımaya ne ara vakit ayırdık? Belki tüm düğümlerin ucu kendimizde hiç bakmadığımız bir köşede beklemekte. Yüreğimizi kaplayan sisin bir baharı müjdelediğini çoğu zaman unutmak, hayatın bizi sindirme yöntemi olabilir mi?

Kendimize özgü düşünce sisteminden kime ne? Zarar kendinden başka kimseye yoksa yargılama lüksü kime ait olabilir ki... Bir yaşam var, bir kalp var bir de kalbi kuytu derinliklere hapseden korkular. Bir deniz var, bir zihin var, bir de zihni bulutların arkasına saklayan düşünceler.

Bir sen var, bir dünya var, bir nefes var, ne kadar olduğuna dair kimsenin gücü yetmediği. Bir günler var, bir geçmiş var, bir de yaşadığın şimdiki an. Yüzmekte olduğun denizin kendisi; sen varsın. Kendi denizinde yüzmeye hazır mısın?


Read More

26 Şubat 2013 Salı

Gökkuşağı

Gittiğim yerlerde bulduğum ne varsa sana çıktı izler. Okuduğum satırlarda, gittiğim şehirlerde, kulağıma çalınan şarkılarda, içtiğim kahvede bir iz, bir sen; fethetti yavaş yavaş ruhumu. Ne zaman gitsem, ellerimde yüklü şiirler okundu her köşeden. 

Bir buğulu camdan bakardı gözlerim, yollar uzar, içim daralırdı, ufalırdı dünyam. Ne zaman gitsem, büyürdü hayaller, ne zaman baksam sana; okunurdu tüm gizemler. Sonrasını düşünmediğim zamanlara, çekimsiz fiillere,şahıssız eklere yazdım birkaç satır. Birkaç satır yazınca bir baktım gözlerin belirmiş satırlarda. Kaçmaya başladıkça yaklaştığım hayallerime gözlerini çizdim, çizdim de yakıştıramadım renksizliği sana...

Biraz renk aradım, gözlerimi kapadım, seni düşledim, bir gülistanın ortasına renk renk balonlara tutunmuş, düşlerin içinde uçarken buldum kendimi, miskini içime çektim havanın, renk renk çiçeklerin narin kollarına tutunup resmettim seni, düşlerde ararken, düşleri kıskandıracak güzelliğine imrendim.

Senden bir parça huzur alıp satırlarda yaşatmak istedim, dilimin ucundan sükut eyledin, mürekkebe sığamadın. Bir resim gittiğim yerlerde yanımda taşıdığım, gözlerimi kapattığımda görebildiğim, yaşarken bir an unutmadığım, anlatırken bir nebze yansıtamadığım. Gökyüzünde beliren gökkuşağında gördüm seni, gülüşlerinden düşen gamzeleri yağmur taneleri bilip ıslandım sağanaklarda. Gittim sana doğru...


Read More

25 Şubat 2013 Pazartesi

Kıpırtı

Bir kıpırtı var içimde. Adını koyamadığım, doğan güneşle birlikte büyüyen, kaplayan sisle beraber kaybolan, Bir isim var aklımda, bildiğim ama anlatamadığım... İçimde yükselen denizler var bulutlara dokunan, gerçekliğin som görüntüsünde kaybolan.

Bir his var içimde cümlelere değdiği an susacak kadar gururlu, anlattığımda büyüleyecek kadar şiirsel. Bir okuduklarım var bir de sisli aynaların kapladığı bakışlar, bir gördüklerim var bir de yüreğimde işlenen düşler. Bir karışıklık var ne kadar düşünsem o kadar sinen. Bir büyümeye çalışan satırlar bir de onları susturan vaatler var. Bir uzun planlar bir de o planları deviren anlık değişimler. Bir içimde yükselen ben var bir de görünen, görülebilen.

Bir izin verdiğim yaşam var bir de kendime dahi şaşabileceğim hayaller. Nereye baksam bir ben var. Uzaklık da ben de yakınlıkta, içimde bir kıpırtı var penceremden süzülen güneşle sesi çıkacak kadar çocuksu, bir sise karışacak kadar hüzünlü. Bir yüzüm var aynaların göstermeye yetemediği, bir suret var bir de suretin altına işlenen uzun hikayeler. Bir de tüm bunları yutan şehrim, bir de bir yudum çayda dağılan düşüncelerim. Yaşadığım hayatın adlandırılmamış bir yönü var, bir gizemin altında saklanan gerçek, belki bir kelime, belki de gökyüzünü dolduracak kadar uzun formüller. Bir yaşanmışlık var bir de yaşamanın verdiği bir his, bir kıpırtı, bir ismi var dilimin ucuna gelen sonra varlığını unutturan...



Yağmur yağdı şehrime, İstanbul kadar düş gördüm, bir yudum çayda ısınıp, üşeyen şehrin titreyen ellerine tutunup    dize dize şiirler okudum içimden. 
Read More

22 Şubat 2013 Cuma

Mutsuzluk Formülü

Mutsuzluğun formülünü bulduk, epey de kolay üstelik. Malum değerli olmayan her şey kolay elde edilir.
Öncelikle mutsuzluğu ailede başlatmak gerekir! İletişimi bitirdiğiniz veya minimum düzeye çektiğiniz an başarılı bir girişe imza attınız. İmzanı kalıcı kılmak için yapacaklarınız çok basit: Aynı çatı altında yaşayan bireyler olarak sağlıklı iletişimi sonlandırmak. Aile bireyleri arasında tükettiğiniz cümle sayısı sayılı oluyorsa, yemek yerken bir araya gelmek bile güçleştiyse, herkesin yüzü asık alelacele yemeğini yiyorsa, televizyon başında beyinlerin uyuştuğu saatler başlayacaksa, mutsuzluk tablosunda mükemmel gitmeyen bir durum görünmüyor şu anda. Kimsenin kimseyi anlamaya çalışmadığı, her konuşmanın alay veya iğneleme ve sonunda ufak çaplı tartışmalarla sonlandığı konuşmalar eve hakimse ideal günümüz aile resmine hoş geldiniz!

Uyuşan beyinler televizyon başına! Başkalarının hayatını izlerken gösterdiğiniz çabayı kendi çevrenize harcasanız bilge olurdunuz emin olun. Kitapları evden atın, ne lüzum var ki onlara! Kitap okursanız bir de çocuklarınızı bu alışkanlığa müptela ederseniz mutluluk, huzur, vs. doğar bu istemediğimiz bir şey! Gençler hemen yediğiniz yemekten ışın hızıyla kalkın ve bilgisayar başına geçin ama bilgisayar dediysem faydalı bir vakit geçirme değil bahsettiğim eylem hemen facebooka girin başkaları ne yapıyor izleyin saatlerce ama kendi çevreniz için kılınızı kıpırdatmayın! Ne kadar çok arkadaşın da var listende eminim onlarla yüz yüze buluşmuyorsundur ne saçma olur! Eve misafir sakın kabul etme, o kadar külfete ne gerek, asıl ülfet somurtmakta!

En kritik noktayı unutma! Herkesi suçla, tüm bireyler birbirini suçlasın, sakın ola empati yapma, kimseyi anlamaya çalışma hatta iyiliklerin üstünü ört nankörlüğü baş köşeye oturt! Sen de haklısın bu zamanda kime güveneceksin, arkadaş edinmeye çalışırken bin türlü darbeyi yersin, iyi olursun kötü damgası yersin, susarsın kötü, cevap verirsin kötü. Kıskançlığın ve ikiyüzlülüğün revaçta olduğu bir dönemde insani şeyleri minimumda tutmak da kaçınılmaz. Öyleyse derin dalgaların ortasında kaldığın hayatta neden ait olduğun limana sahip çıkmazsın. 
Televizyona, internete heba edilen zihinlerin içini paklaştıracak ilimler nerede kaldı? Okula giden çok, ilmi yaşayan, yaşatabilen çok az iken. İlim neydi sahi, insan olmayı öğrenmek ne zamandır önemsizleşti. En çok aynalara dost ol, kalbine hiç dönüp bakma, nasıl göründüğün, ne hissettiğinin gölgesinde kalsın, sonra mutluluğu pelesenk et diline, bekle ki mutlu olursun.

Kalabalıklar içinde yalnızlaşmak bunun adı, iletişimin içinde sesini duyuramamak. Türlü kirli hesapları ancak sağlam bir zihin devirir bir de güçlü bir yürek, bunları harmanlayacak ne verdin kendine?
Kendimize yabancılaşırken, etrafına yabancılaşan insanlar sardı dört bir yanı. Para amaç haline dönüştü yaşamak için araç iken. Ye, iç, uyu, işe git, gel. Peki tablodaki mutsuzluğun formülü çok aşikar değil mi? Yaşamayı unutmak çok büyük bencillik değil mi?
Kaybettiğimiz ne varsa mutluluk onun içindeydi...
Kendi yükselttiğimiz duvarların ardına gizlenmiş ufacık değişimlerde gizliydi mutluluk, basit gibi görünen detayların içinde. Ne zaman yalnızlaştık o zaman mutsuzlaştık...
Read More

21 Şubat 2013 Perşembe

İLK ÇEKİLİŞİM

Paylaşmak güzeldir hele ki paylaşılan bir kitap ise daha da güzeldir. 

Sevgili arkadaşlarım, çekilişimde hediye edeceğim üç kitap var:

Maeve Binchy, Ruh ve Yürek











İskender Pala, Katre-i Matem











İhsan Oktay Anar, Suskunlar











Çekiliş kurallarından bahsedersem;

1.Blogumu takip etmeniz,
2.Çekilişimi blogunuzda yayınlamanız, linkini bu yazımızın altında paylaşmanız,
3.Blogu olmayan arkadaşlarım, facebook aracılığıyla da paylaşabilir, yazımızın altına paylaştığınıza dair yorum yazmanız,
4.Facebook sayfamı beğenmeniz,

Bu aşamalardan sonra çekilişime katılan bir arkadaşım kitapların sahibi olacak kitap ayracı ile birlikte,
ve bir de sürprizim olacak:)

Bol Şanslar:)

Not: Kargo ücreti tarafımdan ödenecektir, (yalnızca Türkiye sınırları içine yollayabilirim)

Son Katılım Tarihi: 10 Mart Pazar saat:21.30
Read More

Şans


Şans eseri değil yaşamak, yaşamımıza yön verenler, bize ait olanlar, uzaklar, yakınlar. Kadere yön veren bakış açımız. Hayatımızın pusulası ellerimizde. Yaşamak öyle kolay, yaşamak öylesine zor, o da bir bakış açısı... Şimdi yalnızlığın üstüne cümleler sarf edip kalabalıklaşırız içimizde, sonra kalabalıklar üstüne ahkam kesip yalnızlığa sığınırız, öyle değişken belki öyle bencil. Yaşamayı anlatmak dahi yorucu, insanı çözmek istesen düğüm üstüne düğüm. Düşünmesen sığ kalır yaşam, düşünsen; düşünmek çaba ister. Çabaların altını dolduracak bir birikim. 


Şans eseri değil yaşamak.

Hayatımıza dahi olan her şey bir sebebe bağlı, gidenler de kalanlar da bir bütünün parçası. Hatalarda başarılar kadar ihtiyaç bize. Bazen anlamakta güçlük çekeriz, boş diye nitelendiririz hayatı, bazen küçük bir detaya sığınır amaç ediniriz. Lafa çok takılmamak gerekir bu yüzden an ben an değişiriz. Hayat aynı kalmak için çok kısa değil mi zaten? Sözler değişir, yüzler değişir, hayat çok uzun bir serüven sanırız sonra bu düşten uyandıran ufacık detaylara hayret ederiz. Unuturuz, hatırlarız, üzülürüz, güleriz. Bazen bir tebessüme bir damla yaşı katık ederiz. Kendimize bile ait değiliz bazen, dünyaya bir misafir çekingenliğinde uğrarız bazen de mahir bir ev sahipliği yapar didiniriz dünya adına. Öyle karışık, öyle basit...

Şans eseri değil yaşamak, yükselmeyi de alçalmayı da, yörüngemizi de kendimiz belirleriz, insanız işte bazen yüksek sesle haykırır bazen sesimiz soluğumuz çıkmaz. Neye güveniriz o da meçhul? Tüm çabaların adına sadece yaşamak desek de bu denkleme bir formül bulsak. Yaşarız işte, tesadüfen gelmedik bu dünyaya, yaşar, öğrenir, düşer, kalkarız... Kime ne demeyiz, kime göre de yaşamayız, öyle bir dengede yaşar gideriz, Sana ne diyecek kadar bencilleşmez, bana ne diyecek kadar bıkkın olmayız. Terazileri kuracak gücümüz yoksa bir soluk dinleniriz, öyle ya yaşamak ihmale gelmez. Şans eseri değil yaşamak bazen doyasıya bağırmak ister insan bazen içine dönmek kendini sorgulamak. Tüm soruları kendimize cevaplamak zorundayız, açıklamaları kendimize yapmak zorunda. Başkaları için faydalı olmalı, o zaman yaşadığını anlarsın ama başkaları için başkalaşmamalı o zaman hayatını hissedersin.
Şans eseri değil yaşamak, bir umuda bir ömür yetmez. Bazen tüm düğümleri çözdüğünde bir sona yaklaşırsın, bazen düğümü çözerek yaşama başlarsın, herkes farklıdır, herkes yaşamını kendi imar eder, asla şans değildir, yaşamak bu başlı başına sanat...

Kendi düşlerini perdeleyebilir misin? Öyle bir düş görürsün ki gerçekliğin renkleri canlanır,yaşamak şans eseri değil der bir amacın etrafında bir ömür dönebilirsin, ya da denersin en azından gücünün yettiği kadar, senin kadar, yüreğin kadar...
Read More

18 Şubat 2013 Pazartesi

Bir Arkadaş


Arkadaşım bugün yine çok iyi görünüyorsun, ilk "Merhabamla"  içimi kaplayan neşenin adı senin birikimin. Geçmişi irdelemiyorsun, kaldığın yerden devam ediyorsun, gelecek adına da telaşlı değilsin zamanı gelince nasılsa yaşanacak diye düşünüyorsun. Haklısın ama haklı olmaya çalışmak gibi bir çabanda yok...


Mutlu bir hafta dileğiyle en iyi arkadaşımla tanıştırıyorum sizi; "Kitap" Hatta bu arkadaş o kadar yeniliyor ki kendini bazı cümlelerinin altını çizmek keyif veriyor. Bana, "Yalnız değilsin, insanlığa dair tüm haller mevcut herkes için, dinle de gör." diyor. Büyülendim açıkçası, hiç ama hiç boş sözler çıkmıyor dilinden. Karamsarlığı dahi sonu ışığa çıkacak mesajlar için değiniyor.

Ne zaman canım sıkılsa, boş bir vakit diye nitelendireceğim zamanlara düşsem, kendimi yenilemek istesem yanıma bir bardak çay veyahut bir fincan kahve alıyor, kitabım ile buluşuyorum. Her gördüğümde mükemmel bir görüntü çiziyor, her gördüğümde anlatacak değişik şeyleri var. Asla başkalarından bahsetmiyor ancak bilgi dahilinde söz açıyor diğerlerinden. En iyi bildiği şey dinlemek, dinlerken bile manalı manalı bakıyor, elime tutuşturduğu ayracı sabırla aralamamı bekliyor.

Arkadaşım hiç öfkelenmiyor, onu ihmal ettiğimde veya eleştirdiğimde asla yüzüne eksiklerini çarpmıyor. İyiliği her daim, iyiliğin özünü anlatırken fısıldıyor; " İyi insana iyi olmayı herkes başarır, kötü olabilenlere karşı hâlâ iyi davranabiliyorsan, sen iyisin arkadaş!" 

"Bu kadar çok şeyi nereden biliyorsun arkadaş?" diye iftihar ediyorum seninle. Özellikle uyumadan önce yanı başıma konup bir günden elde edebileceğim bir kâr bırakıyorsun bana. Diyorsun ki  Öğrenmediğin gün ziyandır." Bazen bencilce davranabiliyorum sana yine de anlayışlı oluyorsun, "İnsanlık hâli diyorsun, hatasız olmak insanın özüne ters."  Ama ... diyorum, hemen anlıyorsun, "Ama hatalarına rağmen seni sevecek insan sayısı çok az." Bu menfaat değil mi diye düşünürken, "Menfaatine dokunduğunda insanların, gerçek yüzlerini görürsün." diye tane tane konuşuyorsun.

Boş ver diyorum arkadaş, hayat kısa, kendimize ait bir yaşam kendimize sunulmuş bir hediye. Bizi anlayanlar yanımızda anlamayanları bırakmalı kendi haline. Bak diyorum sana, ne kadar kendinden eminsin, kendinden emin insanlar kendilerini başkalarına anlatmak zorunda hissetmezler.

Sana bir sır vereyim mi diyor kitap, güveniyorsan bana neden olmasın diyorum ben de. "Ben verdiğim sırla eksilmem, sen sahip çıkmadığın sırla büyümezsin, hatta rengini belli edersin." diyor.

"Peki renkler değişmez mi, insan sürekli aynı kalıpta duramaz ki, her şey bu kadar değişken iken?"
"Değişim, iyiye doğru ise ne âlâ, hatalar pay almak, ders çıkarmak için ise ne âlâ!"
Eğil diyorsun: "Büyüdükçe, olgunlaştıkça eğil. Hataları kendinden bir parça say. Anne babalara bak bu misal için, çocuklarına doğru veya yanlış sahip çıkarlar, başka seçenek yoktur, hatalarından büyümelerini beklerler.

Çok arkadaş edineceğin yere bir tane sapasağlam arkadaşın olsa yeter diyorum sana, sen zaten hep farklı suretlerde çıkıyorsun karşıma ama hamurunda bilgi var, çaba var, pes etmemek var, bir sondan diğer başlangıca mücadeleler var sevgili arkadaşım...

"En güzeli de sende kendimi göreceğim bir ayna var... O aynayı sen tutmasan kendini göremezdin! Korkarak yaşanmaz, hatalar insanın kabuklarıdır, kıra kıra özüne ulaşır, her kabuğun içinde inci olmaz, bazıları yok olur gider çünkü hataları yaşam stiline çevirmemek lazım, bir hataya takılıp kalmak yerine büyük dersler çıkarıp, ruhundaki inciye kavuşabilir insan."

"İnsan kusurlarıyla güzeldir yani?"
"İnsan kusurlarından beslenerek büyür, önemli olan öğrenmektir son nefese kadar, iyiyi, güzeli öğrenmek."
ve dedim, "Kimsenin seni aşağı çekmesine izin vermemek değil mi arkadaşım?"

Gözlerime çöken yorgunluk arkadaşımın susmasına sebebiyet verdi, çok anlayışıydı, kendinden önce başkalarını düşünmenin iyi bir yanı vardı ona kattığı şey; sonsuz zarafet idi.

Kaldığımız yerden devam edecektik, arkadaşımın belli bir adı yoktu, kendimde ne arıyorsam o isimle bulurdum onu ve yanımda hep yanı başımda beklerdi beni sevgili arkadaşım...
Read More

17 Şubat 2013 Pazar

Liebster Blog Ödülü

 D

 http://www.kitapsohbetcisi.com  blogunun sahibi  Özlem Karapınar tarafından mimlendim:) Bu benim için bir ilk niteliğinde. Bu kıymetli Liebster Blog ödülü için kendisine içtenlikle teşekkür ediyorum. En özel duygudur, düşünceleri duygular ile harmanlayıp paylaşmak. Paylaşmak değerli kılar yaşamı. Bu yüzden bir seneyi adımlayan blogumu takip eden okuyan herkese çok teşekkür ediyorum bu yazıyı yazmama vesile olan sevgili arkadaşım Özlem Karapınar'a ödülü için tekrar teşekkür ediyorum ve severek sorularını cevaplıyorum. 

1. En son hangi kitabı okudun?
En son Debbie Macomber, Mucizeler Dükkana Dönüş kitabını okudum. 

2.Yarım bıraktığın kitap oldu mu? Neden?
Yarım bıraktığım kitap Buket Uzuner, Su, aslında kitabı sevmiştim ama uzun süre okumaya ara verince yarım kaldı.

3.Eskiden çok karşı olduğun halde şuan yaptığın veya savunduğun bir davranış/düşünce var mı?
Karşı olmak diye nitelendiremem ama zamanla öğrendiğim şey ani kararlar almak ve sabrı öğrenmek, eskiden sabrın bu kadar lüzumlu bir şey olduğunu fark edememiştim belkide, zaman en iyi öğretmen.

4. İlkokul öğretmeninin adını hatırlıyor musun? Kendisini sever miydin?
İki öğretmenim oldu ilkokulda. Günay Kartal ve Aysel Ocak. Günay Kartal benim için çok özel yere sahiptir.

5.Hangi kitabın filminin yapılmasını isterdin?
Marian  Keyes, Senden Başka Yok

6.Bir kitap yazacak olsan türü veya konusu ne olurdu?
Yazıyorum şu an da. Roman türünde ve hayata dair, herkesin hayatı bir hikayedir, konusu hayatın kendisi, kendi penceremden izler...

7. Bana keyifle vakit geçirmem için bir film önerir misin?
Pride and Prejudice 

8. Bulunduğun yerden memnun musun? Hayatında değiştirmek istediğin veya değiştirmeyi planladığın şeyler var mı?
Bulunduğum yerden memnunum ama bu memnuniyet değişimleri engelleyecek kadar rahatlık sunmasın bana çünkü değişim hayatımızın nabzını attırır. Değiştirmek istediğim şey kendim, sürekli kendimi tazeleyecek, yenileyecek şekilde öğrenmek, çabalamak, öğrendiklerimden kendi hayat rengimi belirlemek. 

9. Başka bir zaman ve başka bir dönemde yaşama şansın olsaydı hangi döneme gitmek ister kim olmak isterdin? 
Açıkçası hiç düşünmedim bu yaşadığım dönemden memnun olduğumu gösteriyor galiba. Yine kendim olmak isterdim.

10. Kendi ait olduğun millet ve kültür dışında hangi milleti ve kültürünü seviyorsun veya kendine yakın buluyorsun?
İslam kültürü ve islam kültüründe milliyetçilik yoktur, insan olmak, insan olmayı başarmak en yüksek mertebedir.


11. Beğenerek okuduğun, yeni kitaplarını çıkmasını beklediğin, her kitabını aldığın bir yazar var mı?

Maeve Binchy kitaplarının hepsini okumuşumdur, İskender Pala, Nazan Bekiroğlu kitaplarını takipteyim...



http://www.kitapsohbetcisi.com/ sevgiler :)
Read More

14 Şubat 2013 Perşembe

Neydi Sevgi?


Önce Kendini Sev...


Sevgiye gün biçildiği takvimlerden bir yaprak süzülüyor, düşünmeye sebep veriyorsa sevgiyi, sevginin ne olduğunu irdeletiyorsa bu da bir katkı diyorum. Sevgiden türetilen tüm kelimelere ithafen; sevgi neydi? Sevgili ne oldu? 

Sevgi doğmaktı, doğarken sevgiye tutunmak, güvenmek, güvenmeyi muhtaçken öğrenmek. Sevgi fedakarlığı görerek büyümekti. Karşılık beklemeden filizlenen her geçen gün sıkı sıkı bağlarla örülen derin bir duygu. 
Sıradanlıkları sıradışı kılabilen yegane his. Sevgi hayatımızın her döneminde, çeşit çeşit sıfatlara büründü ama en çok sevgisizlikten açılan yaralar kabuk bağlamadı. Sevginin tüm kapıları açan sihirli güç olduğunu fark ettik. En çok sevgi arandı, en çok sevgi kaybedildi. Kıymetine eş değer yaşanmadığında uçup gitti kalabalıkların arasına. Sevgi kendini taşıyabilen yüreklerde yaşamak için diyar diyar gezinmeye adaydı. Bu yüzden sevgi hem var olmak hem de yokluğun kendisi idi. Sevgi yaşattı insanları, sevgi büyüttü umutları, sevgi öldürdü zorlukları. Her şey bir sebep bulmak zorunda olduğunda tüm gerekçeleri sevgiye çıkardı. Öyle narindi sevmek, öyle de dirençli... Zarifliğin güçle kimlik bulduğu tek davranış sevmek oldu.

Sevgi dillere dolandıkça saklandı uzaklara. Gerçekten yaşayabilenlere saklamak için kendini yükseldi zorlukların semasına. Tüketilmesine izin vermemeli idi öylesine, laf arasında. Sevgiden kök alan sevgililere rastlamak için soyutlanmak gerekirdi şekilden manaya...

Sevgi öyle bir şey işte anlatması biraz kolay, yaşaması epey yürek isteyen. Sevmek emek, fedakarlık, özveri ister ya bir de sevmek için sevgiyi tanımak gerekir...

Sevginize hüzün uğrayıp, dağıtmışsa umutlar hüzünleri yüreğiniz sağ çıkmışsa sevgilerden, tanışmışsınız demektir sevgiyle. Pazarlığa çevirmediyseniz ben o kadar sevdim, o şu kadar, işte o zaman sevginin gerçek yüzüne bakmışsınızdır. Karşılıksız sevgi mi olur demeyin, bakın çevrenize karşılık beklemeden yağan yağmura, doğan güneşe, ağlayan bebeğe, işaretler her yerde, gerçekliği gören gözlerin sevgiyi tanımasında sorun.
Sevgiyi nakış nakış işlemek için sabrı demledik mi içimizde? Sevgiyi merhem niyetine sürmek için gönüllere aydan pay biçtik mi niyetimize. Öyle parlak öyle koyuluklara açık bir yüzle döndük mü sevgilinin yönüne.
Sevgi neydi ki içimizde susan, dilimizde büyüyen. Sevgiyi yaşatmak için neler öğrendik kendimizden. Kendimizi sevemeden kaç sevgiyi eksiklerimize diken yaptık. Gül olamadan dikene katlanmayı bilir olduk. Zoru görmeden kolayına kaçar olduk, bir de bu oyuna kaç sevgiyi ziyan ettik. Gönlün cilasını manevi güzelliklerle bezemeden hangi yüzü güzel gösterebildik. Sevgiden yoksun olup sevgili edinen kalplere görünen silik silüetler, yitirilen yüreklerin resmi olmadı mı?

Read More

13 Şubat 2013 Çarşamba

Kuyu

Keşfettiğim bir gökyüzü bir de yörüngeme takılan duygular, düşünceler... Düşündüğüm çok oldu çözümlemediğiniz her şey dönüp dolaşıp karşınıza çıkar mı sürekli? Ya okuduğunuz bir kitapta, ya seyrettiğiniz bir filmde ya da uykunuza yenik düşmeye yakın zamanlarda yapılan düşünce egzersizlerinde.
Kaçtığınız ne varsa bir an da karşınıza çıkmıştır. Çözüm ya uzun sessizlikler ya da uzun satırlar olmalı deyip, kendi düşüncelerinizin kuyusuna duygu yüklü boş satırlar bırakırsınız. Duyguların sarmaladığı boşlukların derinliği göze ıssız ıssız batar çoğu zaman.

Belki de karmaşık gördüğümüz her şey zihnimizin bir oyunu, çıkmaz görünen her düşünce kendi hayallerimizin yüksek duvarları ile örülü. O ya da bu. Düşünmek çoğu zaman zorlaştırıyor, korkusuzca yaşamak; bir adım daha büyümek... Büyümenin sancıları ruhu sıkıştırdığında kolunuza taktığınız erdemleriniz hayat yolunda sizi hiç bırakmayan sessiz dostlarınıza dönüşüyor. Şimdi gri bir kuyunun zifiri karanlıklarından büyüyen kökler, dününüzü, yarınınızı en çok da unuttuğumuz bugünleri büyütüyor. Büyüyen her detay kalbinizi şekillendiren huylara, izlere, duygulara, sizi özel kılan bir renge boyanıyor.

Bir yürek büyütüyoruz kendi kendimize. Doğduğumuz ilk günden bakmaya başlıyoruz, neye benzeyeceğini yaşamlarımız ve yaşamlarımıza yön veren kaderin adımları karar veriyor. Öyle ya kadere de yön veren yüreğimizin rotası olmuyor mu?

Soru sormayı severim bu yüzden, bildiklerinizi sormak, bildiğiniz adresleri güvenle dolaşmaya benzer. Sorular sormak iz bırakmaktır kendi adımlarınızla yüreğinizde.

Kendinize güveniniz, saygınızı, kendinize olan sevginizi kaybettiğinizde kendi kuyunuza düşüp, kendi köklerinizde bağlandığınız bir karmaşada bulabilirsiniz kendinizi. Ya bir çiçek büyüyecektir içinizde ya da kendinizin bile okuyamayacağı bir hikayenin karışık şifreleri... Büyüttüğümüz yüreğin resmine bakmak istersek, " Bize ayna olacak yüreklere bakmalıyız, öyle ya benzerlikler çeker bizi." Kim olduğumuzu çevremizde var ettiğimiz insanlar anlatır en net biçimde!


"Kendini tanımak demek, hayran hayran kendini seyretmek demek değildir. İnsanın hem ne olduğunu, hem de ne olması gerektiğini araştırmasıdır; nasıl düşüneceğini, nasıl yaşayacağını, nasıl mutlu olacağını kendine sormasıdır."
[Sokrates]
Bir deryanın içinde yüzmektir kendini tanımak, soluklanacağınız bir liman yoktur çoğu zaman, hayat daima yüzmek zorunda olduğunuz, derinliğini yüreğinizin belirlediği bir denizdir...





Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena