29 Ocak 2013 Salı

Bir Ömür...

Bir gülümse bana, hayat gülümsesin. Bir bahar essin gülüşlerinden, bir salkım aşk ellerinden... Bir düş göreyim gözlerinden. Sözlerinle doğan güneşe büyülenmiş gözlerle bakayım. Bir düş göreyim kalbimde, sana ait... 

Bulutların arkasında duyulan hoş melodiler, kulağıma değen senli şiirler... Bir gül, bir gülümse ömrüme değsin renk renk çiçekler. Sonrasında sussun tüm nakaratlar, satır satır anlat, aşkı anlat, dinleyeyim bir ömür yeniden işitir gibi...

İki gönülden bir gönle taşınalım, bir yürekte atsın kalbimiz...
Bir yağmur bereketiyle, bir kuşun kanadına takılmış sözcüklerim sende buluşsun.
Yalın ayaklarla adımlayayım aşk topraklarını,
Bir gök bir sen yüreğimi kaplasın,
Gülümsediğinde oluşan gökkuşağından, gözlerine değen düş diyarlarda yolcu olayım, bir ömür.
Bir ömür...

Ey Yâr,Senin duân ne ise benim âmin’im onadır…
İskender Pala
Read More

28 Ocak 2013 Pazartesi

Değişim İçin Bir Bilet

Değişimlere ayak uydurmak için yaşadığımız anı durdurmalı, fark etmeli,bir hesap kitap tutmalı. Maddi kaygılarımız kadar manevi durumumuzu da hizaya almak gerekir. Yaşıyorum ama nasıl? Beni mutsuz eden sebepler ne? Veyahut ne yapmam gerekir? Yaşıyorum ama yaşamımı bana özel kılmak için yapmam gerekenler ne? Ne kadarını yaptım ve limitlerim nelerdir? Bu soruları sorduğumuzda genelde sormaktan kaçınırız çünkü kendimizden alacağımız cevaptan korkarız. Bazen bir buz kalıbı gibi durdururuz yaşamlarımızı. Nice kıyılara ulaşacak suyu bereketli kaynağından, beynimizden uzaklaştırırız. Ömrü sınırsız farz edip beklemeye almamız ne kadar akıllıca? Manevi faturalarımızı ne aralıkla masamızın üzerine yayıp hesap kitap yaptık en son? 

Miskinlikten bürüyen tembellik ağlarını silkeleyip, ömrün bir bahar gibi esip geçtiğini, gençliğin bu baharda açan çiçekler gibi geçici olan güzelliğini kabullendik mi? Zaman ayırmak istediklerimizi öteleyip sonrasında yaşanan pişmanlığın yaşattığı depremi ne kadar zamanda tamir etmeyi umduk? Hatalara hayıflanmak yerine ders alıp yaşamaya kaldığımız yerden devam etseydik veya kaybettiğimiz zamanları hesaplamak yerine kabuk bağlamasına izin verseydik, o anları da ziyan kısmına koymazdık. Yada yaşamın tüm renklerini görecek kadar sahiplensek yaşamı belki daha kolay olur yaşamımıza şifrelenen tarzımız. Görüntüye aldanıp kökleri kurumaya bıraktığımızdan bu arayışımız.

Kaç kere gönül aynasına bakıp, çekidüzen verdik yaşamlara? Kaç kere ruhumuzdaki aynaların tozunu silip, ben yaşadıklarımdan ne pay biçmeliyim diye sorduk? Kolay olan yargılamaktı, kolay olan bir şeyleri değiştirmek yerine kabullenip üstünü örtmekti zaten.

Umudumu yitirdiğimde, doğruluk ve sevgi yolunun tarih boyunca daima kazandığını hatırlarım. Zorbalar ve katiller hep vardır ve bir süre için yenilmez görünebilirler. Ama sonunda daima yenilirler. Daima…!

Sonra değiştirebildiğimiz ne varsa değiştirmeye devam etmekten vazgeçmemeye çalışırız.  Değişimin kendisinden korkmamız da bu yüzdendir. Korkaklığın ve miskinliğin en sevmediği şeydir değişim. Elbette içinde sevgiden ve dürüstlükten kökleşen değişimler. Değişen her şey büyür, denemek ve yanılmak kökleri diplere çeker, dipten beslenen bitki, suyu daha da iyi özümser. Değişim yolculuğuna oturduğunuzda kendinizde hiç fark etmediğiniz yönleriniz ile tanışmak eğlenceli olacaktır.  Bu yolculuğa çıkmadan önce gönül gözünüzle kendinize bir ayna tutup eksik veya fazlalıklarınızı bilmek en iyisi olacaktır. Kabullenmek bu yolculuğun biletidir...
Read More

23 Ocak 2013 Çarşamba

Mevlid Kandilimiz Mübarek Olsun...




Ben Abdulmuttalib oğlu Abdullah oğlu Muhammed'im. Muhakkak Allâhü Teâlâ bütün mahlûkâtı yarattı ve beni onların en hayırlıları içerisinde kıldı. Sonra onları iki fırkaya ayırdı ve beni en hayırlı fırkada kıldı. Sonra onları kabîlelere ayırdı ve beni en hayırlı kabîlede kıldı. Sonra onları evlere ayırdı ve beni en hayırlı evde kıldı...” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bütün yaratılmış olanların en güzeli en yakışıklısı idi. Mübarek vücûdu güçlü kuvvetli idi. Zayıf ve semiz olmayıp orta halde, etleri sıkıca idi. Münevver cildi ipeklerden yumuşaktı. Latif cisminin kokusu fevkalâde güzeldi. Dokunduğu şeylerden günlerce güzel kokular duyulurdu. Nezih cismi beyazdı, nûrânî idi. Bu beyazlık içinde latif bir pembelik parıldardı. Pek sevimli olan mübarek boyu ne kısa, ne de uzun idi. Bununla beraber, yanında bulunanlardan daima uzun görünürdü. Göğsü ve iki mübarek omuzlarının arası geniş idi ve nurlu omuzlarının arasında güvercin yumurtası gibi bir kırmızı ben nişanesi var idi ki bu bir hâtem-i nübüvvet; peygamberlik mührü idi.

O Nebiyy-i Zîşân'ın söz söyledikçe inci dânelerinden daha berrak olan dişlerinin parıltısı görülürdü. Parlak alnı genişti. Hilâl kaşları uzunca idi. Kaşlarının arası açıkça idi. Letafet nişanesi olan kirpikleri uzun ve siyah idi. Saâdetli sakalı sıkça idi, bir tutam boyunca bulunurdu. İrtihâlleri sırasında mübarek başıyla sakalının beyaz saçları henüz yirmi kadar bulunuyordu. Sünbüllerden daha zarif, daha güzel kokulu bulunan başının saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi, kulaklarının yumuşaklarını geçmezdi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz'in bütün âzaları pek mükemmeldi. Başkalarının göremeyecekleri, işitemeyecekleri kadar uzak yerlerde bulunan şeyleri görür, sesleri işitirdi. Pek vakarlı olan yürüyüşü, inişten aşağıya doğru akar gider gibi süratlice idi. Kendisini ilk gören bir kimse bir heybet içinde kalırdı, kendisiyle görüşüp konuşmak şerefine nail olan kimse ona karşı derin bir muhabbet duyardı. Onun yüksek evsâfını görüp yâdedenler onun bir mislini ne ondan evvel, ne de ondan sonra görüp bilmediklerini itiraf ederlerdi.
Hâsılı, o bir letafet ve mükemmeliyet hârikası idi. (Sallallâhu aleyhi vesellem) 

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Rebîulevvel ayının 12’nci Pazartesi gecesinde kâinâtı teşrîf etmişlerdir. Bu îtibârla bu ayın 12’nci gecesi hicrî senenin ilk kandilidir. Bu akşam, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dünyâyı teşrîflerinin kamerî 1487, milâdî yılla 1442. yılını idrâk edeceğiz. 
Bu ay içerisinde mümkün olduğu kadar salât ü selâm getirmeli; Salât-ı Nâriye, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Fethiye okumaya çalışmalıdır.
Bu gecenin mânevî zenginliğinden istifâde etmek için bir tesbîh namazı kılmalıdır.

Tesbih namazına şu şekilde niyet edilir:

“Yâ Rabbi, niyet eyledim rızâ-yı şerîfin için tesbîh namazına. Yâ Rabbi, bu gece teşrîfleriyle âlemleri nûra gark ettiğin Habîbin, başımızın tâcı Resûl-i Zîşân Efendimiz’in hürmetine ve bu gecedeki esrârın hürmetine ben âciz kulunu da afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle.” Allâhü Ekber, diyerek namaza başlanır. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Peygamber efendimizin dünyayı teşriflendirdiği bu mübarek günde, hayatımıza yön çizecek manevi idraki kazanabilmek, hakkıyla ümmet olabilmek duasıyla.

KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN...

Read More

21 Ocak 2013 Pazartesi

Belki


Durup düşünürüm, kış güneşinin yalancı renklerinin altında. Belkiler biriktirip yanıma bir kaç dize taşır, düşünürüm. Belki yaşamdan bir parça okurum, belki kendimden izler görür, gülümserim. Bir kışın ortasında, derin bir belki çekerim içime. Belki zamandan alıntılar yaparım, hepsini geçmişe hikaye yazıp, şimdiki anları yaşatırım. Belki geleceği düşünmekten kaçarım. Bilinmezliği hesap etmekten çekinirim. 

Belki... Bir yağmur ararım gözlerimden süzülecek, kış güneşinin sahte gülümsemesine aldanıp içimi dökerim bir şiirin koluna girip... Bir an olur aklıma düşenlere hüzün bulutları çağırır, belkilerle başlayan cümleler kurarım. Aldatıcı bir kış güneşine derin gülümsemeler gönderip aynı inançla gülerim. Belkileri kim bilir? Gördüklerime aldanmaz soğuğu içime çekerim. 

Sonra bir isim aradığımda sonsuzluk derim. Belki sonsuzluğa uzun cümleler saklayıp, şiirlerin kapısını aralık bırakırım. Dağınık bıraktığım tüm düşünceler kaçar gider benden, sonra belki birkaç his ile birlikte oturur, yağmurun gelişini bekleriz, yalancı baharlara inat yaşamın bulutlarına el sallar geçerim belki... Belki sonsuzluğu anlatacak cümleler bulurum, belki...
Read More

19 Ocak 2013 Cumartesi

Soru


Hiç kendinden kaçıp gittin mi deniz kıyısına? İstanbul'un yalnızlığı yutan sularına içirdin mi gözlerini?

Kendinden bir iz bıraktın mı? Sessizce kıpırdanacak yapraklara bir hatıra düşürüp, hüznü bıraktın mı çıkmaz günlerde?

Cevap vermeye mecalin kalmadığı zamanlarda, yutkunduğunda suskunluğu... Denizi önüne katıp, göçtün mü kuşlarla? Kalbinde bir sızı yankılandı mı? Ya bir günbatımında ya da boğazın ışıkları damlarken denize... Düşündün mü kendini, kendinden izleri bıraktın mı sevdiklerine?

Sorular bitince, ellerini uzatıp şehre, kollarını rüzgara bırakıp, yürüdün kısa adımlarla. Sonra şehrin güzelliğine bir de sen emanet bıraktın yaşamdan. Şehir; kim bilir kaç insandan hatıraları asılı tuttu ellerinde? Sen de kim bilir nasıl bir aşkla yüreğini açtın İstanbul'a?

Sorular bitince, ardında doğan bir güneşle sırdaş bir deniz bıraktın. İstanbul'a sorsan lâl, sana sorsan yalnızlık. Hangi yalnızlık bu kadar görkemli? Bu kadar görkemle bakar kendi yüreğine.

Dolu dolu bulutlara fırtınalarını emanet edip, sordun mu İstanbul'a sorularını?
Read More

18 Ocak 2013 Cuma

Asıl Noksan


Noksan aramak kolaydır insanlarda. Dilimizin ucunda bir keskin kılıç var, yargısızca kesiyoruz düşünmeden konuşmalarla insanlarla aramızda kurulacak bağları. Herkes kendisine sunulan bir hayatı yaşamakta, tek ve özel varlığıyla. Seçimler, kimliğimiz ve daha bir sürü etken bizi biz yapıyor. Sonuçta kendimize faydalı olabilmek için donatmamız gerekiyor zihnimizi ve ruhumuzu. 

İnsanları insanlar arasında kıymetli kılan bu donanımdır. Saygı, sevgi ve kendini yetiştirmenin sonucunda insanlara gönderdiğiniz enerjidir sizi siz yapan.
Hiç kimseyi inancı veya seçimlerine göre yargılayamazsınız ve asla tam olarak bilemezsiniz kim nedir, nasıldır diye bunu düşünmekte bize düşmez. Bize düşen kendimizi eleştirip en faydalı konuma taşıyabilmektir kimliğimizi ve insanları değerlendirme haddimizi saygı ve sevgi üzerine kullanmaktır.

Asıl ölüm; insanlığı kaybeden bir ruhun yaşaması değil midir? Öyleyse ruhların bir gün öleceğini bile bile yaşama tutunması, bilgiye sarılması bu yüzdendir. Saf bilgi de yetmez bir de işlenmiş bir sevgi lazımdır. Merhamet, iyi bir kalp ve insanlara faydalı olacak donanımda bir zihin.
Bu doğrultuda asıl noksan hayatın verdiği mesajı algılamamak. Hayatımızın ne zaman son bulacağını bilmiyoruz. Ölüme karşı yaşamı canlı kılabilen, geride mutlu bir hikaye bırakabilen başarmıştır yaşamayı, insan olmayı. Asıl noksan insan olmayı kendine hatırlatmamaktır. Öyleyse tüm yaşamlara, tüm başarılara veya hayatın içinde var olan noksanlara saygı ile bakıp, sevgiyi özümseyip kendi yaşam hikayemizi okunabilir kılalım.

Read More

15 Ocak 2013 Salı

Gün İçinde

"Bugün benim günüm," dedi içinden. Bu sabah çok farklı uyandı diğer günlere nazaran. Yataktan daha enerjik kalktı. Yüzü sanki her zamanki halinden daha canlı görünüyordu. Bu sabah aynada kendini küçümseyip "çirkin" diye mırıldanmadı. Pencereden baktı yine yağmur yağıyordu ama bu kez içini karartmadı bu tablo. Perdelerini bulutlu gökyüzüne açtı. Camı aralayıp soğuk havayı içine çekti. Akşamdan dağınık bıraktığı odasını toplamadan önce banyoya gitti hızlı adımlarla. Yüzüne soğuk suyu çarptı, yüzünü kurularken gözlerinin altında yorgunluk emaresi izleri göremedi. Odasına yayılan soğuk içini ürpertti, üstündeki yatak miskinliğini attı. Gardırobunu açtı, akşamdan kafasında belirlediği kıyafetleri seçti. Mavi giyecekti bugün. Mavi bir bluz. Lacivert bir etek. Saçlarını özenle taradı, topladı. Mutfağa gitti, kendine bir güzellik yapıp, tek kişilik kahvaltısını hazırlamaya koyuldu. Mutfak camından süzülen solgun gökyüzüne inat yüzüne bir tebessüm yerleştirdi. Söylenmedi erken kalktığı için. Günü erken yaşamanın artılarını düşünmeye başladı. Çayını demledi, kahvaltı tabağını hazırladı. Kepek ekmeğini ve çay fincanını da yanına aldıktan sonra tadına vara vara kahvaltısını yaptı. Bu arada telefonunu alıp tüm dostlarına " Günaydın," yazdı. Mutfağında bıraktığı birkaç dağınıklığa aldırmadan çay keyfini uzun tuttu. Dişlerini fırçaladıktan sonra hafif bir makyaj yaptı, paltosunu giydi, atkısını boynuna atıverdi. Çantasından yankılanan mesaj sesleri günaydın mesajlarının yerini bulduğunu işaret ediyordu. Kalabalık İstanbul sokaklarında adımlarını hızlandırdı. Durağa geldiğinde bu kez aynı kalabalık otobüs için geçerliydi. Neşesini dağıtmayacaktı, yağmurun cama vurarak bestelediği ses, otobüsün motor sesiyle karışıp sabah orkestrasını kurmuştu bile. 

İş yerine yaklaştığında bir durak önce inip yağmurda yürümenin tadına varmak istedi. Sert bir rüzgar esti saçlarını yanaklarına savurdu. Şemsiyesini açtığında yağmurun damlacıklarını kendinden uzaklaştırdı. Yanakları hızlı hızlı yürümekten ötürü bir sıcaklık yaydı yüzüne. Dar sokaklarda, gri binaların kapattığı gökyüzünden kendisine yaklaşabilen yağmurun keyfine vardı. İş yerine girdiğinde herkesi selamlayıp kocaman bir günaydın dedi. Öğle yemeğine kadar aralıksız çalıştı. Bugün bir değişiklik yapıp şirkette yemeyecekti. İş yerinin yakınlarında bir yere oturup bir şeyler atıştırdı. Kahvesini eline alıp, yağmurun yıkadığı sokaklarda yürüdü. Uzun zamandır ihmal ettiği yakınlarından bir arkadaşını aradı hatır sordu. Sağlığına şükretti, bugünü ayrı kılan detayları düşünmeden işine söndü. Akşam olduğunda hiç kalkmadığı yerinden uyuşmuş bir şekilde kalktı. Gözleri ekrana bakmaktan ağrıyordu.

Kısa kış günlerinden güneş çoktan veda etmişti. Kendine bir güzellik daha yapmalıydı, bugün fark etmediği yaşamı görmek için detaylara tüm gücüyle sarılacaktı. Ufacık, küçük detaylar onu mutlu olduğuna inandıracaktı. Kendini bir kitapçıda buldu cebindeki paraya göre iki tane kitap aldı, raflarda gezinirken ruhu besleyen şeyin öğrenmek olduğunu anladı. Sonra markete gidip akşam yemeği için malzeme aldı. Eve varıp, kapıyı araladığında kendisinden ilgi bekleyen bir evin varlığı ile karşılaştı, yemek hazırlamadan önce birkaç tur dolanıp evi toparladı. Bunları yaparken zevk duydu bir şeylerle meşgul olmaktan. Makarna ve salata yaparken kendisine yakın oturan arkadaşını aradı, yemeğe davet etti. Arkadaşı elinde tatlıyla kapıda belirdiğinde salatanın sosunu hazırlıyordu. Aldığı kitapları gösterirken bir tanesini arkadaşına armağan etti. Mutfağı beraber toplarken yağmurun sesi muhabbetle karıştı. Telefon çaldığında annesi arıyordu. Tüm tembihlerden ve iyi olduğundan emin olduktan sonra dualarla telefonu kapattı. İçine huzur dolmuştu.

Bir film seçip izlemeye karar verdiler. Filmin çoğunda konuşsalar da filmin güzel olduğunu söylediler. Evi saran türk kahvesi kokusu tatlının çikolata sosunun enfes tadıyla harmanlandı. Arkadaşını yolcu ettiğinde yorgunluktan fincanları kaldıramadı, günün miskinliği gözlerine sinerken elindeki kitap 10. sayfada bırakılmış duruyordu. 

Bugün benim günüm diye başladığı her gün ona bir şeyler katıyordu.
Bir sanat icra ediyordu; yaşıyordu...
Read More

Son


Son kelimesi yankılanıyor kulaklarımda. Manasına yaraşır bir hava ile yazılıyor her bitişin ardından... Tüm yaşamı içine hapsediyor. Bir son ile başlıyor insan. Her başlangıç bir sona doğru akarken. Yollar bir adrese varıyor, insan ömrü kendi çıkışına gün yazarken. Her son yok ediyor uzun uzun yaşanmışlıkları. Yutuyor tek kelime hatıraları. Bir sona sığar mı kalpte yankılananlar? Bir sona yakışır mı bir hikaye? Hangi başlangıçlarda kaldı akıl? Kalp umursuz yaşamasın sonra, sonların garip varlığıyla. Yaz geldi, kışlar geçti. Hüzünler devrildi. Gülümsemeler asılı kaldı fotoğraflarda. Yürüdüğün yollarda izin kalmadı, yad eder gibi bir rüzgar esti...


Bir sona doğru aktı saatler. Üstünde bir halli hesaplar tik tak tik tak geçti ve gitti. Seneler geçip giderken bir an fark etmedik. Ruhumuzdaki çocuk çoktan büyüdü. Sözler asılı kaldı. Resimler değişti. Göz bebeklerine saklandı anılar. Akıp giden günlerde bir şeyler değişti. Anılarda olmasa rüya konurdu adı.

Bir sona yüzdürdük gemileri. Devrildiğini anlamadık bazen buz tuttu yaşam suları. Zaman sonsuzluğa yüzerken, bir filmi izledik seyirci koltuğunda. Bizi uzaktan izleyenleri görmeden. Bir sona yazıldı her doğan güneş, bir sona doğdu ağlayan bebek. Sonra ağlamadan kabullendi, gülümseyerek kırdı buzları, yolunu açtı.

 Bir sis gibi yürüdü kendi yollarını, bir sis gibi silindi hayatındakiler. Yalnız başladığın hikayeye yalnız devam edip... Bir iz hatırlardı ardında. Bir iz buldu. Bir ize baktı bir de soluklaşan resme. Geride bir bütün olup sessizliğe bıraktığı varlığına baktı. Hissetti ve gitti buz tuttu yürekler. 
Read More

14 Ocak 2013 Pazartesi

Not

Yeni başlangıçlar için, yeni kararlar almak için çok büyük değişimleri beklemek ziyan edilen bir ömrü özetleyebilir. Yeni bir gün yeniden yaşama tutunmak için yeterli bir sebeptir. Yeni bir cümle kurmak, yeni bir şey öğrenmek ya da sadece tebessümü simaya yerleştirmek yenilikler için açılan bir kapıdır. Geçmişi irdelemek, hataları kurcalamak yeni kapılar açılmasını sağlamıyorsa lüzumsuz bir çabadır. Faydasız hüzünden elde kalan yitip giden zamandır. Yaşam kısa kısa notlar bırakıyor bize. Oyunun kuralı basit bu notları görmeyi, fark etmeyi bilene kısa mesajlar bırakıyor. Sabah uyandıysan yeni bir güne not; bir umut daha doğdu yaşamına, bir şey yap, yaşa, dene, yanıl ama öğren ve asla keşke deme. Yaşadığın her şeyden bir zenginlik pay biç kendine. Hiç denememeyi mi isterdin yoksa? Yerinde sayarak harcadığın yaşama takılacak uygun bir ad bile yokken.
 
Tazelenmesi gereken bir not her gün itina ile bırakılır kalbinin bir köşesine. Sev, karşılıksız, hesapsız, kitapsız sadece sevmek için sev. Kinden arındığında hayatın özüyle tanışacaksın. Sen elinden geleni yaptıysan geri kalan tüm olumsuzluklar için bu kez sen notunu bırak hayata; bu bir sınav biliyorum...
 
Kayıplarının acısı veya zorlukların yorgunluğu hayatının tümünü ele geçirmesin. Son ana kadar sen de hüküm süren duygu hayatını yönlendirecektir. Mutsuzluğu diline yerleştirirsen yörüngeni de kendin belirlemiş olursun fark etmeden. Kısa bir not; hayatı olduğu gibi sev ama kabullenme mücadeleni en iyi yaşam adına kur. Vazgeçersen üstüne çektiğin duygu seni yavaş yavaş bitirir.
 
Sürekli doyurman gereken bir ruhun var. Hiçbir şey sebepsiz değil, üzerinde dolaşan sıkıntı bulutları içinde biriktirdiğin ama yarara çeviremediğin söylemler. Bırak yağsın gözlerinden yaş, dilinden sitem fakat sonunda yoluna bir aydınlık katsın öğrendiklerin. Kısa bir not; yaşam emek ister, emek ise sorgusuz sualsiz her dakikanın değerli olduğunu bilmek. Bugün kendine nasıl bir not bırakmak istersin?
 


Read More

Vakit


Geceye yaklaşınca vakitler, uykunun kıyısına yanaşınca gözler, düşünceler toplanıverir uykuya inat. Bir günü devirirken hayal dünyanız, şaşırırsınız aklınızda süre giden fikirlerin zamandan zamana atlayışına. Bir kitabın sayfalarına çöreklenir düşünceler göz kapaklarınızı uykuya bırakmadan evvel. Geceye yaklaşınca vakitler bir an kendinizi sakinliğin kuytusunda bulursunuz. En güzel yoldaşlığı yanı başınızda bekleyen kitap kurar sizinle. Bir cümle okursunuz, bir cümle kurarsınız. Hayatın büyüdükçe çocuklaşan yüzünü tanırsınız bir kez daha. Geceye yaklaşınca vakitler bir an durur ve yaşamınıza uzun uzun bakarsınız. Size eşlik edecek bir kahraman uzanır sayfalardan, sizi anlar, sizi dinler huzurla. Geceye yaklaşınca vakitler, yağmur yağar, kış örter   doğanın üstünü. Pencereden içeri usul usul rüzgar sızar, cama vuran yağmur sesi battaniyenin altında kıvrılan size, bir çatı altında olmanın hazzını yaşatır. Göz kapaklarınıza yaklaşan uykunun sizden akıp götüremeyeceği düşünce yoktur. Uyuyan ruhunuza düşen cemre, ruhunuzu baharlara çevirir. Güneşin doğuşuna berrak bir bakışı yerleştirir. Geceye yaklaşınca vakitler, sessizlikten beslenen ruhlar uykunun kollarında sıfırlar yaşanmışlıkları. Bir mucizeyi gerçekleştirir o zaman insan. Yaşar ne olursa olsun, kendisine rağmen, kendini büyütür zamanın karanlık çökünce büründüğü huzurda. 


Geceye yaklaşınca vakitler, yeni bir başlangıca uyanmanın telaşında beklersin, belki de güzel bir rüyanın unutulmaya yatkın hayalinde...
Read More

13 Ocak 2013 Pazar

Çizgi

Bir yalnızlık şarkısı mırıldanırken, ruhum uyuşmadı bu besteye. Gözlerim yabancılaştı yaşlara. Uzaklar şimdilik uzak kal benden. Çok sevdim bu limanda beklemeyi. Bu liman gözlerimi mühürledi kendine. Hadi bir solukta anlat içinde biriken hüzünleri; oysa hüzünler dilsizdir. Kelimelere dokunan hüzünler biraz çiğdir. Bir şarkı çarpsın kulağıma, sözlerini anlayamadığım, adımlarıma güç veren. Uzak kalın benden gidişler, şimdilik uzak... Ne yöne baksam çaresizlik nakaratta. Bildiğim nakaratlara benzemiyor mırıldandığım. Hayat; ben bir şey bilmiyorum, sen söyle bana, seni katlanabilir kılan ne? Bir güneşe borcum var, bir de takvimlere inadım. Öyle anlamsız, öyle anlamlı. Ağır ağır yazmanın adı hüzün olsun ya da susmanın. Susmakla yazmak eş. Öyle derinden tükenen manalar. Bir şarkı mırıldanıyorum, sözler yalnızlıktan çalıntı...

Ellerim üşümüş, yapraklar gibi titreyen bir kalpten yükselen her ne ise. Şimdi bildiğim ne varsa uzak, uzak bildiğim yakın. Bir çizgi ötesinde yaşamak adı, değişmeyen ne kalırsa... Bir çizgiye sığdırmak yaşamı, bir çizginin ötesinde kaybolmak. Bir çizgi ki kalbimde hüküm süren varlığının öncesi, sonrası. Bir çizgi ki gözlerime kelimeleri mühürleyen inancın çizelgesi...
Read More

Suskun Düşünceler

Bugün bir projem var, mutluluğu vazife edineceğim. Gerekli gereksiz tüm detayların tıkadığı zihnimi derin bir solukla gökyüzünün sonsuzluğuna bırakacağım. Bana sunulan hediyeyi, bana yakıştığı gibi içtenlikle ve var gücümle yaşayacağım. Sonrası mı? Beni takip eden ne varsa, bildiklerimi çözüp, gücümün yetmediği her şeye bir gülücük savurup geçeceğim. İnanmak istediklerim de benimle, yaşadıklarım da kalbimin hazine köşesinde. En  büyük zenginliğim  korkusuzca yaşamı keşfettiğim zamanlar. Kaderimi kendimle taçlandırdığım, beni ben yapanlarla geçirdiğim zamanlar...

Kuşların göç ettiği bir gökyüzü ve var olduğum bir zaman dilimi. Şimdi bakışlarım kendi göçünü veriyor zamana, hatıralar yüzüyor griye çalınan denizin dalgalarında. Derin bir sessizlikle içimde yükselen sesleri dinliyorum. Tezatların dansı hayal gücümle savruluyor. Doğa dingin güzelliği ile beni çözümsüz zamanların masal başkentine götürüyor. Bazen tüm düğümlerin açılmasını bekliyorum , bazen düğümleri çözmenin hayat olduğunu hatırlıyorum. Tabir ediyorum rüyalarımı kendime, bir deniz kenarında gerçekliğin acımasız, solgun yüzünü görmezlikten geliyorum.

Kış bile doğanın güzelliğini çalamazsa, içimdeki renklerin büyümesini bekliyorum. Baharımı yanımda taşıyorum, yaşamı düşündükçe bir yanım inat ediyor, bir yanım zamanın keyfine varıyor. Yağmur çiseliyor, arabalar geçiyor, bir köpek süzülüyor soğuktan kaçarak kaldırımlara. Yaşam herkesin zihninde ayrı yaşanıyor, bir kalabalık var ki yalnızlıkları içine çekip, yaşamaya davet ediyor. O zaman zihnimde büyüyen her şey önemsizleşiyor. Böyle olmaması gerekirdi, bir boşluk hissi yanında anlamsız bir huzuru hissetmeliydim. Şimdi bir boşluğun içinde yankılanan dalga sesleri, gerisi suskun düşünceler.


Read More

7 Ocak 2013 Pazartesi

Blogum 1 yaşında :)

Yazdıkça mutlu hissediyorum. Tek amacım kelimelerimle barışmak. Kendimi tanımak için yazarken büyümek.  Kendi içinde çıktığın yolculuğun keyfine varmak. Mutluluğun harflere işlediğini görmek. Bir de satırlarını okuyup, başka yüreklerde yankılandığını hissediyorsan, yazmanın tarifi mümkün olmayan keyfini yaşarsın. Bu keyfi adımlayalı blogumda bir sene oldu. Bir senede damla damla birikti, berrak bir suya dönüştü yazdıklarım. Okundukça berraklaştı. Eğer paylaşıyorsanız kıymetlidir satırlar, kendine küsmüş bir ruhtan beklenemez kağıda dökülecek güç. Birinci yılında blogumu takip eden, okuyan tüm arkadaşlara teşekkür ederim. 

Varlığımıza bir alamet yazılanlar, en büyük iddiamız saf bir dimağdan süzülüp, sevgi dolu bir kalbe dokunması satırların. Blogum daha yeni yeni ayaklarının üzerinde durmaya başladı. Yazılanlar da naçizane bir bebeğin dilinden dökülen ilk kelimeler. Zamanın şahitliğini tutan satırların aynasına bakan satırlarım, halinden memnun olmaya aç, aç ki yazdıkça büyüsün uyumakta olan ilham...

Sevgiyle...
Read More

Hani Diyorum...

Hani diyorum gel, yazılsın hikayem tekrar. Bir daha bulayım kelimelerimi.
Yeniden öğreneyim konuşmayı. Hani diyorum yalnızlıklarıma yabancı olayım.
Kırgın tüm duyguları usulca tatlı bir melteme bırakayım.
Hani diyorum, bir daha dinlesem senden hayatı, öylesine arkamda kalan korkular, öylesine bıraktım beni benden çalan hüzünler.
Bir sebep buldum buna; dinle dikkatlice... Hani diyorum sen; fısıldasan mutluluğu ruhuma, öyle içten inanmaya razıyım...
Kandığım ne varsa mevsimlerle göçtü.
Kalbim korkakça uzanmış ellerine,gökyüzü bilerek.
Bulut bulut gözlerine bakarken, hani diyorum, öylesine sev ki unutayım kendi izlerimi.
Kendimden izlerle sana çıkayım.
Hani diyorum hatırlamak istediğim ne varsa bir parça senden, bir parça da pembe düşlerden olsun.
Bir de sen yaz ömrüme seni, kalem ellerinde olsun...
Ümitlerimin yolu çıkmazlarda idi, yüreğimin naifliği sığmazdı yetersiz sevgilere.
Kondu, göçtü...
Sana değen bir kadere yolu çıktı, kaderin...
Hani diyorum, bir damla gözyaşına sığdır da hüzünleri, sevinçten yağsın yağmurlar yüreğime.
Bu hayat kısa, çok kısa...
Bu hayat yüreklerde bir son durak.
Hani diyorum, korkularımı bir nebze al yanına.
Terketmediyse yürek, ölümsüzleştin içimde.
Sonsuzluğu besleyen sevgi varsa diyorum hani..
Hani diyorum, uçurtalım umutları, korkuların gökyüzüne.
Karanlıklar engel mi? Sevginin güneşi hiç batmaz ki...
Hani diyorum sustum, sen konuş.
Duyuyorum seni, şiir şiir kelimelerin yankılanıyor içimde.
Hani diyorum saklımdasın, öyle derin ki ben bile bulamıyorum seni ruhumda.
Kalbime ses ver, sen yaşıyorsun orada öylesine, öyle sen gibi.

Read More

Yolculuk

Günleri yakalamak isterken mevsimleri kaçırır olduk. Bir koşturma; "yaşamak" dendi adına. Küçük şeylerden mutlu olmaya vakitler yetiremedik, kaderin varlığını es geçtik. Sandık ki zaman geçecek velhasıl aynı kalacak her şey. Yanıldığımızı görmek için keşkelerle tanışmayı bekledik. Zaman nasılsa suçu üstüne alacak kadar vurdumduymazdı. Suçu zamana attık. Oysa kusur, yaşamımızda detayları yitirecek telaşa kapılmamızdı. Bir yolculuğa emanet ettik düşlerimizi ve sonra düşlerimizi uzaklarda aramak dahi aklımıza gelmedi. Sandık ki hayallerimiz hep bekleyecek bizi yanı başımızda. 

Bir tren garında, bir bavulun içine sıkıştırılmış hayalleri, bilinmez yolculuklara bıraktık. Ruh ve beden ayrı düştü. Adına yine de "yaşamak" dedik. Rengini yitirmiş hayaller, siyah beyaz gördü çevresini. Ruh gitti, beden el salladı. Ne hayal kendini bildi artık ne de gerçekler, ayrı düşen varlıklarını aramanın adı oldu bu yolculuk...

Kar düştü raylara, doğanın tüm renkleri beyaz giydi gururla. Bu sadelik nefes aldırdı birbirinden kopan gerçeklere ve beklemekten usanmayan hayallere. Sonsuzluğa el salladı gerçekler, yüreği sıkıştırdı sonsuzluğun lafzı. Bir rüzgarın uğultusu, bir de beyaza bürünen yolların sonu, sonsuzluk kelimesini resmetti. Yolculuk hayallere, gerçeklere ise yaşamak düştü. Herkes payına düşenden memnun karların içinde ruhunu dondurdu. Adına hayat dedi, yüreğine yolculuk biçti.

Buz tutmuş camlar gölgeledi karın beyaz izlerini. Gözler bu defa gerçekliği idrak eden yüreğe baktı. Yüreğine bakmak için bir yolculuk şarttı kendi içine.

Hayaller düşündü: En son ne zaman kulak vermişti kendine? Yaşadıklarına, sevdiklerine, hatıralarına bir baktı da; içinde gerçekliğin hükümdarlığını gördü; içi ürperdi.Hayallerin olmadığı bir yaşam ve senelerin gidişatına baktı ve anladı; yaşarken yaşamanın kendisini kaybetmişti. En son ne zaman mevsimleri yaşamıştı doyasıya gözlerine içirerek, en son ne zaman zaman ayırmıştı sevgiden köklenen kelimelere? Hayallerin gözleri doldu ve buz tuttu, taş kesildi yanaklarında. Gözyaşları ile temizleyemeyeceğini anladı. Gerçeklerin kendisine ihtiyacı vardı ve şimdi bilmediği bir yöne gidiyordu, önünde arkasında bembeyaz düşlerin tablosunda.

Bembeyaz düşlere renkler damlatmak için tat almaya bildi şimdiki zamandan. Nefes aldı ve verdi, mutlu olmamak için bir neden bulmaya ne hacetti? Gidiyordu işte, yaşandıysa hayıflanmanın manası yoktu. Şimdi ceplerinde bir yaşanmışlık dolusu umutlar vardı, zengindi yani. Bir de fark edemediği küçük mutluluklar, hayatın koşturmasına kaptırdığı küçük ama dev mutluluklar...

Gökyüzü beyazdı, yer beyazdı, dallar beyaz, kuşlar dahi beyaz kanat çırpıyordu. Yüreği ak kanatlı kuşlara el verdi uçtu yine uçtu. Trenden yükselen anlamsız sesleri melodi etti kanatlarına, süzüldü yaşama, yaşamak adına... 

Sonra ilk durakta ellerinde gökkuşağı renklerinden bavulu ile bekleyen gerçekliği gördü. Nerde olduğunun önemi yoktu, bunun adı yaşamaktı. 



Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena