10 Nisan 2013 Çarşamba

...miş

Çaresizliğin anlamını düşünmüşler uzun süre, düşünmekten kaynaklı çaresizliklerin çözümünü düşünürken kaybetmişler. Düşünen de düşünmeyen de bir noktada buluşuyor diye karar kılıp yollarından gitmeye devam etmişler. İnce bir çizgiyi atlamışlar. İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin arasında hep ince bir çizgi vardır, tıpkı günah ile sevabın arasında olduğu gibi. Düşünürken unuttukları bir şey varmış, çaresiz gördükleri her detay kendilerine tuttukları bir ayine misali imiş. Nasıl hissediyorsanız öyle yaşarmışsınız. İnançlar hayatınızı idame ettiren sarsılmaz yönetimdedir çünkü.

Düşüne düşüne fark etmeyi unutan duyular gördüğüne inanmaya başlamış, öylesine savrulan sözcükler hayat stiline dönüşmeye başlamış. Lafta olan inançlar alışkanlıkların ezici gücünde yitirilmiş. Yaşamların bir ayna olduğunu unutmak, her tarafa saçılan aynaların kanattığı kırıklarla bezenmiş. Suç da ceza da yükümsüz kalmış, en iyisi olduğuna bırakmak deyip umursamamazlık en iyi çıkış zannedilmiş. Oysa ki insan önce kendi için yaşar sonra edindiği yaşam stilinde başkalarına yer açarmış. Düşünmek beylik lafları doğurur ya susarak düşünmeyi seçip batan kırıkların acısını hissetmeyecek kadar uyuşmuş.

Velhasıl gel zaman git zaman insan yaşadığını zannetmiş oysa ruhu çoktan yedi kat toprağın altında çürümekteymiş. Bedeni de sağlıklı kılan ruh, onarımdan yoksun insanların elinde kaba saba bir şekle bürünmüş, oysa ki ilk önce ruhlar ölürmüş...

0 yorum:

Yorum Gönder

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena