31 Temmuz 2012 Salı

Düş Salıncağı

İmrendiklerim olurdu hayatta veya gıpta ettiklerim.Düşler büyüyünce hayallerin de limitini düşürmeye başladı zamanla.Çocukken düş kurardık,büyüdük düşlerimizde gerçeklerle çarpıştı.Kim bilir kaç kişinin hayali çocukluğunda koşturduğu parkın salıncağında kaldı.Düşler zamansız zannederdik.Düşlerin çocukluk çağına sığacak cesarete sahip olduğunu bilmeden.Büyüdük..Hayal kurmaktan ürkmeye başladığımız an...Bir ses işittik sonra diğer bir ses,yankılar çoğaldı, baktık ki hayal kurmak için yeterince küçük değiliz.Her gün sürü halinde işittiğimiz yorumların,seslerin içerisinde kendimize ait ,bize özgü  hayalleri başkalarının kalıplarına gelişigüzel yerleştirmeye zorladık.Oldu mu?Olur gibi yaptık,büyümek böyle bir şeydi,hayallere uzak kalacak kadar yetişkin,kalıplara girecek kadar yorgun.Sahi yorgunluğun sebebi yeterince yıl tüketmek miydi ömür defterinde?Yoruldukça aramıza mesafeler girdi düşlerimizle.En büyük düş,özgürce hayallerin diyarında gezinmek oldu.Sığınak aradık çoğu zamanlarda.Büyümenin bir alameti de bu olsa gerek.Sığınmasak sırılsıklam olacağımız gözyaşı bulutları dolandı çevremizde.Bu yüzden sığınmaya başlayalı düşlerimizi kaybettik gözden.Bazı zamanlarda bir cesaret düşlerimizi aradık kavurucu gerçekliğin altında.Çocukluğumuzdan arta kalan bir hayal damlası aradık.İlham almak istedik hayatın içinde bizi zincirleyen gerçekliğin karşısında.Bağırdık bağırdık duyan olmadı,boşa salınan bir salıncak vardı hayallerimizin ortasında.Ürkütücü bir sessizliğin içerisinde bir ileri bir geri gidip gelen salıncak.Bir hayale bir gerçekliğe gidip geldi ruhumuz.Asık suratların,sorumlulukların girdabında ,gülümsemeyi sonsuz zenginlikle bıraktığımız,saf gözlerle bakıp,saf gözlerle algıladığımız hayatı düşler olduk.Yıllar öncesi bir gittik bir geldik.Bu yüzden büyüdükçe hayallerin önüne engebeler yerleşti.Korkak olmamızdan yaşamın içinde barınan düş kırıntılarını farkedemememiz.Sonrasında üzüldüklerim oldu hayatta veya kendime ayna tuttuklarım.Üzüntüden beslenmek değil ders almaktı niyetim.Hayat en çok hazırlıksız olduğumuz anda sınava alırken bir düşün incecik perdesinin ardındaydı tüm cevaplar.Aşılmaz duvarları görürdük ya, kendi gerçekliğimizi kendimiz çizmiştik oysa....
Read More

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Bekleme,Yaşa...

Hayatın en kötü misillemesi; içimizdeki tüm çabaları sömüren bitkinliği ruhumuza göndermesi.Bu bitkinlik sinsice yayılıyor ve bir bakıyoruz ki yapmak istediklerimizden çok uzak mesafelerde kalmışız.Sonra apar topar yetişmeye çalışıyoruz zamana veya yapmak istediklerimize.Elbette istedikten sonra geç kalınan ve yapılamayacak hiçbir şey yok ama hayıflanmamız; boşa geçen zaman ve heba edilen yetenekler oluyor.Ertelediklerimiz 'sonradan anladığımız kadarıyla' elimizden kaçırdığımız fırsatlara dönüşüyor.Gelecek kavramını belleğimize öyle güçlü yerleştirmişiz ki varlığından çok emin olarak,bugünün işini yarına bırakmayı alışkanlık ediniyoruz.Sonra yitirilen zaman ve paslanan yetenekler...Çok iyi olmayı beklememek lazım peşinde koştuğumuz hayaller için. İyi bir noktaya gelebilmemiz için bir yerden başlamak ve büyümek lazım o konuda zirveye yükselmek için.Kimse zirveden başlamıyor,zeminin tozuna toprağına bulanmadan çıkmak mümkün değil hayat merdivenlerinden.İlla ki zirveye çıkması şart değil herkesin,kalbin mutlu olduğu her yer varış noktasıdır.Mükemmellik, kişinin kendine özgü çizdiği hayat tarzının, mutlu kılabildiği renklere ulaşmaktır.Kendin olabilmekte mükemmellik.Yoksa zirveden duyulan yankıların zihnini bulandırması an meselesidir.
Ertelemek ,sadece korkularımızı rahat ettiren,derin uykulara çeken bir tuzak.Erteledikçe sonsuz zannettiğimiz zamanı kemiren davranışları kazanmaya başlarız.Hep bir telaş ve hayıflanma.Hayatımızda ters giden şeylerin faturasında zamanı öldürmek yatıyor aslında.Harekete geçmek için kısıtlı bir zaman varken üstelik.Hatta çoğu yanlış veya kendimizi yetersiz görmemizi sağlayacak pişmanlıklarımız dahi hiçbir şey yapmamanın acısından daha yüksek olmayacak.Kendimizi mutlu ettiysek başarımızı duymak için çok ses işitmeye vakit ayırmamak gerek.Tüm sesleri memnun etmeye kalkarsak çok çeşitli bir yetenek çizelgemiz olması gerekiyor.Kısaca biraz içinden geldiği gibi,biraz olması gerektiği gibi,biraz çabayla,biraz içtenlikte senin için ne doğru ise harekete geç,yaşamanı büyük boşluklarla atlama...
Bekleme,yaşa....
Read More

27 Temmuz 2012 Cuma

Sayfa

Yaprakları sararmış bir kitabı okumak gibi sana bakmak,seni tanımak.
Kalbinde hapsettiklerinden kalanları görmek sözcüklerinde...
Buğulu bakışlarına yerleşen derinlik bu sebepten.
Yüreğindeki saklı hazinelerin kilidini vurmuşsun diline.
Sessizlik bağırıyor bakışlarında.
Tanımak istedikçe seni,sayfaların kopmasından doğan bir telaş kaplıyor kalbi.
Aceleye mahal vermeden okumalı ,
Sen ve seni anlatan tüm sayfaları...
Zamanın durması gözlerinde...
Bakışlarında yüreğinden beslenen bir duruluk.
Sadeliğin fethettiği yüzün..
Sadelikten doğan asillikle dökülen sözcüklerin.
Kırılgan sayfalarından beklenmeyecek dirayet zamana karşı.
Değişmeyen sen,hayatın tüm gerçekliğine rağmen.
Gözlerine yerleşen kararlılık,
Gülümsemenden dağılan umut.
Gülümsemenle dirilen sevinçler.
ve beslenen bir sevginin derin kökleri,
Yayılıyor yüreğe...
Sonra bir beste çınlıyor sayfalardan,
Yükseliyor dilinden, kadife sesinle
Kelimeler tane tane dökülürken,
Gülümsemen inandırıyor bunun bir rüya olduğuna...
Gözlerindeki derinlik gerçekliğe yaklaştırıyor.
Rüya farzetmenin sebebi,  kitabın çevrilen ilk sayfası...



Read More

26 Temmuz 2012 Perşembe

Hayattan Cümlelere Karışanlar

Hayal kırıklığı yaşadığımız zamanlarda içimizde yükselen boğucu dalgaların şiddetinden korunmak için çoğu zaman kendimizi sığındığımız köşelere atarız.Üzgün olduğumuz anların toplamında pek de uğramayız bu  sığınağa..Cazip değildir mutlu zamanlarımızda gözümüze değen görüntü...Bu sığınak;kaçırdığımız detayları görmemizi sağlar hayatımızdaki.Maddeler uçuşur zihnimizde.Hayal kırıklığına iten sebepleri sıralar, ardından çözüm olacak cesur kararlar sıralarız,bu bir refleks de değildir üstelik,gerekli görürüz kendimizi irdelemeyi...Herkes kendinde gördüğü boşluğun adını sanını bilir de harekete geçmek için hayal kırıklıklarının dozunun yükselmesini bekleriz.Ne kadar zayıf yönlerimizi bilirsek o kadar cesaretle üstesinden geleceğimizi biliriz ama bekleriz bazen harekete geçmek için..Bu listeleri yazıya aktarınca içimizde yükselen inancı kuvvetlendirdiğimizi hissederiz.Yazarız ki sözlerle uçuşan kelimeler tanık olsun bize,hayal kırıklıklarını hayale bürünecek özgür sözlere teslim etmeyiz.Yazıp ardından izleriz kendimizden doğan kelimeleri...Cümleler ile bütünleşecek mutluluğun kendisini arayışa çıkarız.

Büyük düşün,
Olumlu düşün,
Şimdiyi yaşa,
Yararlı ol,
Affet,
Şükret,
Amaç belirle,
Mantıklı ve esnek ol,
Azimli ve sabırlı ol..
 
(Mevlana)

Bidiğimiz çoğu şeyi içimize sindirip daha çok pratiğe geçirmek için satırların bize bu gerçekliği hatırlatması hoşumuza gider.Kitap satırlarından hayatımıza bakmak gibi.Kendimizden parçalar bulmak gibi başka hikayelerden..Gücümüz sözlerimizi kaldıramaz bazı zamanlarda ama çabalamayı bırakmayız,kendi hikayemizde kahraman olduğumuz hayatımızı yönlendirmek için bazen akıntıya karşı küreklere sağlam tutunuruz.Bazen cümlelerimizin gölgesi anlamlarını kapatabilir  o zaman yeniden doğacak güneşin satırlarımıza vurmasını bekleriz.Açık yürekle yazarız,eğer ardında duramaz isek bunu gururdan ziyade bir çabanın belgeleri görürüz.Hayatımıza düşen kelimeler bizden cümlelere dönüşür edinebildiğimiz iyi birikimler ile..Öğrendiklerim ve yapmak istediklerimle oluşan bir karışımın yazıya dokunuşundan:

*Alçak gönüllü olmanın erdemini yaşadıkça daha iyi kavrıyorum.Alçak gönül insanı yükseltiyor...
*Kendime büyük anlamlar yüklemekten kaçınıyorum.Mütevazi olmanın her kapıyı açacağını.Büyük sözlerin kişiyi daha da küçük düşüreceğini...
*Kendi sınırlarımı bilip,beklentilerin altında ezilmenin gereksiz çaba olduğunu,kendini yeterince tanımanın fuzuli beklentileri omuzlatmayı engelleyeceğini.
*Asla çaresizliğin kıskacına girmemem gerektiğini.En büyük çaresizliğin umudu yitirmek olduğunu..
*Her şeye uzanacak ellerim olmadığını biliyorum hayatta,kendimi bu kıskaçtan uzak tutmaya çalışıyorum.
*Kibrin kalbime hükmetmesini durdurmalı,sinsice yerleşmesini önlemeli ahlaka,insanları kazanmak için değil,kendimi kazanmak için.Kendini kazanan kaybetmektan korkmaz çünkü  hayatta.
*İyiliği karşılık beklemeden yapmalı ki kurulan terazide yaşanan hayal kırıklıkları iyiliğin önüne geçmesin.
*Yalnızlık ancak iç seslerin büyümesini sağlar,mutluluğun sırrı çevremizde değerli olacak insanları kazanmaya çalışmak.Başkalarını mutlu kılmak kendini de mutlu kılar..
*Ölümden korkmak yerine, bu gerçeklikle yüzleşip kendine her daim çekidüzen vermek.
*Yaptığım iyilikleri dile vurmamak,dile vuran her iyiliğin özünü yitirdiğini bilmek.
*Yapılan kötülüğe kötülük ile karşılık vermemek,öfkenin yamacından uzak kalmak.
*Faydasız ve zarar veren insanlardan uzak kalmak.
*Konuştuğumu tartmak ve insanları incitecek eleştiri boyutundan kaçınmak.
*Kendi sırrına sahip çıkmak,sırrına sahip çıkamazsan başkasından bu sorumluluğu dahi beklememek.
*Adil olmanın tüm çıkar kirliliğini temizleyeceğini unutmamak.
*Nefsin peşinde ömrü heba etmemek,asıl kazancın amele ve ahlaka hizmet etmek olduğunu hep hatırlamak.
*Ümitsizlik kelimesini dahi hayatımdan uzak tutmak.
*Hayatta kendimden üstünlere bakıp ziyan etmek yerine kalbi,daima elimdekileri farkedip kıymetini bilmek varolanların.
*Paylaşmanın hayattta güzellikleri çoğaltacağını..
*Hayatımın vazgeçilmez erdemlerimi asla hiçbir koşulda kaybetmemem gerektiğini.
*Güveni hayatımda istiyorsam,güven kelimesinin tüm manalarımı hayatıma sindirmem gerekir.
*Yaptıklarımdan ve yazdıklarımdan mesul olduğumu bilmeli.
*Gücümü kendime değil sadece insanlara fayda dokunacak yönlere de kullanmam gerektiğini.Bencilliği yok etmeli.
*İnsanları takdir etmeyi bilmeli.
*En küçük yalandan bile uzak durmak.
*Hayatın gereksiz şeylerle meşgul olunacak kadar uzun olmadığı..
*İyi bir dosta sahip olmanın ne büyük bir şans olduğunu bu şansı da bizim çabalarımızın doğurduğu.
*İyiliği şartlara bağlamamak.
*Önyargıyı gözlerimden ve sözlerimden uzak tutmak.
*Kendimi mükemmel olmanın imkansızlığında zorlamamak.
*Korkuların umudun önüne geçmesine izin vermemek.
*Merhameti kalbin baş köşesine oturtmak.
*Anne ve babanın kıymetini davranışlarımızla belli etmek.
*Kendini övmekten tamamen uzak durmak.
*Vazgeçilmez olmadığımızı bilmek.
*Verdiğimiz sözleri tutmak ve bunu prensip haline çevirmek.
*Heveslerin güzel görünümüne aldanıp asıl güzellikleri kaçırmamak.
*İnancın hayatın merkezinde durması.
*Vicdanın sesini yüksek tutmak.
*Tüm bunları Allah'a (c.c) şükür ve hamd ile devamlı kılmak.






Read More

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Oda

Saatin tik taklarına kulak kesilmiş adeta kendini cezalandırıyordu.Odaya ne kadar zamandır kendini hapsettiğini unutmuştu.Dünyaya bağlı tüm iplerini kesmiş ,kendine ait gezegeninde yaşıyordu sanki,sadece yaşamak denirdi şu an kendine tanıklık ettiği durum.Nefes al,ver..Düşünme hatta hissetme mümkünse tüm duyularını bir anlığına da olsa sustur.İçinden geçen bunlardı.Yoksa kendini kilitlediği dört duvarda boğulacağını hissediyordu,bu da histi işte.Düşünmek istemedikçe düşünüyor adına da his diyordu.Madem ki vaktini kestiremediği süredir, bu yerde kendine kestiği cezayı dolduruyor sonuna kadar hissizleşmek istiyordu.Vurdumduymaz veya duyularını yitirmiş,her neyse işte.Tam tersi yüzleşmekten kaçtığı düşünceler silsilesi zihnine doluşmaya başlamış,hatta doğan sıkışıklıktan birbirlerine çatmaya başlamışlardı.Güçlü olan düşünce diğerini eziyordu.Misal tembellik tüm gücüyle sağ sağlim çıkmak isteyen sağlıklı düşüncelerini sakatlamıştı.Mümkünse aylarca bu odanın temelli sakini olmak istiyordu.Varsın dünya kendi halinde dönsün.Ona ne idi.Buraya sıkışıp kalmasına yol açan tüm çabalar ne işe yaramıştı sanki.Hayat sürekli ve  inadına ne istiyorsa tersini karşısına çıkararak, yeterince gücünü almıştı,ruhunu bıkkınlığın sarmaşıkları kaplamıştı.Mücadele gücünü odanın kapısında bırakmış,sadece kendi nefesini dinlemek istiyordu.Tek sebep yaşaması idi bu kadar net.Bütün aksilikler onu mu bulmak zorundaydı veya enerjisini emecek insan tipleri.Bu dünyada doğru dürüst bir ruh kalmamış mıydı? Tüm doğrular gezegen mi değiştirmişti.Şu an ki hali tüm kişisel gelişim kitaplarında ruh hastalığına karar kılınacak maddelerin yanına 'tik atacak' kadar karanlıktı.Pratik isimle halini depresyona yormalıydı.Zaten çabalamayı bıraktığı an dostluğundan fire vermeyecek kaç insan vardı ki? Yada sorun yalnızlık filan değil açıkça soru işaretlerinin kafasında belirmeye başlamasının sıklığı idi.Şimdi sığındığı bu oda onu sıkıştırmaya başlamış tek elinde olduğuna  şükrettiği nefesini darlandırıyordu.Duvarlar konuşuyordu onunla.Pek dostça değildi.Galiba varlığından rahatsız olmuşlardı..Bu kadar kısa sürede sığınağından çıkacağına düşünmezdi ama gözleri kapıya odaklanmış,kurtulmak istiyordu boğucu sessizlikten.Kendini dinlerken kendinden kaçacağını bilemezdi elbette.İnsanın yalnızlık ile çözümleyeceği tek şeyin hiçbir şey olduğu anlamıştı.Pencereyi açtı,yüzünü bir anda yakan boğucu sıcağın odanın havasızlığı ile buluşmasından doğan kötü etkiyle yüzünü ekşitti.Hafif bir rüzgar bekledi ama yoktu.Oda artık onu istemiyordu tüm mesajlar bu yöndeydi sanki havayla işbirliği yapmıştı.Sıcak havanın çarpması ile uyuşan zihninin daha da garipleştiğini farketti.Mecali yoktu hareket etmeye.Uzun süre kendine acıyarak baktı sonra dünyaya acımaktan vazgeçti.Acınacak ne çok şey vardı..Gözlerini ovuşturup,miskinlikten gelen uykusunu kovalamak istedi.Odanın dağınıklığı bakıp da nihayet görmeye başlayan gözlerine batmaya başladı.Her yerden bir eşya diğer eşyaya burası benim yerim der gibi saldırmıştı.Odanın bu hali bile tüm enerjisini çekmeye yeterdi.Dağınık düşüncelerden kim aradığı fikre ulaşırdı. Bu odada ruhunu yansıtıyordu.İnsanların hep ruhlarının yansıması olarak yaşam izlerini bıraktıkları eşyalarına bakardı.Şimdi kendi eşyaları da zihninin karmaşasında  kayıp ve sürgün ruha bürünmüşlerdi.Bir yere ait değil gibi savruk..Odanın etrafında amaçsızca daireler çizdi.Üstüne sinen tembelliği silkelemek ve kendine ihtar vermek istiyordu.Tüm bildiklerini unutmuştu adeta.Kendini telkin edemiyordu.Yatağının kenarına oturup başını ellerinin arasına aldı.Şu anda görmek isteyeceği son şey ayna idi.Biliyordu ki gözlerinin altı çökmüş ve mor renge bulanmıştı,teni de hafifçe solgunlaşmıştı.Biliyordu ne zaman kendini boşluğun derin kuyusuna atsa hem ruhu hem bedeni tüm renklerini kuyunun siyahında kaybediyordu.Gözüne odanın etrafına ahenksizce dağılmış kitaplar takıldı.Birinin kapağı diğerinin kapağını üstünkörü örtmüş araya da bir kaç alakasız eşya karışmıştı mesela telefonu,kitap yığınının içinde yardım bekliyordu.Kapalı değildi ,emindi,pek çalma huyu yoktu o kadar.Film cd'leri dvd'leri bu enkazın içinde renkli kapakları ile yardım bekliyorlardı.Şimdi o kitaplardaki ve filmlerdeki renkli ve cevval karakterlerden ne kadar uzaktı.Hiç okumamış ve izlememiş gibi.Kendinde biriktiği kendine ait tüm izleri yok etmişti sanki bu odada.Ayağa kalktı ve bakmaktan çekindiği aynanın önünde hareketsizce bekledi belki bir saat belki bir dakika ne değiştirir ona göre kendine acımasına yetecek kadar uzun,kendini anlayamayacak kadar kısa.Silkelendi üstündeki ağırlıkların etkisinden.Aynada gördüğü yüzü kaybetmek istedi,yeni bir ruhla takas ederek.Odanın içine dolan temmuz sıcağına yakından merhaba demek için gardırobuna  yönelip üstüne derli toplu insan içine çıkacak bir şeyler giydi.Yüzünü defalarca soğuk suya çarptı.Tam odadan çıkacaktı ki geldiğinde bulmak istemediği tüm detayları yok etmekte kendinden emin oldu.Tüm dağınıklığı odanın içinde dört dönerek toparladı,temizledi.Sonra sandalyeyi pencerenin kenarına koyarak sokağın ruhunu seyretti,insanları,evleri,kedileri,çocukları,gökyüzünü,yeşili,binaları,dar sokakları,engin gökyüzünü.Enginlikte kendini ufalayan bitkin ruhuna sokakta oynayan çocukları gösterdi.Bak dedi minik bedenlerine sığdırdıkları mutluluğu,umudu ve küçük detaylardan çıkardıkları dev hayat çabasını.Baksana dedi gözlerindeki neşeye,düştüğü an dizinden sızan kanı elinin tersiyle sıvayıp yüzünde şaşkın gülümsemeyle ayağa şahlanışını.Gururdan eser olmadan düştüğü yerden dimdik kalkışını.Bir el uzanmasını beklemeden oyuna yetişmesini,sonra arkadaşına yanaşıp canının çok acıdığını masumca dillendirmesini...Dinledi ve izledi...O zaman nerde kaybettiğini anladı.Madem yaşamak bu dedi ve odanın karamsar ellerini omzundan atıp,hayatın çağrısına yeniden kulak verdi.Kendini kaybettiği odada onu küstüren tüm sebepleri yanına katıp,daha güçlü kılması için tüm seslerine kulak verdi.Kaybetmeden bulmak isterdi kendini, o zaman ne manası kalırdı yaşamın.Sokağın dar yokuşunu geride bırakırken odasının penceresine döndü,sıyrıldığı kabuğuna teşekkür edercesine  baktı,kendi incisini bulmuştu.
Read More

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Sevgiyi Yaşatanlar

Kalbin zarif dokusuna ulaşan güzel sözler,itinalı davranışlar,kalbin katmanlarına sevgiyle yerleşir.Kırmızı kadifeden ,naif,zarif ve hassas..Kalp öylesine inceliklerle bezenmiş ki bu hassas dokuya zarar vermemek için aynı hassasiyetle yaklaşmak gerekiyor.Yıkması bir an,kurması bir ömür isteyen, kırılgan kalp...Bu sebebiyetten kırıcı olmamak için özen göstermek şart dilimize ve hareketlerimize.Çünkü bizim önemsiz gördüğümüz kırıcılık boyutu karşı taraf için yıkıcı etki yapabilir.Oysa ki insanların hoşgörülü ve sempatik davranışlarını sömürmemek gerekir.Çünkü en çok ince düşünceye sahip insanlar bu hoşgörüden uzak tutulur.İyi niyetleri suistimal edilir.Bu tezat sonunda kişide kırgınlık seviyesinin yükselmesine ve insanlara karşı korunaklı duvarlar örmesine neden olur ve bu duvarlar asla saygısızlıktan malzeme çalmaz özü sadece uzak olmaktır saygıyı bilmeyenlerden.Yavaş yavaş insanlara karşı samimi duyguların yerini temkinli mesafeler alır.Bu yüzden kalp kırdıktan sonra ne kadar uğraşsak nafile.Muhakkak bu uğraşların izi kalıyor.En küçük bir sözle veya davranışla bağlayan kabuk kanamaya başlıyor.Bu güveni sarsmamak için onarmaya gücünün yetmeyeceği kalbi kırmamalı..Hiç olmazsa sayısı az kalan iyi niyetli insanlara bu karmaşık hisleri yaşatmamalı.
Bu terazi ölçüsünü de ancak kalbinde sevgiyi ham haliyle yaşatabilenler tutturabilirler...

Bir Hikaye:
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
 Sevginin sadece sözünü edenlerle,
onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?'diye.

'Bakın göstereyim' demiş ermiş.

Önce
sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak
onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş
ve arkasından da derviş kaşıkları denilen
bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş
'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz'
diye bir de şart koymuş.
'Peki' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden
bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,
öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine '
 Şimdi…' demiş ermiş.
'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.
' Yüzleri aydınlık,
gözleri sevgi ile gülümseyen
ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
'Buyurun' deyince
her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp,
karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.
Böylece her biri diğerini doyurmuş
ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

'İşte' demiş ermiş.

'Kim ki hayat sofrasında
yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse
o aç kalacaktır.
Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa
o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.



Read More

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Eski Ramazanlar


Yâ Rab, şu muazzam Ramazân hürmetine,

Kaldır aradan vahdete hâil ne ise.

Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan

Artık ezilip düşmesin ümmet ye'se

Mâdâm ki verdin bize rûh-ı nevîn

Yâ Rab, daha bir nefha-i te'yîd insin.

Mehmet Akif Ersoy


Anılar yolculuğuna hazır bir zihinle, eskileri yad etmek geleneğini taze tutmalı diye düşündüm.Eskileri hatırlamak,şimdiki zamanın üstündeki görünmezlik etkisini kaldırıyor.Yaşadığımız zamanın koşturması,telaşı,gelecekte yad edilecek anıların gözden kaçmasını engelliyor.Daima her süreçten güzel hatıralar toplamayı bilmeli...Hatıraları güzelleştirmek  ve bu birikimi zihnimizde kalıcı kılacak gücü bulmak için hep eskileri anımsarız.Şimdiki zamana kuvvet olur,çoğu zaman da farketmemizi sağlar ;yaşadığımız zamanın görünmez güzelliklerini...

Ramazan aylarını anımsadım çocukluğumdan zihnimde kendine yer bulan.Evde akşama doğru hızlanan tatlı bir koşturma var ise bir de sofra etrafında toplanmak için akşam ezanını bekliyorsak ramazan ayının evimizi şereflendirdiğini anlardım.Sahurda annem muhakkak uyandırırdı beni,oruç tutacak kadar büyümesem de annem ve babam sahura kalkmanın alışkanlığını ve o tarifsiz hazzını bana yaşatırlardı.Küçük ruhum, gecenin sabaha yaklaştığı bu zamanlarda yenen yemeğin ve sokakta yankılanan davul seslerinin verdiği tarifsiz bir mutluluğu anımsar.Gözlerimi kapar kapamaz uyurdum sahurun ardından, sanki bir rüya gibi gelirdi bana.Sabah annem okula gitmeden önce bana kahvaltı hazırladığında yememekte direnirdim ben de oruç tutmalıydım, annem de bu kararıma saygı duyar ama yine de her sabah üşenmeden kahvaltı hazırlardı bana  ama tuttuğum her oruç öğle saatinde bitmek zorunda kalır annemin hazırladığı beslenme çantasını hevesle açardım.Hem beslenme çantamı taşır hem de ben orucum derdim,öğlene kadar yememem oruç tuttuğuma ikna ederdi beni.Akşam vakti yaklaşınca,ağabeyim eve sıcak pideleri getirince anlardım ki hayalini kurduğum sofranın zamanı  yaklaşıyor.Öğle yemeğinden sonra bir şey yemezdim ki bu heyecana ben de ortak olayım.Akşam ezanı okunduğu zaman sevinç dalgası içimde hızla yayılır,büyüklerimi taklit ederek elim suya ve hurmaya uzanırdı yemekten önce.Hurma benim için ramazan sofralarının simgesi olmuştu ta o zamanlardan..Ramazan ayı boyunca çoğu günler misafirimiz olurdu.Anneme elimden geldiğince yardım ederdim,en çok da sofra düzenlemek hoşuma giderdi.Misafirlerimizin sofra başında sessizce ezanı bekleyip,sonrasında yavaş yavaş açılan muhabbet konularına kulak kabartır,bu ayın huzurunu çok severdim.Misafirlerimiz genelde tatlı getirirlerdi yanlarında hediye olarak.Güllaç ve baklava revaçta olurdu,paketler yanyana dizilirdi ama herkes sabırsızlıkla annemin ün salan sütlacını beklerdi.Sofra sohbetleri akşam namazının kılınma vakti gelene dek sürerdi.Genelde büyükleri dinlemek beni mutlu ederdi,yaşıtlarımı kaale almak konusunda biraz pervasızdım.Annem her misafirden önce incecik yaprak sarması yapar,mevsimine göre hoşaflar yapardı.Bir de misafirliğe gittiğimiz günler olurdu tabi hem de sıkça.Ya biz de misafir olur ya da biz misafirliğe giderdik.Günler paylaşımın güzelliği ile geçerdi.Misafirliğe gittiğimizde bizim evdeki telaşın aynen ev sahibine geçmesini izler,süslenmiş sofranın etrafında ezanın huzur dolu yankılanmasını beklerdik.Ramazan ile huzuru birbirinden ayıramıyordum.Akşam ezanı telaşını yatsı ezanı ile teravih namazına bırakırdı.Cemaat ile namaz kılmanın önemini o zamanlar tanımış oldum.Annemler ile namaza ben de gider,aynı hareketleri hiç karıştırmadan annemden kopyalardım.Ramazan o kadar büyülü bir aydı  ki herkesi sofra etrafında koca bir ay boyunca toplardı ve sonunda öyle güzel günler beklerdi ki biz çocukları,bayramlık elbise hayalleri zihnimizi süsler ve harçlık hesapları yapardık.Uyumadan önce yeni elbiseler katlanmış ise  yanında da genelde kırmızı ayakkabılar olursa bayramın sabah ile birlikte geldiğini anlardım.Ramazanı ardımda bırakmak hüzünlendirirdi beni.Bayramın gelişi bu hüznü biraz bastırırdı ama bu ayın bereketi ve huzuru zihnimde silinmeyecek güzel hatıralar bırakırdı.Okuldan geldiğimde evimizde toplanan bayanların kuran-ı kerim okumasını dinlemek için üstümü değiştirmeden yanlarına oturur,en kısa zamanda öğrenmem gerektiğini düşünürdüm okumak için.Ramazan ayı benim için paylaşmak,bereket ve huzurdu bir de dua etmekti annem ve babamı izleyip amin diyerek ellerimi yüzüme kavuşturmak.Bazı akşamlar babam ve annem,kardeşlerimle beni camiye götürürlerdi,bir sürü insan kalabalığının içinde minik boyumla yer edinmeye çalışırdım.Yeni cami,Sultanahmet cami aklımda kalanlar..Camide sohbet dinlerken,mimariyi izler ve gördüklerimin güzelliğini anlamak için uzun uzun aynı noktaya bakardım.Namaz kılarken büyüklerimin aynı anda, aynı hareketleri yapmalarını hayretle izler,caminin ikinci katından mermer sütunlardan hafif eğilerek hiç sıkılmadan seyrederdim.Cami çıkışında oruç benim için biterdi öğle vakti olması sebebiyle,elimdeki simidi kemirir,kuşların ortasına koşar ve kaçanlardan geriye kalanlara simit atardım.Tüm bu yorgunluğuma değecek bir iftar sofrası vardı nasılsa günün sonunda.Ramazan ayına huzur katan bu manevi ortamın tarifini tam yapamazdım ama büyüdüğümde bu huzurun adını koyacağımı hayal ederdim.



İftar topu aksedince İhsâniye'den

Seslendi ezanlarım, Süleymaniye'den

Altında ve üstünde yanıp bin kandil

Nûr indi civâra Nuûruosmaniye'den

(Arif Nihat Asya)

Zaman bu,hızla geldi ve geçti.Yine bir ramazan günü çocukluğumda ki ramazanları yad ederken günümüze baktım.Manevi hiç bir kavram özünü yitirmez bunu biliyorum,özlediğimiz şeyler belki de insanlarda ki samimiyet oldu,paylaşmayı unuttuk belki de.Yitirilen ne varsa bu mübarek günlerden daha iyi bir fırsat olamaz.Mübarek günlerin en kıymetli yönü ulaşmakta zorlandığımız veya kaybettiğimiz yönleri telafide avantajlı olmamız.Bu avantaj kendimize gelmemiz hususunda motive edecek zemini bulmamız.Gelecekte yad edecek ramazanları yaşayabilmek için zamana sinen yalnızlığı iteleyip,güzellikleri canlı kılalım.Ah nerede o eski ramazanlar dememek için taze tutalım zihinlerdeki anıları.Yaşatalım bir bir kaybetmeye yüz tuttuklarımızı.

Sâye saldı ehl-i îman üstüne

Hamdülillah geldi mah-ı ramazan



“Elhamdülillah, Ramazan ayı ehl-i iman üstüne gölgesini saldı da geldi.”

Read More

19 Temmuz 2012 Perşembe

Hoş geldin Ya Şehri Ramazan

Mübarek üç ayların gelişi ile  dualarımıza daha da kuvvet,işlediklerimiz amellerin hayrına bereket geldi.Zaman da öylesine hızla geçiyor ki;müjdelediğimiz kıymetli aya kavuştuk.Recep ve Şaban aylarında ektiklerimizden hasılat toplamanın zamanı geldi .Ayların sultanı,manevi kapıların sonsuz açıldığı;Ramazan ayımız mübarek olsun.Ramazan bereketini sofralara,kalplere,hayırlara kısacası nüfus edeceği her  güzelliğe ulaştıracak.
Ümmeti Muhammed'in (s.a.v) ayını,ümmete yaraşır şekilde ağırlayıp, bu ayda yaptığımız manevi kazançların tüm seneye sirayet edecek kadar mühim olduğunu bilip,bu bilinçte ibadetimizi daim etmeli,  ahlakta da nefsimizi en iyiye doğru terbiye etmeliyiz.Bu ayda edindiğimiz birikimlerin diğer aylara yansıyacak kalıcı etkilerini muhakkak yaşantımızda göreceğiz.
Gündüzleri oruç ile,geceleri teravih ile geçirilir.Ramazan ayı kuran ayıdır.Yani bu mübarek ayda hatim yapmalıdır,öyle ki bu ayda hatim yapmanın terazide ağırlığını ayrıca düşünmeli..Ramazan ayının evveli rahmet,ortası mağfiret,sonu da cehennemden azaddır.

Ramazan ayı bereketini sadece uhrevi yönlerde göstermez.Mesela tüm ailenin sofra etrafında toplanıp,mübarek ezanı bekleyişi.Evlerimize misafir bereketinin ramazanın değeri ile gelmesi.Nefsin oruç ile terbiye bulup  nimetlere kavuştuğunda şükrü anlamada ki derinliği.Sofradan kalktığımızda teravih namazına doğru huşulu bekleyiş ve hazırlık.Bu mübarek ay nasıl da intizamı hayatımıza çiziyor hem de mükemmellikle.Zekat ve hayır işlerinin önemini bir kez daha hatırlatıyor.Gerçek zenginliğin paylaşmak olduğunu..

Sadakanın en faziletli olanı Ramazan ayında verilendir. Hadis-i Şerif


Teravih Namazı

Her kim Ramazan ayında hak olduğuna inanarak ve riya karıştırmayarak Allah rızası için kâim olursa (teravih kılarsa) onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)

Terâvîhin cemâatle kılınması da, sünnet-i kifâyedir. Mescidlerde terâvîh namazı cemâatle kılındığı hâlde, bir özrü olmaksızın cemâati terk edip bu namazı evinde kılan kimse, fazîleti terk etmiş olur. Bu kimse evinde cemâatle kılsa, cemâat sevâbını alırsa da, mesciddeki cemâatin fazîletine eremez. Çünkü mescidlerin fazîleti daha fazladır.
Terâvîh namazını, her iki rek’atte bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha fazîletlidir. Dört rek’atte bir selâm da verilebilir.
Terâvîh namazı, iki rek’atte bir selâm verilince, akşam namazının iki rek’at sünneti gibi kılınır. Dört rek’atte bir selâm verilince, yatsı namazının dört rek’at sünneti gibi kılınır. Cemâatle kılındığı zaman, cemâat hem terâvîhe, hem de imâma uymaya niyet eder. İmam da kırâati âşikâre (sesli) okur.
Terâvîh namazında imâmın güzel sesli olmasından ve hızlı okumasından ziyâde, okuyuşunun düzgün olmasına îtinâ gösterilmelidir.
Bir kimse, imâm yatsı namazını kıldırıp terâvîhe başlamış olduğu sırada mescide gelse, önce yatsı namazını kılar, sonra terâvîh için imâma uyar. Terâvih son bulunca noksan rek’atleri tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar. Evlâ olan budur. Bununla beraber vitir namazını imam ile beraber kılıp, sonra terâvihi tamamlasa da câiz olur.
Terâvih namazını imam ile kılmayan kimse, vitir namazını imâm ile kılabilir.
İmâm ve cemâat, yatsı namazını cemâatle kılmamış olursa, yalnız terâvîh namazını cemâatle kılamazlar. Çünkü terâvihin cemâatı, farzın cemâatına tâbidir.
Terâvîh -orucun değil- vaktin sünnetidir. Mâzeretinden dolayı oruç tutamayanlar terâvîhi kılmalıdırlar.

Ramazan Ayının Fazileti:

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (k.s.) buyurdular ki:
“…Bilmek gerekir ki Ramazan ayı büyük bir aydır.
Bu ayda yapılan namaz, zikir, sadaka ve benzeri bütün nâfile ibâdetler Ramazan ayının dışında yapılan farzlara denktir.
Kim bu ayda bir farzı edâ ederse Ramazan ayının dışında yetmiş farzı edâ etmiş gibi olur.
Kim bu ayda bir oruçluya iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden âzâd olmasına sebep olur. Oruç tutanın sevabından hiçbir şey eksilmeden, aynı sevab kendisine de verilir.
Kim bu ayda emri altında bulunanların işlerini hafifletirse Allâhü Teâlâ onu bağışlar ve cehennemden âzâd eder.
Resûlullah (s.a.v.) Ramazan ayı geldiği zaman bütün esirleri serbest bırakır, her isteyenin isteğini verirdi.
Kim bu ayda hayırlar ve sâlih ameller işlemeye muvaffak olursa, o kimse senenin tamamında hayırlı amel işlemeye muvaffak olur. Bu ayı dağınık bir vaziyette geçiren kimse senenin tamamında dağınık olur. Bu ayı fırsat bilerek mümkün olduğunca manen derlenip toparlanmak için gayret göstermek lazımdır.
Allâhü Teâlâ, bu ayın her bir gecesinde azabı hak etmiş binlerce kişiyi cehennemden azâd eder. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincirlere vurulur, rahmet kapıları açılır.
İftarı acele (ilk vaktinde) yapmak ve sahuru geciktirmek (son vaktinde yapmak) Peygamber Efendimiz’in sünnetlerindendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta çok dikkat etmiştir. Zîra iftarı acele yapmak ve sahuru geciktirmek oruç tutanın kendi âcizliğini ve ihtiyacını itiraftır ki, kulluk makamına münasip olan budur.
İftarı hurma ile yapmak sünnettir.
Bu ayda teravih kılmak ve Kur'ân-ı Kerîm hatmi yapmak, birçok fayda ve sevab kazandıracak olan sünnet-i müekkedelerdendir.
Allâhü Teâlâ bizleri, Habîbi -aleyhisselâtü ve's-selâm- hürmetine bunları yapmaya muvaffak kılsın.” Âmîn. (Mektubât-ı İmâmı Rabbânî, 1/m. 45)

(Kaynak:Fazilet Neşriyat)

Hayırlı Ramazanlar....
Read More

Maske

Yakalamak tüm kayıpları,dağıldıkları sınırsız,isimsiz yerlerden.Çabalamak gerek..Öylesine takatsız ki düşüncelerim adımlarımı da yavaşlatıyor.Tüm yanlışların toplamından yine de bu kadar ağır cezalar almaya şaşırmak.Terazisi şaşmış insanların dünyasında,hesap kitap tutmak için yeteri kadar işlem gücüne sahip olamamak.Saf düşüncenin karşısında, zorla binlerce maskenin varlığını anlamaya zorlanmak.Olumsuz düşünceleri örtmeye çabaladıkça dünyanın kir bağlamış halinden, aydınlığa kavuşamamak.İnsanlık bu derece kirlenmeye koşarken,adımlamak için temiz zeminler aramak.Adımların dengesini bir an yitirse bulaşan kirin,hem suçlu hem güçlü savunmasını dinlemek.Bazen de sitemli tüm cümlelerden bile yorulmak.Hani diyorum ki güven kelimesine ne kadar sıkı sarılsam,ardından bu kelimeyi tarumar eden birikimler topluyorum yanıma.İnsanların hangi yüzüne bakacağımı şaşırarak.Maskeler düştükçe yerini dolduracak yeni yeni maskeler türerken.Güven kelimelerinin yıkıntısından,kurulan tüm iyi niyet harflerini artık alfabene dahi katamamak.Bir kez olsun insanların kendini adil yargılayamamasından bu ego savaşları.Bir kez olsun hatasından ders çıkartıp doğruluğa yönelmemesinden.Israrla, hatalı davranışların ardından, ben kelimesini söylemekte direnmesinden tüm kayıpların sebebi.Üzgün olma lüksüne dahi sahip olamamak,yine de güçlü olmayı tüm garip durumlara rağmen sürdürmeye çalışmak.Kötülük  kaplayan kalp kendi kendini çürütür ,oysa ki kötülük ile insanlar hakkında yanılmak arasında kocaman farklar vardır.İyi insanlar yanılır,kötülüğü rehber edinmiş insanlar bu durumdan kendilerine iyilik payları alırlar.Adalet kelimeleri söylendikçe yitirdi mi özünü ..Medet ummak değil insanlardan, sadece bulaşmasın istemek kimsenin iyi niyet filizlerine çamurların...Arada sorgulamak gerekiyor nedenleri,değiştirecek gücü bulamasa da insan,kendini sorgulayıp hiç olmazsa vicdanından adaletli kararlar bekliyor,dersler çıkarıyor insan.Binlerce maskenin içinde insan kalmayı başarmak istiyor insan..
Read More

17 Temmuz 2012 Salı

Toprak Kokusu

Sonsuz bir gökkuşağı kaplamıştı göğü,renklerin zıtlığı muhteşem uyumu sağlıyordu.Göz alıcı semaya bakarak yağmurun kokusuna sinen renklerin yansımasını seyrediyordum.Yağmurun ardından kaplanan renkler silmek için yağmurun izlerini, ısrarla kuşanmıştı cazibesini maviliğin içine.İçimi çektim biraz kırık biraz yorgun.Hemen ardından içime çektim havayı,  nefes almanın dahi kadrini ödeyebilmenin nacizane haliyle.Renklere doyan gözler,yağmurun hüzünlü damlacıklarını sayarak bu seyre kavuşmuştu.Sonunda gözlerime yerleşen hüznün buğulu görüntüsü, ısrarla dağılmak istemiyordu.Gözlerimi kapattım bu renk cümbüşünün bir hayal olduğunu kabullenircesine.. Hâlâ grili göğün solgun yüzünden süzülen damlaların devam ettiğini düşündüm.Hüznün ağırlığı hep mutluluğu iteler diye bilirdim.Oysa ki gözlerimi açtığımda maviliğin daha netleştiğini,yağmurun toprakta kalan kokusundan ziyade bir iz bırakmadığını anladım.Mavilik renkleri bastırmıştı,gök taktığı renkli kuşakları belinden atmış mavi fistanıyla salınıyordu.Dilime yerleşen cümleleri aradım,sesim çıkmadı.Yağmur kokusunu içime çekip,hüznün terkedişini yavaşlattım.Bu hüznü garip bir şekilde özümsemek istiyordum.Hüznün de burukluk içeren masumluğundan geliyordu bu ısrarım.Bu ısrarıma dolmakta olan bulutların kızaran gözlerinden akacak yaşlar katılacaktı.Mavilik bir an da sislerin ardına gizlenip,bir müddet bekleyişe geçti.Ne berrak bir gök,ne yağmura teslim olmuş gök.Arafın adı buğulu sislerin varlığı.Sıkıntılı bir halde yayıldıkça sisler ,mavilik tüm  kalelerini yıkıyordu.Yıkıldıkça kalelerin arkasına sığınmış yoğun sisler semaya akın ediyordu.Araf görüntüsü gökyüzünde çiziliyordu.Yüreği sıkışan gök ,hıçkırıklarını tutamayıp hüngür hüngür ağlamaya başladı.O derece gürültülü ağlıyordu ki tabiat ,mendilini uzatmaya cesaret edememiş,hazırlıksız yakalanmanın telaşı ile yıkanıyordu, hırçın gözyaşlarıyla...Damlaların karıştığı kalabalık güçleniyor,yıkıyordu önüne gelen kalıntıyı.Korunaklı bir köşe ararken,naif yaprakların yağmurla beraber bestelediği hışırtıların yanına doğru yöneldim.Yapraklar dalından aciz bir halde salınmış,boynunu bükmüştü.Bu doğanın hüzne saygısı,veya yenilgisiydi.Bu da hüznü yağmura yakıştıranların düşüncesi.Bazen yağmurun ruhu arındıran seyrini severim,bazen de hüzünleri çağırdığını düşünürüm.Değişkenliğinden çıkardığım tek pay,yağmurun tabiata yüklediği ruh tasvirleridir.Yada benim  tabiata adadığım ruh halleri...Üstü kapalı anlamların rol bulduğu tabiat adları.
Read More

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Düşünce Kalabalığı

Bil ki tüm çabalarına rağmen seni sevmeyecek,sana değer vermeyecek insanlar vardır ve yine bil ki hiçbir çaba gerektirmeden seni farkeden ve yanında olan insanlar da vardır.Arada ki farkı açıklayan söz ise herkes baktığı gibi görür ve kendine benzeyen insanları sever.Sevgi kalpten süzülerek karakter ile aklar kalanları.Yani kişi sevdiği kişi gibidir,sevdikleri kişinin rengidir.Bazen çoğu insan tüm iyi niyet davranışlarınızdan bula bula negatif yön çıkarır ve sizi sevmez,sevemez.Bazen de davranışlarımızın doğallığında sizi keşfeden insanlar olur.Yine arada ki fark herkes kendi çekimine, kendinden birşeyler katttığı için tüm sevgiler yanlıdır aslında.Bu yüzden seçimler önemlidir.Bu yüzden seçimlerimiz sözlerimizden çok konuşur...Bu nedenle hayatımıza yayılan yaşam tarzı bizim küçük küçük yansımalarımızdır.En çok da kendine güven seçimleri sağlam kılar.Yanlışının da ardında durur bu insan tipi,doğrusunu da alkışa muhatap tutmaz.Bu tavırları hayatının her köşesine imzasını atmasını sağlar,kimsenin gölgesinde olmaz ancak ve ancak çok iyi dostluklar kurar veya bir sürü roller alır. Buna karşılık insanların hayatında hep de iyi anılmaz bu duruşun karşısında...Hayat iyi olan her şeyi zorlu sınavlara müptela kılmayı iyi bilir.Bazen çok yalnız hissedebilir kendini o zaman doğru yolda olduğunu anımsar.Çünkü doğruluğun izleyicisi pek yoktur.Popüler olan sınıfa giren tüm davranışları sergilemekten kaçındıkça bu yalnızlık hissiyatı çember örer etrafına.Sonra farkeder ki yanında olanlar az ve öz ...Dürüst,net ve sonuna kadar iyi niyet.Çok da düşünmemeli böyle şeyleri malum odur ki neyi çok irdeler konuşur isen büyüsünü kaçırmış oluyorsun.

Yalnızlığı anlamak için kalabalıklara karışmak gerekir.Yalnızlık, kendini köşelere çeken insanlara göstermez tam tersi içine girdiği karanlığın adına yalnızlık der kolay yoldan.Yalnızlığın özgür ruhunu anlamak için çözmek lazım hayatı,pişmek lazım yaşamın kendisinde.O zaman köşene çekilip kendini dinlemeye hak kazanırsın.Yaşamadan anlatmak,ruhsuz bedene benzer.Kelimelerin ruh bulması için,hayalgücü için dahi yaşamı ciddiye almak lazım.Hangi tembel ruha yalnızlığın demlenmiş sözcükleri çöker ki?Bu yüzden kalabalıktan kaçarken, ardından kendine sığınırken geriye dönüp baktığında ardında duracağın sebepler olmalı.Yaşam her sözcüğü hayatına adapte etmek için yaşanmışlıklar ister.Her kaçış sonunda aradığın şeyin kapısına ister istemez varacak.Sebepsiz tüm kaçışlar hariç.

Dünden kalanları bugüne yarar sağlayacak şekilde yanıma aldım.İyilikleri hemen eskitmek istemem,kötülükleri de bastırıp ummadığım bir an da yerinden oynatmak istemem.Yaşatılan veya yaşanan ,kötü sözcüğünün altındaki her şey,iyi olmam yolunda bana içi doldurulmuş manalar yükler.Bu yüzden yaşam illa emek illa özen ister.Bir fikrin olsun ister mesela bu fikirlerini icra edebileceğin bir hayatın.ve ne olursa olsun seçimlerin kadar insanlara saygın.Biliyorum ki hiç ummadığın dallar dev gölgeler sunuyor,cılız diye küçümsemek,kendi karakterini ufalıyor.

Uzun bir yolun zihne getirdiği parça parça düşünceler olur.Çoğu zaman yol uzar,zihin uzayan yolda dağıttığı düşünceleri toparlamaya çalışır.Bazen toplamanın zaferini yaşamak için düşünceleri dağıtmak gerekiyor.Vesile olan yollara sonsuz minnet duyuyorsun.Sessiz sessiz ve sürekli yenileyerek kendini  akıyor gözlerin önünden düşünceler .Aktıkça yollar gözler dağınık tüm düşünceleri ruhun toparlaması için emir veriyor,o derece sabit ve güçlü ve biraz da hüzünlü bakışlarla...Kaçmak istediklerinden ne denli kaçtığını ve nasıl değiştiğini görüyorsun, kendine hayret ve şaşkınlıkla bakıyorsun.Yol bitsin artık dediğin zamana yaklaşınca ,yorgunluğun ve dinginliğin uykusuna teslim oluyorsun.

Bir de uzaklara gitme isteği ile sahip olduklarını farketme arasındaki atışmada hep aynı sonuca varıyorsun.Sahip olduklarımızı ne kadar benimsiyor ve önemini hissediyoruz.Bunu anlamak için hep mi gitmek gerekiyor?Her gidiş biraz tereddüt ile başlıyor, her dönüş kesin fikirlere gebe oluyor.

Bu arada ufak güzelliklerin dev mutluluklarına doymuş göz ve hazmetmiş kalp zihne emin fikirler pompalıyor.Emin olduğu şey hayatta, emin olmaktan imtina etmek oluyor.

Read More

12 Temmuz 2012 Perşembe

Tatil

Sessizliği dinlemek mümkün mü?Karmaşık tüm seslerin kısıldığını, hatta çıt çıkmadığını ortalıkta farzetsek...Sadece izin verdiğimiz sesleri duyabildiğimiz,kendimize doğru çıktığımız yolculuğun tarifi benimki.Konuşmaya bile mecalin kalmadığı zamanlarda tüm iç seslerimizi yanımıza alıp tekrar tekrar yaşayabilmek için zamanı, toplamak tüm pozitif yanlarımızı yanı başımıza.Dinlenmek ama üzerini örtmek için değil kaçtıklarımızın, geride bırakmak için ebediyyen ağırlık veren tüm düşünceleri...Kumsalın doğal tonlarına adımların izini bırakmak,o izleri de alan dalgaya bakıp imrenmek hiç bir şeyi kalıcı kılmıyor kendinde diye.Dalga seslerine karışan güneş ışığına tüm sıcaklığına rağmen kucak açmak ona da imrenmek kendini olduğu gibi gösterip,kabullendiriyor diye.Tek tasanın mana yüklenen tasvirler olduğunu düşünüp,turkuaz denize bırakmak kendini.Usul usul serinliğini güneşe inat hissetmek.Dalgaların kumsalla buluştuğu yerde iki maviliğin buluştuğu çizgiye bakmak,uzun uzun seyretmek olabildiğince uzanan büyülü görüntüyü.Bir yandan dalga sesi,bir yandan rüzgarın ufak dokunuşları ile uzaklaşmak kalabalıklardan.Gözlerin gördüğü maviyi ancak yeşile emanet edebilmek.Gökyüzü kurşuni renklere dokunacak iken yeşilin dinlendiren musikisini takip edip,mest olmak sakinliğin resminde.Yürüdükçe dinlenmek,dinlendikçe kendini bulmak ruhun neşesinde.Kitabını alıp gecenin siyahında,denizin koyuluğunda yıldızlardan ışık çalıp satırlar ile yolculuğuna devam etmek.Biraz sessizliği bölen dalga sesi,biraz da ruhu ziyaret eden düşünceler,çok da kalamazlar bu huzura karşı,uzaklaşırlar  karalığın arasında.Sevdiklerinin gözbebeğinde keyfin ve mutluluğun yansımasını görürsün.Gözlerine yansır ışıltılar,sohbetler egenin pırıltılı doğasına karışır çay kaşıklarının bestesi eşliğinde.Egenin doğasından yudumlarsın yüreğinin bahçesine ilham olsun diye.İçinde de çiçekler açar,ellerinde çiçek buketlerinin arasında kaybolur.Pembe,mor,beyaz çiçekler maviliğin arasından salınır güzelliğini bilerek.En güzel anlarımızı kalıcı kılmak için mutluluğun bir görüntüsünü makinemin hafızasına kaydederim.Yanımda güzel zamanların hatıralarını taşımayı severim.Bazen kendini şımartmak gerekir elbette sevdiklerinle.Bir de memleketimin eşsiz güzelliğinden nasiplenmek,egenin her köşesi inci diyarlarında ruhu kendine emanet etmek..En sevdiğim yiyecekleri taşıdığım sepete bir not defteri yerleştirmek,bir de kalemi doğanın kalıcı mürekkebine bandırmak.Arkamda yeşilin tonları,önümde turkuaz berrak deniz,elimde kalemim yazarım.Kaleme nankörlük yapmamak lazım,mutsuzluktan beslenmemeli yazılar,mutluluğunda dilini yansıtmalı kum karışan kağıda.Sonra adettendir kumlara isim yazmak,denize de taş sektirirsin,deniz kabukları toplarsın.Mutluluğun tarifsiz varlığını içine hapsedersin...

Egeyi selamlamaya hazırım bu sene,bu süreçte satırlarımın susması tarif etmeye çalıştığım tatile doğru yolculuğa çıkmamdan ötürü.Her daim ruhumuzdaki güzelliğin daim olması dileğimle....
Read More

Yaşam

Çevremizi saran önyargı zincirleri ister istemez bizi de yakalıyor.Kalıplara koymayı seviyoruz insanları.Bir bakışla yargılayıp kendini yüceltme merasimleri düzenlemeyi çok seviyoruz.Bir insanı tanımak zamana sığdırılamaz ve tam anlamıyla tanıdım demek mümkün değildir,keşfettikçe derinliği çoğalır  ruhun ,sınırsız ruhun keşfinde  kaybolursunuz çoğu zaman.Bu nedenle önyargılar devreye girer hep,ne zaman yorulsa kaşif yönümüz kendimizi yargılarımıza teslim ederiz.Çok da sebebi vardır insanın hayatında haklı olabilecek.Sebeplerini çok az kişi anlayabilir ama sebeplerin açıklamasını yapma zorunluluğumuz var mı ki?En büyük mücadele kendimize karşı zafer ilan edebildiğimiz mücadeledir zaten.Önyargıları sımsıkı bağlasak düşüncelerden uzak bir yere, yine bir çaresini bulur kurtulur.Kıyafetine,tipine,bir sürü hafif sebebe gözlerine önyargı okları yerleştirir.Yay da kendini besleyen egonun kendisi olur.Bu sebeple çok açık gerçek, önyargıları hapsetmenin yolunu bulmalı herkes.Bunun için eminim dünya turuna çıkmaya lüzum yok.Kendini mütevazi kılmanın yolları da kolay..Kendimizi tanımaya çalışsak başkalarını tanımanın o kadar basit olmadığını anlarız.Her geçen gün değişmiyor muyuz?Değişimin içinde kendimizi tanımaya dair koşturmamız hiç bitmiyor ki.Ama gözler kendinden öte başkalarının hata ve eksiklerine yönelmeyi hep fırsat bilir.Sanki kendi nefsi melekliğe bürünmüş gibi...Bu sebeple zorlukla kazandığımız iyiliklerimizi dilimizle heder ederiz,dilin ucunda sivri bir mızrak misali her an hatalı veya boş bir kelimeden başka kalplere saplanmayı bekleyen savaşçılar vardır.Bu nedenle dinlemek kıymetli.Dinledikçe kelimeleri kalplerde gülistan oluşturacak şekillere büründürebiliriz.ve her şeye rağmen karamsarlık bulutlarını defalarca umut güneşimizle dağıtalım,karakteri bozuk bir kaç kişiden dolayı tüm insanlığı silip,genellemelere mahkum olmayalım.Güvenmemeyi değil güvenimizi yitirmemeyi düstur edinelim.Koskaca denizin sayılı damlayla kirlenmesine izin vermemeli..Daima tüm denizi berrak tutacak dalgaların özgürlüğünü ruhumuzda taşıyalım.Özgürlük hoyratlık değil güçlü olabilmek adına sağlam dimdik durabilmek..Bunun da ancak nefreti saf dışı bırakarak ancak  saf sevgiyle yapabileceğimizi bilmeli.Bildiklerimiz yanımızda ,bilmediklerimiz yaşamın sürprizi diyerek yaşamak için hep devam etmeli.Belki bildiklerimizin çoğunu yapacak gücü bulamayacağız yine de çabalamalı.Denemeden pes etmenin vicdanı ile yenilginin vicdanı çok ayrıdır çünkü.Yaşama inat yaşayalım...
Read More

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Bir Kitap,Bir Dünya

Kitaplarım, bana yetecek kadar büyük bir krallıktır.

(Shakespeare)



Yeni aldığımız bir kitabı heyecan ile okumak için, ilk sayfasından son sayfasına dek ruhumuzda misafir ederiz.Ruhumuzun en bilgili en hoş sohbetli misafiridir çünkü.Aramızda rahatsız edecek sessizlikler doğmaz, ne zaman kendi ruhumuza çekilmek istesek kısa vedalar ile uzaklaşırız birbirimizden.Kitap ile dostluğumuz bu kısa ayrılıkların sonunda ,ruhumuzda kalıcı olacak izlere imza atacaktır.İlk tanışmamız her kitapla heyecan ve merak duyguları ile karışıktır.Sevdiğimiz yazarlardan,ilgimizi çeken türlerden ve hoşlandığımız konulardan ortak doğacak bir kitap seçeriz.Evimizde mesela ne zaman uyku saatleri gelip çatsa, uykuya karşı savaş açar ve vefalı dostumuz kitaplar ile saatlerce gözlerimizi ayırmadan dostluğumuzu daim kılarız.Ne zaman yorulsak bir daha görüşmek üzere  sözleşiriz birbirimizle.Semt  adı sayfa numaları olur.Zaman buldukça kitabın sayfalarında hayal gücünün,bilginin ve kültürün armonisini ruhumuza dağıtırız.Ne iyi dosttur bu kitaplar boş lakırtılar yapmaz,zihninize ve yüreğinize karşılıksız manevi armağanlar bırakır.Seyahat edersiniz kitap sayfalarında başka dünyalara hiç yabancılık hissetmeden.Deniz kenarında mavi renklerin sergisinde ruhu dingin kılarken,eliniz uzanır yanınızda taşıdığınız kitaba,bir anda gereksiz tüm detayları zihninizden süpürür,cümleler ile bağlar sizi kendine.Zaman geçer gider,bir turuncu ışık huzmesi gözünüzü okşar iken akşam olduğunu hissedersiniz.Ya da yolculuğa çıkarken asla muhabbetinden sıkılmayacağınız bir arkadaştır kitap,hep anlatsın istersiniz sonu gelmesin.Her kitap size bir şeyler katar,bitmesine hüzünlenir,yolunuza nice tatlı hüzünleri eklemek  yeni bir hayatla tanışmak için kitapçıya yönelirsiniz.Bu yüzden okumak aşktır.Gönlüne düşmesi için bu sevginin yürekte geniş ufuklar açmalı,zihni daima bilgiye aç kılmalı.Bu sebeple okumak arayış değil adayış işidir.Kalben inanmak ve bu sevgi ile kitaplardan kurulu dev bir dünya oluşturmaktır kendine.Fuzuli uğraşlar ile kaybettiğimiz zamanı kitaplar ile değerlendirsek bize kattıklarını çok zaman geçmeden anlamaya başlarız.Okuyan kişi farklı bakar hayata,hayatı kendi süzgecinden geçirecek şekilde fikir sahibi olur.Bir kitap bir dünyayı keşfetmektir.Bilgiyi sevgiyle karıştırabilmektir.Neden mi inanmadan kaç satır sürebilirsin ki gözlerinle.Gözlerin inanç istediği bir emektir,tembelliğe iten nice boş uğraşlardan farklı kılan.Okudukça büyür insan,kalıplarını yıkar.Her gün yeniden şekillenmesini sağlayacak çizgileri hayatına dahil eder.Bu sebeple okumalı,sevgiyle okumalı..
Read More

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Farketmek için Farklılık

Tebdil-i mekanda ferahlık var,bu gerçekliği yaşamımızda değerli olan hususları görmezden gelmeye başladığımızda anlıyoruz.Hayatımızda değerli olan hususları alışkanlığın puslu görüntüsünde kaybetmeye  başlıyoruz.Ya kaybediyoruz ki bunun telafisi zamanın kattığı hissizleşme ya da önemsememeye başlıyoruz ki bunun çözümü de yenilenme isteği.Zihin alışkanlıkları sıradanlaştırabiliyor, bu nedenle alışkanlıklarımızda saklı bir çok kıymetli yönümüzü görmekte zorluk çekmeye başlıyoruz.Bıkkınlığın altında kalan bir sürü güzel düşünce oluyor,eğer zihnimiz bir yığının altında kalmak istemiyorsa yenilenmeye karşı geç kalmamak gerekiyor.Değişim kaçınılmaz ama hayatımızda bir çok değişim, sakin ve yavaş işlemeyi seviyor.Değişimi hissetmemek kendimize haksızlık yapmamıza yol açıyor.Bu sebeple değişik yerleri gördüğümüzde,seyahat dönüşü evimize  attığımız ilk adımda başka bir biz oluyoruz,dağılmış bir zihin yerine aslında dağınıklığını toplamaya fırsat bulmuş,dinlenmiş bir zihin buluyoruz.Daha önce bıkkınlığa yol açan detaylar gözümüze eskisi gibi sıkıcı görünmüyor,değişen bakış açısı bizi değiştiğimize inandırıyor oysa ki değişen biz değil zihnin rahatlaması,moral aşılaması.Farkında olmak için yenilememiz gereken zihin.ve sonunda heyecanla uzaklaştığımız kürkçü dükkanını benimsemek.ve dahi bu süreci her zaman tekrarlamak.Bu sebeple hareketsizlik ve bereketsizlik doğru orantıda işliyor.Hayatımızda ruh bereketini  istiyorsak daima işleyeceğimiz ve geliştireceğimiz bir zihin varlığı gerekiyor.Uzun lafın kısası puslu düşüncelerimizi dağıtmak için çıkacağımız  yolculuktan ,geçmişteki birikimler ile harlanmış olumlu düşünceler beraberinde dönmek.Farketmek için  farklılık ...
Read More

8 Temmuz 2012 Pazar

Duvar

Dilin önüne engel koymalı,uzun ve aşılmaz setler.İçinde yalan,samimiyet ve dedikodunun olduğu tüm cümleler engelin yüksekliğinde takılmalı.Güzel her şeye merakımız var,güzel ve manalı cümlelerin uyumuna hayran kalırız ve de  bol bol dilimize pelesenk olur.Oysa ki dilimizden dökülen her cümleye kalben inanmalıyız.Öylesine konuşmak kendimizi sıradanlaştırır.Davranışların gölgesini dahi sözlerimizin toplamı şekillendiriyor.Karşımızda ki insanda samimiyeti gözlerden okuruz en pratik yöntemle,gözler genelde saklanması mümkün olmayacak kadar net bir izlenim sunar ve karakter ipuçlarını verir.En kalın,korunaklı perdelerinizi dahi saydamlaştırır gözleriniz.Sonra sözcükler açığa çıkar.Davranışlar ile dengede gitmezse tezat oluşturacak kadar sizi zorlayabilir.Ya konuştuklarınızın arkadasında duracak mizaç,ya da davranışlarınızı destekleyecek konuşma tarzı gerekir.Samimiyet pınarından beslenmeyen her söz sahibini problemli kılacaktır.Nasıl bir problem mi?Sözü sadık sınıfına eklenmeyecektir mesela.Sözüne inanılmaması ne acı.İnsanın en büyük emaneti dilidir,eğer kalp ve dil güzelliklere vesile olacak ise en kıymetli organdır insanda ama çirkinliğe malzeme olacak ise bu organlardan daha kıymetsizi yoktur.Söze kelime kalabalığı karışır ise içine yalan ve dedikodunun girmesi kaçınılmazdır.Bu yüzden bir duvar örmeli kalp ile dil arasına.Kalbin müsade etmediğini durdurmalı sözcüklere dönüşmeden.Söze köle olmak yerine gereksiz tüm konuşmaları dile dökmeden kendimize köle kılmalıyız.İçimizden sızan her kelime karakterimizin mihenk taşıdır.Davranışlar ile sözcükleri dengelemek bu yüzden çok mühim.Bu dengeyi nasıl mı yitirmeyiz?Her daim okuyarak,kendimizi geliştirerek.Boş sözlerden kaçınırken illa dilimizi lâl kılmaya mahkum değiliz.Dilimizden değerli kelimelerin dökülmesini istiyor isek her daim öğrenmeye aç olmalıyız.Öğrenip,öğrendiklerimizi paylaşıp kıymete kıymet katmalıyız.Dilimizi boş sözlerden arındırır isek fayda sağlayacak ilmin eşiğinde bulmak kendini kaçınılmaz oluyor.Öğrendikçe,okudukça amaç sahibi oluyorsunuz,kendinizin farkında olmadan damlaya damlaya kalbinizin taşlaşan kısımlarını oyup derinliğindeki inciye kavuşuyorsunuz.Bu sebeple damlaları küçümsememek lazım,küçük değişimler büyük adımlara dönüşür.
Read More

6 Temmuz 2012 Cuma

Pembe Çerçeve

Durdurabilsek zamanı,yakalayabilsek senelerin hayatımızdan koşuşunu.Çok zor bir istek ,biraz hayalle süslü.Hayalleri mümkün kılmanın çarelerini arasak hayatta.Hayattan en çok yorulduğumuz zamanlarda biraz hayalle karışık zamanı durdursak kendimiz için.En mutlu anlarımızı, zihnimizin en güzel köşesine assak pembe çerçevelerle.Biraz hayal rengi,biraz gerçekliğin grisi,öyle karışık bir şey ama kesinlikle yansıtsa bizi.Bir bakışla zaman dursa,en yorgun hislerde hareket alsa resimdekiler.Nerede olmak istersen uzansa yollar, elimizi resme her uzattığımızda.Camlar rüzgarla kıpırdaşıp,perdeler odanın içinde nazikçe salınırken, içimizi serinleten yaz rüzgarları,çiçek kokularını çekse içeriye.Tüm gerçeklerin asık suratlı ifadeleri pencereden ötede kalsa.Duvarda limon sarısı renkler,sokakların eski ve soluk renklerini gözümüzden temizlese.Vazonun ince işlemeli belinden sarkan yeşilin tonlu yaprakları,pembe,mor çiçekler ile harmanlanıp değse masanın tenine.Uçuşan perdeler yüzümüzü okşarken,pembe çerçeveli resimden uzanan ince ve uzun yolun,kıyısına sıralanmış ağaçların gölgesinden süzülse rüzgar.Şehrin ışıkları yansısa odanın baş köşesindeki altın rengi aynaya.Akisler halka halka dolansa limon sarısı duvarlarda.Hatta yorgun ve yaşlı ev,tahtalarını kıcırdatıp bir beste yazsa anılarından.Sessizliğin sinir bozucu ritmine katık etse mağrur bestesini.Bir bakışa İstanbul'un tepelerinden yayılan silüet değse,diğer bakışa boğazın lacivert etekleri dalgalansa.Zaman dursa işte o an.Biraz hayal biraz gerçek..Bakışlara yerleşse mutluluğun parlak damgası.Yorgun gözlere kapanan uyku evin bestesiyle dirense uyanık kalmaya.Bir çerçeveden uzanan bir hayal,bir gerçeklikten aralanan huzur,kendi evinde yaşadığın huzurun resmini çizsen zihnine.Yumuşak mindere değen başında yığınlarca hayalin gürültüsünü dinleyip,gözlerini halının mavi,yeşil lale motiflerinde gezdirsen.Rüzgar usulca perdelerini açarken geceye,sokaktaki sesleri sıkıntıların kuyularında kaybetsen.Tek işittiğin ses çerçeveden yankılansa.Gözlerini kapattığında gölgelerin ağaç yapraklarını resmettiği yolda bulsan kendini.Tek kızdığın şey yorgunluğun olsa.Sonra iri yapraklar gökyüzüne tutunup yeşil kadifesinde hamak olsa,sallansa sonsuzlukta.Sessizlik bu kez tatlı nağmelere dönüşse.Uyurken deniz kokusunu hissedip gözlerini aralasan,ellerinin gezindiği denizde küçük izler bıraksan parmaklarından.Derin denize dokunup,suların kuytu sesini dinleyip gökyüzünde bir sağa bir sola sallansan.İki maviliğin arasında salınırken aklından sadece hayallerin geçse.Kocaman yapraklar uçuşup seni gölgelerin sanatla bezediği yola bıraksa.Yaprakları göğe değen ağacın kuvvetli ve kalın dalında oturup ayaklarını yükseliğin nefesinde adımlasan.Biraz hayal derken birazı unutsak hayalin gerçekliğe karşı dik duran canlı renkleri ile kendimizi çizsek nereye istersek.Gözler uykunun cezbedici davetine teslim olup kapanmışken,sabah renkleri göğe çalmadan odaya sızan yıldızların ışıltısı,perdelerin rüzgarla dansı ve hayatın tüm çıplaklığı ile pencereden duyulan sesi.Bir de sokak lambasının yansıdığı pembe çerçeveli resmin ortasında tebessüm eden bir yüz yarı aydınlık yarı karanlık,yarı hayal,yarı gerçek...
Read More

5 Temmuz 2012 Perşembe

Mükemmel İnsan

En güzel zamanlarımızı olgunluk kıvamında yaşasak hayattan memnuniyetimiz ne derece artardı?Gençlik zamanları mesela, hatalar ile büyüyüp hayata dair kurallar edindiğimiz zamanların devri.Bu zamanlarda olgun olduğumuzu farzetsek,tüm karakter taşlarının yerine oturduğunu,yaşam adına kazançlarımızı erken toplamaya başlardık.18 yaşında, yeni çocukluk mizacından sıyrılmış,hayatı tanımak adına yemesi gereken koca bir fırın ekmeği olan gencin tam tersi hali hazırda kıvama gelmiş olgun bir karakteri olduğunu düşünelim.Tüm hataların ve yaşanmışlıkların sonucunda şekillenen karakterin, tüm bunlara gerek kalmadan var olduğunu.Hayat merdivenlerini ne hızla tırmanırdı bu genç.Boş işlerden ve kimselerden uzak kalması gerektiğini yaşanmışlıkların toplamı ve geçen senelerin birikimi ile ödemeden anlardı ve hayatına uygulardı.Ben öğrendim ki cümle başlarının yerine hep bildim ki dediği cümleler hakim olur ve hayatı küçük pürüzlerin dışında iniş ve çıkışlardan uzak seyrederdi.Yüzünde insanlara karşı mesafeyi yerleştiren ve güven konusunda hassaslaşan mimiklerin varlığı olmazdı.Gülümsemesi ben zaten her şeyin farkındaydım havasında olurdu.Hayat dersini nesnel ve değişmez yaşamından canlı canlı sunardı.Hatasız ve mükemmel insan örneği olarak.Tabi ki tüm bunlar hayal ürünü bir insanın tasviri idi..Şimdi 'Gerçekliğe dönelim.'

Hataların hayatımızdaki yeri,bu hataların getirileri ve olumsuz yönleri.Çocukluk sürecinden sıyrılan insanın çocukluk ve olgunlaşma süreci arasında aşındırdığı hayat merdivenleri.Ya gereksiz sudan bir sebepten dert ettiği sıkıntıları ya da önemli bir sorunda tökezleyip pes ettiği dönemi,her ikisinde de tek çıkış noktası bu dönemde güçlü olmayı öğrenmek.Güven duygusunu sağlamlaştırmak için insanlardan sınanmak.Karakter yapına göre karamsar olmak veya güçlü olmak arasında seçime yönelmek ama muhakkak herkes hayatında bu dönemi yaşamak zorunda.Kimisi daha erken yaşayıp olgun mizaca ulaşıyor kimisi çocukluk sürecini uzatıp hayatını bir adım geriden hızlanmış hayat turuna adapte ediyor.Sonuç olarak bu süreci kayıp görmemek gerekiyor.Bu süreç güçlü duvarlar örmek için sağlam harçlar atıyor.Kayıp gibi görünen bu zaman zarfı en dipten en yükseğe atan bir merdiven görevi görüyor.Hepimizin hayatında bu dönem, değişik yaşlarda şekilleniyor.ve hayat aslında mükemmel insan olma kalıbından daha çok ,yaşayarak öğrenmekten ibaret olan bir serüven.Düşünsek bir an değiştirmeye veya mücadele etmeye gerek olmayan her şey veya biz ne derece hayattan motivemizi taze tutabilirdik.Elbette hatalardan ders alıp hep ileri odaklı olmaktan bahsediyorum,hataların döngüsünde yorgun düşen bir bireyden değil kastım.En iyi öğretmen hatalarımız hatta çünkü hiçbir zaman bize ders vermeyi bırakmıyor.ve yine insan hatalarından olumlu bir sürece yol alabilecek kadar akıllı bir varlık.Keşke kelimesini hayatımızdan çıkarmak gerekiyor.Keşke diye başlayan her cümle kendimizi acımasızca yargılamaktan başka bir şey değil.Tüm keşkeler aslında bizi şekillendiren gücü veriyor.İnsan yaşayarak öğreniyor.En büyük hata keşkelere pay verip vazgeçmek oluyor.İnsan geçmişi ile yaşayamıyor öyle ise kıymetli olan son.Son yazısını görmeden hata ve eksikliklerden yeniden şekillenebilmek mükemmel insanın tarifi.Hatalarımızı hayatımızdaki yıldızlara çevirebiliriz.Sıkıntıların karanlığında ortaya çıkan parlak fikirlerimiz gibi.
Read More

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Berat Kandili

“Muhakkak Allâhü Teâlâ Şa’bân ayının onbeşinci gecesinde dünya semâsına rahmetiyle tecellî eder ve Benî Kelb kabîlesinin koyunlarının tüylerinden daha çok günâhı bağışlar.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

 Bu gece ;berât gecesi.Berâtımızın akıbetini güzel kılmak için kaçırdığımız fırsatlar ile hüzünlenen kalbimize bu gece kandil ışığı doğuyor.Kıymetini bilip harekete geçmek ,berâetimizin manevi zirvelere ulaşabilmesi için vazifelerimizi şuur ve huşu içinde yapabilmek, bu gece için duamız.

Berâet gecesinin husûsiyetlerinden bazıları:
• Hikmetli her iş -kulların rızıkları, ecelleri ve sair işeri- bu gecede ayırt edilir, yazılır.
• Bu gecede ibadet etmek çok faziletlidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
“Her kim bu gece yüz rek’at namaz kılarsa, Allâhü Teâlâ ona yüz melek gönderir. Bunlardan otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu cehennem azâbından emniyette olduğunu söyler, otuzu da dünyâ âfetlerini ondan geri çevirir. On melek de o kimseyi şeytanın tuzaklarından muhâfaza eder.”
Diğer bir hadîs-i şerîfte:
“Kim şu beş geceyi ihya ederse o kimseye cennet vacib olur: (Arefeden önceki) Terviye gecesi, arefe gecesi, Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Şaban’ın on beşinci gecesi.”
• Bu gecede rahmet iner. Hadîs-i şerîfte “Şa’bân ayının yarısının olduğu gece Allâhü Teâlâ (nın rahmeti) dünya semasına iner…” buyuruldu.
• Mü’minler mağfiret olunur, günahları bağışlanır.
• Resulullah Efendimize (s.a.v.) tam şefâat salâhiyeti verilmiştir.
Peygamber Efendimiz Şa’bân’ın on üçüncü gecesinde Allâhü Teâlâ’dan ümmeti için şefâat istedi. Allâhü Teâlâ ümmetinin üçte biri için şefâat izni verdi.
On dördüncü gecesi kalan ümmeti için şefaat istedi. Allâhü Teâlâ ümmetinin üçte ikisine şefaat izni verdi.
On beşinci gecesi kalan ümmeti için şefaat izni istedi. Allâhü Teâlâ -devenin sahibinden kaçtığı gibi Allâhü Teâlâ’dan kaçanlar hariç- ümmetinin tamamına şefâat etme izni verdi.
• Bu gecede zemzem suyunun açık bir şekilde artması Allâhü Teâlâ'nın bir sünneti, âdet-i ilâhidir. Burada ilâhî ilimlerin, hakîkat ehlinin kalbinde artacağına işaret vardır.

Bu gecede hiç olmazsa bir Tesbîh Namazı kılınır. Berât gecesinde kılınması tavsiye edilen “Hayır namazı” vardır. 100 rek’atlik bu namazı kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.
Namaza şöyle niyet edilir:
“Yâ Rabbi, niyet ettim senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünyâ ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip, süedâ defterine kaydeyle.”
Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’ate tamamlanır.
Namazdan sonra; Allâhü Teâlâ’nın “Hû” ism-i şerîfinin ebced hesabına göre değeri 11’dir. Resûlullah Efendimiz’in isimlerinden “Tâhâ”nın ebced hesâbıyla değeri de 14 olduğu için,
Aşağıdaki 11 şey 14 adet okunur. Bunlar;
1. İstiğfâr: 14 kere,
2. Salevât-ı şerîfe: 14 kere,
3. Fâtiha-i şerîfe (Besmeleyle): 14 kere,
4. Âyetü’l-Kürsî (Besmeleyle): 14 kere,
5. Tevbe Sûresi’nin son 2 âyeti olan “Lekad câeküm...” (Besmeleyle): 14 kere,
6. 14 kere “Yâsin, Yâsin...” dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf. (Yâsîn-i Şerîfte 7 zâhirî, 7 bâtınî “mübîn” vardır, böylece o da 14 olur.)
7. İhlâs-ı şerîf (Besmeleyle): 14 kere,
8. Felak Sûresi (Besmeleyle): 14 kere,
9. Nâs Sûresi (Besmeleyle): 14 kere,
10. “Sübhânellâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”: 14 kere,
11. Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak daha fazîletlidir): 14 kere okunur ve duâ edilir.
(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Şa’bân ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesini ibâdetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Mağfiret gecesinde beratımızın hakkımızda hayırlı olması,bu mübarek gecenin affından feyizlenmek,günahlardan,kusurlardan,hatalardan aklanıp değerlendirebilmek bu geceden almak istediğimiz büyük bir müjde.Allah-ü Teala'ya layık kul olabilmek,Peygamber efendimizin (s.a.v) şefaatine nail olmak ve rahmet denizinden bir damlada olsa nasiplenebilmek.Bu geceden ihlas ile ayrılanlardan olmak,bereketli sevaplardan kazanabilmek duası ile.

Kandilimiz Mübarek Olsun...
Read More

3 Temmuz 2012 Salı

Dolunay

Tüm yorgunlukları atacak engin bir deniz kıyısına varmak,dolunay ışığında yüzen derinliklere bakıp kuytularına saklanmak uzunca bir müddet beklemek sessizce, doyasıya gözlerine çekmek koyulukların sürmesini.Her kederden,her hüzünden bir parça koparıp,kaybolmak huzurun limanlarında.Bir düşü gerçek kılmak için düşüncelerini yönetmek elinden geldiğince.Ansızın beliren boşluğa hayallerin süslediği denizleri çizmek.Bir deniz kıyısında,bir gece sessizliğinde,kendini dinlemek,dolunay ışığında...Martıların çığlıklarını yutan,şehrin gürültüsünü silen geceye,ruhun yorgun varlığını emanet etmek.Bir bir anlatmak içinde biriken seslerin yaşlı manalarını.Genç kılmak için ruhu, gecenin durgun sularına uzun uzun seyir tattırmak dolunay ışığında.Gökyüzünde dolaşmak,ruhun yerden ayaklanan çocuksuluğunda.Bir çocuk kadar neşeli,bir çocuk kadar her anın keyfini yaşamak,tüm bunları mümkün kılmak gecenin sükûtunda.Bir geceye bakmak bir de ruhuna,ikisinin siyahında ,ruhunu ak çıkartmak.Gecenin siyahına hüznünü karıştırmak,bir de dolunayın ışığına umut katmak.Ne siyahlıklar içinde bilinmez ışıltılar saklamadı mı?Nice günler geceyi aydınlatmadı mı?Ya da nice geceler yıkıntılardan yeni bir günü imar edecek gücü vermedi mi?Tüm sorular cevap bulmak için değil,geceye karışmak ve hüznü dağıtmak için kelime kelime...Nice diyarlar gezindi ruh yine kendinde buldu ışığını.Bir kayıp hikayesi,bir hikayenin kaybı,kalemin ruhuna nasıl işlediğine bağlı.Bu yüzden insan yüzüne tebessüm mimikleri yerleştirme de aceleci,gülmeye muhtaç.Gözlerine çalınan her güzellikten aldığı minik emanetleri gülümseyerek saçar etrafına.Bu yüzden insan iyiliği çabuk eskitir.Bu yüzden insanın kalbine hüzün derin oturur ve hep taze kalmaya yatkındır.Göz idrak edebilmekten mesul,kalp barındırdığından...

Read More

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Kapadokya..Düş Güncesi 2

Sabahın ilk ışıkları ile uyandık desem yeridir.Tatil benim için yeni yerler keşfettiğim zaman önem kazanıyor.Dinlenmek,uykudan ziyade gezerek yorulmak,her anımı fotoğraf kareleri ile kalıcı kılmak.Fotoğraflar  ile zamanın her kesitini kalıcı kılabiliyorsunuz,tıpkı günlük tutmanın yazılı zaman kaydı olması gibi.Bu yüzden her hatırayı anlatırken arşivinizden çıkardığınız fotoğraflar değerli konuma geçiyor.Kahvaltı için hazırlanmaya başladığımızda güneş, yeniden doğmanın verdiği tüm şahane görsel renklerini gökyüzünde sergiliyordu.Kapıdan ilk çıktığımda gündüz vakti kapadokya'nın geceden yana güzellikten eksik kalmadığını anladım.Gece yürüdüğümde zaman tünelini andıran koridor şimdi gün ışığının renkleri ile keyifli bir görüntüye kavuşmuştu.Otelin terasına geçtiğimizde tüm şehri zirveden izlemenin keyfine varan bir ifade ile yeni güne gülümsüyordum.Elbette bu zevki yanımda paylaştığım insanların varlığı ile birleştirmek,en güzeli..Kahvaltının çeşitliliği,otantik özelliğini taşıyordu hem lezzetli,hem de gözlere hitap ediyordu.Masamızın yanından geçen uzun boylu,sarışın,orta yaşların biraz üzerinde turist ki alman oluyordu kendisi bizi son derece sevecen selamladı biz de mimiklerle karşılık verdik.Sempatik turistimizle gezi serüvenimizde bir kaç kere karşılaşacaktık.Tüm hazırlıklar bittiğine göre kapadokya turumuz başlamalıydı,elimde makinem,yanımda ailem,çevremde düşten parçalar serpiştirilmiş bir şehir,adımlarım mutluluk ile havalanıyordu yani enerjik bir günümdeydim.Babamın arkadaşı bize rehberlik yapacaktı,son derece sempatik ve konuşkan biriydi.Tüm gezi boyunca bu halini korumuştu.İlk durağımız gece bizi geriye iten mekan oldu,yolumuz ilk oraya düştü.Bu defa şehri yüksekten keşfetmek son derece eğlenceli idi,arada uçan balonları göreceğimiz gökkuşağı kıvamında rengarenk gökyüzü..ve elbette benim dikkatimi celbetmekte zorlanmayan minik hediyeliklerin yer aldığı tezgahlar.Son derece hayat dolu,neşeli insanları.Burada insanların yüzünde hayat telaşından sıyrılmış mimikler var.Küçük mutlulukları sığdırdıkları yüreklerinden sızan güzel mimikler..Bu yüksekliğe alışmış iken yolumuz düştü.En yüksek peribacasına yol almaya başladık.Bulutları okşayan kahverengi gölgeleri adımlamak için uçhisar kalesine yöneldik.Eğer yükseklikten benim gibi biraz çekiniyor ama büyüsüne de kapılıyorsanız en doğru yer burası.İçinde odaların yayıldığı,yaşanmışlığın izlerini taşıyan bu kale tırmandıkça kendinizi kanat takmış gibi hissettiriyor.Zirveye ulaşan dağcı edasında sabah enerjisi ile tırmandık bu merdivenleri.En zirvede gördüğünüz şey heybetli dağların ve peribacalarının uyumlu görüntüsü,gözleri ziyafetten tok gönderen bir görüntü.Hafif bir rüzgarın eşlik ettiği bu yükseklikte durup dinlenmek ve bu keyfi yavaş yavaş hafızaya yerleştirmek gerek.Bir de hayalgücünüzün izin verdiği kadar şekillendirmek peribacalarını.Bazen gözünüze bir eşya veya hayvan şekillerinde görünebiliyor,hayalgücü işte..Rüzgar nasıl eserse zihninizde öyle şekilleniyor.Bir bakıyoruz ki kaleden inerken,turist arkadaşımızda burada bize zafer işareti yapıyor,malum kaleyi azimle tırmandık indik hem de güneşin dorukta olduğu bir saatte ama yorulmak yok gözleri güzelliğe doyurmak lazım.Hoş sohbetlerimiz ile revan olduğumuz yolculukta sırada göreme açık hava müzesi var.Müze kartımızla müzeyi gezmeye hak kazanıyoruz,turist akını içerisinde fotoğraf makinelerinin revaçta olduğu,deklanşörlerin ışıldadığı, ses kalabalığının korosu eşliğinde dolaştık müzeyi.
Bir ara japon turist kafilesi arasında kaldım,sesli sesli bu japonları seviyorum hepsi boy olarak benim gibi minyon dedim,en yakınımda duran japon kardeş kahkaha atınca biraz şaşkın baktım ona, bana türkçe evet kesinlikle öyleyiz demesin mi?Ah bu japonlar dil öğrenme konusunda mahirler :)Uçhisar kalesini gezerken öylesine benimsemiştim ki Seda'ya bu oda senin bu oda benim diye garip espriler zinciri yapmıştım ama müzede tek dikkatimi çeken kuşların yakınımıza konması ve hiç korkmadan bizimle dinlenmesi idi.Bir de beni mutlu kılan bir dondurma ile gezi ziyafetini tamam kılmamız ..Tüm peribacaları şekillerini sınıflandıracak kadar uzun bir tur attık,kendimi çok farklı ve mutlu hissettiğim bu yer de çok güzel insanlarla tanıştık,yeni tanıştığımız ama uzun  zamandır tanıyor havasını tattığımız bu güzel insanlar bize çok özenli bir masa hazırlamış ve molamızı sofra etrafında kıymetli bir muhabbet ile doldurmuştuk.Misafirperverlikleri çok kıymetli bir yer edindi zihnimde.Muhabbtimizi çay ile tamamlayıp turumuza rehberimizin peribacalarını göreceğimiz her köşeye bizi götürmesiyle devam ettik.Yeri geldi bir tepeden yeri geldi bir ovadan seyredaldık düş şehrini.Bol bol fotoğraf ile kalıcı kıldık zihnimizde ve kalbimizde yer edinen bu güzel şehri ve güzel dostlukları.Balonlar ile havalanmaya cesaret edemesemde maviliklerin içinde renkli renkli süzülüşlerini izlemek çok keyifliydi.Gezilecek yerlerini bir güne sığdırmak ve bu tatlı anılarla gecenin koyuluğuna karışması yorgunluğumuzu silip almıştı.Hayal gücünüzün izin verdiği kadar düş sunan bir şehir.Gözlerinizin alabildiği kadar rüyanın kapılarını açan.Bir günceye ilham veren.Kısa kısa anıların hoş dokunuşlar ile zihninizden geçitini mümkün kılan.Gece yeni güne uyurken ayrıldığım bu rüya şehre bir daha gitmek umudu ile veda ettim ve güzel dostlukları hayatın akıcılığında kalbimize daim kıldık.
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena