27 Aralık 2012 Perşembe

Gece Satırları

Ufukta gördüğü çizgiyi aradı gözleri. Bir yanılsama olduğunu fark etti er ya da geç. Gecenin koyuluğuna karışan, günün son aydınlık parçaları. Yazmayı severdi böyle zamanlarda. Gece yaklaştıkça elleri kelimeleri birleştirmek için pek hevesli olurdu. Doğanın güzelliğini hatmeden gözleri anlatsaydı gönlünden geçenleri...  Gördüklerini anlatmak için bir de kalbine doğacak güneşi beklemeliydi. Gecenin sessizliği ile yüreğin ilhamı kaynaşırsa dizeler kopup gidecekti kendiliğinden. Düşüncelerini susturdu, havayı soludu. Bekleyerek kaybedecek zamanı yoktu. Ne düşüyorsa zihninden o kendisiydi. Ötesi yok, kabullenmek zaferin ilk adımıydı. Sonunda içinde yükselen sabırsızlık dalgalarına set çekebildi düşünceleri. Ne için zorluyordu ki kendini. İnsan daima iyi olduğu bir konuda, aynı çizgide gidecek değildi. Yol çizecek başka satırlara ihtiyacı vardı. Başka hislere, başka hikayelere gözleri değmeliydi. Satırlar arası komşuluk şarttı. Bilemezdi ki bir şiirden ya da bir cümleden başka ufuklar doğacak içine. Hiç beklemediği bir yerden esecek cümleleri.


Gece ve sessizlik delmese huzurun dinginliğini. Sessizlikten doğmasa karmaşık düşünceler, geceden âlâ yazmaya dost vakitler mi vardı? Pencereden sızan rüzgar, kendine göre bir ezgi tutturmuş çalıyordu. Kağıtlar uçuşuyor, satırlar karışıyor. Cümleler tane tane dökülüyor ardından. Bildikleri ile yazdıkları tutmuyor. İnandıkları ile yaşadıkları kaynaşmıyor yazdıklarında. Tezat düşünceler savaşıyor içinde. Sağ kalan cümleler bir cesaretle anlatmaya koyuluyor kendini. Tüm duygular, düşünceler savaş alanında yatmakta. Mürekkep sızıntıları akmakta kağıda. Sağ kalan yine duygular, düşünceler yol olmakta geldiği diyarlara. Bir yandan da ezgi kulağına çalınıyor. Rüzgarın uğultusu ile ezginin tınısı garip bir uyum sergilemekte.

Gece yakıyor mürekkebin rengini. Siyahtan çalıntı bir mavilik damlıyor satırlara. Sözün üstünlüğü yazıya geçtiğinde başka... Yazdıkça önce kendi kıymet biçmeyi öğreniyor sözlerine. Söz damla damla birleşip ruha bürünüyor. Satırlarda gezinen ruh, bir beden olabilmek için anlamlı cümleleri bekliyor. Yeterli olmuyor kuru kalabalık kelimeler. Anlam bekliyor, ruhtan biraz olsun esinlenmek istiyor. Ansızın nefes alamıyor, bir labirentin içinde kaybolmuş hissini yaşıyor. Fütursuzca koşuyor, nereye gittiğini bilmeden. Gece karanlık yüzünü silmeli. Bu sessizlik huzura dönmeli. Yoksa kendi içinde kaybolacak. Sonunda satırlardan bir beden doğuyor, ellerini uzatıyor ama gözleri mesafeleri büyütüyor. Gece narin yüzüne bürünüyor, satırlar bir bir dizilip bir sona doğru açılıyor, yolun sonu geceyi delen parlak ışığa açılıyor. Sözcüklerinden bürünen bedeni ellerini ruh eşine uzatıyor. Aynı kelimelerin, farklı düşüncelerin ortak sözcüğünde birleşen eller, o kelimeyi fısıldıyor: Sevgi...

Rüzgar kelimeleri yakın anlamlara sürüklüyor, bir ezgi çalıyor, ruhu dinginleştiriyor. Labirentler sıralanıp sayfa sayfa anlatmaya başlıyor. Geceye yakışır bir masal tadında. Elleri uzanıp bir elin sıcaklığını paylaşıp, yazmaya devam ediyor kendi masalını. İçinden bir şiir mırıldanarak...

Gece vakti ruhuna kavuşan satırların tadında..
Seni arıyorum, ne zaman aynalara bakmaktan çekinsem,
Bir çağrı işitiyorum,
Seni anlatıyorum...
Read More

18 Aralık 2012 Salı

İz


Yağmur dolu bulutlar içimde. Bakışlarımı sisler kaplamış. Görmek istiyorum kendi ufuklarımı. Kendi sınırlarımın kıyısında, bakmak istiyorum yapabileceklerime. Yer değiştiriyor bildiğim her şey. İçimde bir deprem, bildiğim ne varsa yerle bir ediyor. Sonra hissetmek istiyorum yanı başımdakileri. Sitemim en çok sevdiklerime. Beni, bana rağmen sevenleri görmek istiyorum hayatımın başköşesinde. 


Kendime rahat vermiyorum ki, gözüm hep mutluluğun arayışında. Dilime pelesenk ettikçe mutluluğu, hayat kemiriyor özünü.Tüm suçu hayata atıyorum, ardından şimşekler çakıyor ruhumda. Tutunacak bir sebep arıyorum. Ruhuma sonsuza dek doğacak güneşi bekliyorum. Ürküyorum düşünmekten. Düşünmemi sağlayacak bir sebebe sarılmak istiyorum.

Yağmur yağıyor, mevsimlerden kış. Ruhum üşüdükçe, kırılgan bir yaprak gibi titriyorum. Bahara çıkarsam, hayata sımsıkı tutunacak nedenler sıralıyorum. Neden hep gelecek odaklı düşünüyorum? Yine titriyorum, içimi buz kesen soğuk değil bu kez, kendimi ararken yolumu tamamen şaşırmış olmam. Dur, telaş yapma... Rüzgarın sesine kulak ver, yağmur damlacıklarının toprağı eşelemesini dinle. Kahve kokusu tütsün odanda. Pencereden sızan rüzgarı içine çek. Avuçların yudumlamana izin versin kahveni. Genzini kaplayan tadı uzun uzun içine çek.

Düşün, hayat ne çaldı senden? Senin bildiklerin sana ait miydi gerçekten? Gözlerini kapat ve düşün, seni mutlu kılacak başarı mı, mükemmellik mi sadece? Ya da mümkün mü kusursuz hayaller?  Yaşadığın yıllara geri dönmek ister misin? Düşün ki, beklediğin ne varsa hayattan, gözünde daha fazla büyümesin. Ellerin tereddütten titriyorsa, uzattığın eli kim tutabilir ki? Düşündükçe sorular artıyorsa... Bırak peşinden koşsun zihnindekiler.Yitik mevsimler gibi adı kalsın kaçtıklarının. Yaşa ve sil gökyüzünden izlerini. Kimse duymuyor aslında yüreğinde yükselen çığlıkları. Bir ses ver kendine, yaşa ki yaşadıkça büyütme içindeki beklentileri.

"Hayallerimizde kendimiz olmanın yüküne yer yok."  Tim Parks

Barışmaya karar verdiğinde geç olmasın kendinle. Düşünmenin ve acı çekmenin garip hazzını hissediyorsan, garipseme. Anılar demlenince garip bir tat bırakır hafızamızda. Yaz,ne biliyorsan, ne kaldıysa kalbinde. Susmasın iç seslerin, en dürüst cümleleri o yazacak.

Çarpık el yazım ile umursamadan yazacağım, sadece kendimi. Olsun, bir ben daha olacak satırlarda. Deli gibi güleceğim hatta. Sıralamayı bozacak bir delilik arıyorum yazgıya. Tüm kalıpları yıkacak bir cümle arıyorum boş sayfalara. Sonra bir boş ver çıkıyor ağzımdan. Boş ver yaşa. Bazen tek bir şeyi öğrenmek için, bir hayat yaşanıyor. Bazen bir insanı sevmek için ömür yetmiyor. Bazen kendini bilmek için zaman kalmıyor.

Gözlerini aç gerçekliğe, hayaller çoğu zaman kandırıyor. Yaz inandığın gibi. Neye göre esiyor rüzgarlar? Üşüyorum. Öyleyse yaşamak güzel. Yaz klişe bir cümle; yaşamak güzel, bir de inanıyorsan kendine, başka güzel. Bildiğin gibi yaz, bir gün en güzel cümleler yakana yapışacak. Önce bana ait değil bu kelimeler deyip, kaçacaksın ama nafile. Kendi sınırlarının yüksekliğinde bir seçim yapacaksın. Ardında bir sen, bir de sana yabancı satırlar. Ruh ve beden gibi birbirine uzak yakınlık... Tezatların muhteşem dansı yüreğinde sergilenecek..



 "Dev gibi bir duygu selinin ortasında, sen bir girdabın, durgun suyun içine sığınmış gizleniyorsun."


Tim Parks



 Korkularım, bu yüzden sevgili yüreğime. Bir sana yabancıyım. Senden başka her şey bilindik, rutin. Bir seni keşfetmeyi bekledim. Yoluna çıkan ne varsa sil hafızandan, bir seni yaşat bir de seni sen yapanları. Düşüncenin acı veren zevkinde kaybol ve yaşadığını hisset. Hayat değişiyor, kimse aynı kalmıyor, bunu bilerek ferah tut içini seni ürküten gerçeklere karşı. Alaycı bir gülümsemeyle hayata bak. Hiçbir şey bilmiyor olmanın bilgeliğini yaşa. Yaşa, tüm karmaşaya rağmen. Rüzgarın sesini arkadaş al yanına. 

Sonra ardında bıraktığın izleri sil, kendi dalgalarınla.

Yaşa...




Read More

7 Aralık 2012 Cuma

Masa

Tane tane konuşuyorum. Özenle yorgunluğumu örtecek cümleler seçiyorum. Kulağıma değip geçen müziği, ara ara duyuyorum. Karşımda, yanımda oturan insanların kaşık ve çatallarla oluşturduğu tıngırtı, diğer seslere karışıyor. Konuşmalar ya dinlediğimi göstermek  ya da tamamen sessiz kalmamak için. Şu anda bildiğim tek şey bu akşam kendimi dinlemek. Hayır diyememenin ceremesini çektiğim günlerden birini daha yaşamaktayım. İş gününün yorgunluğu, kafamda dolanan küçük ama rahatsız edici detaylar, zorunlu gülümsememi sağlayan yeterli sebepler. Elbette kendimi konuşmaya zorladığım da bir gerçek.Üzerimdeki hale, sığ konuşmalarda eklenince tuzu biberi oluyor. Sohbet havada asılı kalıyor sanki. Konuşmak için konuşmak gibi. Kahkahalarda bir o kadar ses kirliliği... Yapay ve göstermelik.

İnsanlarla diyaloğum taşımakta olduğum ağır bir yüke benziyor. Ne zaman dinleyici durumuna geçsem, o ortamda esen buz gibi havayı engelleyemiyorum. Sürekli direksiyon ben de. Daima canlı ve iyi olmam şart gibi. Bu pozitif yönlerimi bıraktığım an eleştiri oklarını hemen üzerime çekebiliyorum. İşin ilginç tarafı çevremdeki herkes hem iğneli ve alalede konuşur, hem de alıngandır. Kendilerindeki bu ilginç tezadı görmezler. Çünkü başkalarının kusurlarına yoğunlaşmak daha kolay. Fazla kibar olmak insanların sizi rahatça incitebileceği mesajını veriyor galiba. ve bu durum belli bir süre sonra sizi soğutuyor insanlardan. Kendinizi yanında iyi hissettiğiniz insanlar var ya işte onlar nadir kalanlardan. Numunelik. Bunları bilmek bile hayır dememi sağlamadı bu akşam için, kendi kendini mutsuz edebilmek istiyorsan kolay; kendinden önce başkalarını düşün...

Tanışma geçmişimiz çok yeni olan insanlar. İş yerinden çıkıp hep birlikte akşam yemeği ile sonlandırmak istediğimiz bir gün. Dekoru orta halli bir restaurant. Manzarası uzaktan denizi yakalamış, kenarları süsleyen çarpık binalar... Havada kışın griliği...

Konuşma başlıkları kısa sürede değişiyor. Nalan ellerini kenetlemiş. Günün yorgunluğu göz torbalarına birikmiş. Ara ara başını kaşıyor. Sonra bir türlü bitiremediği yemeklerine yöneliyor. Tiz kahkahaları en umulmadık zamanlarda atıyor. Kimsede garipsemiyor. Herkes kendi dünyasında meşgul. Arada gözleri uzakta olsa denizi yakalamak istiyor. Nafile çaba, şehrin karmaşası denizi yutmuş gibi görünüyor buradan.

Krem rengi masa örtüsünün üstüne, yemeklerden çeşit çeşit damlalar serpilmiş. Yarım bırakılmış içecekler ve hiç hoş görülmeyen bitmiş tabaklar. Herkesin yüzüne taktığı maskenin gerçek yüzünü andırıyor. Aslında herkes susmak istiyor, koltuğa uzanmak, yorgunluğunu atmak. ve sessizlikte kendini bulmak. Bugün bu masada gerçek bir dostluğun kurulabilme ihtimali düşük. Tek birleştirici nokta aynı çatı altında çalışmaları.

Fatma sık sık kol saatine bakıyor. Bir bahane ile kalkmak isteyecek az sonra. Dip boyası akmış saçlarını öylesine tutturmuş bir tokayla. Solgun bir cilt. Nedeni elinden düşürmediği sigarası muhakkak. Birazdan izin isteyip kalkıyor. Görüşürüz diyor ve uzaklaşıyor. Hemen ardından Serpil büyük çantasını kurcalıyor, çalan telefonuna ulaşmak için. Telefona ulaşması uzun, cevaplaması kısa sürüyor. Benim kalkmam gerekiyor. Evde bir yığın iş beni bekliyor, kafa hareketleri onay veriyor, iyi akşamlar sözcükleri yankılanıyor. Nalan aklına ne gelirse, sözcüklerine yansıttığı konuşmasına devam ediyor. Geçenlerde bir indirim başladı, mağazaya girdim, çıkamadım nerdeyse... Gülümsedim bu sezon güzel şeyler var dedim. Cevabımı önemsemedi. Önünde duran soğumuş çayı bir yudumda bitirdi ve yanında oturan Meral'a bu akşam da herkes pek sessiz dedi. Bana demesini yeğlerdim ama mesajı aldım. Yine de umursamadım fazla. Meral herkes çok yorgun dedi. Bakımlı elleri ile fincanını tuttu ve köpüklü türk kahvesinden ilk yudumunu aldı. Dalgalı saçlarını hafif savurup bana gülümsedi kahve gibisi yok Berilciğim. Kesinlikle dedim. Kokusu bile yeter... Nalan yine konuyu kendisine getirmek için son atağı yaptı. Bu aralar enerjim çok düşük neden acaba? Ben yine sessizliğimi muhafaza edince Meral araya girip sağlıklı beslenmeden ve spordan ne biliyorsa anlatmaya başladı. Bir ara eline su bardağını alıp bu sihirli içecek diye konuşmasına devam ediyordu. Eminim Nalan dinlediklerini uygulamayacaktı sadece abartı tepkileri ile süslüyordu. Sahi mi? Ben de hiç meyve yemem aksine...

Kahvemden son yudumu aldıktan sonra, akşam için teşekkür ettim. Nalan ve Meral'i sağlıklı yaşama dair ipuçları ile baş başa bıraktım. Kesin bir iki dakika içinde arkamdan ne soğuk kız diyeceklerdi. Ne ara kaynaştılarsa. Çabuk kurulan samimiyetler bana ilk esen rüzgarda yıkılacak görüntüsü çizer. Bir insanı kaybetmenin en basit yolu orta yolu tutturamamaktır. Nasıl mı? Çok yakın olduğunuzda da veya aynı derece de uzak kaldığınızda  insanların nefretini o ölçüde çekebiliyorsunuz. Dostluklardan, düşmanlığa dönen çok arkadaşlık vardır. Nedeni fazla muhabbetin kaldırdığı saygı. Eğer sizin samimiyetinizi algılayamıyorsa insanlar, size karşı saygısızlık yapacak kıvama geliyorlarsa bu sizin kaybınız değil. Karşı tarafın cibilliyeti.

Eve kadar yürümeye karar verdim. Bu defa sessizliğim gereksiz cümlelerden ve kırıcı sözlerden beni muhafaza etmişti. Zihnim rahattı. Kış soğuğu arkadaşlık yapıyordu bana. Sokaklara, caddelere adımlarımı bıraktım. Yanaklarıma pembe renkler taşıdı rüzgar. Sandalların salındığı, lacivert denizin kenarında bir çay bahçesine gözüm takıldı. Sokak köpeklerinin mesken edindiği kaldırımda sıralanan saksılarda kışa direnen yeşil bitkiler, çay bahçesinden yansıyan ışıkla beraber denize aksesuar oluyordu. Çay bahçesi dışarıdan cam bölmelerle ayırmıştı kendini. Kışa göre şekillenmiş, pratik bir yöntem. Masalardan birine oturdum. Denizin kaldırımı hırçın hırçın dövüşünü izledim. Boğazdan geçen gemilerin süzülüşünü. Yan masada oturan anne baba ve kızlarının sesli sesli konuşmalarına kulak verdim. İçten ve sıcak. Çantamdan kitabımı çıkarıp, kaldığım sayfadan okumaya devam ettim, çayım eşliğinde elbette. Yüzüme bir tebessüm yayıldı. İçeriye girip çıkanların, çay kaşıklarının çıkardığı seslere karıştı zihnimdeki kaos. Çayım bittikçe bir yenisi geldi. Garson sormadan tazeledi baktı ki ben kitaptan gözlerimi ayıramıyorum. Sonra çay bahçesinden ayrıldım, denizin kenarına yanaşıp içime çektim şehri... ve sonra samimiyetin her karede hissedildiği evimin sıcak insanlarına doğru adımlarım hızlandı. Aile çok güzel bir şeydi. Kısa ve net... Evime yaklaşınca penceremden yayılan ışığı görünce ruhum aydınlandı... Bu gece ay vardı gökyüzünde onu da izlemek ayrı keyifti...
Read More

6 Aralık 2012 Perşembe

Buğulu Cam

Gölgeler takip ediyor ardımdan. Karanlık sokakları kaplamış. Kalabalık içinde korkmuyorum siyaha çalan renklerden. Sokak lambası aydınlatıyor yarı solgun. Bir ben yürüyorum bir de gölgem, şehrin kalabalığında karışıyor sokaklara adımlarım. Biraz yağmur yağıyor, biraz şimşek sesi. Şemsiyeler çarpışıyor, koşturan bedenlerin eşliğinde. Araba sesi, ritimle ilerleyen topukların tıkırtısı, dükkanlardan sokağa karışan uğultu, lokantalardan insan manzaraları. Tramvay ilerliyor solumda, kornası kulaklara aşina. Bir evsiz takılıyor gözüme, yaşlı bir binanın yamacına sığınmış. Yağmur hızlanıyor, kaldırımlarda süzülüyor. Bazıları koşuyor, bazıları ıslanmaktan memnun... Bir simada tebessüm, bir simada endişe; çeşit çeşit insan yürüyor İstiklal'de.

Uzun, kısa, şişman, zayıf. Farkındalığın ahengi gözlere dokunuyor hoşça. Kahve kokusu burnuma çalınıyor, gözlerim buğulu camların, sızan damlaların ardındaki yüzleri seçiyor. Bahane çay, kahve ve etrafında çevrelenen muhabbet. Rüzgar ürpertiyor içimi bir elimde sımsıkı tuttuğum şemsiye salınıyor sağa sola, mantomun yakalarını kontrol ediyor, sıkı sıkı sarılıyorum atkıma. Omuzlarımdan yağmurun taneleri akıyor. Adımlar birbirine, kaldırımda biriken suları karıştırıyor. Akşam geceye vurmadan, İstanbul'un insanlarına hayat taptaze sunuyor kendini. Gözler baktıkça, hikayeleri resmediyor zihinler. Hem yürüyorum hem bakıyorum. Evlerine varıp iş yorgunluğunu atmak için can atanlar ya da aynı yorgunluğu dost sohbetiyle dağıtmak isteyenler. Bir kedi geçiyor önümden nerdeyse ezilecek ama o çizelgesinden emin ilerliyor dar bir sokağın karanlığına karışıyor. Sinemanın önünde toplanan gençler, yağmuru bekleyişlerine dost ediyorlar. Kitapçının çıngırağı kapının aralandığını müjdeliyor. Annesinin elinden tutan çocuk, diğer eliyle işaret ederek bir şeyler gösteriyor, anne duymuyor, gözlerinde yaşam telaşı... Elele tutuşmuş sevgililer yağmurda ıslanıyor, aşklarına İstanbul'dan güzellik ödünç alıyorlar. Çevreden soyut, yalnızlar sanki, bakışlar kalabalıktan sıyrılmış birbirlerini görüyorlar sadece. Yaşlı bir amca geçiyor elinde baston, çekidüzenli kıyafeti ile yaşamın sunduğu şansı doyasıya yaşıyor.Bir mendilci çocuk bir de yağmur yüreğimi üşütüyor.

Şimşek sesini bastıran yaşam, izlerini kaldırımlara bırakıyor. Kalabalık akıyor bir düzende. Herkes bir yere gidiyor, bir yerden geliyor. İstanbul yaşıyor, yaşatıyor her karesinde. Yağmur duruluyor, rüzgar kokusu ile davet ediyor martıların emaneti denize. Adımlarım sıklaşıyor, İstanbul'a karışıyor...

Martılar düş bırakıyor, izlerini buluyorum. İstanbul uyumaz, bekler seni. Her sokak, sonunda denize çağırır. Yağmurdan adamlar bırakır kıyısına. Yaşar İstanbul, seni de yaşatır içinde... Yorgun simaların çizgilerini siler yağmur, her sitem sonunda bu şehri vazgeçilmez kılar. Boğaz'a bakar ışıkların davetine hayır diyemezsin ve derin bir solukla yaşadığını hissedersin.
Read More

5 Aralık 2012 Çarşamba

Siz ve Kitaplar

Kalemim yanı başımda, kitap ayracımla beraber. En temiz dostluk kitapla yaşanan. Sohbeti faydalı ve huzurlu. Sessizliğin içinde yankılanan kelimeler. Bazı cümleler olur ki kaleminizle buluşturur sizi. O cümleyi enginliğin içinde kaybetmeyi göze alamazsınız. ve hafızanızda yer edinmesi için, kitap bittiğinde, dostluğunuzu özlediğiniz zaman, sayfalarını yokladığınızda, sizi aklınızda yer edinen anlamlarla buluşturur. Belki o zaman ruhunuzu etkileyen cümleler şimdi size uzak kalabilir. Yada daha önce hiç okumamış gibi tesir edebilir. Bu yüzden severim kitaplarımda kendimden izler bırakmayı.

Cümlelerin altını çizip bu cümle bana benziyor, beni anımsatıyor ya da o kadar farklı ki ilgimi celbediyor diyebilmeyi. Kitaplar yanı başınızdaki dostlar olmadığı müddetçe, tüm sohbetler içi doldurulması gereken mevzulara aç bir halde bakıyor. Her kitapta bir dünya keşfetmek, yeni bir insanla tanışmak, hayallerine ortak olmak ve bu bağı kitap bitene kadar yaşatmak... Her sayfayı açışınızda yeni bir buluşmanın keyfine varmak.

Seçtiğiniz kitaplar ile aranızdaki benzerliklerin veya zıtlıkların kaynaşmasını yaşarsınız. Ya da size sessizce yol çizmesini ve daha sonra bu paylaşımı size hiç hatırlatmayacak bir dostluk,sırdaşlık... Ayraçlarınız ve kaleminiz bu dostluktan izlerdir. Kaleminizin oynadığı her cümle ortak yanınız. Bu yüzden dostlarınızdan bir parça taşımak istiyorsanız, iyi dinlemek gerekir okuduklarınızı. ve mürekkebi mühürlemek satırlara...

Her gün mana kazanmak istiyorsa yaşamınız; önem arzeden değerlere vakit ayırmalı. Günlük kısa da olsa okumak yavaş yavaş büyük değişimlerin varlığını canlandıracak sizde. Her kitaptan sizi yansıtan cümleleri çizin ve iz bırakın yaşanmışlığınız içinde. Not alın ve yazıyla işlenebilir kılın anladıklarınızı.

Bugünden işlenen kıymet:

Dünyada hiç bir şey yok iken, henüz dünya yok iken o var idi. Yer ile gök yaratılmamıştı ki Allah onu yarattı. O, yani aşk... Bir baştan binlerce başa ayrılan ırmak... Yalnızca bir türlü iken binlerce türlü görülebilen mana... Adem ile Havva'dan evvel 'Kalu Bela'da ruh bulan cevher...   İskender Pala/ Aşka Dair





Read More

4 Aralık 2012 Salı

Dünyanın İlk Günü

Her şey tüketildi dendi ya da denendi veya yazıldı. Kelimeler çoğaldı, konular eskidi. İnsanların eskitmediği yaşamadığı şey kalmadı. O zaman kendinizi benzerliklerin içinde fark etmek için ne yapardınız?

Benzerlikleri farklı kılmanın tek yoluna yönelirdim, kendim olarak... Şiirlerin labirentinde kaybolduysanız veya güzelliğin büyüsünde bir noktaya dönüştüyse ruhunuz, kabiliyetin denizinde bir damla gibi hissediyorsanız, bilginin sınırsızlığında heybeniz yeterince dolu değilse... Sonunda elinizde kalan bir siz varsa, yeterince zenginsiniz ama bu zenginliği kullanacak rotayı henüz bulamadınız.

Her şey yaşandı her şey yeterince bol deyip ruhunuzun zenginliğini başkaları için feda ediyor musunuz? Bu fedakarlığı bırakın bir kenara. O zaman sizin denediğiniz şeyler ilk olur, yazdıklarınız farklı, öğrendikleriniz sizi mutlu kılar. Bırakın içinizdeki çocuk önce emeklesin ve sonunda geç yürüsün hatta diz kapakları kabuktan bezeli yaralarla dolsun. Ama bırakın kendi kusurlarınız, kendince düzelmek için cesaret bulsun.

Başkaları için sınırladığınız her korku, yaşamınızı özel kılan detayları yok edecek ve sizi yavaş yavaş öldürecektir. Ölümü her gün yaşatacağınıza içinizde, korkularınızı bir kez öldürün. Yargılamayın kendinizi haksızca, aynadaki yüz küskünse size, belki de etrafa dağıttığınız değerlerden kendinizi yoksun bırakmanızdan...


Yaşayacak çok şey var hayatta, hüzünden, hatalardan kurtulmayı beklemek nafile. Bir dalgalar kaplayacak yüreğini, bir de ummadığın zamanlarda seni kendine getiren bir ışık doğacak. Uzaktan bakmak ve hoş görmek kolaydır başka yaşamları. İç dünyalarını keşfetsen insanların, en az senin kadar korkuları olduğunu göreceksin.

‘İnsan kendini çok derin tahlil etmemeli, yoksa hiçbir şey yapmaz, yaşam durur… Bir kaya parçasının üstünde hiç kımıldamadan oturan bilgelere döneriz… Bu da ne kadar bilgecedir bilemiyorum..’

Charles Bukowski


Düşünmekten uzaklaşıp yaşamaya başladığında, özgürleşen zihninde açılan resme sende şaşıracaksın. İnsan kendi kendini tanımadan bile bir ömrü tüketirken, sadece bu şaşkınlığı bile kaldıramayacaksın bir an.

Çok az insan yolunu bulacak kadar cesurdur. Onlar kendilerinin olmayan bir yolu izlemeyi yeğlerler. Herkes yetenek sahibidir; ama bunu görmemeyi seçerler. Yeteneğini kabul edip onunla yüzleşmen dünyayla yüzleşmen demektir.

Paulo Coelho - Brida
Belki sadece ön yargını kırmak senin için başarı. Başarının ve mutluluğun kalıbı yok ki.  Mutlu olmaya çabalıyorsan başarılısın... Küçük mutlulukların zaferlerini, geçen yıllarına dönüp baktığında fark edeceksin.

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;
Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için...
Ya sıkılacağım param yok diye,
Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım...
 
Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
Ya da hayatta olmayı kutlayacağım...
Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,
Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım...
...

Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,
Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım...
Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım...
Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,
Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım...
Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,
Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,
Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım...

L.Rosten

ve sonunda seni değiştiren bir satıra, bir gülümsemeye,herhangibi bir nedenden dolayı,tekrar doğup yaşama tutunacaksın. Sen olabildiğin vakit dünyanın ilk gününe uyanacaksın.
Read More

2 Aralık 2012 Pazar

Özlüyorum...







Sen geldiğin zaman aklıma, güneş beliriyor kışın ortasında. O zaman üşümüyorum, mevsimlerin adını unutuyorum. Umudum, sevgim, inancım ve sen mevsimlerin adı oluyor. İyi olan ne varsa fark ediyorum seninle, senin sayende. Çıkmaz sokakların tam ortasında, yönümü kaybetmişken önümde açılan bir yol, ışığı senden... Yaşadığımı hissederek yürüyorum sana doğru. Kalbimde ümidin türlü şekli...

Bir yanımda hayat, diğer yanımda ömre bedel bir çağrı dökülüyor dudaklarından. Tüm kelimelerinin kökleri sevgiden türemiş. Ardıma bakmadan güneşi yüreğime alıp yürüyorum sana. Seni tanımak için aşkı arıyorum, aşkı aradıkça seni buluyorum...

 Tüm sırların aşikar olacağı bir yola koyuluyorum. Sırlara eriştikçe aşkın kendisiyle tanışıyorum. Seni buldukça kendimi görüyorum.  Kendime baktıkça seni görüyorum. ve özlüyorum. Özlemin dikenli harflerini sürükleyerek yüreğimi kanatıyorum. 

Kanadıkça yürek; bir gül açıyor gönül bahçemin ortasında. Dört mevsimi yaşatmak için durmadan uçuyorum bülbül misali gülün etrafında. Toprak soğukluğundan sıyrılıp ısınıyor üzerine serpilen renklerle. Çiçekler açıyor yollar boyunca. ve ben ya gül olup katman katman büyüyorum sevgiyle ya da bülbül olup şarkılar söylüyorum aşkın sonsuzluğunda.

Özlüyorum seni ansızın yağmur olup, pencerene çarpan seslere bürünüyorum. İşittiğin huzur kalp atışlarım, baktığın  mevsim aşk. Beklediğin çağrı güneş. Güneşin yağmurla dostluğu gibi aşk. 

Bakmayı özlüyorum gözlerine. Gözlerinden yayılan sevgiye kapılıp bir ömrü yaşamak istiyorum. Yüreğimi rengarenk bulutlar kaplıyor. Yüzümde senden biz iz; tebessüm... Söylenmemiş ne varsa sana yüreğimin en derinlerinde saklanmış. O zaman ellerin uzanıyor ve bir pencere açılıyor kalbime. Derinliğe açılan bir pencere, dağıtıyor gölgeleri... Derinlerde yara olacak sözleri, yar alıyor aşka dönüştürüyor. 

İnanıyorum sevgiye, sevdikçe büyüyen inancıma bir isim arıyorum. Aşk diye sesleniyorum sonunda...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena