26 Ekim 2012 Cuma

Bayramı Bayram Kılan...


Mutlu Bayramlar diliyoruz, sağlık, huzur, sevgi dileklerimizin merkezi. Unuttuklarımız, unutulmaya yüz tutan değerlerimiz kendini hatırlatmak için fırsat kollarken, işte bir fırsat daha takvime düştü. Bayram, ruhumuzu ele geçiren sıradanlıkları vurgulamak için hayatımıza geldi, hoş geldi. Hayatın kusurları arasında yaşanması mümkün olmaktan çıkan kıymetleri taze tutmaya geldi. Hayatımıza sinyal verdi. Yaşamak adına ne varsa...

İnsan  her yeni güne başlarken, kendini yenilecek bir sebepler bulamazsa yaşam yaşanılır olmaktan uzaklaşıyor. İnsan kendini bilgi ve erdemlerin zırhı ile kuşatmaz ise hayatın kusur ve yoksunluklarına, noksanlarına boyun eğiyor. ve elbette bu kazançları paylaşmaz ise mutluluğun yönünü şaşırıyor. ve yine bazen hayat bunu hatırlatacak sinyali sıradanlıkların içinde eritip yok ediyor. ve düşünmeyi dahi kaybediyor insan. Yaşıyor tekrar tekrar ömrün sayfalarını. Bayramlar bana bu sıradanlığın içerisinde yanan kandilleri hatırlatıyor. Ruhunu kaybedilmişlikten kurtarıp insan olmanın mükemmel yönlerini gösteriyor.

Yörünge sıradanlıktan sıyrılıp paylaştıkça artan kıymetlerin kapısında duruyor. Oklar samimiyetle yapılan muhabbetlere, içtenlikle sunulan ikramlara, unutulan misafirliklere çevrilmişken;
ihtiyacı olanların bayram gibi hayırlı vesileler ile hatırlanmasına kadar, nice nice değerlere farkına varmadan katılıyoruz. Farkına varmadan dedim çünkü kıymetli olan bilginin peşinde koşarken, kıymetini gösteren paylaşımın varlığını kaybettik. Oysa kelamı hoş kılan da,elindekini bereketli kılan da paylaşmak. Bayramlar bu yüzden hayatın siyahına beyazına yağan renk sağanakları.

Şekerleri avuçlayan bir çocuğun ruhu kadar sade hayat, bazen de yokluğu bayramlar ile telafi edecek zamanlara ulaşacak kadar derin bu hayat. Sadeliğin uzandığı derinlik hayatın kendisi.

Çokça anarız çocukluğumuzu, eski bayramları. Nerede o günler dediğimiz cümlenin aradığı kayıp içimizde.
Çocuk iken karmaşık kılmadığımız her şey büyüyünce ruhumuzun sonsuz engebelerine takılıyor. Oysa hayat sadeliğini çözdüğünde derinliğinde çok hazineler bulacak kadar da kıymetli. Her yaşta, her süreçte.

Bayramı da bayram kılan, içinizde sakladığınız tozlanmış kıymetli kitabeler. Ancak kendinizin okuyabileceği. Alfabeniz size özel. Muhakkak ilk cümlesi; hayat bayramlara sığdırılamayacak kadar kıymetli mutlulukları içeriyor ve bayramlarda yaşatılacak kadar minik mutlulukları da bize sunuyor.

Hatırlanmadan hatırlamak,kapımız çalmadan çalmak iyilik zillerini...Karşılık beklemeden iyilik yapabilmek. Daima insanları anlayabilmek, ve bunu başarırken tüm karamsarlıklara rağmen renk sağanaklarının ruhu basmasına izin vermek...

Bayramı bayram kılanların ömrümüze her daim ışık tutması dileğiyle.

Mutlu Bayramlar...

Read More

24 Ekim 2012 Çarşamba

Güven Duvarları

Çevresinde ruhu yoksunlukla kaplanmış insanlardan olanlar ve  dert yananlar kulak verin içinizdeki sese. Biliyorum en çok söylediğiniz sitem cümlesi neden insanlar böyle? Beni mi buluyor bu insanlar? Ben ince düşündükçe, sınanıyor muyum kaba davranışlarla? Bu sesler deli olduğumuzu göstermiyor; aksine sınavın tam ama tam ortasındayız. Ne kadar ince düşünürsek, iyi davranırsak insanlara, karşılığında zıt tavırlar ile yüzleşmek zorunda kalıyoruz.Aman insanlar incinmesin diye kuşandığımız iyilik davranışlarımız karşılığında saf olduğumuz gerçeğine itiliyor. Kalbimizin  defalarca kırıldığı, sürekli tekrarlanan nezaket dışı hareketlere maruz kalıyoruz.
 
Ben ben olayım dikkat edeyim, siz siz olun dikkat edin neye mi? İnsanlardan iyilik bekliyorsanız davranışlarınızın özünün iyi olması gerekir, karşı tarafa ilettiğimiz izlenimdir hayatımıza düşen gölgeler. Örneğin yardımlaşma ruhu taşıyorsanız yardım görürsünüz, örneğin kapınız açıksa misafire, kapılar açılır her an size. Örneğin hatır soruyorsanız hatrınız sorulur. Örneğin sohbet açıyorsanız size güzel muhabbet ortamları sunulur. Karşılıklı mı demeyin bu işler. Gönül ancak kapısını vuranlara aralanır. Kapının önünde sessizce duruyorsanız sizi kimsenin farketmesini beklemeyin. Ama baktınız iyiliğiniz karşılığında hala değişmeyen sert kabuklu, iletişime kapalı insanlar var, durmayın yolunuza bakın.. Moralimizi bozacak insanlara ayıracak vaktimiz pek yok hayatta. 
 
Üzgünüm ama vaktimiz bol kalacak  çünkü ; vakti kıymetli kılacak insanda çok yok bu hayatta.  Bu sorgulamaya itecek zamanlar olsa keşke ama çoğu zaman kendimi yenilemek zorunda kalıyorum iyi niyet konusunda. ve çoğu zaman ince ve zarif davranışlar insanların anlayışsızlığı yüzünden inceldiği yerden kopacak raddeye ulaşıyor. Empati eksikliği yada herkesin kendini kayırması bir sürü sebep sıralanabilir. Bazen insan sizde ki yükü kısacık bir an olsun alacak ince düşünceli insanlar görmek istiyor. Sonuç ;bir şey değişmedi her şey aynı.Değişen daha da kalınlaşan güven duvarlarım.
Read More

16 Ekim 2012 Salı

İnsanca Yaşamak

Kendimize ait düşünceleri başkalarından duyunca , ya da sıkıntıları paylaşınca içimizde beliren ferahlık, insan olmanın en hoş işareti. Paylaşmak... Sözcükleri, sevinçleri, sıkıntıları. İnsanına göre bazen neşeni paylaşmak yeterli kalır, bazen de hüznünü paylaşmak... Bazı insanlar mutluluğu dahi paylaşacak kalbe sahip değildir, öyle ki kalpleri iyiliğin gölgesinden uzaklaşıp benliğe sarılmıştır. Bazı insanlar hüznüne bile dahil olabilir, bir ayrımla;  hüznünden beslenenler, hüznünden hüzünlenenler. İnsanları sınıflandırmak, tanımak o kadar güç ki ancak yaşanmışlıklarla adını koyabiliyoruz. İyi, kötü... Ya da hiçbir şey o kadar net bir sınıfa ait değil. İyilikte, kötülükte aynı yakınlıkta insanlar için. Durduran şey ise birinden diğerine insan olmanın esnekliği. Yaşadıkça ruhumuza katılan olgunluk.
 
Paylaşmayı öğrenen bir yüreğin inceliği, benliğine hizmet eden bir yüreğin katılığı ile karşılaştırılamaz bile. Ak ile kara, gece ile gündüz gibi. Bazen kalbimize hükmeden yer araf olur. Bekleyiş... İncindiğimizde, kırıldığımızda kabuk bağlamak için bekleyişimizin adı araf olur. Ne iyiliğe hükmedecek gücü buluruz o zaman, ne de olumsuzluklarla savaşacak takat vardır. Bekleriz, ömrü bekleyişlere ziyan etmemek için ya da içimizde karamsarlığı barındıracak  güce sahip olamadığımızdan, sıfırlarız içimizde tortulaşan kırgınlıkları. Sıfırlamasak ölüme rağmen yaşama bu denli sarılmazdık zaten. İnsan olmanın güzelliklerinden biri de bu. Kalbin önüne serilen her şeyin, kalbin doğrultusunda şekillenmesi, er ya da geç. Arada yaşananlar ise insan olmanın zorunluluğu. Hayat kusurlu. Savaşlar, hastalıklar, yokluk, kötülük. İnsan kusurlu. Kıskançlık, haset, yalan.. Mükemmel sözcüğü kendine ait cam bölmede.. Sadece seyirlik. Kusurun ortasında bir varlık, kusurlarıyla büyümeyi bekleyen bir kalp. Yaşanan bir hayat. Hızla gelip geçen gençlik, güzellik. Baki olan tüm kusurların ortasında yaşamaya çalışan insan.
 
Toprağın altında hareketsizce yatan bir beden, toprağın üstünde ağlaşan insanlar. Ya da sadece izleyen ya da hafif üzülen. Yalnızca kendine kalan şey toprağın altında bir ruh. Beden, güzelliği gençlikte bırakmıştı. Şimdi de tamamen ruhun eline teslim beden. İnsanların sesleri yakınında çınlıyor. Ne iyilik yaptıysa yanında, kötülük ancak sızlatıyor yerini. Düşünüyor bir an da kendini mutlu etmek için yaşasa, kendi olsa... ve üstüne, paylaşsa kusurlarına rağmen iyiliklerini. Korkmadan yaşasa. Düşünüyor da kimseyi memnun etmek mümkün değilmiş. Mümkün olsa, elinde olsa korkmadan yaşarmış, düşünmeden paylaşırmış kazanç kıldıklarını ruhunda. Şimdi memnun etmeye çalıştığı ne varsa bir ah ve vahın içinde eridi. Şimdi kendini kendiyle hesaplaşırken buldu...
 
Bu yüzden güçlü köklerin gölgesi büyük oluyor, küçük, küçücük fidanları sarıyor yamacında. Paylaştıkça, doğal oldukça serpiliyor ağacın kökleri. Olduğun gibi görünürsen yüceliyorsun, kusurlarınla, kendinle var olabiliyorsan gerçekten büyüyorsun. İnsan büyüdükçe yaşamın paylaşmak olduğunu anlıyor  ve bunun için tüm yolların kendin olmaktan geçtiğini öğreniyorsun...
Read More

ZİLHİCCE AYI

Hiçbir günde yapılan sâlih amel Allâhü Teâlâ’ya Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan sâlih amelden daha sevimli olamaz.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)


Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esâsından biri olan hac farîzasının îfâ edildiği umûmî af ayıdır. Arafât’a çıkıldığı, Allâh için milyonlarca kurbanın kesildiği ve bir senelik hesapların görülüp amel defterlerinin kapandığı mukaddes bir aydır.
Zilhiccenin birinci on gecesi “leyâli-i aşere” yâni 10 mübârek gecedir. Bu ayda, noksanların tamamlanması için istiğfâr, salevât-ı şerîfe, diğer duâlar ve tesbîh namazına devamda hayır vardır.
Hacca gidemeyen mü’minlerin bu günlerde oruç tutmaları çok büyük fazîlettir. O bakımdan Kurban bayramından evvel dokuz gün oruç tutmalı, 10. günü kurban kesilinceye kadar bir şey yememelidir. Hiç olmazsa 8’inci gün ile berâber, 9’uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır.
Arefe günü sabah namazından bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farz namazların arkasından Teşrîk tekbîri (Allâhü Ekber Allâhü Ekber, Lâ ilâhe ilallâhü vallâhü ekber, Allâhü Ekber ve lillâhil-hamd) okumak kadın-erkek her mükellef Müslümana vâciptir.


ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR?

Zilhicce ayının birinden onuna (yâni Kurban Bayramının ilk gününe) kadar, her gün sabah namazlarından sonra:

10 salevât-ı şerîfe:
“Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.”

10 istiğfâr:
“Estağfirullâhe’l-Azîm el-Kerîm ellezî lâilâhe illâHüve’l-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyk ve nes’elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ innehû hüve’t-Tevvâbü’r-Rahîm.”

10 tevhid:
“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr Ve hüve alâ külli şey’in kadîr” okunur.



Kaynak: Fazilet Neşriyat
Read More

15 Ekim 2012 Pazartesi

Hayal Kıyısında

Sessizlik değil aradığım. Dalgaların sesini dinlerken, huzuru yakalamak dileğim. Hayal kurmak zor değil... Gözlerini kapayıp, olmak istediğin yere ışınlamak kendini. Uçsuz bucaksız maviliğin kenarına oturmak ve huzurun sesine kulak kesilmek. Tek düşünce güzelliğin keyfine varmak. Ne varsa huzuru bozan içinde, sonsuz maviliğe atmak. Gözlerden süzülen hüznü, damla damla denize bırakmak.
 
Hayal ettiniz mi sonsuzluğun rengini?  Mavinin her tonu... Biri özgürlükten esinlenmiş sema, biri huzurdan doğmuş deniz. İki maviliğin birleştiği noktada, mühürlenen gözleriniz, hayalleriniz, kendi sessizliğiniz. Sessizliğinizi besleyen doğanın musikisi...
 
Güneş ışığında dinginleşen yaprakların narin oynayışları, rüzgarın her dokunuşunda. Kuşların selam verip kaybolmaları gözlerinizden önünden rüya gibi... Huzurun resmine, hayallerinizden ne eklerseniz,size kalmış...
 
Hayal edin olmak istediğiniz yeri. Düşlerde imkansız kelimesi bulunmaz. İmkansızlığın yokluğu ürkütmesin sizi. Gerçeklerin grilikleri henüz yaklaşamadı düşlerinize. Gözlerinizi açmadan, kovun zihninizi bulandıran düşünceleri. Denizden esen rüzgara bırakıp kendinizi, gökyüzünün kuytularında kanat çırpın. Kanatlarınıza gücü veren hayallerinizin sınırsızlığı olsun. Sınırsızlığında bir nokta misali konduğun maviliğin kucağında, yaşa hayallerin kadar...
 
Bir yandan hayalini kur, bir yandan yudumla doğanın resmini. Gözlerini açtığında ruhuna akan huzuru tane tane içine çek. Rengarenk çiçeklerden taçlanmış yolları adımla. Gözlerin renklerin güzelliğinden dem almışken, ruhuna bir taç tak. Neşeden, huzurdan, sevgiden. Cömert olsun ellerin ruhunu beslerken. Kanatlansın kolların gökyüzüne süzülürken, sonsuzluğun yamacında... Korkmadan bak yüksekliğin kendine çeken cazibesine. Bir nokta idin, bir noktanın içinde büyüyen hayallerinin dev uçurumunu, kadife maviliğin ayaklarına ser.
 
Şimdi aç gözlerini, hayal içinde hayal... Kaybolma düşlerinin karmaşasında. Laciverde çalan denize düşen ayışığını içir gözlerine. En sevdiğin kitaplardan biri dizlerinin üzerinde, ayışığının aydınlattığı sayfaları tekrar tekrar yaz hafızana. İmrenme oradaki kahramanlara. Şu anda sen kahramansın kendi hayallerinde. Hikayeleri kıskandıracak kadar...
 
En sevdiğin musiki, en sevdiğin besteler çalmakta. İçinde açan çiçekler, hayallerinden beslenen sen. Yüzünde yayılan tebessüm, doğan güneşle gerçekliğe bırakılacak gün. Düşünme yarını. Yaşam şu an,yaşadığın zaman; sensin. Hayallerin kadar varsın...

Read More

Bir Amacı Olmalı İnsanın

Bir amacı olmalı insanın kendine inanması için.Sabah uyandığında kendine gülümseyen bir aynaya sahip olmak için.Gözlerine mutluluk aşılayan bir amacın etrafında dönecek gücü veren,inancını daima taze tutan.Bir amacı olmalı insanın.Öyle dünyayı kurtaracak cinsten değil.Yüreğine ışık tutsa,içindeki seslere cevap bulabilse yeterli olacak kadar.Kendine verecek cevaplar bulduğunda,diğer tüm soruların önemini yitirdiği.Bir amacı olmalı insanın.Kimseyi mutlu edecek özel bir çabaya ihtiyaç duymayacak kadar.Öyle bir amaç ki kendi mutluluğundan beslenen mutluluk zincirinin başlangıcı olsun.Öyle dev projelere imza atmak gerekmez.Kendine baktığın kadar büyüyorsun başka gözlerde,yüreklerde yer açıyorsun.Kendi ruhunu tanıdıkça gözlemleyebiliyorsun kendinde saklı yetenekleri.Keşfe çıkmak için ruhunda kendine inanmak gerekiyor,her şeye rağmen kusurların mükemmelliğinde yaşamak.Hayatın sunduğu seni,olduğu gibi sevmek,sahip çıkmak ruhuna ve kalbine.İşte o zaman büyüyorsun hayatın karanlıklarında.Kalbin yaktığı ışık cılızda olsa yeterli oluyor yaşamak için.Rotan kendine inancın oluyor.Kendini sevdikçe,seni de hak ettiğin gibi sevmeyi öğreniyor insanlar.Bu yüzden bir amacı olmalı insanın.Öyle karışık,içinden çıkılmaz formüllere bulaşmaya gerek yok.Hayat çok detaylı düşünecek kadar uzun değil belki de.Belki de düşler kadar sonsuz zamanı yakalamak ruh da gizli.Belki de yaşam olduğun gibi yaşamak,olduğun gibi mutlu olabilmek.Olabildiğini denemek,denedikçe bağlanmak yaşama.Yine de hayat kendin olabilmek,olabildiğince kendine saygı duyacak kadar.Çevrendeki her faktöre izin verdiğin kadar var olacaklarını unutmamak.Yaşam belki de teneffüs ettiğin soluğu yudumlamak.Tüm düşünceleri kenara itip kendi mutluluğunun küçük mucizelerine sarılmak..Bu yüzden her şeye sahip olmak mutluluğun anahtarı olmuyor.Bu yüzden ruhunu tanımadan hırslara teslim olmak yıllardan çalıyor.Dur ve düşün kimim ben? Kendimde eksik bulup da insanlardan umduğum beklentiler ne?Kendime veremediğim noksanları,kimin anlamasını bekliyorum.Sonra sıyrıl düşüncelerin dipsiz kuyularından.Mutluluk kendini tanımaktan geçer.Hayatın bürüdüğü seni,eti,kemiği ruhunda bulduğun senle büyütmeni.Kendini olduğun gibi sevmeni.Sevdikçe keşfetmeni mutluluk anahtarlarının yerini.Yedekte hep bir çıkış yolu barındırmalı insan.Ölüme rağmen yaşıyorsak,kaybetmeyi bilmeli.İyiliği bilmeli içinde tüm amaçların doğum yeri olmalı hatta.Bir amacı olmalı insanın kendine yakışan değeri sunan.Öyle çok dosyalar yığmaya gerek yok kalbin önüne.Seni ne mutlu ediyorsa o en büyük erdemdir çünkü.Kendi huzurunu yerleştirdiğin zaman göz bebeklerine,kalp rotasını kaybetmez hiçbir zaman.Bir amacı olmalı insanın sevgiden güç bulduğu.Öncelikle unutmamalı olduğun gibi davranmanın güçlü ayak seslerini.Kendine ispatladığın her şey senin dünyan çünkü.Bir amacı olmalı insanın küçük şeylerden mutlu olmanın kadrini bilecek yüce bir kalple...
 
 
İnsanlar yaşamın gerçek anlamını unutmuş. Yaşıyor olmanın anlamını…
Ellerindekinin ve kaybedebileceklerinin ne olduğunu onlara hatırlatmalıyız. Benim hissettiğim ,yaşama sevinci,yaşam armağanı, yaşama özgürlüğü !

 
 
Read More

11 Ekim 2012 Perşembe

Yaşamı Güzel Kılana


Yaşamı Güzel Kılana...
Güzellik ruhundan yayıldı gözlerime.Senin ruhun işledikçe ruhuma,güzel kılındı bakışlarım.Aşk güzelliği getirdi gözlerime.Sevginin tılsımından özetledim güzel olan her şeyi.Sen,aşk ve güzel kılınan bakışlar.Mevsimler hüznünü attı üzerinden,karanlıklardan korkan yüreğe hiç sönmeyen bir ışık yaktın.Sonsuza kadar yüreğime yanan bir kandil.Sonsuza kadar gözlere işleyen güzellik.Sonsuza kadar yaşam sebebim.Ruhuma işlenen bir ruhun baş harfleri sığdı aşka.Aşk,en kısa dev kelime..Minik yüreğe kocaman cesareti aşılayan duygu...Tüm güzel sıfatları isminin önüne ekledim..Yetersiz buldum yine de sana dair cümleleri.Sonsuza dek dedim yüreğime,sonsuza dek yaşatılacak bir güzellik....Sana baktıkça öğrendi gözler güzelliği.Öğrendikçe sevdi yaşamayı,yaşadıkça seni, sonsuzluğu yüreğinde buldu...Tüm bildiklerini unutan bir kalbe,yeniden yürümeyi öğretti varlığın..Hayat mutluluğun elini uzattı..Yeniden yaşamayı öğrendi kalp,masum gülüşlere sığdın.Gülümsemelerin en güzelini sayende atıverdim..İçten tebessümlerin müsebbibi.Hüzünlerinde mutluluğa yenileceğini öğreten hayata,bu hediyeden dolayı şükranlarımı sundum.Ruhtan beslenen güzelliğe senden alıntılar yaptım.Seni anlattıkça acizlenen yüreğime,güzelliğinden ilham çaldım..Çünkü sen güzelsin,yüreğimi baharlara çeviren.İyiliğe inandıran...Sonsuza dek gözlerime güzelliği yerleştiren sana sevgiyle...
 
 
 
 
 
Read More

4 Ekim 2012 Perşembe

Merhaba Aşk

Senden öncesi puslu..Mutluluk kelimesinin yarım kaldığı,dolduramadığı manasını yeterince.Senden öncesi kuru kalabalıkların ihtişamlı yalnızlığı.Senden öncesi zaman mefhumunun geçip gittiği yaşamımdan...Senden öncesi kafiyeli sözlerin süslü tek başınalığı...Senden öncesi aşk kelimesine yabancı bakışlarım,senden öncesi sevgiyi bilmezliğim.Mucizelerin tesadüflere yakıştığını keşfettiğim senli günlere milat biçtiğim  ve  sen,ömrüme kattığım..Senden önce; yaşadığımı sanıp şimdi de hayalleri kıskandırdığım..Hayallerin varlığının yanında soluklaşması.Gülümsemenden doğan güneş,hayatıma her gün yeniden doğan kelimelerinle, can vermen mutluluğuma.Adım adım mutluluğu tanımak gözlerinde.Suskunluğunda yaşamak,sözlerinde yürümek kalbine...Kalbinde bana ait izler arasında seni bulmak.Ben ve sen kelimelerini yitirmek,biz olmak tek ömre iki yürek sığdırmak....Hayallerin sönük kaldığı neşeyi ,kalpten kalbe yaymak.Sebepsiz tebessümümde yaşatmak seni.Çocuk kalbi gibi heyecanı barındırmak yüreklerde.Masal gibi diyarlara gitmesi zihinlerin.

Tesadüflere inandığım bir güne dalar düşünceler.Tesadüflerin kaderden rol çaldığı.Hayatıma giren bir ışığın büyülü merhabası ile aydınlatman dünyamı.O zaman inanmaya başlamıştım artık güçlü olmaya gerek yok,gücümü alacağım bir sevginin ayak sesleri işitilir olmuştu,gönül kapımda.Tıklamadan açıldı sevginin kapıları,bir an..Bir gülümsemeyle,bir cümleyle,kısa bir sessizlikle dünyam dünyan olmuştu sanki.Sanki en güzel film kareleri silinmişti gözümde,en güzel alıntılar kaybolmuştu satır aralarından.Bir sayfa açılmıştı,tüm yazılan çizilenleri etkisiz bırakmıştı.En güzel kareler kaybolup,senin elinde yazılmayı bekliyordu sanki.ve senden öncesi silik,sanki senden sonrası bir masalın ilk satırlarına şahit olmaktaydı.Hikaye kelimesi yetersizdi yanında.Senden, bir rüyanın gizemi sızmaktaydı masalları kıskandıran.Tesadüflerin sihirli değneği hayatıma seni katmıştı.Senden öncesi yaşamın grilikleri,senden sonrası yüreğimden beliren gök kuşakları.Yeniden doğan güneşle yenilenen bir ben,renk renk yüreğimi kaplayan sen.Henüz kelimelere sen doğmuşken,tükenmeyen bir masala başlarken.Hoş geldin hayat,hoş geldin aşk,hoş geldin sen...Henüz aşk rüzgarı yüreğimi sürüklerken sana doğru,bir masalın bir telaşla yazılan kelimelerinden sen doğacaksın.Bir ömre sığdırılamaz aşkın,kelime kelime işlenirken kalbime,seni yaşatmak için var olacak cümleler.Senden önce ve sonra diye...Öncesi yitik bir hikaye,sonrası sonsuzluk yüreğime açılan.Aşk seninle merhaba dedi yüreğime ...
Read More

1 Ekim 2012 Pazartesi

Sonbahar

Bir süre daha bekledi mevsim, gidişine hazır olmayanların kendini hazırlamasına vedaya.Vedaların soğuk havasına karşı, sımsıkı giyinen ruhların bekleyişine el salladı takvimlerden süzülen bir  mevsim, ve bir mevsim daha yaşandı ömürden,yavaş gibi geçen zaman,sinsice tükenirken ömürden..Hissettiğimiz, yüreğimizde iz kalan anılar oldu.İz bırakacak kadar derin yaşanan hatıraların şimdi ;uzunca izlenme vakti.Mevsim yaşanan ömürden bölümler seyretme vakti.Hızla geçen ömre tutunacak zamanların mimarı,hüznün kalıcı yanı,sonbahara serenat yapmak biraz keder,biraz yaşanmışlıkla...Söz gelimi hüzün dedik sonbahara,biraz kabuk bağlamış yaraların kanama vakti,sararmış yaprakların parçalanma,dalların en zarif hallerden derin uykulara sığınma vakti.Kopacak yerlerinden, yeniden dirilecek mevsimlere yeşermeye gün sayan dalların uyuma vakti.Şimdi toprağın rengi sinecek her yere.Toprak kadar sessiz ve vakur tonlar asilce giyinecek yaşamın dinginliğini.Son kez diye düşünürken ilklere uyanacak ömürden yapraklar.Yaşanmışlığın hüznünü güzellikle takınacak doğa gerdanına.Mevsim sonbahar,mevsim hüznün renklerini eline yüzüne çocuk telaşla bulaştırma vakti..Biraz hüzün gerek yaşama,ruhundaki fazlalıkların törpülenmesi için.Biraz yaprak dökmek gerek,toprağın mütevazi yüzüne renklerin düşmesi için.Hayat,neşeleri kaldıracak gönle sahip olmak için hüzünleri taşımak zorunda bırakır.Hüzünleri taşıyan bir yüreğin yüceliği,mutlulukla birleşince tacını takınır başına.Yürek asilce yaşar ömrüne kaderden yazılanları.Kadere biçilen payı kendine düşen çabayla taçlandırma merasimi yaşatır insan kendine.Kader bazen bu hüznü,mevsimlerden çalar,mevsimlerden esinlenir..Esin kaynağı yaşamın kendisinden olur bazen.Kadere nazire yaparcasına yaşamaktır,kendine özgü yaşamak,kendine ait mevsimler yaşatmak.Kendine nasıl bakarsan öyle sunar yaşam sana elindekileri.ve bazen yaşam nefes almak ister,tazelenmek.Kendini canlı tutabilmenin şartlarını yenileyebilmek.Güçlü ve canlı görünmenin ceremesini tutabilmek.Sonbaharlar devirir işte o zaman zamandan,kışlara bırakır kendini ardından.Uzunca bir müddet yaşamak için yaşamdan çalar insan.Yaşamdan öğrenir yaşamayı.Bu yüzden hüzün yaşama ait bir parça,yaşamdan bir kesit.Yüzümüzde biriken duygulardan bir kesit.Sonbaharı yaşamak gerek,dinlemek kendini.İçinde dökülen yaprakların ince çıtırtılarını işitip,hüznün bestesine kulak vermek.Güçle sarıldığımız benliğimize bir mola imkanı sunmak,ruhumuzu tüm çıplaklığı ile  soğuk rüzgarlarla yaşama karşı yaşatmak.Korunaksız dalların kaplandığı yeşil örtülerin yokluğunda,ısınacak bir ruha bürünmek.Büyümek mevsimlerle adına sonbahar demek,yaşam demek ve sonra insan olmanın tüm acziyetini kabullenmiş bir ruhla selamlamak mevsimleri...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena