29 Mart 2013 Cuma

Kılıf

  Gözlerim kaydediyordu her anı, kulaklarım işittiklerinden bir tek kalıcı gerçeklik ararken, hayal üstün kalıyordu işittiklerinin yanında...

     Zaman suçlu olsun yine, bu kadar çabuk devirdiği için dakikaları ya da bilinmedik tüm hikayeler tanıdık kılıflara bürünsün. İşittiklerim gördüğüm hayallerin sesine dönüşsün.

    An be an kalıcı olacak zamanları seçip tüm yaşama yansıtayım; istediğim bu. Biraz kendine yabancı olup gerçekliğin taşlarını hayallerin süzgecinden elemek. Çok kılıf diktim yaşama, bahar gibi değişken ruh hallerine uymak için. Kaderi sabitlenmek istedim bildiklerimle. Çok veya az, tartışılmaz ki yaptıklarım, ölçüsü hatıraların kalıcılığında gizliyken. Herkes anlamasın istedim yaşadıklarımdan pay çıkartırken, kendimde kalanları sayısız hatıraya paylaştırdım. 

    Bana ait olanlarda bile benden uzak silüetler var, bir zaman sonra anlamanın girdabında hissizleşen düşünceler. Okudum zihnimden geçenleri anlamaya çalışmadan, çözüldü dilim yazdı kalemim öylesine içten.

       Bana göre düz başkalarına göre devrik, gözlere yerleşen fikirlerin bekçiliğini yapacak zaman yok, bir bir düşüyor takvimlerden günler. Korktuğum düşen takvim sayfaları değil de yitirilen hatıralar, anlaşılmadan kaydedilen benlikler. Bin türlü kılıf diktim zihnime bir gördüğüme hapsoldu düşünceler işte o zaman ufkuma doğru bir yolculuğun zamansız biletini cebimi koyup yazdım bildiklerimi, okudum gördüklerimi. Bol gelen hayallere dar gelen kalıplar çıkarıp gerçekliğin çarpıklığını gözlemlerken sisli gökten yön bulup mükemmelliğin acımasız gözlüğünü çıkardım gözümden. 

      Hayallerime öyle bir kılıf buldum ki ne gerçekliğe dost ne benliğe. Arada kalmış sessiz düşüncelerden bir başlık açmayı düşündüm, bir isim bulamadım sonunda bir kılıf uydurdum...
Read More

25 Mart 2013 Pazartesi

Var...

Yüzler var nereye baksam,
Her an değişen bakışlar;
O bakışları giydiren yargılar...
Hangi yüzü kaldırsam altında hep hüzün var,
O hüzünleri besleyen hikayeler var...
Hangi yüreğe sorsan nedenler var.
Bir gülümsemenin altında kökleşmiş hüzünler var,
O hüzünleri dağıtan maskeler var.

Kime sorsan doğruluk var, 
Çokça yıpratılmış cümleler var...
Beliğ bir sözün altında ezilen doğrular,
Yanlışları yaşamaya izin vermeyen gözler var takipte...
Doğruluğun kişisel yorumlandığı bir hayatta,
İnandıklarım var;
Gözlerime sabrı içirip, hoş gördüren...

Yüzler var türlü türlü, gülüşler var acı acı.
Bir sözle yitirilen güvenler, çok acı ki sayısız maskeler var.
Var ki yaşamda bir dayanak;
Tüm varları yok edecek,
Adaletin ilahisi var...
Read More

Sümbül: Toprağın Yıldızı...


    Yine gömgök dere batmış çıka geldi çemene
    Nevbahâr erdi deyü verdi haberler sünbül   
    Beden-i pâki neden böyle olurdu hoş-bû
    Olmasa müşg ü gülâb ile muhammer sünbül.

   (Baki)


(Sümbül, yine gömgök tere batmış olarak kırlara çıkageldi de çığlık çığlığa insanlara şu haberi ulaştırdı: Gözünüzü açın, ilkbahar geldi! Eğer şu sümbülün hamuru misk ve gülsuyu ile yoğrulmuş olmasaydı berrak bedeni nasıl böyle temiz kokabilirdi ki?)

Bahar tüm şevkiyle ruhumun penceresinden gelişini müjdeledi, içime çektim tüm çiçeklerin oluşturduğu ıtrı. Kitabımın arasında tazeliğinden hatıra olmaya geçen şekliyle bir sümbül belirdi, sayfalara sinen kokusu, gözüme dokunan nazeninliği ile baharın şevkini sayfalara işledi.

Saçları sümbül sümbül olan bahar, misk kokusunu dağıttı esen rüzgar ile, göklere dokunan teller pul pul olup sümbül yaprakları ile saçıldı yerlere...

Öyle bir mevsim geldi ki günler çiçeklerden ilham alıp, aylar bir buket çiçek gibi salındı ömürden. Sevgilinin güzelliğini anlatacak tasvirleri bir bahardan bir de bahara yaraşan çiçeklerden bulup da dizdik gönül fermanlarına...

Sümbüller büklüm büklüm akıyor baharın gerdanında. Uzun yapraklarını renklerle süsleyip nazire yapıyor diğer çiçeklere. Baharın sultanı olmak istercesine taç takıyor, yıldızları yere serpip gün ışığında gözleri büyüleyecek kadar mestediyor.

Gülşende salınıp, tüm bağı bahçeyi nazikliğine bürünmüş güzelliği ile aydınlatıyor, öyleyse bahar sümbül sümbül kokuyor, gözlerini güzelliğe bakmayı aşina kılanlara...

Miskini dağıtıp, baharı bekleyenlerin ruhuna bırakıyor. Esiyor, esiyor farkına varanları bağında gezinen bir sultan gibi hissettirip ıtrını cömertçe dağıtıyor sümbüller.

Bulutların gövdesinden ıtrı yağıyor, baharın ruhuna işliyor toprağın yıldızı olup avuçların arasında parlıyor sümbüller. Tüm kırılganlığı ile bir çocuğun başını okşar gibi bakıyor çiçek diline güzelliği ile naz adını veriyor, nazlı bir çiçek açıyor baharda sümbül sümbül...

Sadece kokusu ile simgeleşen narin çiçek en çok da İstanbul'un saçlarına yaraşır... Bir de hava yağmur yağmaya dolu dolu bakıp saçlarına siyaha boyadıysa sümbül vakti demektir, güneşin toprakla talihlenmesinin adı belki bu yüzden sümbüldür...









Read More

22 Mart 2013 Cuma

Özgür

Özgürlüğü kazanmak için önce kilitlemek gerekir ruhumuzu besleyen sebeplere kendimizi. Tutsaklığın faydaya  dönen yüzüne bakabilecek aynalar keşfetmeli.

Hayatın bizden sakladığı, bulmamız için ipuçları yolladığı detayları görüp, gördüklerimizden ruhumuzu kilitleyen anahtarların zincirlerini özgürlüğün maviliğine doğru bırakmalı...

Basit bakmayı öğrenmekle başlıyor tüm karışık görünen problemleri çözmek. Önce her ne olursa olsun vazgeçmemek gerekiyor, bir kere karamsarlığın tüneline girdiyseniz çıkış için uzun bir yol aşmayı göze almışsınızdır.

Küçük şeylerden mutlu olmak, hayatın ürkütücü yönünü süslü örtülerle bezemeye benziyor, yağmuru saran gökkuşağından bir fistanla yürümek kader yolunuzda.

Affetmeyi bilmek, karışık görünen ne varsa tek sıra halinde düzleştiriyor zihninizi. Öncelikle kendinizi affetmek yüceliğinden başlamalı, kendimizi dahi yargılarken hata yapma lüksünü insanlığın temel parçalarından biri olduğunu  unutmadan.

Sevmeyi bilmek gerekiyor, karşılık beklemeden iyilik yapmayı öğrendiğinizde kırıkların toparlanıp hayale yakın bir mutluluğu yaşatabilen bir kalbe ulaştığınızı görüyorsunuz.

Son gibi yaşamalı, yaşadığınız anı hayatınıza dair sahnelediğiniz bir oyunun son perdesi gibi yaşamak, anların keyfine varmak. Ölümü mutsuz kılan da kaçırdıklarımız, emellerle ziyan ettiğimiz anlık zamanların toplamı değil mi?

Ruhumuzu özgür kılacak bilgiye tutsak olmak gerekiyor, okumak, keşfetmek, gezmek... Ne olursa olsun küçük veya büyük ruha kanat takacak bir seçimi kazandırmak yaşamlarınıza.

Hata ve başarılarını aynı anda sahiplenmek, eksik ve kusurlarınızla, güzel kıldığınız her şeyi aynı teraziye koyacak kadar benimsemek.

Yargılamadan önce düşünmek ve düşünmeyi dile dökmeden önce tekrar tekrar süzmek, hataların ana kaynağı boş konuşmaktan kaynaklanmıyor mu zaten?

Gülümsemek, işte altın sır bu. En acı bir an bile kalıcı değil yaşamlarımızda, hayat hızlıca ilerliyor, acıdan dahi ders alacak kadar algılarımız açık olmalı.

Cömert olmalı, sevmekte, affetmekte, gülümsemekte, cimri olmalı nefrette, kinde, asık suratta.

Asıl hazinenin yaşadığımız an olduğunu bilmek. Kaygıların ancak ilerlediğimiz yolda ayaklarımıza takılan görülmez engel olduğunu bilmek.

Ruhumuzu bildiklerimizle faydalı kıvama getirecek davranışlarla süsleyip, özgür kılabilmek, bir hayata sığabilecek bir amaç...

Read More

21 Mart 2013 Perşembe

Anlamsız

Düşlemiyorum, beklemiyorum, düşünmüyorum,
Anlamaya çalışmak anlamsızlaştıyor çoğu zaman.
Çünkü demeye de niyetim yok,
Bilmek de istemiyorum sebepleri.
Yorgunluğun dinlenmiş düşüncelerini hazmedip,
Yeni cümleler yazmak istiyorum.
Sebepsizce beklemek değil de anlamsızca bilmiş cümleler yazmak istiyorum...

Görmüyorum, duymuyorum
Sadece garip bir hisle
Düşünüyorum, düşündükçe hissizleşiyorum...
Read More

Bahar Hissedenlere Gelir

Bir şeyler eksik, kalbimde doğacak güneşin üzerinde dolanan bulutları dağıtacak bir bekleyişteyim. Güneşe baktıkça gözlerim görmez oluyor bende gözlerimi bir ağacın dallarına odaklamış tomurcuklanmasını seyrediyorum, bahar yüreğinde mevsimleri yaşatanlara gelir. "Kışı da yaşamak vazifem galiba bu hayatta" deyip zor olanı kolaylaştırıp vazifemi üstleniyorum...

Bahar yüreğini her daim inançla besleyenlere gelir. Bahar güzel şeylere inanmakla başlar yürekte. Arafta bir yerlerde durdukça güneşimin önünde beliren bulutlar daha da çoğalıyor, çoğaldıkça bekliyorum, bekledikçe sabrı öğreniyorum.

Kuşanan güzel düşüncelerin güneşimi karanlıkların ardından çekip çıkaracağına inanıyorum. Baharın yüreğime er ya da geç gelmesini umuyorum, ummak zaman kaybı gibi görünse de... Kim inanırdı kıştan çıkan doğanın renklerine bu kadar çabuk bürüneceğine... Bende inanmak istiyorum. Belki de çaresizce. Çıkış yollarının çaresizlikten doğacağına inandırmışken kendimi, güneşe bakmaya başlıyorum, bu defa gözlerim ışığa alışıyor, kara bulutlar bir bir çekilmeye başlıyor. Üşüyen içimi ısıtan güneş ışıkları, buz tutmuş inancımın yeniden hareketlenmesini sağlıyor.

Bahar mevsimleri yaşatanlara geliyor, gözlerim güneşi yüreğime içiriyor, kana kana aydınlanıyor yüreğim...
İnceldikçe kopacak hale gelen kalbim tutunuyor bir ışığa, mecalini toplamaya çalışıp ayaklanmaya çalışıyor inancım.

Gözlerim doğan güneşi de kabulleniyor, ısınan yüreği de hissediyor, bir kıpırtıyla yaşamaya devam ediyor, bir güneş yüreğine doğarken, yeniden yaşamaya başlıyor...

Hüznün ıslattığı yağmurun izlerini güneşle ısıtıp yüreğimi yaşanılır kılıyorum, bahar fark edenlere geliyor, bir an olsun fark etmeyi umuyorum...
Read More

18 Mart 2013 Pazartesi

Çekingen

Çekingen ruhlara hitaben: Düşünme bu kadar, sadece yaşıyorsun. Bir senden bahsetmeli bir de kendinden şikayet ettiğin zamanların derli toplu haykırışlarını. Garipseme hiçbir şeyi, neyi fazla önemsiyorsan komiklik yapmaya başlıyor ardından. Tüm bunlar nedir demeye başladığında büyüyorsun, sonrasında kendi sesini dinlediğin zamanlardan sıyrılıp bazen hayata kulak veriyorsun. Ne zaman diye sorma, herkes kendi adına göre yazıyor kaderine inandıklarını. Nasıl bakıyorsan hayata kaderde sana öyle bakıyor.

Uzun yalnızlık cümleleri, kısa kabulleniş cümlelerine dönüşmeden ruhuna izin ver çocuklaşsın. Ansızın beliren bir güneş gibi içini aydınlatacak kelimelere sarıl. İnanarak sarıl, tüm kalbinle kendine ait her şeyi benimse. Ellerinde titresin, ruhunda. Heyecan duymak, önemsemek bir şeyleri, yaşama karşı beslediğin hislerin ispatı.

Gözlerine çöken nemin kalbinden sızan hüzün bulutlarından kaynaklı olduğunu anımsadığında, her şimşekten sonra sakinleşen gökyüzünü düşleyerek fırtınaların sağladığı temizliğe sığın. Bazı zamanların çoğu zamanları katlanır kıldığı, yaşamanın umut ile umut arasında olduğu. Kirli seslere kulak tıkayıp kendine kendin olma şansını verdiğinde biraz umuda binlerce teşekkür sıraladığın bir iç konuşma kaçınılmaz olur.

Yağmurlu kalbine adımladığın çamurlu ayak izleri de sana ait, güneşi içine çektiğin zamanlara yayılan tebessümlerde. Tüm zıtlıkları içinde taşımak garip mi, değil. Doğduğun günden itibaren yaşlanıyorsak, hayatımızı kalıcı kılacak bir durak aramak fuzuli olmasa gerek. Ne söylesek çok gelir ya, susmanın anlatacağı çok şey varsa susarak yazmak, yazarken insan sustuğu için mi kelimeler daha derin... Öyle anlamlı bir soru, öyle anlamsız cevaplar...

Çekingen ruhların sımsıkı sarıldığı sessizlik çok şey anlatıyor oysa. Ne var yaşamdan bu kadar korkacak, kendi sesinden başka önemsenecek hangi ses var? Kendinle baş başa isen sürekli, gözlerinden uzak olacak gözlerin hükmünün ne geçerliliği var. Zaman geçer, tüm detaylar silikleşir sana kalan senden izler olur. Bu yüzden insan en çok kendini memnun etmeyi bilmeyi. O zaman yaşamda güzel, yaşamın türlü türlü sunduğu gerçekliği de daha aşılır nitelikte.

Düşünecek ne varsa kendinden miras kalmalı, içinde hep umuda çıkacak mutlu anılarla...




Read More

15 Mart 2013 Cuma

Beste

Yazmak, yazmak, yazmak zihnimde dolanan düşünceleri unutmadan dilden söze dökmek, söz de yetersiz kalır, harflerle birleştirip müziğine kavuşturmak, bir beste bulmak, ansızın can bulan satırlara bir isim aramak, gözleri okşayan besteye kavuşmak, yazmak istiyorum aralıksız, susacak vakit yok, ömür sermayeden çalıyor. Bir an düşünüp son diyorum, şimdiki anın son olduğunu düşününce ömrün kıymetine yaraşır bir beste dökülüyor yazdıklarıma...

Bir beste söyleniyor gözlerime, birkaç not düşüyor dinlemeye koyuluyorum satırları;

Sevdiklerinizin kıymetini bilin, onlarla paylaştığınız hiçbir an bir daha geri dönmeyecek, asıl kaybetmek var olduğunda yaşatamamaktır sevginizi. Küçük önemsiz detaylar yüzünden kalp kırmayın hatta yapabiliyorsanız kimsenin kalbini kırmayın, sevdiklerinizi incitmeyi aklınızın ucundan bile geçirmeyin.

Her dakikayı son zamanlarınız gibi addedip sadece kendinize olan saygınızdan bile ömrünüzü güzelliklere eş yaşayın, uzun emelli planları, büyük hedefleri önünüze katıp şimdiki anı stres yumağına çevirmeyin.

Hayat hiçbir zaman pürüzsüz giden bir hikaye olmayacaktır, bu pürüzleri ömrünüzün kıymetini bilerek telafi etmeye çalışın, unutmayın hayat bize sunulmuş bir hediye...

Ölüm gerçeği varken kimseden çekinmenize, bir şeylerden korkmanız kendinize yaptığınız en büyük haksızlık değil mi? Yaşıyoruz bu kadar açık ve sade, insanız hepimiz kusurları bizim var olduğumuzun kanıtı, kime göre yaşamak yerine size özel olacak yaşamınızı korkusuzca, benliğinizden aldığınız güçle  kendinize özgü yaşayın elbette saygı ve sevgiyi asla unutmadan.

Okuyun, öğrenin, yazın, çizin, ruhunuzdaki çocuğu asla yitirmeyin.

Kendinize ödül vermek istiyorsanız en küçük şeylerden bile mutlu olmayı öğrenin.

Maddiyatta kendinizden aşağıda olanlara bakın ve hamdetmeyi ve şükretmeyi öğrenin, maneviyatta ise ruhunuz her daim aç olsun, asıl tokluk gönülde olur çünkü.

Kendinizi sevin, kimse sevmiyorsa bile bu ömrün size ait olan bir parça olduğunu unutmayın bu dünyada, yalnız başladığımız hayat hikayesi yalnız sona erecekse, bu hikayeye katılanlardan sadece sizi olduğu gibi kabul edenleri yolculuğunuza dahil edin, eleştirenlere ve sizi sürekli irdeleyenlere bir el sallayın kendi yolculuğunda ona iyi şanslar dileyin.

Hayat büyük amaçların içinde kaybolacak kadar uzun değil velhasıl herkesin bir özelliği bir yeteneği var, hayat bu yeteneği göz ardı edecek kadar da kısa değil...

Bir beste yazın kendinize, sizin kulağınıza hoş gelecek gözlerinizi doyuracak satırlar ile. Kendinizi yazın, kendiniz olmaktan çekinmeyin. Kendi doğrularını insanca yaşamak ancak kendini seven insanların başarabileceği bir olgudur.


* Konuşmadan önce dinleyin,
* Yazmadan önce düşünün,
* Harcamadan önce kazanın,
* Dua etmeden önce bağışlayın,
* İncitmeden önce hissedin,
* Nefret etmeden önce sevin,
* Vazgeçmeden önce çabalayın,
* Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.

(William Shakespeare)

Read More

13 Mart 2013 Çarşamba

Fesleğen Kokulu Hikaye

Ellerime sinen fesleğen kokusu, yanımda bir kaç parça umut, gözlerimde sisli hüzünler, kalbimde anlamsız bir neşe, bir parça şiire sarılıp, düşlerimin aynasına bakmak istiyorum. Aynanın sarıldığı toz pembe duvarları süsleyen renk renk çiçeklerden solumayı istiyorum doğayı, dışarıdan gelen seslere aldırmadan, içerideki sessizlikten ürkmeden bir başıboşlukla bilgin görünmeye çalışmak, arada kalmanın dengesizliğin heyecanıyla aynalara bakmak, iyi ki havalar güzel yoksa bir parça umut da yokluğa eş olur, sinerdi üstümüze bir asabiyet, iyi ki zaman geçiyor, ömrü tüketse de bazen ilaç oluyor dertlere.

Düşünce salıncağına binmiş gökyüzüne dokunmak istersin ya hayallerle, burnuna tüten fesleğenler, umudun kokusunu getirir, dizlerinde sızlayan çocukluk, koşmak  ister düşmekten yana korkusuz. Zihnim kendi hikayesinin sonunu bilmekten korkar, kaybedeceğimizi bile bile severken birbirimizi, hayatı sevmek tek çözüm görünür diye bir cümleyle başlamak isterim hikayeme.

Doğadan güç alırım yine, tasvirlerimde çiçeklerden esinlemiş tablolara kurarım. Aynalar asarım dört bir yana, yaşamın manasını aradıkça yüzlerde beliren şaşkınlığı kaydetsin diye.Biraz hüzün biraz neşe dengeleriz işte, yaşamın renklerini pembelere bular, tıkarız seslere dünyadan yükselen. Benim gideceğim yerde yalnızlık sultan, alıştırmayın kalplerinizdeki gerçek sevgilere diye de devam ederim cümlelere. Bu hikaye de daha çok iç sesler baş rolde, bir de doğa bir de iyi ki güneş var, cümleler tıkandığında yetişir imdada.

Hayatla böyle sözleştik, önce seveceğiz sonra kaybedeceğiz sevdiğimiz ne varsa, sona doğru cümlelere bir kabulleniş siner, biraz da ümit serpmeli yalnızlığı sevmezsen haddini aşar hüzünler. Neşeyi bol kıvamda katmalı renklere, iyi ki çiçekler var, ömrü kısa olup da güzelliğinden ödün vermeyen. Misallere sarılmadan önce yine doğaya selam eder geçer, içimden bir şiir okur, hikayemden bir kaç cümle yazar, pembe boyalı duvarlardan, renk renk çiçekli vazolardan, içeriye sinen baharı selamlarım, o kadar basit işte der, bir fesleğen kokulu bahçelerden geçer, yalnızlığa giden yolda sevgiyi şatafatlı yaşarım. Yaz gelmiş çoktan, baharın adı kalmış kaç kara kışı devirir kaç zamandan sonra değişir insan der sonlandırırım mürekkebin dokunuşunu kağıda...
Read More

11 Mart 2013 Pazartesi

Bahar Geldi Yeniden Doğmalı

Penceremden içeri kafası karışık bir hava esiyor, bir güneş açıyor bir de gri kıyafetlerine bürünmüş gök pencereme tıklatıyor. İçim üşüyor, güneşi görüp aldandım hemen, bir çay alıyorum içimi ısıtmak için. Yapmam gereken işler kafamda dolanıyor, yapmam gerekiyor diye beynimi kemirirken bir şeylerin eksik olduğunu anlıyorum, motivasyonu sağlayacak bir meşgale aranıyorum. Gözüme değen en yakın dağınıklıkları ortadan kaldırıp, bir kaç satır yazmaya çalışıyorum. 

Bugün gözlerime küçümser bir eda oturmuş, kendimi hiç beğenmiyor, suç bakış açımda, bakış açımı bu hale getiren sebepleri düşünmek istiyorum, yazdığım cümle yarım kalmış bana bakıyor ben de eski fotoğraflarda bana gülümseyen yüzüme. 

Camdan görebildiğim doğa bana yetmiyor, solgun bulduğum yüzüme kan gelsin diye aynalarla çok muhatap olmadan evden dışarı atıyorum kendimi. Sokak aralarından kurtulunca belirmeye başlayan ağaçların bembeyaz tomurcuklarına takılıyor bakışlarım, bir huzur dalgası içine çekiyor karamsar düşüncelerin hepsini. 

Bembeyaz tomurcuklarla süslenmiş ağaçlar tazelenmenin haklı gururuyla gözüme gözüme değdiriyor güzelliğini. Bembeyaz tomurcuklar gri havaya inat tüm renkleri bastırırcasına öyle coşkulu sadelikle ben buradayım diyor. Gözlerimi kapattığımda hayal ediyorum kendimi, ak ağaçların meyveye dönüşeceği zamanların mevsiminde tomurcukların dört bir yanı sardığı bir gülşende dolandığımı. 

Hafif bir koku dokunuyor burnuma, taze ağaçların narin kokusu. Ak düşlerin içinde olabilecek sadelik de hayal edip kendimi karmaşık düşünceleri geride bırakıyorum. Nasıl düşünürsek öyle görürmüşüz çevremizi. Düşüncelerimi is bulamış renklerden sıyırıp tomurcuk bahçesinin içinde yolum nereye çıkacak diye düşünmeden yürüyorum.


Bir ibretlik hikaye anlatır doğa bize, hayata dair bir yol çizer adeta ruhlarımıza. Hayallerime yön çizecek bahardan başka hangi mevsim olabilirdi ki? Öyle şevkle doğuyorken doğa, bu tertemiz simaya bakmamak... 

Bahar geldi, yeniden doğmalı...

Read More

10 Mart 2013 Pazar

"İlk Çekilişim" Kazanan Belli oldu








Merhaba arkadaşlar, İlk çekilişim'in kazananı belli oldu; Eylül Gökçe,  çekilişi random.org sitesinden gerçekleştirdik, videoda çekilişi izleyebilirsiniz, kazanan arkadaşımı tebrik ediyorum, katılanlara teşekkür ediyorum, bu çekiliş yeni bloglarla tanışmama vesile oldu, bu da güzel yanlarından biri. Mutlu kalın.

Sevgiler...
Read More

9 Mart 2013 Cumartesi

Menekşe

Bu sabah baharı selamladı gözlerim, güneşin değişen rengine ayak uyduran doğanın beyaz, pembe tomurcuktan broşları yakasına taktığı bir mevsime daha uyandı ömür. Bu sabah bahar ile birlikte gözler yeniliği getirmek zorunda hissettirdi yüreklere. Kendi kendini yargılayacak bir değişimin rüzgarları esti içimize biraz üşüten güneşin cezbedici görüntüsünde.

İçimde bir umut var, ellerimde bu umudun yansıması çiçekler. Toprak kışa veda etmiş üstünde ayrılığa dair bir soğukluk yok, bilakis yeniden doğmuş. Çiçekler baharın aynasıdır, her çiçek bir duygunun simgesidir, menekşeler renk renk dizilmiş büyümek için toprakla buluşmayı bekliyor. 


Renkleri çeşit çeşit, bünyesi küçücük ama bir o kadar görkemli bir özgüvenle dimdik duruyor, en çok da mor rengi üstüne yakışıyor, yüzünü açıyor, kokusunu içime çeke çeke ellerimi toprağa bulayarak baharın meyvesini bahara bırakıyorum, toprağın her kesimden dostu var, çiçekler de çok yakışıyor toprağa. Hüznünü alıp bir miktar güzellikle harmanlayıp gözleri huzurla dolduruyor.  Bugün bir çiçek bile ekmenin insana kocaman mutluluklar hissettiğini fark ettim, baharın hayatın yenileyici yüzünü hatırlatan yönünü bir kez daha anımsayıp toprak kokusunu içime çektim.


Önemse hayatı, her an, her saniye değişiyor  hayat. Minik detaylar renklendiriyor aslında yaşamlarımızı. Mart ayı selamlarken mevsimi menekşeler büyüyor, saçlarını toprağa savurup minyon edasından önce kokusunu salıyor. Hayat değişiyor, bakmayı ihmal etme yaşama... Menekşe aşkla eğiliyor baharı selamlıyor...
Read More

7 Mart 2013 Perşembe

NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı


Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.

Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Read More

Süsen


Apansız bir rüzgar esiyor içimde. Herkes ne kadar uzak, sesler ne kadar yabancı. Hangi maskelerin ardından bakılacak yüzlere. Suçları da cezaları da kesilecek bir mahkeme kalmadı vicdanlarda. Yüzümde asılı kalan gülümsemelerin, beni kendimle yargılayan her şeyin önemsizleştiği noktadayım. O noktada belirsizleşir bildiklerim. Yetersiz kalır artık kelimelerim. Sahte yüzlerin sahte cümlelerine inanmış gibi yapıp bir maske takarım yüzümden arta kalanlara. 


Koca bir sessizlik paylar artık dur durak bilmeyen düşüncelerimi. Üstüme gelen ne varsa yeryüzünde kapladığım bir noktayı çok görmemeli. Yetersiz kelimelere defalarca anlam biçmeye ne lüzum var, yazık olan ziyan edilen gülümsemelerin, asılı kalan iyi niyetlerin feryatsız söylemleri. Süsen oldum, anlatacaklarım çok sustuklarım yüklü, bildikçe sessizleşen bir hal ile hemhal oldum.

Susarım o zaman koca bir sessizliğin içinde ne anlama gelecekse yitiririm sözcükleri, sözcüklerin etkisini yitirdiği bir zamanda yeni bir rehber ararım kendime. Yeni bir söz ararken yaprakların arasından bir süsen düşüverir avuçlarıma. Çok şey anlatmak ister gibi bakar bana, dudakları kıvrılmış dili düğüm olmuş akar yüreğine sözcükleri sanki. Gözlerimdeki buğulu perde kalkar, ellerime cılız bir koku siner, süsen çiçeği gözlerimde biriken yaşlara derman olup avuçlarıma sığınır adeta. Ölüm üstüne atılan bir perde olmuş süsenin oysa ki suskunluk bazen en büyük hayat göstergesidir. 

  "Deniz şehre benzer, ıslaklıksa kapıya. Islaklığı katra bil, denizime haddi, kenarı yoktur.
            Can gibi olan şu ıslaklığı bırak, sevgilinin denizine dal da ebedîlik bul.
  Bu yandan can, can denizinden meydana gelmiştir. Artık sen de o yüceliği can yolundan dile.
             Dile de seni alıp bulunduğu yere götürsün. Toprakta deniz aramak beyhudedir.
   Toprağın her cüzü, insanı toprak âlemine götürür. Fakat can denizinin dalgası, canana vâsıl eder. "

Tesadüfler çıkarır bazı satırları karşıma, bir yaprağa dizilmiş cümlelerde süsen düştü gözüme, biraz ölümden pay biçtim onu birazda suskunluktan. Hani çok sözcüğü olup da yutanların kemalliğinden bildim.  Süsen gibi hür olmaksa niyetim tutsak kılan sözlerden kaçırırım, dilin ölümü kişiyi canlı kılarmış oysa...

Her yaprağı bir dile eş süsen susar, susar ve hür kılar bildiklerini içinde konuşturmaktan...
Read More

6 Mart 2013 Çarşamba

Facebook Sayfama Özel Çekiliş




Sevgili arkadaşlarım,


Facebook sayfama özel çekiliş yapıyorum. Çekiliş sonunda kazanan bir arkadaşıma hediyelerim;

Debbie Macomber:

Küçük Mucizeler Dükkanı

Bir Yumak Mutluluk

Mucizeler Dükkanına Dönüş

Bir Dilekle Başladı Her şey


Katılım Şartları: Facebook sayfamızda!

Bol şanslar diliyorum:)
Read More

5 Mart 2013 Salı

Birkaç Cümle

Bir bekleyişe tutunur mu hayat... Ah bu dilim ne sermayem varsa yerle bir eder bazen. Sevdiklerim anlayın beni en çok nazım da size geçer. Ne zaman taşıyamayacağım yükler binse omuzlarıma sitem sözcüklerim en çok sizi üzer.

Ah! Körleşmiş nefsim, ne zaman diline sahip çıkıp, suskunlukla asilleşecek duruşun? İnsan en sevdiklerini en çok üzer mi? Ne tuhaf geliyor kulağa, ne garip duruyor satırlarda. 

Ah hayat! Değişimlerini alıştıra alıştıra sun. Ben hazır olmaya çalıştıkça yaşama, hırçınlaşan bir kuşun özgürlüğünde yitirdiği kanat çırpınışlarının adı oldum. Bir ah demeye sığar mı yaşam. Kaç hataya daha tutunur ki insan... İlla beklemek mi gerekir değişeceğimize dair bir ışık görmek için. 

İnsan özlemden korktuğu için hırçınlığa bürünür mü... Soru işaretleri yok bunlar iç seslerin toplamı, birkaç nokta toparlar gecenin içinde kaybolacak düşünceleri...
Read More

Özlemek

Özlemenin kendisi başlı başına bir emek. İnsan mutluluğu yaşarken bile özleyeceğini bile bile tutunmak ister o ana. Özlemek o derece derin halatları anıların semasına uzatmaktır. Yaşananların bir hayal kadar silik olmasına hayrettedir insan, yaşanan güzel anıların bu kadar çabuk uzaklaşmasına şaşkındır insan. Özlemek kendi başına bir mertebedir. Her insan altından kalkamaz özlemin. Anıların altında ezilip unutmayı seçenler yüreğinin gücünü gösterir aslında.

Yürüdüğünüz yerlerde iz kalmamışsa, kahkahalar silikleşip uzaktan duyulan seslerin gölgesine dönüştüyse; özlemek zor, boylu boyuna uzanan yolların ufka dokunan noktasında vuslat. 

Kabul görmez bir akışla giden günlerin arkasından el sallayacak metaneti bulacak kalplerde beslenir özlem, gücü yeten düşler geçmişi, gücü yetmeyen hâlâ geçmişte yaşar. Önemli olan özlemi taşıyabilmek kalbinde, yaşarken başarabilmek. En çok umuda inananlar en çok özlemi tadanlardır, kabulü güç olsa da...
Read More

4 Mart 2013 Pazartesi

Yeterince

Yeterince acı var, yeterince karmaşa... Bu dünya alışık kayıpların girdabında dönmeye. Yeterince gözyaşı, yeterince sınav var. Bu dünya bildi bileli anlamaya çalışıyor insanları. Bir tutunmaya çalışanlar var yaşama, bir de kendi kendilerine ne tutarsa yaşayanlar. Öyle garip bir his ki yaşamak tüm yorgunluklara rağmen ölümden daha sıcak. Vakit istemek ömürden ya da inadına keyif almaya çalışmak yaşamdan. 

Kovaladıkça kaçan haylaz bir çocuk ömür. Bazen de yüzü kırış kırış olmuş bir yaşlı. Dev bünyesine bir çocuk kalbi hapsetmek belki de. Yeterince karışık bir sanat yaşamak, birbirine zıt pencerelerden açılan ortak gökyüzü. Ne anlamak, ne de anlatabilmek bazen sadece yeterli şey yaşamak. Kayıpları düşündükçe kaybetmek, kazanmaya çalıştıkça kendini geri çekmek. Yaşadıklarını tekrar tekrar yaşıyor hissine kapılmak veyahut yeniden doğmak yeni günle. 

Rüzgar nasıl esiyorsa kalbe. Üşümek bazen sımsıkı kendine sarılmak, bunalmak bazen derin yamaçların avucunda kıvrılmak. Yaşamak ne tezat... Acıya rağmen bir gülüşe değen anların toplamı. Yeterince zaman var hatalar içinde büyümeye, yeterince zaman kısıtlı mutlulukları abartmaya, nereden bakarsan orası dar sokaklar, yeterince gök var, yeterince toprak. Yeterince kuşlar var, yeterince zindanlar. Tezadın içinde doğan yaşama bir avuç hisse düşer, bir avuç yaşama yetecek iksir var, bir avuç umuda yetecek bir kırıntı, bir iz. 

Yeterince baharlar gelmiş bir o kadar kışlar. Ölümün içinde yankılanan bir bebek sesi. Bir aşkta yitirilen umudun kırıntısı. İnsan kadar iyilik, insan kadar kötülük, bir insanda her ikisi olacak kadar karmaşa var. İyi ki bir de güneş var, ruhunda ayaklanan karmaşık düşünceleri bastıracak, iyi ki güneş var hiç bitmeyecek sandığımız karanlığı dağıtan, iyi ki toprağın kokusu var, çirkin yüzleri bastıran bir koku. İyi ki rüzgar var, en ufak dalları oynatan, iyi ki yaşamı sıcak kılan sebepler var, yeterince yaşam var herkes için.
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena