30 Kasım 2012 Cuma

Yaprak


Yağmurun sesi büyüyor kulaklarımda. Sonbaharın son demleri. Yaprakların sararmış benzine, güneş açıyor beklenmedik zamanlarda. ve güneş kaybolduğunda dolu dolu olan bulutlardan hüznün renkleri akıyor. Melankolik bir hava, değerli zamanı durdurup tabiata çağırıyor.

Günlük telaşlar, geçen yıllar durun size bir resim çizeyim. Sonbahardan bir kaç yaprak, sakin sakin yağan yağmur. Arada gülümseyen şehir. ve yaşama mutlulukla bakan bir çift göz. Sadece hoş kılacak dokunuşlar var bakış açımda. Beni anlamayan, beni yargılayan ne varsa bir fırtınanın içinde kaybolmuş. Benden  uzak olsun yüreğine renklerin dokunmadığı insanlar.

Mevsim sonbahar, sonbaharın son günü. Burada bana bir mesaj mı var... Hani detayları kaçırma, her günün içinde doğurduğu güzellikleri keşfet dercesine...Bugün benim günüm. Ruhumdan bir yansıma. Ayna... Tıpkı kalbimi mesken tutan kırılganlık gibi ve buna yaraşır bir mevsimde doğmak. Ayrı kılmak kendini. Tüm renkler solgunlaşırken,doğmak içindeki güneşle. Sonbahar yapraklarının kapladığı ruhumda incecik melodileri işitmek...

Kasıma veda ederken, kendini  deniz kıyısında, yağmurun örtüsünde sığınırken bulmak  Ruhunda biriken kırgınlıkları bu kez biraz sitemle atmak doğanın kucağına. Uzaklaşmasını dilemek ruhunun renklerine sıçrayan siyahlıkların ondan.. Geçen seneler öğretiyor sonbaharı sevmek için kışa alışmayı. Ya da kış da bembeyaz görüntüye sığınıp baharı yüreğinde yaşatmayı...

Bir de kırgınlıkların, hüznün sesinden yüksek çıkan şarkıya kulak ver. Saf sevgiye, ne olursa olsun iyi niyetle sarılmış değerlere. O zaman hüzün sonbahar kadar güzelleşecek.. Bulutlar her an dağılmaya hazır kaçak yağmurlar bırakacak. ve o zaman yeniden doğmanın tadına varacak kalp. Adına umut denecek, inanç denecek. Yada sihirli kelime ne ise senin için...

Read More

28 Kasım 2012 Çarşamba

Hayat Doğarken...

Merhaba Yaşam,

Biliyorum bana armağan olarak sunuldun. Gözlerimi sana açtığım andan itibaren sana özen göstermemi istiyorsun. Önce bana sığınmaya öğrettin. Aileyi ve sevgiyi tattırdın. Savunmasız ve minik avuçlarımın  sevgiyle uzanan ellere değmesini istedin; istedin ki sevginin saf hamuru ile kaynaşsın kalbim. Gözlerim önce karşılıksız sevgi ile tanıştı. Mutluluk ile çevreleyen gözlerin sıcaklığı ile uykuya daldım. Uyandığımda ne olursa olsun beni bırakmayacak kalplerin atışını duyacaktım. Böylece özlemeyi öğrendim. Özledim ki sevginin kapıları her gün yeniden açılsın bana.

Her sabah güneşin doğduğunu fark ettim ve yeniden doğmak için sevgiye muhtaç kalbimi tanıdım. Sevgiyle birlikte tanıştığım hayatın benden istediklerini anlamak için yürümeyi bekledim. Anlamak yetmezdi, anladıklarımı yaşatmak lazımdı. Yaşatabilmek için yürümeliydim hayatın sürprizlere açık yollarında. İçimde sakladığım benliğin kabuğunu kırmak için, düşmeliydim de ara sıra... ve sonra düştüğüm yerden kalkıp, batan güneşi selamlayıp yaşamıma bakmalıydım.

Önce çocuk ruhuma sırlarını bıraktın yaşam; sonra da büyüdükçe ruhum, bu sırlara ulaşmamı sağladın. Sevgi için çabalamayı öğrendim. Minnettar olmayı, teşekkür etmeyi... Yaşamın kendisine sımsıkı sarılıp, üstesinden gelmeyi öğrendim ve öğrendikçe büyümek, büyüdükçe hayatı daha da sevmek. Yıllar bazen çok hızlı geçti benim için. İçinde bir sürü güzel anı yığılmışken... Güzelliğin kalıcı olması için hatıraları yaşatmayı öğrendim. Hatıraları yaşatırken anı kaçırmamayı öğrendim. Keşkelerin bile bana faydalı olacağını öğrendim. Öğrendikçe hayata dair ne varsa kendimi keşfettim. Kendimi tanıdıkça kendini her koşulda sevmenin anahtar olduğunu keşfettim; tüm sevgilerin kapısını açan...

Ne olursa olsun mutluluk için çabalamak gerektiğini anladım. Hiçbir zaman durmamak gerektiğini yaşamın yollarında. Hüznü ve acıyı yenmenin yolu naif bir kalpten doğar anladım. Zarifliğin en güçlü zırh olduğunu öğrendim. Yaşamımda rol alan herkese, yaşadığım şehre, beni ben kılan özeliklere her gün yeniden baktım ve her gün yeniden sunulan yaşama gülümseyerek selam verdim.

Merhaba Yaşam,

Bugün yeni bir gün, güneş her gün yeniden doğuyorsa ben de doğabilirim yaşamıma sıfırdan. Yaşananlar kazancım... Acılar da, hüzünler yaşamın içinde ise öğrenebilirim dimdik durmayı... Çocuk sevinçleri kalbimde diri tutup, tüm kötülüklere rağmen iyiliği yaşatırım içimde. O zaman tebessümler içten doğar yüzüme. Çabalamalıyım hayat için. Bir kalbi kazanmak dahi bir ömre yeterken...

Bir amacım olmalı,kendime faydam olması için başkalarına faydalı olabilmeliyim. Çalıştıkça ruhumun törpüleneceğini biliyorum. Öğrendikçe erdemlerime daha sıkı sarılacağımı biliyorum.

İnanmalıyım kendime, kendime inanmam için inançlarımı uygulamalıyım. Bildiklerimi yaşatabilirsem kazançtayım bu hayatta.

ve sahip olduklarım için şükretmeyi hiç unutmamalıyım...

Merhaba yeni yaşım,

Sadece ömrümün önünde duran rakamlar değişmesin... Yeni yaş yenilenmeyi sağlayacak manevi güzellikleri de yanında getirsin. Farkında olmamı sağlasın sahip olduklarımın kıymetini. ve yeni güzellikler doğsun ruhuma. Teşekkür ederim yaşamıma güzelliklerle adını yazdıran aileme, sevdiklerime...

Umut her daim var olsun başucumda...

Yaşamı güzel kılanlara selam olsun :)


Read More

26 Kasım 2012 Pazartesi

Öykü


Gördüğüm ne varsa düşündüklerimden bir damla...
İşittiklerim duymak istediklerim,
Davranışlarım kendimi görmek istediğim resmin bir parçası.
Sadece bir parçası ve yaşadıkça parçalarını bulacağım 
Bir ben...

Bir ben bulmalıyım kendimde, kendime uzak kıldığım ne varsa göreceğim ya da
Görmeyi umduğum...
Yaşadıkça öğrenmekten yorulup, yorgun olduğumda sığındığım bir liman buldum kendimde;
Yüreğim...
Öylesine derin ki;  tüm seslerin yankılanacağı,
ve öylesine uzak ki;  gözlerin ulaşılmazlığına mühürleneceği kadar...
ve o kadar sessiz ki bir bana yer var, 
Bir de kalabalıkların amaçsız gösterisine...

Bazen bir liman... Bazen bir sığınak... Bazen bir ev
Bir kalp...
Bir yaşam...

Bir yaşama sığacak bir öykü yazılmakta bu limanda,
Veya bir öyküye sığmayacak bir ömür yaşanmakta...

Yada hiçbiri 
Sadece yaşamak, yaşamdan renk çalmak ömrüne...

Rüzgar eser ve dağılır tüm bulutlar, güneş gözleri büyüler,
 Ansızın doğar güne,
Yaşama bir neden doğar, nedenleri fark ettirir...

Sebepsiz gülümsemeler doğar yüzüme,
Bir yaşam dönüşür,
Benden, senden,
Bize yazılır öykülerin devamı.
Derinlerden duyulur, sessizlikleri deler...
Mutluluğun melodisini,
Senden işittiğim zaman
İnanırım yaşama,
Öykümüze, 
Ömrümüze...
Read More

20 Kasım 2012 Salı

Dost

Kalabalıklar içinde yalnız hissettiğim zaman kendimi, bir dost edinirim benliğime. Bir parça hüzünden, bir parça kendimden kaçış, bundan ibarettir  dostla aramdaki... Kendime sığınmayı sevdiğim zamanlarda belirir başımda, başımın üstünde. Salınır durur etrafımda usul usul. Ben seslenmeden ona, hayalet gibi süzülür çevremde. Sonra ne zaman uzun yolculuklara çıksa bakışlarım, omuzuma dokunuverir ışıltısı. Gözlerimi kendisine bakmam için davet eder. Ben ne zaman görmezlikten gelsem onu, yalnızlığımı uyandıracak bir işaret yollar. 

Yalnızlıklar gece dile vurur, o zaman bir dost belirir sessizce kalbinizin yanı başına yanaşır,bekler ve yine bekler... Bekleyişinize dost olur ve sizin konuşmanızı bekler. İzler durur sizin kaybolmanızı yüzünde. Yüzünü size çevirir ve bakışlarınızın değmesini bekler gözlerine. Gözleri ışıl ışıl parlamaktadır. Sizin karanlığınızı aydınlatır bir yandan ve siz bu sessiz sırdaşı fark etmeden öylece beklersiniz. Ne zaman yorulursunuz kendi iç sesinizden, bakışlarınız odaklandığı yerden uzaklaşır işte o an size hatırlatır kendini. Gözleriniz onun derinliğinde kaybolur, büyülenir... Hafif bir rüzgar okşar ruhunuzu, hoş geldin der dost size, simasına kocaman bir gülümseme yerleştirir... 

Kendinizi yalnızlıktan uzaklaşır hissedersiniz, sonra kalabalıklar içinde önemsiz saydığınız ne varsa kendinize ait bu düşünceleri kovarsınız zihninizden. Onun bakışları sizi mahcup kılar. Siz ona baktıkça kendinden emin duruşuna hayran olursunuz. Sadece bakmak ile fark etmenin yollarını açar çoğu zaman...

Dostunuzdan gözlerinizi ayırmazsınız. Öyle ki gözlerinizi ayırdığınız an kaybolacaktır göz bebeklerinize yerleşen varlığı. Sonsuz gökyüzünden bir yıldızdır, dostunuz...

Karanlıkta olabildiğinde ışıldamakta. Etrafında sayısız yıldız çevreli ama o hayatını yaşamakta gururla ve bilmekte kendi ruhunun en parlak yıldızı olduğunun...

Sessizce dertleşmektesiniz... Sessizliğin bile mana bulduğu bir bağdır aranızdaki...

Özünü yitirmemiştir yıldız, kendini kalabalıklar içinde özel kılmanın daha da özel olduğunu bilmektedir.

Bu çabanın da yaşamı özel kıldığının da farkındadır.

Hangi çaba mı? Birlikte yaşamanın, benzerlikler içinde dostça farklı kılabilmek kendini...

Gözlerimi kapayınca yine aynı noktada bana baktığını biliyordum, hissediyordum... Artık yerini kaybetsem de ışıltısı göz bebeklerimde kalmıştı...
Read More

17 Kasım 2012 Cumartesi

Hisset...


     Hisset, gördüklerini, yaşadıklarını, seni çağıran sese kulak ver. Yaşadıklarından pay biç ve öyle hisset. Eğer bırakmak istersen yaşamın ellerini o an doğru zaman... Artık direnebilirsin zayıflıklarına. Hatırla seni mutlu kılan her şeyi, takılma zihnine çöken karamsarlığın aldatan görüntüsüne. Öyle hisset ki yaşamı sana rağmen bir sen gerçeği olsun. Sen; sihirli kelime bu. Ruhunu ele geçiren ne varsa senin hükmünde olsun. Hissetmelisin ruhunu, ses vermelisin kendine. O zaman yaşamın etrafa serpiştirdiği mucizelere göz at. Her dakikanın kıymetini bil.  

Gününü son gününmüş gibi yaşa. Karşılaştığın insanlara son kez görüyormuş gibi davran. O zaman karmaşık görünen ne varsa basitleşir, netleşir... Yaşamakta olduğun mevsime son diye bak, son kelimesini eklediğin ne varsa bir anda fark etmediğin güzelliklere açılan kapıları gör. Yürümekten, konuşmaktan veya sadece beklemekten bulabileceğin anlamları çiz hayat defterine... 

Senin dışında gelişenlerden dolayı suçlama ruhunu. Emin olduklarının altını çiz ve yoluna bak. Yaşam senin, yanlışların veya hataların ile şekillenmektesin... Yaşamı dev problemlerin çözümünde arama. Herkes senin gibi. En güçlü maskenin altında bile kırılgan hisler yatmakta. Üzüldün mü? Anlamakta güçlük mü çekiyorsun? Bırak anlattıkların duyulmasın sen bile işitsen yeter. Büyüttüğün hislerin çevresinde sarılı iyilikten bir perde olsun. Onu hiç kaybetme. Hayatını hakkıyla oyna, kabuğuna çekilip kapattığın perdeler ancak kendi güneşini engeller. Kimse zannettiğin gibi algılayamıyor seni. Hissettiklerinin gücünü de, zayıflığını da sen yaşıyorsun...

Sonsuza dek kelimesi sizi de ürkütür mü? Bazı zamanlarda ömrün biçilmiş sayıları mı bizi yaşama sımsıkı sardırır. Toprağın emanet aldığı sevdiklerimize rağmen gülümseyebiliriz gün gelir. Sonsuza dek yaşatılan sevgidir aslında.. İlla yanı başınızda olması gerekmez. Bir kere sevginin kanatlarını takınıp taşındı ise kalbinize. Muhakkak sonsuzluğun içine gömülür sevgiler. Güneş bu yüzden her gün doğuyor. 

Yalnızlığımızı güçlendiren veya sevdiren kalabalıklardır belki de. Yalnız iken sağ kalmayı başarıyorsa ruhumuz hayatın bizden istediğini anlamış bulunuyoruz. 

Hayat bu; son karesini bile mutlu yaşayabilirsen doğru algılamışız demektir hayatı...

Bu yüzden güneş batıyor, bir soluk daha geceye muhtaç... Gözler bu yüzden uykuya meylediyor.. Biliyor ki gecenin ölümünden sabaha tekrar uyanmaktır yaşam...



Read More

15 Kasım 2012 Perşembe

Sürpriz

Yorgunluktan mecali kalmayana dek çalışıyordu gün boyu. Ne yaptığı değil, nasıl yaptığı önemliydi.  Günün sonunda kendine sorduğu soruya cevap verebiliyorsa bugün kazanç hanesi iyi durumdaydı. Bugüne dair ne  öğrenmişti. ve öğrendikleri onu mutlu kılarken güçlü de kılabiliyor muydu?

Bazen bildiğimiz bir sözü veya hayata dair nasihatları başkalarından duyunca daha kalıcı olacak şekilde kabulleniriz. Bir kitap bize yol çizebilir fark ettirmeden veya yolda gözümüzde değen herhangibi kısa bir görüntü. Çoğu zaman büyük yıkıntıların büyük zamanlara ihtiyacı olur. ve çoğu zamanda küçük bir hamle ile toparlayabiliriz kendimizi. Aradığımız her ise önce uzun ve karmaşık dolambaçlara götürür bizi, aslında yolun başındadır aradığımız, biliyoruzdur da bunu, ihtiyacımız olan şeyi ama aramak özümüzde vardır. Öğrenerek başlasak hayata,  bu kadar tadı olmayacaktır belki bu çabanın.

Bu sebeple her gün önünde uzanan yaşama, doğan güneşe şükranla baktı. Bugünde yaşama şansı bedeninde ve ruhunda dolanıyordu. İnsan olabilmenin çabasını hayatına adapte edebilecekti. Yine yanılacak ve yine yanıldıklarından doğacaktı tekrar tekrar... Kaybedecekti, üzülecekti belki de umudun sonunu tüketecekti. ve sonra yaşamın daima ve daima çaba istediğini fark edecekti. Bağlanacaktı, yalnız kalacaktı belki. Özüne dönmek için defalarca kendini arayacaktı. Kopan bağlardan yaşam bağları kuracaktı. Sorgulamayacaktı en azından. Mutluluğu tüketen sessizliği bu kez de kayıpları için kullanacaktı. Acıdan doğmayı öğrenecekti.

Güneşte, bulutta, ağaçta veya gökyüzünde bir işaret arayacaktı. Uzun zamanlarda yitirmişti içine çekmeyi yaşamı. Bir deniz kıyısına gidip kendini bırakmayalı, dinlemeyeli yaşamın seslerini. Renkleri içine çekmeyeli. İçindeki sesleri bir kıyıya bırakıp, her gün geçtiği yollara, caddelere kendinden izler bırakmayalı. Hep bir koşturması olmuştu. Evde, işte, yemekte hep sıralanan koşturmalara bırakmıştı zihnini.Oysa yaşamı unutula çok olmuştu. Rüzgarın sesiyle dalgalanan yaprakların hışırtısına kulak vermek, mevsimlerin değişimini gözlemlemek. Koşturmanın içinde unutmuştu sakince bir köşeye geçip güneşin doğuşunu izlemeyi ya da yağmuru kucaklamayı...

Düşüncelerinden kaçarken, yaşamın minik hediyelerini geri çevirmişti hep. Yüreğinin eşiğinde açılmayı bekleyen paketler vardı. Hepsinin içinde çok miktarda yaşamın küçük sürprizleri vardı. Görmeyi, işitmeyi, anlamayı bilene...

Read More

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kısaca Sözcükler

Değiştirebilecekleriniz vardır yaşantınızda. Bir de değiştiremeyeceğinize kendinizi inandırdığınız.
Bir yol uzanmıştır önünüzde sorgulamadan yüreyeceğiniz ya da hayatınızı yansıtabileceğiniz.
Kendimizi tutsak etmek için kelimeler bulmuşuzdur.

Yorgunum..
Mutsuzum..
Yapamam..
Başaramam.

Bunlar kaçış kelimeleridir aslında ve altında ezilen yeteneklerimiz yüksek sesle bağırmaktadır.Bu sesin rahatsız eden gürültüsüne bile alıştırırız kendimizi ama yapabileceklerimizin varlığından kaçınırız. Bu defa varolmanın manalarını ararız. Doğal bir mutsuzluk kaplar çünkü içimizi.

Kaçındıklarımızdan sığındığımız yer gittikçe daralacak ve sonunda yapabileceklerimizin hayaliyle avunacağız.Çünkü insan ancak yaşantısını yönlendirdiğinde yaşamanın manasını bulabiliyor.

Bu yüzden sığındığımız kelimelerde çıkış yolu..

Yazdığım her cümle benden bir parça yansıtıyor. Sustuklarım veya söylemeye kıyamadığm sözcüklerim. Öyle ya bazı kelimelerinizi ziyan eden insanlar vardır.

Konuşmaya dahi değmeyecek veya cümlelerinizin kendi kıskacınızda kalacağı durumlar. Bu yüzden yazdıkça büyüyen satırlar vardır. Üstünden zaman geçtikçe yerini kabullenen sözler.

Kabullendikçe satırlarınız sizi, algınız dahi değişecektir zamanla. Zorlamamak lazım cümleleri başka satırlara sığınmak gerekir o an...Kitaplar bu yüzden var... Kapılarınız kapandığında tekrar tıklatacağınız hayal gücünüzü bekleten bir süreliğine... Kitaplar bu yüzden cümlelerinizin gücünü değiştirebilir.

Okudukça kendini bulmak. Sınırlarını bilmek, ya da sınırsız olduğunu farketmek.

Yeri gelince içini dökmek, iç seslerine hakim olabilmek.

Ve sonunda kelimelere de yansıyan pozitiflik. İnanmaya başlayan bir kalbin yansıması olumlu cümleler...
Read More

9 Kasım 2012 Cuma

Günaydın

Günaydın kelimesini doldurmak ister misiniz hayatınızda?  Hayatınızın her gününün aydınlanması için 'gerçek manada' kendimizi mutlu hissettirecekler listemizi bilmemiz gerekiyor.  Hayatın bizi sıradanlıklara hapsetmemesi için sıradanlıklardan kopmak. Her şeye sahip insanların mutluluğu yakalayamaması veya çok az şeye sahip olanların yüzündeki tebessüm. Mutlu olma sebeplerimizi zorlaştırdıkça, kendimizi yaşanan bir ömrün eksik parçaları ile buluveriyoruz. Oysa çok kolay bakış açısı; kendimize nasıl bakıyorsak bize de öyle aynalar tutuluyor. Yeni bir güne eskitilmiş acılardan kaçarak başlamak, aldığımız dersler baş köşede o başka...

Siması asık insanlar çoğalmış, büyüyen istekler hayattan ve azalan mutlu olma ihtimalleri. Kafanızı dinlemek için yollara düştüğünüzde, bir köye yolunuz düştüğünde insanların içten tebessümlerini muhakkak gözleriniz yakalamıştır. Yakalamıştır ama; o an içinizde yine mutlu olmanızı engelleyen projeler dönmektedir: Bu tatili bir bitireyim, şunu, bunu yapınca diye... Oysa mutluluğun kendisi hayatımızda aşmaya çalıştığımız, başarmaya çabaladığımız gelişimin kendisi....

Düşündüğümüzde çokça hedefe ulaşma olasılığı da düşüyor, bu yüzden ayineyi iş kılıp, laflarımızda zihnimizi boğmamamız gerekiyor.Bu yüzden çoğumuz sabah uyandığında kendini dinç bulamadığı bir bedene sağlıklı zihin yapısı yüklemeye çalışıyor.  Mucize cümleyi tekrarlamakta fayda var kendini tanı.

Hepimizin hayıflandığı cümleler aynıdır nerdeyse, herkes iyidir konuşmalarda hatta... Bu kötülük nerede diye düşünür dururuz, herkes fazlasıyla doğruyu biliyor! Sonra mutlu görünme çabaları vardır insanların, bu çaba sadece izlenim oluşturmak içindir. Mesajı çevre aldıysa, içinde aradığı mutsuzluk nedenlerine yönelmekte çok lazım değildir!

Her şeyin bir nedeni vardır oysa. Nedensiz yaşanmıyordur hayatımıza çizilen kader. Bazı zamanlarda biz yönlendiriyoruz yaşama verdiğimiz kıymetin dozajını.  

Ruhumuzda tanıştığımızda, aradığımız anahtarın tüm engellerin kapılarını açtığını göreceğiz. Oysa başka ruhlarla o kadar meşgulüz ki kendimizi unutup, hayatımızı irdelemekle harcayacak kadar da vurdumduymazız.

Ruhumuzu gölgelere bırakan da kendi ışığımızı kapatmamızdan. Bu yüzden ruhunuzu aydınlatacak günlere ışığınızı yansıtabilmeniz dileğiyle.
Read More

8 Kasım 2012 Perşembe

Kelime

Alışık olmadığı bir durumdu yaşadığı. Hazırlıksız yakalanmıştı, tepkilerini ölçmeden, değerlendirmeden bir karara varmak huyu değildi. İçinden geçenlere çekidüzen vermek için kendini yokladı. Hayır.. Ruhu daralmıştı düşüncelere yön vermeyi bırak, kendini bile bulamıyordu. Sorunlara hazır olmak diye bir plan geliştirmemişti. Her şeyi bir plan dahilinde yapmaya alışkın yaşam stili ve kafa yapısı bu kez sert kayaya çarpmıştı. Artık içinde bulunduğu zamana uyacak bir kılıf bulmalıydı. Sakinleşmek için oturdu bir müddet, içini kaplayan sıkıntıyı dağıtmak için derin bir nefes aldı. Mücadele etmesi gereken sadece düşünceleri değildi. İçinde bulunduğu duruma çözüm sunacak sağlıklı bir zihne kavuşmaktı amacı.

Sonbaharın içine işleyen rüzgarını ruhuna taşımak istiyordu. Ne kadar zamandır oradaydı farkında değildi ama soğuktan pembeye çalan elleri ve titreyen bedeni ona nerede olduğunu hatırlatmıştı. Evinden pek uzaklaşmamıştı. Adımları onu evinin yakınındaki parka götürmüş, sonbaharın yaprakları ile süslediği, sarı tonların hüzünle resmedildiği tabloda, hareketsizce bir bankta oturmaktaydı. Perişanlığı mevsimden çalmış olmalıydı. Saçları tıpkı ağaçların savrulan yaprakları gibi rüzgarla dağılmış, benzi atmış gökyüzünün solgunluğundan çalmış, elleri soğuktan titreyen doğa gibi narince tutunmaktaydı yaşama. Bir de onu evinden buraya sürükleyen telefonun varlığı... Bir eli titrerken diğer eli bu acıyı ruhuna taşıyan telefona sımsıkı sarılmıştı. Acıyı içine çeker gibi, cümleleri ruhuna ezberletir gibi tekrarlıyordu. İçinde çıkan yangınların tek sebebi o kelimeydi; ölüm...

Yağmurun yanaklarından süzülen göz yaşlarına katılmasıyla aralandı göz kapakları ruhun ölümünden. Evet ruhu ölmüş tekrar geri dönmüştü dünyaya. Yüreğinin koru bedenini yakıp yakıp o taze acıyla yaşama zorlamıştı onu. Yaşama tutunduğu tüm dalları kırılmış, sonsuzluğun ortasında düşmemek için çabalıyordu sanki. Ayaklarının altında uzanan dünya ürkütüyordu onu, kıpırdamadan durup hala yaşamayı diliyordu ne tezat...
Oysa mutluluk için türettiği her şey şu anda manasız ve boştu.Gözlerini kapatıp,derinliğe bırakmalıydı kendini. Silinmeliydi küçük varlığı bu acının içinde. Nokta dahi kalmamalıydı kendinden, kader defterinde. Solukları bile üşenmekteydi sıralanmak için yaşama. Göz yaşlarını daha fazla durduramadı. Hıçkırıklarla sarsılan bedeninde acının depremi yaşanmaktaydı. Şimdi yalnızdı yaşama tutunmak için. Zamanın bile yenemeyeceği bir hüzne kapılmıştı yüreği. Soğuk ve yağmur, yalnızlık ve hüzün, sessizlik ve mevsimin ağırladığı tek başına bir park ve içinde silinmek isteyen bir yaşam.

Yaşamın içinde yaşamı kaybetmek. Bir ruhu özlemek. Ölüm kelimesini duyup bir de ona rağmen canlı kılabilmek ruhu.Şimdi yalnızlığın içine çekilen ruhunu öldüren bu kelimeye yabancı idi. Yaşama sımsıkı tutunan bağlarını hatırlaması için inandığı tek kelime 'zaman'. Dizlerinde ayağa kalkacak gücü bekledi, bekledikçe uzaklaşan dermanı bulmak için ayağa kalktı. Bedeni o kadar üşümüştü ki acısını unutturacak bir hastalık yaklaşmakta idi. Göz yaşlarını kurutan ateş alnından yanaklarına yayılıyordu. Daha şimdiden hayatın istediği özeni ruhundan da, bedeninden de uzak kılmıştı. Arkasında kalan parka dönüp bir daha baktı, ruhuna bakar gibi oldu. Hazan mevsiminin ansızın geldiği ruhu. Hayatta her şey bir anda değişir derlerdi o da bilir, bildiğini sanır ve ruhunu sağlam kılacak erdemleri aşılardı. Şimdi bildiklerini unuttu, bu park gibi sessizce baharın doğuşunu bekleyecekti içine. Hatta baharı bile umut edecek gücü hissetmek için çok ama çok erkendi. Ruhunda soğuk vardı, ruhunda gri bir sema, sararmış yapraklar, yalnızlığını büyüten bir doğa. 

Ruhunda kendinden başka her şey vardı ama kendini bulacak mevsimi bile kayıptı. Kırılgan ruhuyla yeni tanışmış bir genç kız. Mevsimlerin kaynaştığı bir gün. İçinde sonbahar, dışarıda sonbahar. Ölüm kelimesiyle tanıştığı bu güne yaşam kelimesini hatırlatması lazımdı. Hayat ne olursa olsun yaşamayı emrediyordu.Belki de bugün kendinde bulamadığı sırları açık edecek ve yaşamı için rehber tutacak bir acıyı yaşatıyordu ona. Acının uğramadığı bir yaşam hep çiğdi... Yürüdü ve yaşamaya devam etti, şimdilik nereye gittiğini bilmeden... Mırıldanıyordu hala: Ölüm kelimesi yaşamın içinde hep canlı...

Işığa git, içimde sebepsiz aydınlıkları yaşatan hayat,
Beni inandır karanlığın sonsuza dek sürmeyeceğine.
Bir yol çiz içimde yaşam.
Kendimi bulacağım.
Mutsuzlukların nedenini bulup,
Karanlığa ruhumdan bir ışık tutacağım
Bir ömür yetecek belki de...



 

 
Read More

7 Kasım 2012 Çarşamba

Tohumlarımızın Nesli Tehlike Altında!

Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.

Atadan kalma tohumlarımız;

* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır

Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.

TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,

* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.

Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...

Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php

EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40

www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Read More

6 Kasım 2012 Salı

Köşe

Dünyanın hallerini taşıyacak gücü aradı yüreğinde. Kaybolan ne varsa içinde, inanmaya daha da çok sarıldı. Sarılmak için inandıklarına dünyanın kirinden, insanların maskelerinden arınacak bir köşe bıraktı kalbinde. Hiçbir acının ve ikiyüzlülüğün giremediği bir köşe. Her türlü yıkımın altından sağ çıkacak bir kudretle iyiliği barındıran bir köşe. İnançlarını insanların kirli yüzlerinden uzak tutacak, daima ışıldayan bir köşe. Sonunda yüreğini saran karamsarlığın dağılabileceği. Bu köşeye her sığındığında dua ve inançla genişleyen bir yerin varlığı. Sığındıkça, boyun büktükçe yükselen dayanabilme gücü. Bu yüzden inancın kusursuz haline adanan kalbin, gittikçe büyüyen köşesine sığınmışlığı. Üstüne gelen darlık ve sıkıntıların arasına çekilen dayanıklı inanç duvarları. Bu duvarlara çarpıp paramparça olan kötülüklerin yok oluşu. Yok olduğuna inanıp ferahlayan kalp.

İyiliğin temiz yüzüne hangi kötülük kökleri sarılabilir ki. Bazen hangi sözcükleri tüketse özünden yitirilen kayıp cümlelere karışıyor tüm özler. Öyleyse sessizlik, içinde bırakılan sitemler kıymetli. Sustu ve tevekkül etti. Sınav yeri diye düşündü. Kendi doğrularını yazsa başka yanlışların arasında silinebileceği bir dünya dedi. Sonra köşesini hatırladı. Ne zaman bunalsa kendini bulduğu köşesi. Ellerinin duaya kalktığı , acizliğin Rabbine iltica ile silindiği. Hatırladı kul olmanın gerçeğini. Kulun kula yaptığı haksızlık,  Rabbinin katında cezasını bulacak, öyleyse içi rahat olmalıydı. Bu dünyada varsın kul kula kötülükle yükseklik sağladığını sansın. Tüm yanlışların tartılacağı ahiret gününe temiz bir defterle çıkabilmek için dilini muhafaza etmeye çalıştı. Susarsa kazancına bir de temiz bir dil ekleyecekti.. Susmasa yüreğinden korlar yükseliyordu, sitem etmek istiyordu insanların bin türlü maskesine ama siteme bile değmeyecek bir düzenin içinde yaşamaktaydı iyi ve düzgün olanlar... Öyleyse Allah'a yönelip ruhunu kaplayan karamsarlığı dağıtıp, çeşit çeşit maskelerin varlığını çözümlemeye çalışmayacaktı.

Yine yüreğine çöken karanlığa süzülen bir ışık belirdi. Gözlerini açmaya çekindi, yine karanlıkta kalmaktan tereddüt edercesine. Köşesinde iki büklüm olmuş kendini, hareket etmeye zorladı. Kıpırdayacak gücü bulduğunda gözlerini açtı. Işık hüzmesi kapladı etrafı, yüreğine yayılan bir serinlikti hissettiği.. Bu kez kendini kötülüğün ve maskelerin zincirlerine bağlamayacaktı. Kötülüğün sahiplerini bulmasını bekleyecekti. Er ya da geç hak yerini bulacaktı nasılsa.

Duayı diline alışkanlık edinmekten öte kılıp ruhuna işledi. İşledikçe huzurun ışığı yüreğinin bütününe yayıldı. Hak Hakka emanet iken kula susmak düşerdi.
Read More

2 Kasım 2012 Cuma

Yağmurun Çağrısı

Yağmur çağırdı içimden seni. Hüzünden hüzne misafir olur mu? Bir yağmurun içinden hüzün doğmaz sadece bir de saklar içine tüm renkleri. Görmeyi bekledim, mevsimleri yitirirken kendimden, takvimlerden rakamlar biçerken adımın ardına, yaşamayı bekledim beni, seni, bizi. Ne zaman çoğalsa ekler fiillerin sonuna, isimler türese bilirdim ki hayatıma doğan bir yağmur bereketi, berekete saklanan hüznün yenilenişi. Bu kadar söze yetmeyen, içinde durmadan akan bir karmaşanın sesi, gel de huzura çevir, renkler huzurdan çağrışım yapsın. 

Yaprakların hışırtısı ayaklarımız altında bestelenirken, ışıklar solgunluğunu damlatırken cılız dallara. Sonbaharı yaşatsak kalbimize. Üşürsek doğaya sarılsak, bir rüzgar esintisi kalbimizi titretse. Yalnızca yalnızlığın duruluğunu takınsak üstümüze, bir de suçu sonbahardan alıp, hüznü benimsesek. Hayatın hızını bir adım bir adım daha durdursak, orada bitse mevsimlerin geçişi. 

Sonbahara usulca sığınsa renkler. Güneşin kendisi varken, aldansak üşümeye niyetli. Biraz da sonbaharı hazmetsek kirlenen renklerden kurtarmak için. Biraz da hissetsek yaşamın bulutlarını. Sorgusuz sualsiz yaprakların örtüsünü çeksek ruhumuza, toprak renklerini bulasak, doğallığı kaftan dikerek düşüncelerimize.Sonra mı? Sonrasında bir şeyler mırıldansak, kelimeler özgürce dökülse dilimizden, neşeyi mevsimlere yakıştıranları kalıplardan söküp, sonbaharın bağladığı yeni ufukları görsek. Görsek kendimizi, kendimize bakmaktan çekindiklerimizi yola bıraksak, yoldaşlık yapsak birbirimize. Öyle işte...

Bir mevsimi de kendimize benzeterek benimsesek, hangi sıfata daha çok yakınsak...


En sevdiğim mevsime geldik;
Yapraklar sararacak, gök gürültülü yağmurlar yağacak.
Sonbahar, hüzündür. Hüzün ise, ben demektir.

Özdemir Asaf


Read More

Özetle İnsan Ol

RUHUNU KAYBETMİŞ BİR İNSANDA YAŞAMIN ANLAMINI ARAMAK NE SAÇMA ! BELKİDE YERİN ÜSTÜNDEKİ CESETLER, ALTINDAKİLERDEN FAZLA..


Mükemmelliğin kendisinden korkmak. Kendini bulmak hatalarda, yaşamın dahi çözemediği problemlere çözüm bulacak formüller aramak. Hoş bir iştir yaşamak, durmadan tekrarlara boğmadan, sürprizlere açık, her daim yaşama sıkı sıkı tutunmak. Ciddi işleri yapanlar çok... Kalın ve siyah mürekkeple yaşam izlerini yazanlar da. İşi mahir kılmak, kendin olmak, yaşarken kendini bulmak, kendini memnun etmek, sonrası bir düğümün çözülen ilmekleri. Yaşam kendi adına neyi önemsiyorsan onu pişirip pişirip önüne koyuyor çünkü. Seyrediyoruz hareketsizce kendimizi, sonra herkesin içinde gömülü bulunan cevherlerini keşfetmesi ve sonrasında aradığını bulmak  için yola çıkma hikayesi yazılıyor. Ölüme rağmen yaşamak, ölüme rağmen hedefleri tam ortadan isabet ettirmeye çalışmak,özetle insan olmak başlı başına mucize. Mucizelere inanmadan yaşadıkça kayıpların girdabına kapılmamak ne mümkün.

Ey insan kendi içinde çözdüklerini bir de kalabalıkların yalnızlığında bul. İşte o zaman büyüyorsun,büyütüyorsun ruhunu.Yüksek seslere, kabalıklara, insan olmanın dışındaki her türlü zavallılıklara karşı inceden bir yüce ruhu büyütüyorsun içinde. Eğildikçe yücelen, sustukça kökleşen, asilleştikçe insana benzeyen. Bu yüzden ruhu beslemek lazım yeniden, bıkmadan usanmadan. Ruhu inceleştiren, öfkeden arındıran, güzel sözleri dile taşıyan, nazik ve ince olmayı öğreten ancak ve ancak içi her gün dolmaya aç bir dimağ, okuyan ve kendini geliştiren bir zihin ile mümkün. O zaman insan kendini kimseye, kimselere onaya sunmadan güçlü hissedecek donanıma sahip oluyor.

Acırım ruhunu incelikten, zariflikten ve bilgiden mahrum edenlere. İçindeki hazineleri cehaletin elinde teslim edip, kendi ilim denizini bataklığa çevirenlere. Gününü ziyan edip, ne kendisine, ne etrafına faydası dokunmayanlara. Her daim insan olmaya, kötülüğe dahi iyilik ile sapasağlam duranlara sebep dönen dünyaya. Çivisi çıkmış dünyanın, ruhunu kirliliklere dayamış insanlarına her gün yeniden şans tanımasına... Öyle ya da böyle mücadele eden ruhun kazanması için var gücüyle okuyan topluma.Okudukları ile değiştirebilen küçük de olsa faydalı farkındalıklara. Gözleri kapatmak var kötülüklere bir de savunmak çıplak gerçeklere hayatın aslında bu kadar kirlenmemiş olabileceğini.

Sesini yükseltme insan, lafını kendi vicdanında ölç de biç de tüket. Karşında insan olduğunu unutma. Hayvanlara özgü yaşamaksa amacın onlar bile bir düzenin içinde boynu bükük. Sen sen ol, karşındaki insanın kendisi için değeri olduğunu, kendi değerine ihtiyacı olan insanlar olduğunu unutma. Düşüncesizliğine kabalığı ilave edip yoksunluğunu hırçınlığınla örtbas etme.

İnsan olmak güzel ahlak ile mümkündür. Güzel ahlakta ancak okumakla, öğrenmekle ve tüm bunları hayatına tatbik etmekle olur. Olur ki sen bunlardan yoksunsan insan olmanın lafta olduğu kervana katıl, kalabalıkların yalnızlığında kaybol...

Özetle insan ol...


Hayat seni korkutuyorsa, içini yakıyorsa, en yakınların çirkin maskeler takmışsa, hayat budur de, ikinci kez çağrılmayacağın bir oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici bir oyun, inanç ve aldatma oyunu, maskeler oyunu, onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu olarak ister izleyici olarak.

AMİN MAALOUF
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena