31 Ağustos 2012 Cuma

Henüz

Dolunay geceye yansıyor,tıpkı senin yüreğime vuran sevgin gibi.Yazdan kalma bir gece,hafif esen rüzgarın ellerini tutmuş,sürüklüyor sonu mutlulukla çizilecek düşlere.Gerçekten çalınmış düşlere..Aklıma düşüyorsun o an, hayata değen sihirli bir dokunuşla;içime esiyor rüzgarlar o zaman.Gecenin içinde bir gökkuşağı beliriyor senin düşününce.O zaman düş olduğuna inanmak geliyor içimden.Bir gülümseme yayılıyor içime,sonra gözlerimin ta içine sen düşüyorsun,her bakışıma konuyorsun.Her baktığıma senden manalar yüklüyorum...Bir gülümseme seni eleveriyor.Saklanamıyorsun yüreğin içinde.
 
Dolunay geceye yansıyor.Senden izler kalmış yollara düşüyor.Senli cümlelere akıyor mürekkebi gecenin.Parlıyor ismin gecenin içinde.Bir seni anlatıyor bir de aydınlığı;aynı anlamlara çıkıyor sonunda.Seni anlatmak istediğimde kısaca umut diyorum.Bir umutla doğan güneş,hiç batmayan.Karanlıkta düş gibi parıldayan bir dolunaya ismini yazıyorum.Kayan bir yıldızla dilek tutuyorum.Henüz senli kelimeler yeni doğdu,içinde kocaman mutluluklara sığacak bir aşkın habercisi...Henüz ürkek adımlar ama yürek dolusu bir aşk.Henüz hayatın bu kadar güzel olduğunu anlatan bir sen,henüz..Dolunay geceye vuruyor.Seni yaşatıyor içimde..Henüz sevgiyi yaşatacak kalbin ilk öğrendiği sözcükler ile vuruyor kalem aşka.Derin deryaların içinde bir damlanın sesi yankı buluyor yürekte.Henüz bu bile sağır ediyor mantığın seslerine.
Dolunay geceye yansıyor,senden izlerle,seni yaşatacak bir kalp ile...
Read More

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Uğultu

Yaklaşan uzaklar,yerleşen umutlar.Bilmek isteyip de susmanın asaleti.Kıpırdamayan sözlerin ödün vermez manaları.Okudukça artan kelimeler,yazdıkça çözülen cümleler.Sonsuzluğun kıyısında,kurşuni renklerin örtüsünde beklemek yaşamı,uzun bir uçurumun dev sığınağında.Bakmak yaşamın sessiz renklerine,dalga seslerinin kayboluşunu izlemek tepelerin avucunda.Bir adım gerisi yaşamak,bir adım ilerisi sonsuzluğun içine çeken resmi.Durmak öylece; korkular ile yaşam arasında.Bir uğultu kaplar doğanın sesini bölerek,rüzgar gözlere yerleşen hüznü damlacıklara çevirirken.Yitirmek istemez insan,gizemini iç seslerinin.Yudumlarsın sessizliği,buğulu gözlerle.Rüzgar savurdukça saçlarını,ince maviliğe uzanır yaşamın koyulukları.Rüzgar savurdukça hayallerini,uyanırsın yaşamın kıyısında kendine...Gözlerine yerleşen sisler savrulur rüzgarla,süzülür yanaklarından.Hüzün sever kalplerin bıraktığı izler,korkularına savrulur.Uzun bir boşluktur gezindiğin,kendi ayak izlerini bile bulamadığın.Yalnızlıktır sığındığın,kendinden kaçarken.Turuncu ışıkların boyadığı göğe,rüzgarın eşlik ettiği ezgilerle bakarken,kalmak istersin orada zamansızca,karanlığa tahammül edecek kadar,cesaretin kadar... Bakarsın kendi derinliğine hüznün seslerinde.Ne zaman uzaklaşmak istesen kendinden ruhun alır seni,duygularının uçsuz bucaksız uçurumlarına bırakır .Ne bir adım atacak kadar hüzün vardır yürekte,ne de yaşamaya güç bulacak kadar çağırır  alır dingin topraklar...İnsan bazen beklemek ister,yaşamı hazmetmek için.Dinlemek için ruhunda yükselen dalgaları.Gözleriyle görmek ister kıyısına çarpan dalgaların gücünü.Gözlerine çekinmeden yerleştireceği hüznü akıtmak ister ruhundan.Hırçın seslerin uğultulu melodisini işitmek ister insan.Sonra tutunmak ister adımlarına yön verecek her şeye.Umuda,sevgiye,kendine bir nebze olsun şans sunmak ister belki de,yaşamak adına.Turuncu gökten vuran gölgeler hüzünlerini örterken,yaşama doğru kanatlanır eller,hisseder yaşamı işte o an...Adımlar geriye çekilir,yaşamdır o görüntünün adı.Uçmaktır kendine,özgürce...Ardında veda eden güneş ,önünde uzanan engebeli yaşam izleri..Değişen ise hayatı sevdiğini hisseden sen..Hislerine tercüman kıldığın gölgeler,izler...
Read More

24 Ağustos 2012 Cuma

Bir Umutla...

Düşünüyorum,gözlerime yerleşen ışığın yolunu ararken,
Kayboluyorum,kendimi ararken sen de...
Zaman biçmeye çalışıyorum belki düşlerimden.
Düşlerin sönük kalacağı bir sen doğarken içime.
Korkuyorum belki gözlerime vuran ışığın, kör etmesinden yüreği...
Acizlik değil adı,ismi henüz bulunamamış bir hikayenin ;
Yazılışı ellerinde.
Kaybolması gözlerinde.
Bulunması yüreğinde.
Zayıf ellerim güç ararken kalpten,
Bu kez
Kalp de şaşkın...



İz aramaya çıktı yürek.
Sana benzeyen,sana ait her kalıntıya muhtaç,merakla,yorulmak bilmeden koştu yürek..
İnanmak istedi;görmek istediklerine.
Sığınmak istedi.Tüm gürültülerin içinden kaçıp,huzurunun gölgesinde.
İz bırakmak istedi yürek,sana yürüdükçe derinliğinde kaybolacağını bilmesine rağmen,
Elini uzattı bir kere..
Tüm gerçeklerde bulunan kusursuzluk.
Eksiklerden tamamlanan bir şey.
İsmi konulamamış.
Tüm bildiklerini unutturmaya başlamış...
Hayat kadar gerçek,
Aşk kadar hayal,
Sen kadar uzak
Sen kadar yakın...

Düşünüyorum yüreğime yerleşen sana bakarken,
Henüz adı yok,çağıramıyorum,
Sesim de çıkmıyor üstelik.
Zamanı kalkan kılıp,
Kendimi arıyorum sen de,
Bir umutla...
Read More

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Ömür

En çok sendelemeye başladığı zamanlarda insan emin oluyor artık doğru yolda yürüdüğüne.Hakikatın çarptığı ruh,son kez sarsılmanın keyfine varıyor sanki.Doğru bildiklerinin sarsıcı varlığına yaklaşmak.Yaklaştıkça kaybolacağını düşünürken,sendelediğin tüm yolları bir anda ezberlemek.Geriye baktığında vazgeçmeye meyledersin ya hayatta.Korkmadan bakmak gerekiyor,kendi doğrularının kapısına varmışken.Şöyle bir geriye bakıp, o cesaretle,bugününde seni var eden,senden kalıntılara konuşan bakışlar bırakmak istersin.Geride bırakılan yaşanmışlıkların ayıkladığı düz yolları adımlarken...Bu bakışı kısa tutmalı ki tereddüde düşmesin insan...Sadece kendine bakabilme cesaretine sahip olsun.Geçmişin içine çeken girdabına katılmadan.Bir teşekkür savrulsun içinden,bugününü çizen mazinin her detayına.İyi,kötü ne varsa yaşamında...Yaşamak bu,her şeye rağmen kendini bulmak,süsünü bozmak hayatın.Güçlü görünmeye çalışan hayatın,üstüne gerçekliğin koyu izlerini sıçratmak.Yaşam en büyülü süsü öğretiyor bize.Kendi gökyüzümüze bakabilmemiz için toprakla aşina olmamızı istiyor.Ulaşılmaz maviliklere bakarken dahi adımladığımız toprağın bilincini sunuyor.Bir gerçeklik bir de hayaller.Yanı başımızdaki gerçekler,uzaklarda gezinen hayaller.Aynı yolda hissedilen çeşit çeşit düşünceler.Geride bizden kalan yaşam izleri.Ufukta süzülen hayal rengi gökyüzü.Kanatlarına takılıp aşmak istediğimiz bir kuşun çırpınışı kendi sonsuzluğunda.Sendeleyip düşmekten korktuğumuz bir an da uzanan yolların cezbeden akıcılığı.Bir adımla değişen hayat,bir adımla yenilenen kalp.Ruhtan savrulan taşlar,kendi ayağımıza takılır bazen.Bazen takılmadan dimdik durabilmeye mecalimiz olmaz.Sonra gökyüzünden güneş akarken üşüyen ruha bir huzur kaplar aniden.Yürürsün başladığın yolun devamını irdelemeden fazlaca.Bir daha dönüp bakmak istemezsin arkana.Huzuru işitirsin...Bir gerçekliği adımlar,bir hayallere bakınırsın.Bir de seni dengede tutan ruhunu tanımak için bazen bir ömür tüketirsin...
Read More

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Solgun Bir Simanın Ardından

Sonbaharı özlemek,telaffuzundan uzak olduğum bir cümleydi yaz mevsimini beklerken.Türlü hayaller ile bezeyerek anlattığımız yaz günlerinde, aklımdan sonbahar renklerinin geçeceğini bilemezdim.Sonbaharın doğal renklerinin,üstün kılınacağını canlı tüm renklere düşünemezdim.
Anladım ki insanı mutlu kılan değişim.Süreklilik,yaşamın akıcılığı...



Her kışın yüreğinde titreyen bir bahar vardır. Her gecenin peçesinin ardında tebessümle bekleyen bir şafak vardır…!

Halil Cibran



Neye kavuşsak,özlediğimiz şeylerin sesi yükselmeye başlıyor.Mevsimlerden anlıyoruz ruhumuzun nefes almasını sağlayan şeyi;değişimin sessiz varlığını yaşantımızda görmek istiyoruz.Şimdi güneşin aydınlattığı ve ısıttığı günlere biraz hüznün dokunuşu gelsin,hüzün olmaz ise yenilenmeyi sağlayan zıt duygular karşılaşamaz birbiriyle.Hayat zıtlıkların çarpışması ile yaşam enerjisini sunuyor bize..Bu enerjiyi kaybettiğimiz zaman hayran olduğumuz mevsime dahi yüz çevirebiliyoruz.Değişsin istiyoruz yaşamımızdaki kareler,yapraklar takvimden düştükçe yaşadığımızı hissediyoruz.Yaşamak için kayıplardan güç alarak, yeni günlere kazançlar sunuyoruz.Bu yüzden kış geldiğinde doğanın saçlarına düşen akları yaşanmışlık saymak gerekiyor.Yaşamanın canlı tanıklarını arıyoruz aynalarda,eşyalarda,mevsimlerde,en çok da dillendiremediğimiz kendimizde.Bu sebeple sonbahar yaşama inananların yüreğine hüzün bırakmıyor sadece yaşam için tekrar tekrar güç veriyor.Kıştan önce en zayıf ve solgun halini yaşayıp,en derinden en yükseğe çıkabilmeye çabalıyor doğa..Yaşamın daima çift yönlü yüzünü gösteriyor bize.Değişime hissettiğimiz gizli bir sevginin adı sonbahara özlem.Belki de değişimi saran solgun bir yüz,gülümsemeyi bekleyen.


Unutmayın, yaşam ard arda gelen mevsimlerden oluşur. Her insan mükemmel yazların ihtişamına ulaşmak için birkaç şiddetli kışa katlanmak zorundadır. Ve unutmamak gerekir ki, kışlar asla kalıcı değildir.

Robin Sharma


Solgun bir simanın ardına gizlenen baharlar usulca yaşamakta...
Read More

17 Ağustos 2012 Cuma

Bayram Tadı

Ramazan ayı ile vedalaşma günleri.. Manevi düzenin toparladığı yaşantımıza yansıyan ramazan bereketi.Sahurlar,iftarlar sıralandı buruk bir hüzünle,bayram sevincini katık etti.Elbette bu fırsatı değerlendirenler için hissedilen bir hüzün ve hissedenler için yaşanan bir sevinç.Ramazan sadece tutulan oruç ve birlikte yenilen sofralar değildi elbet.Ramazan sabır ayı,nefsi terbiye etme,yokluk ile varlığı idrak edebilme.Oruç tüm bedenle tutulan,dile de göze de terbiye veren manevi imtihandır.Bu imtihan bizim manevi toparlanmamıza daha da derin yol gösterdi.Belki de yapmak istediğimiz tüm uhrevi hedeflere adım adım yaklaştırdı bizi.Kendimizi değerlendirmek için bulunan en kıymetli günlere, inandıklarımızı yansıtmaya çalıştık.En hikmetli koşturmaydı günlere sirayet eden.Manevi ödevlerimizi hatırlatan.Gecemize güneşi doğuran sahur vakitleri.Sabah ezanını bekleyen kalplerin huzuru tarifsizce yaşayışı.Orucun sabrı günümüze dağıtan varlığı ile yapmamız gereken vazifelerin azimli uyumu,günlerimizi huzur ve tatlı bir telaşla geçirdi.Müminlerin ramazana vedasını,sırası gelen bayramın varlığı yumuşattı,kalplere sükunet verdi.Bayramlara anlam katan yaşantımıza yön veren çizgilerin devamlılığı ve uygulanabilirliği.İnandıklarımızı yaşayabilmenin ferahlığı.Bu yüzden bayram ziyaretlerini tatil kültürü ile harmanlamamak gerekir.Bayram köşemize çekilecek,evimizden uzaklaşacak günlerden ziyade büyüklerimizi ziyaret edeceğimiz,tüm kapıların her daim misafire açık olacağı paylaşımın günleri olmalı.İçtenlikle paylaşmalı ikramları,tatlı dille süslemeli.Bayram sevgiyi yer yaştaki insanların büyüğüne,küçüğüne yansıtabilmesi.Huzur ancak merhameti yanında taşıyarak,paylaşarak sevgiyi var edilebiliyor.Unuttuklarımızı,unutmaya yüz tutan değerleri hatırlamamızı sağlayan bayram tadında günleri anlamına göre yaşayabilmek önemli olan.Bu idrak ile ramazan ayını yaşayabildiysek,bayramı da bu şuurla değerlendiririz.Manayı ancak yaşayabilenler görür.Yoksa bayram sözcüğünün mana bulamadığı bir sürü kalplerde var.Kendi kabuğuna çekilen hiçbir ruh bayramın yaşattığı manayı anlayamaz.Allah'a (c.c)karşı hissetiğimiz sevgi yaşamımıza yansıyorsa,bu sevgiden kaynaklanan ahlakta insanlara güzellikle ulaşıyor.Kaynak Allah sevgisi ve korkusu olunca hakikatı yaşantımıza dahil edebiliyoruz.Bayramı anlamına layık algılayıp,yaşayabilmek gayemiz.Bu tatlı koşturmanın kalbimize ulaşan ferahlığı, hayatta aranan mutluluk ve huzur kelimelerinin doğuş yeri.

Çocuk ruhunu muhafaza edip,bayram sabahını heyecanla bekleyen,bayramlık kıyafetleri ve ayakkabıları başucunda muhafız olan,sabahın ilk ışıkları ile bayram namazına gidenleri uğurlayacak kadar uykusuz olan küçük bedenlerin büyük mutluluklarını çağıralım yetişkin hayatımıza.Kapımız her çaldığında mutluluktan uçan,el öpmek ,avuçlarımızı şekerlerle doldurmak için heyecanla kapı çalan siyah beyaz olamamış renkli hatıralarımızı düşleyip bu ruhu canlı tutalım.Mutfağa gizlice girip artık fazlası zarar olan yasaklanmış çikolataları yiyip,yüzümüzü renklendiren kakaonun bizi yakalattığı günlere uzansın zihnimiz.Büyüklerin çocuklardan öğreneceği çok şey var çünkü.Mutluluğun yaşanması gerekli unutulan değerlerin yokluğundan uzaklaştığını bizlerden,bilelim.Bilmek çok şeyi değiştirir zaten.Yorgunluktan huzurla kapanan göz kapaklarının, bayram telaşına doyamayan minik kalbini yaşatalım.

Herkese Mutlu Bayramlar...
Read More

14 Ağustos 2012 Salı

Kadir Gecesi

'Kim faziletine inanarak ve mükâfâtını sadece Allah’tan ümid ederek Kadir Gecesini ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.'

(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)


Kadir Gecesi, içerisinde Kur’ân-ı Kerîm indirilen mübârek gecedir. Bu gecenin pek çok husûsiyetinden birkaçı:

1- Bu gecede ibâdet (içerisinde Kadir Gecesi olmayan) bin ayda yapılan ibâdetten daha hayırlıdır. Resûlullâh Efendimiz’e (s.a.v.) kendisinden önceki ümmetlerin ömrü gösterildi. Ümmetinin ömürlerini kısa gördü. Bunun üzerine Hz. Allâh bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni ihsân etti.

2- Kadir Gecesi’nde meleklerin ve rûh’un inmesi.
Melekler bu gecenin esrârını görmek üzere inerek yeryüzünü doldurduğu için bu geceye darlık mânâsına olan “Kadir” ismi verilmiştir.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: “Kadir Gecesi olunca Allâhü Teâlâ, Cebrâil’e (a.s.) emreder. Cebrâil (a.s.) yanlarında yeşil bir sancakla melekler ile yeryüzüne inip sancağı Ka’be’nin üzerine dikerler. Cebrâil (a.s.) bu gece melekleri teşvik eder. Onlar da her ayakta bulunana, durana, oturana, namaz kılana ve zikredene selâm verir ve onlarla musâfaha eder. Yaptıkları duâlara âmin derler. Bu, fecir vaktine kadar devâm eder.”

3- Bu gece, fecir vaktine (imsake) kadar selâmettir.

KADİR GECESİ’NDE NE YAPILIR?

Bu gece dört rek’at Kadir Gecesi namazı kılınır:
1’inci rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İnnâ enzelnâhü...,
2’nci rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İhlâs-ı şerîf,
3’üncü rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İnnâ enzelnâhü...,
4’üncü rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra:
` 1 defa, “Allâhü ekber Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd.”
` 100 “Elem neşrah leke...” sûresi,
` 100 “İnnâ enzelnâhü...” sûresi,
` 100 defa da Resûlullâh Efendimiz’in Hz. Âişe vâlidemize öğrettiği “Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbü’l-afve fâ’fü annî” duâsı okunur ve duâ edilir.
Mümkünse, bir de tesbih namazı kılınmalıdır.

(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

“Muhakkak bu Ramazan ayı size ulaştı. Bu ayda bin aydan hayırlı bir gece (Kadir Gecesi) vardır. O geceden mahrum kılınan kimse, bütün hayırlardan mahrum kılınmıştır.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Kadir Gecemiz Mübarek Olsun...
Read More

9 Ağustos 2012 Perşembe

LÖSEV Gönüllüsü Olmak Bir Ayrıcalıktır...

Büyük LÖSEV Ailesi, lösemili&kanserli çocuk ve ailelerin bu zorlu mücadelede yalnız olmadıklarını göstermek için sevgi ve azimle çalışan bir vakıftır.
LÖSEV kurulduğu 1998 yılından bugüne dek faaliyetlerini duyarlı kişi ve kuruluşların destekleri ve binlerce GÖNÜLLÜSÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirmiş; Türk halkının konu hakkında daha bilinçli ve duyarlı olmasıyla beraber tedavide %91'lere çıkardığı başarısını %100’e çıkartmayı hedeflemiştir.

LÖSEV'e gönlünü veren gönüllüler LÖSEV’in her etkinliğinde aktif rol almakta, vakıf çalışmalarına aktif katılım göstererek çocukları hayata bağlamaktadırlar.


Yüreğinde paylaşım ve sevgiye yer olan herkesi Lösev gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.

Lösev gönüllüsü olabilmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli: http://bit.ly/losevgonullusu
Lösev’i Facebook’ta takip etmek için: www.facebook.com/losev0660
Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Read More

Rutin Yaşam

Yaşadıkça tekrarlayan ne varsa ,içinde gizlediği farklılığı alışkanlığın elinde yitirebiliyor.Sabah oluyor,iş güç,akşam,tekrarlanan vazifeler,yenilenen aynı türden tekrarlar.Aynı yollardan işe gitmek,aynı yollardan eve dönmek.Aynı evin penceresinden her gün doğan güneşe aşina gözlerle bakmak.Aynı saatlerde yemek yemek,aynı saatlerde çayı yudumlamak.Aynı saatlerde uykuya teslim olan gözkapakları.Ama zihin uyumaz.Tam tersi tekrarlananlar içinde bir değişim barındırmıyorsa artık yormaya başlar bedeni sonra da zihni.Zihin uyumaz; bu yüzden ilk ayaklanmalar zihinde başlar,ilk alarmlar ilk zihinde yankılanır, susturan harekete geçene dek.Sabah yeni güne gözlerinizi açtığınızda yataktan ruhunuzu saran bir bitkinlikle kalkıyorsanız.Sürüne sürüne gidiyor aynanızın önüne,kendinizi yorgun gözlerle izlerken dahi bir kıpırtı hissedemiyorsanız kendiniz adına endişeyle.Kahvaltınızı rutinleşmiş hareketlerle tamamlayıp aynı kelimeler ile aile efradıyla iletişim halinde iseniz.Evden çıkarken zihninizde huzursuzluk bulutu,yapacağınız işleri büyütüp stresin ortasına atıyorsa sizi.İşyeri sizin için zorunlu mekan ise akşam eve gidince yemeği ödev gibi yiyip,bir bardağı,tabağı temizlemenin yüküne iç çekiyorsanız.İnsan ilişkileriniz gittikçe dar bir kıskaca düşüyor ve güvensizlik adı altında insanlardan kaçıyorsanız.Televizyon başında hayatı yaşayıp,bilgisayar başında sosyalleşiyorsanız.Aile ve arkadaşlarınız ile kurduğunuz cümle dağarcığı bir çocuğun sahip olduğu kelimeler kadarsa.Mutsuzluğun kıskacında,rutinliğin ağında sıkışıp kalmışsınız.Derin bir nefes alıp,verin ve bekleyin,telaş yapmayın siz de tüm insanlar gibi mutluluk için hiç çabalamayan ama mutluluğa boğulmak isteyen kalabalık gruptansınız.Rutinlikten nasıl kurtulacağız, burası masal dünyası değil ya diyip, söylenen gruptansınız da emin olun.Hem mutsuz hem mızmız.Aynanız size yalan söylemez,yüzünüzde kaybettiğiniz her güzellik noktası yitirdiğiniz mutlulukların birleşimi oluyor.Yorgun gözleri,telaşlı sözleri taşıyan bir yüze gülümsemenin değneği değse dahi yeterli olur mu samimilikte.İşin özünü çok düşünmeye de gerek yok aslında.Hayatımızda yapmak zorunda olduğumuz vazifelere yıktığımız sıkıntıların varlığını yok etmek ilk adım atmamız gereken.Neden yaşadığımız şeylerden mutlu olmuyoruz.Geçtiğimiz sokağa her gün yeni bir gözle bakmıyoruz.Çalıştığımız yere,yaşadığımız eve her gün neden bir şans vermiyoruz.Mesela yemek yaparken yapsam da kurtulsam,yesem de temizlesem yerine,zevk almaya baksak,doğan dağınıklıkla zihnimizde sıkıcılığın kurallarını yıksak.Serbest bıraksak zihindeki bizi boğan tüm kaideleri.Bir de yaşamın elimizde olan sonsuz bir seneler silsilesi olduğuna kendimizi inandırmasak.50 yıl sonra acaba kendi neslimizden kimler kalacak.İçiniz sıkıldı değil mi?Nereden çıktı bu ölüm kelimesi dediniz ama hissettiniz mi?Rutine döndürdüğünüz ve bunaldığınız her şey aslında ne kadar kısa süreli emanetler bize.Hayatınıza hayatın tüm dertlerine ve hüzünlerine rağmen mutlu bakış açısı yerleştirmek kısa ve net çözüm.Ne değişti yani,tüm yükler omzumda diyorsanız,değişen içinizde attığınız küçük mutluluk adımları olacak,yıllar sonra hayatınıza baktığınızda keşkelere bürünmüş mutsuzluk yerine hayatımı elimden geldiğince bana göre dolu dolu yaşadım diyeceksiniz.İnsan bu kelimeleri paylaştıkça,sevgiyi yaşattıkça en çok da umudu bildikçe kendi hikayesinin belki zorlu ama güzel bölümlerini yazacak.Gün bugün ;ne dün,ne yarın...
Read More

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Şehitler Ölmez

Bazen konuşmaya mecalimiz kalmaz,çok şey konuşmak isteriz ama yoruluruz içimizde kavrulan acılardan.Acılarımıza deva kılacağını bilsek hiç susmayacağız.Biz de çare olarak devalı sözlere sığındık;duaya açtık avuçlarımızı.Şehit haberlerini duyunca yürekten zihne yayılan hüzün dalgası,çözümlenemeyecek acı kelimelerine dönüşüyor.Oysa bizim istediğimiz bu acı haberlerin son bulması.Elimizde olsa da haklı tepkilerimiz çözüm olarak bir an önce vuku bulsa.Elbette inancımız sağlam,biliyoruz ki zalim olan zulmete er geç maruz kalacak.Vatan uğruna can verenlere ölü demekten sakınırız.Zalim sözcüğüne dahi  sığdıramadığımız terör yandaşlarına gelince en büyük ceza onlara kesilecektir elbette.Şehitlerimizin ardından yaşadığımız acının tarifi ne mümkün.Evet ateş düştüğü yeri yakıyor ama o ateşin kıvılcımı tüm vatanına sahip çıkan,vatan sevgisini daima yaşatan kalplere de sıçrıyor,yakıyor..Ama sanılmasın yaşadığımız bu acı,hedeflerine ulaştıkları yanılgısına düşürmesin ,büyük gafletin içinde olan vatan hainlerini.Daima vatanı sağ kılacak kan damarlarımızda akacak.Yılmadan,bütünlük ve beraberlik içinde.Bazı konular üzerinde kelimeler türedikçe manalar derinlere saklanıyor bu  konuda hassas terazide.Şehit haberlerini duyduğum zaman hayata dair cümleler kurmaktan çekiniyorum ya da kelimelerim susuyor.Mübarek ramazan ayında dualarımızın adresi belli,Mehmetçik için dilimizden ve kalbimizden duayı eksiltmemek.Elimizden ne geliyorsa onu en muntazam şekilde yapmak.Zalimin de helak olması kendi çukurunda, dualarımızda.Vatanımız üzerinde yapılan hiçbir kirli hesap tutmayacak.Hepimizin  başı sağolsun.
Read More

4 Ağustos 2012 Cumartesi

İksir

Biliyorum neyi çok zikredersen yoksunluğundan kaçmak istediğinden.Biliyorum hayat bilmekle yaşamak arasında verdiğin mücadele.Biliyorum yalnızlığa karşı içilen tüm iksirlerde hep umut var.Ana malzeme umut,diğerleri sen hayatına ne katmak istersen.Kaybetmek sıklıkla her düştüğümüzde kalkmayı geciktirmek,sonrasında başa dönmek hayata dair ne öğrendiysek uygulama adına.Hayatın tekrarlar arasına sunduğu yenilikleri atlamak, çoğu zaman kendi koşturmamızda kendimizi unutmak.Normal gitmeyen şeyler var ama adını somut ifade edememek.Bütün çoğullar arasında kaybedileni bulmaya çalışmak.Bazı zamanlarda arayışta olduğun tüm kavramları unutmak,unutmanın daha kolay olduğunu zannedip.Oysa ki affetmek,unutmak daha güçlü iradelerden,daha incelikle örülmüş kalplerden türüyor.Yalnızlığa karşı içtiğimiz iksirin yan etkilerini önemsememek.Yalnızlıktan kaçmak isterken yalnızlığa mahkum edecek ruhlara bulaşmaktan çekinmemek, ne cesareti olsa gerek,adını ne koymalı bu deliliğin.Yalnızlığın zayıflık olduğu kanısından kurtulmak için kaç ilaç gerek.Bencillikten sığınılan kalabalıkların,yalnızlıkla sınanmayan kalplerden doğduğunu bilmek gerek.Dinlemek uzunca kendini.Sevmek yeterince ruhunu,o zaman tanımak, içinde dalgalanan denizin varmak istediği kıyıları.İksirin özünü bilmeden içip ,yabancı meziyetlerin karakterine sığmasını beklemek ne tezat.Yalnızlık ile güçlenen ruhların ne derece kavrayabileceğini düşününce insanları,asıl bencilliğin kendinden acımasızca kaçmak olduğunu anlarız.Kendi karanlığında yolculuk etmeden,başkalarının sadece güneşine tanıklık edersin.Oysa ki kara gün dedikleri dostlar içindir.Bu yüzden insan en çok kendini sınamalıdır.Biliyorum ilk başlarda adil olmayacak,taraf çekecek insan kendine.Sonra tüm iç seslerin karmaşasından kurtulmak için bocalayacak ama sabrın sonunda tüm yalnızlıkları tufanına katacak kadar güçlenecek ruh.Sebep yalnızlık olmayacak arayışındaki.İksiribenliğinde erittiği şifalı erdemler olacak,yalnızca kendinden..
Read More

2 Ağustos 2012 Perşembe

Gönül Gözü

İnsan kendine galip gelmeyi başarıyor,gözlerine yüreğinin gidişatını yerleştirebildiği an.Gözler yüreğin emrinde; bakışlarına mana,derinlik veya tam aksine boşluk,eksiklik katabiliyor.Gözler yüreğin limanı oluyor,ne umuyorsa bekleyen de görülen de o oluyor.İnsan bazı zamanlarda kendine mağlup oluyor,yüreğine hakim olacak iradeyi kaybediyor işte o zaman gözler ışıltısını yitirip arada kalmanın sarsıtıcı arayışında odaklanamıyor manalı bulduğu şeylere.İnsan bazen yüreğine ,bazen de gözlerine yabancı kalıyor,bakan da hisseden de kendine uzak seyrediyor yaşamını.Bazen de gözlerin algıladığını yürek sindiremiyor pişmemiş oluyor sevgide yeterince,çiğ ve sığ..Bazen de yüreğin bildiğini görecek göz olmuyor,bakışlarına içindeki derinliği çekemiyor bir türlü.Ne zaman gözler yüreğin yansıması oluyor,göz suretten sıyrılıp öze iniyor.Bu sebeple gözlere yüreğin idraki yansısa bakan göz, gören yürek oluyor.Bu sebeple gözlerin gördüğüne yürek tercüman oluyor.Göz ve yürek arasındaki kafiyeyi oluşturmak için yaşamak gerekiyor,bilmek,anlamak,hissetmek..O zaman göz gördüğünü etten,kemikten algılayıp fani güzelliğe aldanıyor.Geçici olana tâbi oluyor.Vakit gönlün piştiği bakışlara değince görülen gözlerden yüreklere inen gerçekçi gözlemlere dönüşüyor.Bu sebeple göze mana katmak isteyen yüreğine aşılamalı iyiliğin,güzelliğin gerçek şeklini.Bu sebeple gözün gördüğünü ;iyi bilen her daim kaybeder.Özü farketmek için kişinin kendi özüne inmesi gerekiyor.Manaları göze taşımanın ilk aşaması;yargılamayı durdurmak, gördüklerin ile insanları özetlemekten vazgeçmek.Çoğu şey göründüğünden çok uzaktır çünkü.Bir görünen bir de görünenin ardındaki perdeler.Perdeleri aralamak için yargıların ışığına ,yüreği aldırmaz kılmak gerek.Çirkini de güzeli de yaratan Allah..Asıl çirkinlik gözün tek bakışla sınıflandırdığı sıfatlar.Ne zaman dış güzelliğin gölgelediği zamanlar hakim oldu insanlara, o zaman yitirildi iç güzelliğe lazım olanlar..Sonra dışı parlak içi küf tutmuş insanların içinde gözlerin istediği oldu,yürek ise işlemez oldu görmek adına..Ruhumuzu güzelleştirmek için lazım tüm gönül aynalarını kırıp,nedenini arar olduk insanlardaki noksanlığın...


Gözünün nurunun nuru, gönül nurudur. Göz nuru, gönüllerin nurundan meydana gelir.
Gönül nurunun nuru da, akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Hak nurudur.

Gönül aynası saf ve pak bir hale gelince (onda) sudan, topraktan hariç suretler görürsün.

Nakşı da müşahede edersin, nakkaşı da; devlet yaygısını da, onu döşeyeni de.

Senin aynan niçin sır vermiyor biliyor musun? Üzerindeki pas duruyor da ondan.

Demir cilâlanır, yüzünü güzelleştirir; bu şekilde sûretler onda görülebilir.

O gönül güzelliği, baki güzelliktir. O güzellik devleti, âb-ı hayata sâkidir.

Gönül olmasa ten, konuşmayı ne bilir? Gönül aramasa ten araştırmadan ne anlar?

Ey dostlar! Gönül, eminliktir, huzur yeridir. Pınar ve gül bahçeleri içinde gül bahçeleri vardır.

Mala, mevkiye âşık olan gönül, ya bu toprağa zebundur, ya kara suya!

Bağlar, bahçeler, yeşillikler gönüldedir... Dışarıdakiyse akarsuya vuran akislere benzer.

Topraktan yaratılan beden kabadır, karadır; ama cilâ kabul eder, onu cilâla!

Topraktan biten güller, mahvolur gider. Gönülden biten güller ise kalıcıdır ve ne hoştur!


(Mesnevi)
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena