29 Haziran 2012 Cuma

Kapadokya..Düş Güncesi

Düş şehrine adım attım,kum rengi hayallerin gerçekliğe dönüştüğü görüntü.
İlk Kapadokya'ya ulaştığımızda gecenin karanlığı ve yağmurun azimli hali bizi karşıladı.Bu harikulade görüntüyü ayaklar altına seren bir tepede ışıkların ve şehrin uyumunu seyre dalmak,biraz da karanlık duygusunun verdiği korkular ile yüzleşmek.Tepeden bir şehre bakıyorsan,ısrarlı bir yağmur toprağı eşeliyorsa ve karanlık geceyi yudumluyorsa,benim gibi karanlıktan ürküyorsanız komik görüntüler çizmekten kaçamıyorsunuz.Şehirle tanışmam böyle bir durumda arzetti.Tabi bu halime eşlik edenler yok değildi,kuzenim ile korkum ortak olmuştu bile.Önden ilerleyen annemle babama seslenmek ve karanlıkta arabanın camına yapışmak ve bizi bekleyin diye tepeyi yankılatmak,gerçek olamayacak kadar gülünçtü ama anılar hep bir değişiklik içeriyor ise cezbedici olmuyor mu?Evet dediğinizi duyuyorum.Neyse ki bodur bitkilerin tırmıkladığı ayaklarımız iki üç adım atmıştı ki karanlık bizi geriye çekti ve arabaya geri döndük.Annem ve babam epey ilerde arkadaşlarıyla tepenin ucunda,yağmur kokusunun eşliğinde şehrin ışıklarını seyrederken biz arabada halimize hafif kızarak gülümsüyorduk.Elbette şehri tepeden biz de seyrettik ama gün ışığa banınca.Karanlık ve yağmurun müthiş uyumunda ilerleyen arabalarımızdan içeri sızan toprak kokusu dahi bu yere bir an da bağlanmamı sağladı.Görmeden,keşfetmeden sevmiştim bu şehri.Gizem ve masalların şekillendirdiği hayal şehri diye düşünmeye başlamıştım.Heyecanım sabah olması ve köşe bucak dolaşma isteğimle kat kat artıyordu.Annem ve babam yıldızların yağmurun ardından pak bir gökyüzüne dağılmasını işaret ettiler.Gök büyüleyici,yer büyüleyici.Kendimi peribacalarında gezinen özgür ruhlu bir kaşif adletmiştim adeta,korkularımı saymazsak.Otelin otantik yapısı karşıladı bizi kapıda,babamın arkadaşı en farklı oteli bize seçmede başarı idi.Adeta değişik ve görsel yapısı gözleri zarifliğe alıştırma da zorluyordu.Taşların estetik ile buluştuğu otelin koridorlarında ve' elbette açık hava koridorlar da' yürürken bu yerde yaşamanın ne kadar farklı bir dünyaya çektiğini farkediyordunuz.Odamıza yerleştiğimizde aynı estetiğin iç mekanda da sürdüğünü farkettim.İlgimi çekmesi dekor güzelliğinden ziyade taşlardan ibaret olan bu yerin güzellikte sergilediği uyumun varlığı idi.Tüller,kilimler ve mumlar bu görüntüyü tamamlıyordu.İstanbul'un güzelliğine ve bu güzellikte sürdürdüğü karmaşaya alışık ben bu yerde sakinliğe ve estetiğe bir an da kapılmıştım.Tam kuzenimle bu keyfin olmaz ise olmazı muhabbete başlar iken elektrikler kesilmesin mi...Karanlık ile sınavım başlamıştı,zifri karanlık ve etrafta estetiğe hizmet eden mumları yakmak için bulmaya uğraştığımız çakmak.Tabi fuzuli çaba bir nebze olsun ışıktan eser yok.Bu otelde arızaya karşı sistem olmalı diye düşünürken babam otel yetkililerini aradı ve problemin kaynağını sordu,tüm şehirde elektrik gitmişti.Kaderin cilvesi işte,bu güzelliğin de bir nazı olmadı idi tabi.Başta bu karanlığı otelin otantik havaya verdiği bir katkı zannetmedik değil,odaya girer girmez iki dakika sonra elektrik gidince başka hangi düşünceler akla gelirdi.Babamda yetkili kişiye romantik ortam hizmeti mi diye espri yapınca kahkahayı ahizeden bizde duymuştuk.Kapadokyayı çok sevmiştim henüz uykusunu dahi tatmadan,karanlık korkusunu tadarken bile..Taş duvarların oymalı nakışlarını göremeden ruha akseden masalsı ortamın tadını karanlığa rağmen hoş sohbetimizle çıkartıyorduk,annem,babam,kuzenim ve ben.Yorgunluğa teslim olmadan geceyi uzun kılacak sohbetin dekorunu karanlık ve estetik çiziyordu.Bir de minik pencereden sızan gökyüzünün yıldızlı ışığı.Karanlıkta süren hoş sohbet gecenin ortasında gelen elektrik ile uykuya yerini bıraktı.Aslında karanlıkta uyumak vesile olabilirdi ama insan uyku için bile bazen beklentilerini aralık bırakmıyor.Elektrik geldiğinde rengarenk mumları kuzenim Seda ile yakıp,teknolojiden yine uzak kalmayı seçtik.Uykuya yenik düşmeden üflediğim mumun dumanı ve kokusu dağılmadan gözlerim kapandı.Masalın içinde dalınan tatlı ve uzun uykular gibi.Rüya ile karışık...Kapadokya sabahına uyanıp dolu dolu bir gün geçimenin neşeli haylazlığında kalbim yarı hayal yarı gerçek uykuya daldı.Güzel bir gün olacaktı,hissediyordum...


Devam Edecek :)
Read More

28 Haziran 2012 Perşembe

Heybe

Uzun bir yola çıktığımın farkındaydım.Heybemde sınırlı sözcükler,kalbimde uçuşan yıldızlı kelimeler.Zihnimde binlerce düşünce gezinirken,yanımda taşıdığım kelimeler ile gitmek zorunda olduğum bir yolculukta ikamet ediyordum.Aynı kelimeleri sonsuz hayallerin arasından çekip,uçsuz bucaksız hayallerden bir nebze süzüyordum cümlelere.Bir ara istikameti yitirmiş ve yorgun düşmüştüm,kelimeler susmuş heybem boşluğunda rüzgarla raksediyordu.Yıldızlara uzanmak ve haykırmak geldi içimden.Hayallerimden sarkan büyülü kelimeler cümleye dönüşsün diye.Sonra aynı kelimeler yerine kondu.Yine sınırın içinde sıkışmış,bin takla attırıyordum cümlelere.Var gücümle ya da kendiliğinden.İyi hissediyordum yazdıkça,yolumu yarılamanın hazzı ile elimdeki kelimelere gülümsüyordum.Mutluluk elindekiler ile yetinmekmiş diye kendimi telkin ediyordum.Bir ara mevsim bahar dalını uzattı,heybemdeki tüm karamsar cümleleri savurdu rüzgarın eteklerine.Mevsimden nasiplenmiş cümleler birikti azık olarak.Tasviri hep oldum olası sevmiştim.Kağıda uzanıp tabiata dokunmak gibi,ya da yeni kimseler ile tanışmak gibi,boyutlanması idi tasvir cümlelerin.Minik çiçekler açılmaya başladı yazılarımda,renkleri ruha aşı veren bir neşe kaynağı oldu,insan bir yönüyle çocuk kaldığını  anladığında ne kadar hayrete düşüyor.Hayret şevkiyle yazılan cümlelerin havası bahar getiriyor yazıların semasına.Sonra karamsarlık bulutları kaplıyor ara ara,Mutluluk her zaman baki kalır ise manasını çok derin hissettiremiyor,illa kaybedip bulacak biz insanoğlu.Öyle de oluyor bir kara bulutu bir güneş temizliyor,günler geçiyor heybemdeki kelimeler hayallerin ufkunda zihindeki cümlelere kavuşuyor adeta.Sınırlarında boğulduğunu hissediyorsun,hep bilmek,hep öğrenmek,hep okumak istiyorsun hiç durmadan.Okudukça cümleler üzerine kapanan manaların açılacağını hissediyorsun.Vazgeçmediğin zaman kazanacağının şuuru durmanı engelliyor,yürüyorsun.Bazen heyben bomboş kalıyor o zaman mazinin kelimelerini mutluluk niyetine bugünün cümlelerine çalıyorsun.Bugün ziyan olmuş bir düne ait olmasın istiyorsun.Kıpırdamasada önündeki engel zorlamaktan geri kalmamak istiyorsun.Ne zaman durursam o zaman aynı diye kızdığım kelimeleri dahi kaybedeceğimi biliyorum.Kelimelerin çoğalması için derin manalara,beliğ duruşlara kavuşması için hep yürümem gerektiğini hiç unutmuyorum.Yolun henüz başında olduğumu biliyorum bazen hayatın insanı çok yaşlı hissettirebilen yükümlülüklerini düşünüyor hemen ardından engelleri atlamanın boşluklar bırakarak mümkün olmayacağını anımsıyorum.Elimde heybemden düşen kırılmış kelimeler,yüreğimde hiç susmaya niyeti olmayan zengin düşünceler ilerliyorum...
Read More

27 Haziran 2012 Çarşamba

Nizam

Derler ki hayallerin kadar var olursun.Hayallerini yaşattığın kadar dirisin.Korkularınla yüzleştiğin ve karanlığa meydan okuduğun kadar cesursun.Hayatla arana çektiğin tüm camları sarsıp.kırmadan dökmeden aralayıp engelleri,karanlığa bir el uzattığın kadar yaşarsın,derler.Herkes bir şeyler der,herkes doğrusunu avazı çıktığı kadar haykırır.Herkes bir şeyler derken kendi rengin olduğu sürece karışmazsın ses kalabalığının arasına.Dimdik durursun karanlıkta,gözün görmese ,kalbine korku yerleşse dahi renginle aydınlatırsın çevreni.Kaybolmazsın tüm seslerin griliğinde.Ya beyazınla parlar yolunu bulursun,ya siyahınla karanlığa karışır, kaybolursun...İstersin ki hayata iyimserlikle uzattığın el boşlukta yapayalnız kalmasın,korkularına cesaret verecek sesleri de duyasın.Derler,derler işte... Herkesin fikri vardır ama dediklerim kimsenin kalıbında şekillensin istemem.Hoşgörüyü kalbime sancak dikerim ama hoşgörümden dolayı sarsılacak durumda gücümü kaybetmem.Güçlü olmak adına da değil tüm çabalar,her sesin haklı olma savaşını yaptığı hayatta tiz seslere aldanıp yolumu değiştirmem.Güçlü seslere boyun eğip durmam.Sakinliğimi korur,ses tonumu yükseltmeden konuşmaya devam ederim,bilirim ki yüksek sesle konuşsam kısılacak sesim,tane tane konuşur devamlı kılarım cümlelerimi...Zarifliğin güçlü demirlerinden tutunarak,karanlığa inat adımlarımı yavaş ve sağlam atarım.

Anlar ki verir laf ile dünyaya nizamât
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde

Dünya hep aynı nakaratı tekrarlıyor,insanlar hep aynı şikayetten müzdarip oysa dünyanın çivisini çıkaran değişen yüzler,sesler,insanlar.Zamanı kötü kılan,dünyanın kötülüğünü üne kavuşturan yine insanlar.Derler ki herkes bakabildiği kadar görür,kendi penceresinden gördüğü ve yorumladığı kendi bakış açısından öteye gidemez aslında gider de benlik ve alışkanlıkların prangası izin vermez.

Önün ardın gözet,fikr-i dakik et,onda bir söyle
Öğütme ağzına her ne gelirse asiyâb-âsâ

Read More

26 Haziran 2012 Salı

Damla

Yağmur dolu gökyüzü,kalbi sıkışıyor,derin derin nefes alıyor,bir sıkıntı haliyeti ruhta.Temize çekmek istediği bir sema karanlık ve sıkıntılı iç çekiyor.Ne deli deli ağlıyor ne rahatça gülümsüyor..Sıkıntı hali çivilenmiş çehresinde.Islak ıslak ter döküyor yanaklarından,düşüyor yapraklara hüznün gözyaşı..Bir sıkıntı terennüm ediyor gökyüzünde.Çok söylemek istediği şey var ancak suskunluğa sığdırabiliyor.Çeşminde damlalar birikiyor,kara kuyularında doldukça doluyor,bir hüzün damlası taşıracak içindeki hüznün yaşlarını.Müjganlarından hüznün ağırlığını kaldıran bir güç direniyor,yaşlar birikiyor, ruhuna akıyor.Masmavi semasına,hüzne bekçi kılanlara sitem etmiyor,sitem ederse farksızlaşacağını biliyor.Şimşeklerin gürültülü bekleyişi,içine doldukça muallakta kalan ruhun bezminde salınan hüzünler koşturuyor.Sinesine hüzünler yerleştikçe susuyor,sustukça gökyüzünün simasına hüznün titreyişi yayılıyor,dudakları titriyor,gözlerine kırgınlığın buğusu oturuyor.Bir damla aksa,sel götürecek bir hüznün direnişini gösteriyor gökyüzü.Boynunu büktükçe ağırlaşan yükün direnişini omuzlarına yükleniyor,Eğildikçe yükselen bir sonsuzluğun zor yükünü hüzünle çiğ çiğ atıyor çevreye..Sonra sisler tüm çehreleri bir bütün yapıyor.Anlamsızlaşıyor her şey,gökyüzü bekliyor hüznün gidişini,bekliyor...

Aralıktan sızan güneşin mazlumun simasına yansıttığı bekleyişin dingin ifadesi...
Read More

25 Haziran 2012 Pazartesi

Süveyda

Söze kalpten başlamalı...Kalbin öğütmediği söz yitik.Damla damla düşmeli dilden, birikmeli sabırla,hikmetin denizinde..Kalbin derinliğinden harlanmış süveydadan.

Dağ-ı dil mi sîneden yanmış süveydadan yahod
İktibas etmiş ruhundan çeşm-i hayrânım mıdır


Süveyda..Kara katmanların beyazlığa ulaşması için aşılması gereken derinlik.Kalbin rotasını bulması için sızlaması lazım gelen yara.Bir benek,bir kara iz,bir de yanmanın alameti.Kendi içinde hapsolan dehliz ya da kendi karanlığından doğan ışık.Nasıl baktığına ,neyi aradığına bağlı.Ya karalığında yitirilmiş bir sen ya karalığından yayılan bir ışığın başlangıcı.Nereye damlarsa orada şeb-i yeldanın kandili olacak katmer katmer deniz...Ya sonsuz ufkun kara parçası ya karanlığın mührü.Aydınlığına kalbinden bir kandil ya da ayak basılmaz közlenmiş kumlar.Nerede olmak istiyorsan, o kapının kara anahtarı; süveyda;kalbin tam ortasında bir kara nokta...Kalbin kendini yükselttiği bir merdiven,gönlün üzerine konulan bir tecelli.Aşkın sevdaya büründüğü karanlık,aşkın özü sayılan sevdanın karalığı ve buradan halka halka yayılması.Tüm aşkların merkezi ilahi olanı..Bu sebeple gönülde pişen süveydaya ulaşır,bu yüzdendir ki sevdanın kara olması ateşin kalbi ele geçirmesidir..Süveyda en üstün kavrayış noktası.Kalbin merkezine konan bir benek,ya karanlıktan yükselten ya da karanlıktan kendini kaybettiren,nasıl yaşıyorsan öyle..
Read More

24 Haziran 2012 Pazar

Yansıma

Kalem Sustuğu zaman...

Mutluluk zamanlarında lâl olan kalemler vardır.Hüzünden beslenen yada dertleşerek cümleler dökülen.Bir de her an yazmaya hazır kalemler ...İçinden geldiği gibi.Herkesin bildiği,yazdığı konuda kendi ruhunu aksettiren kelimeler üretmekten tükenmeyen kalemler.Bilir ki yazdıkça kaleminin etrafında kelimeleri oluşturacak kalın duvarları yıkacak cesarete kavuşacak.Mutluluktan da,hüzünden de pay alır bu kalemler.Yavaş yavaş cümlelerin çekingen mizaçları yok olur,yazdıkça yazmaya aç kalır.Bu sebeple yazmak için beklemez afilli cümleleri ya da marjinal olma çabaları.Doğal ve kendinden bir yansıma.Bu sebeple acılarda kaleme sığınanlar bencillik ile sıkıştırır cümlelerini.İstediği zaman selam verdiği kelimeler gün gelir almaz olur selamını.Bu yüzden içinden ne geliyorsa,kim ne diyorsa da yazmalı.Kendi sesine sağır olmamalı gürültülü seslerden.Sıcak bir haziran gününde,güneşin ve doğanın aklı ve ruhu cezbettiği zamanlarda dahi dostunu ihmal etmemeli,yazmalı.Okudukça keşfettiğin başka dünyaların zevkine,kendi dünyanda çıktığın yolculuğun bilinmez yönlerine hayretle bakmalı.Gök kubbenin altında kendi yolculuğuna bakmalı her kelimenin türlü mecazları ile..Bazen doğrular çarpışır.Nice insanlar kendi yanlışlarını doğruluğa meyletmeye çabalarlar.Kendi doğruluğunu başka çirkin seslerden duyamayan kalplerin saf yankısını işitirsin.Yazmalı ki tüm yankıların ulaştığı kelimelerin asil haline bürünesin..

Doğru olsan ok gibi yabana atarlar seni
Eğri olsan yay gibi ellerinde tutarlar seni






Read More

23 Haziran 2012 Cumartesi

Şaban Ayı

Çok kıymetli bir misafir daha geldi senede bir uğrayan,bir değerli misafiri uğurladık ardından diğer kıymetlisi geldi.Recep ayını kıymetıne yakışır şekilde idrak etmeye çalıştık,bu ayı yolcu etmenin hüznünü,şaban ayına kavuşmanın sevinci ile harmanladık.Ramazan ayına ulaşacak bu değerli günlerin şuuru içinde olabilmek duamız.Hürmetimiz kıymetine yakışır şekilde olmalı bu aya.Recep  Allah-ü Teala'nın ayı,şaban peygamber efendimiz'in (s.a.v)ayı ve ramazanı şerifte biz ümmetin ayıdır.Recep ve şaban aylarını itina ile idrak edebilenler ramazan-ı şerifi tam manası ile yaşama kısmetine nail olurlar,ramazan için ekinleri toplamak istiyorsak bu aylarda tohumlarını ruhumuza ibadet,zikir ve dua ile serpmeliyiz.En sevdiğimiz kişilerin evimize misafir geldiğinde bizde uyanan ikram ve hürmetin aksettirdiği telaşı ve hazırlığı düşünelim,sevgi ile hazırlıklarımızı yapar ve özen ile karşılarız.Bu aylarda senede bir kere misafir olan bu aylara yakışır şekilde itina  içinde karşılamak,misafir etmek ve bu ayların tecelli ettiği güzelliklerden Allah-ü Teala'nın razı olması ve peygamber efendimizin şefaatine nail olmak hediyemiz,en güzel hediyemiz.Ne derece samimiyet ile bu aylara gereken önemi verirsek o kıymette derecemize derece katarız.Şaban ayında salevatı şerifeyi devamlı kılmalıyız,peygamber efendimize duyduğumuz sevgiyi şaban ayını yaşama da gösterdiğimiz gayret ve samimiyet ile gösterelim.İstiğfar,salevatı şerife,ihlası şerif okumalıyız.Teheccüd ve tesbih namazları da kılınmalıdır.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Receb; Allâhü Teâlâ’nın ayı, Şa’bân; benim ayım, Ramazan; ümmetimin ayıdır. Şa’bân günahlara keffâret (mağfiretine sebep) olan aydır, Ramazan ise günahları temizleyen aydır.”

Ümmü Seleme (r.anhâ) vâlidemiz: “Resûlullah (s.a.v.), Ramazan ayından sonra hiçbir ayda Şa’bân ayındaki kadar oruç tutmamıştır.” buyurdular.

Şaban ayının manasını manevi dünyamıza sirayet ettirmek için beş harfinde içerdiği anlamları öğrenelim:

Şın:Şerefli
Ayın:Ulvi
Be:Beraet
Be harfi ortasında olup,bu ayın ortası yani 15. gecesi Beraet gecesidir.
Elif:ihsanı-ı ilahi
Nun:Nuru ilahiye nailiyet

Şaban aynın 27.gecesi akşam ile yatsı arasında iki rekat teşekkür namazı kılınır.Zammı süre olarak  ne istenirse o okunur.Namaza şöyle niyet edilir:
"Ya Rabbi,beni Zişan Efendimizin ayının sonuna yaklaştırdın.Resulullah Efendimizi ve mübarek aynı bana hem şefaatçi ve hem de şahid eyle"
Namazdan Sonra:
70 istiğfar: Estağfirullahe'l azıym ve etübü ileyk
100 salevat-ı şerife:Allahümme salli alâ ruhi muhammedin fil ervah ve salli ala cesedi Muhammedin fil ecsad ve salli ala kabri Muhammedin fil kubûr"
Namazdan sonra : Ya Rabbi senin huzur-ı sırr-ı ehadiyyetine iltica ediyorum."denir...

İdrak edebilenlerden olabilmek duası ile...
Read More

22 Haziran 2012 Cuma

Milat



Günü değerli kılan,hayatı manalı kılan manevi değişimler olur insanın hayatında.Zihinde yer edinip kalbe işleyen.Nasip işidir.Günü gelir layık olmayı beklersin.Ne zaman Allah(c.c) sevgisi her sevginin önüne geçer o zaman nasip olma yolunda ilerlersin.Tüm uğraşların ve çabaların uhrevi güzellikler yanında boş olduğunu farkedersin.Geç kalma hüznü çöreklenir biraz ama bu kez nasip der,tevekkül edersin.Tüm maddi darlıklardan arınıp manevi ferahlığa doğru yol alırsın.Boş musluğun önünde durup heybeni doldurduğunu zannetmez,hakiki ilim ve gerçek yolun kıymetini yaşatırsın içinde.Uhrevi güzelliklerin yanında maddi her güzelliğin geçici yönünü bir kez daha anlar,sıkı sıkıya duaya sığınır,istikrarında aynı çabaya devam edersin.İtibar sonadır der yarını bugünden daha dolu geçirmeye çalışırsın.Ölümün her daim takipte olduğunu bilir yarına da sığınmaz en iyisini yaşamaya çabalarsın.Doğruluğun yanında aciz kalır,boyun bükerek yükselirsin.Dünyanın imtihan yeri olduğunu bilir,sınav olmaktan ötürü ruhunu törpülersin.Mümin hem sözleri ile hem davranışları ile bir bütün olur bilir buna göre yaşamını uydurursun.Ne acı ki dünya hayatına aldanıp üç günlük dünya heveslerine tamah edip ahiretini ziyan edenlere,ne mutlu ki dünya nimetlerini misafir bilip gerçek konak yerinin ahiret olduğunu bilip icra edenlere.Her türlü nefsin aldanışlarından korunup,hatadan tövbe etmeyi bilenlere ne mutlu.Kalbi zikir ile bağlanıp,hayatının her kısmına manevi yaşantısının ışığını yansıtabilmek.İnandığın gibi yaşayabilmek.İbadet ile imanı bütünleştirmek.
Kişinin miladı istiğfar ile günah ve eksikliklerinden kurtulmaya çabaladığı,ibadet ve dua ile devamlı kıldığı ve güzel ahlak ile tamamladığı her gündür.Manevi güzelliklere atılan her adım ruhu bir yaşına basmış gibi temize çeker.


Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:"Güneşin doğduğu en hayırlı gün,cuma günüdür.Adem o günde yaratıldı,cennete o gün girdi ve o gün cennetten çıkarıldı,kıyamet günü de cuma günü kopacaktır.O günde öyle bir vakit vardır ki,mümin bir kulun bu vakte denk gelen duasını Allah(c.c) kabul eder"
Hayırlı Cumalar...

Read More

20 Haziran 2012 Çarşamba

Bavul

Gerekli tüm eşyaları ayırdı,düzenledi ve bavuluna sığdırmak için tek tek sınıflandırdı.Düzenli yapısı hayatında her detaya siniyordu adeta.Günler öncesinden hayalini kurduğu tatile, sayılı saatler kalmıştı.Bu tatilden tek beklentisi vardı,zihnini dinlendirmek,ruhunu dinginliğe sabitleyebilmek.Kıyafetlerini sınıflandırdıktan sonra titizlikle katladı,uzun dakikaların sonunda bavulunu kapatmış ve çıkacağı yolculuğun hayaline dalmıştı.Nedense çocuklar gibi mutluydu,kendini hiç bu kadar iyi hissetmemişti.Yalnız ve sakin bir tatil.Deniz,doğa ve karmaşadan uzak bir hafta.Fotoğraf makinesini özenle el çantasına yerleştirdi ve telefonunu unutmamak için anahtarın yanına koydu.Aslında telefonu unutsa ne iyi olurdu,kimse ulaşamasa.İçindeki tüm karmaşanın hesabını tüm insanlığa kesmişti.Yalnızlık iyidi işte şimdiden sakinliğin hayali, zihninden ufak kemirginleri kovalamıştı.Uçak saati için uygun saati kollayarak evden çıktı.İstanbul trafiği için en ideal uzun saatleri ayırmıştı.Bu şehrin garip yönü kalabalığına alışık bünyelerin tepkisiz uyumu idi.Elden ne gelirdi,trafiğe gönüllü psikoloji ile evden çıktı,kapıyı kilitledi ve yaz mevsiminin saçlarını uçuşturan sıcak rüzgarı eşliğinde arabasına yürüdü.Sokakta zorlukla bulduğu park yerinden çıkarken çoktan yerini bir araba almıştı bile.Ah İstanbul,ne şehirsin..Senden kaçıyorum ama sana geleceğim için tekrar,bu kaçış bu derece tatlı geliyor bana diye mırıldandı.İstanbul'dan kopamazdı.Tüm şikayetlerine rağmen yaşamının merkezinde bu şehir vardı.Güzel ve nazlı şehir,vazgeçemediği şehir.Tahmininde yanılmadı öğle saatleri olmasına rağmen trafik çok da akıcı değildi.Radyoyu açtı,tüm frekansları üç dört tur ile dolandı, sonunda radyo dinlemek istemediğine karar kıldı ve kapattı.Havalimanına vardığında arabasını otoparka parketti,kahverengi bavulunu ardından sürüklerken tekerleklerin çıkardığı ses ve adımlarının ritmi eşliğinde güvenliğe geldi.Bu kısımdan her daim bunalıyordu.Hayatında hep tez canlı olmuştu.Bir an önce tüm detayların bitmesi mümkün olsa ne iyi olurdu.Küçük bir detaydan sıkılması bile kendine şaşırmasına sebep olmuştu.Günlerin birbirinin kopyası geçtiği zamanlarını hatırladı.İş ve ev ikilisinin kıskacından kurtulduğu zamanlarda uyku ve yorgunluk ikilisinden kurtulamıyordu.Tatil şu anda ona en büyülü gelen kelimeydi.Dinlenecekti,uyuyacaktı,seyahat edecekti,yüzecekti.Tüm bu anları yavaşlatmak ve tüm seneye yaymak isterdi.Tüm detaylar sona ermiş ve uçaktaki koltuğuna yerleşmişti,yine şansı onu orta koltuklardan birine layık görmüştü.Sağ tarafında şimdiden uyku moduna geçen orta yaşlı bir adam,sol tarafında da kendisi yaşlarında genç bir bayan vardı.Şimdi de bir an önce yolculuğun bitmesini ,yeşil ve mavi renge gözlerinin doymasını bekliyordu.Şu sıkılgan ruhu ile başetmesini bir türlü öğrenemiyordu.Gökyüzünden süzülürken uçak,kendini çok minik hissetti yeryüzünde.Bulutların serpilmiş beyazlığını,maviliklerin derin görüntüsünü hayal ederken içindeki tüm sesleri manasız buldu bir an.Kendini  sonsuzlukta kaybeden küçük bir nesne gibi adletti.İçinde biriken sıkıntıları yükseklikte kaybolan evler ve insanlar gibi küçük görmeye başladı.Geride bıraktıklarını bu kadar kısa sürede değerlendirince ne kadar da önemsizleştirdiğini farketti.Kanatları yaralanmış bir kuş gibi hissetti kendini,uçmak istiyordu ama sonsuzluktan ürküyordu.Bir dalda konaklamak istiyor bu kez de içindeki yetersizliğe kanatlar takıp adresiz uçtukça uçuyordu.Hem kendine kızıyor hem de kızmasına sebebiyet veren şeylerin adını koyamıyordu bir türlü.İnsan nerede değilse orada iyi olmayı huy edinmişti,elinin altında ne varsa olmayanlara uzatmaya meyilli bir açgözlülüktü bunun adı.Oysa iç seslerini susturacak bir sürü şükür listesi çıkarabilirdi.Sağlık gibi,kimseye muhtaç olmamak gibi,sevdiği insanların kusurundan ziyade güzel anlarını eleyip,mutluluğa pay çıkarmak gibi.Sanki bir şeylerden bıktıkça ruhunu güzelliklere karşı tembelleştiriyordu.Huzur mesafelerle kazanılan somut bir kazanç olsaydı keşke değildi.Kendinden uzaklaşması için ne tatil ne dünyanın diğer ucuna seyahatlar yeterli olmayacaktı.Kendinden kaçmayı bıraktığı an huzurun beş yıldızlı kapısını aralayacaktı.Bu beş yıldız maddiyatın dolduramayacağı kadar kıymetli ve uzaktı,uzaktı çünkü kıymetli olan her şey çaba isterdi..Uçaktan indiğinde sanki kafasındaki seslerin kapısını tıkırdatıyor gibiydi.Kaçtıkça aynı yöne yönelen adımlar..Akdenizin sıcak havası çok içten merhaba diyordu.Adımlarını yine bir yere yetişecek gibi hızlandırmıştı.İçindeki telaşı huzura adapte etmesi zaman alacaktı.Tüm kilitlerin anahtarını ruhunda kaybetmiş ve tüm suçu yıktığı koşturmalardan şikayetlerini geri çekmeye başlamıştı bile.Elinde bavulunu ritimle sürüklerken sadece şimdiki zamanın keyfini yaşamak için tüm terazileri attı kafasından.Anladığı en kolay düşünce kendine kızdığı tüm faktörlerin beslendiği yer zihni ve ruhu idi.İstese zihnini turkuaz maviliklerin kumsallarına taşıyıp tüm sıkıntılarını denizin derinliğine bırakabilirdi.İstese tüm telaşlarını ve olumsuz düşüncelerini güneşin yakıcı ışığında yakıp oracıkta bırakabilirdi.Kendisi ile başbaşa güzel bir tatile çıkmıştı.Birbirlerine verecekleri çok hesap vardı bunu anlamıştı.Gökyüzünün parlaklığı adımlarının telaşına hendekler açarken mavi ve yeşilin kucak açtığı doğaya elini uzatmıştı çoktan...Döndüğünde bir şeyler değişmiş olacaktı şimdiden bu değişimin telaşını hissetmeye başlamıştı ki zamana uymaya söz verdi..
Read More

Sitem

Gece oldu mu hüzün kaplar kalbi,titreyen kalbin üstüne serilir şiirler..



Sitemlerimde saklı bir sen var
Sen de anlatamadığım bir sevginin usul usul yaklaşan bağlılığı..
Bir sen varsın kısa ömrü değerli kılan.
Bir sitemde bir aşkın düğümü
Bir düğümde çoğalan yalnızlığın çözümü
Bir sen var anlattığım
Bir sen var sustuğum...
Bir sen var sevgi sözcüğüne hecelediğim.
Kalbi konuşturabildiğim
ve
Kelimelere hapsettiğim..
Derinlerden yankılanan bir sitemin aciz seslerini işitmek
Kelimelerde sitemin incecik bileğinden kavramış
Bir düğüme sarılmış kalbe
Sus dedim.
Sitemim satırlarda,sese bürünecek gücü bulamamış
"İken "
vazgeçmenin asil duruşuna
Sitemsiz kelimeler tüketmek isterken
Kendiliğinden çoğaldı sözcüklerin sitemi...

Bilinmezliğe emanet ,sitemlere sığınmış bir sen var
Uzak
Çok uzak...

Read More

Gölge

Gölgeler takip ediyor aydınlığa çalınan her sokağın ayrımında.Sınav biliyorum hayatı,sınav..Bildiği yerden sorsun,cevapların doğrusunu yanlışından ayıran bir kader olsun.Kaderin yazgısını değiştirmese de kalbi mütmain kılacak çabalarım olsun.Bazen çabalar yetersiz kalıyor, bazen insan en çok kendi kendini yoruyor.Yine de yorsun insan kendini diye fısıldıyorum,yorgunluğun kaybı,sebebi iyilik olcaksa eğer.
Üç noktaları bırakıyorum cümlelere.Büyük bir boşluk kalıyor paragraflar arasında,günler geçiyor,sessizliğin yerine geçen üç noktalar siliniyor kağıtta...Büyük harfle başladığım her cümleye bir noktayı konduruyorum umutla.Ünlem koyacak kadar kimseye yok sitemim.Ya da soru işareti ile oyalanacak zamanım.Bir nokta her günün sonuna.
Denizin ortasında sığındığım,sığdığım bir teknedeyim.Gün  dalgalarla sınıyor barınağımı,tutunmak için şaşkınlıkla gökyüzüne tutunuyorum ya da dinginliğin boğucu sıcaklığı sulardan güneşe çarpıyor .Bu kez korkularımı iteleyip maviliklerin üzerinde geziniyor ayaklarım.Hayalden uzaklaşıp gerçekliğin sert zeminine düşüyorum bu kez.Hayallere kapıları açan gerçekliğin boğucu denizine ve kendi kendini yok eden insanların yakıcı kibrine selam ediyorum..Selam etmekten vazgeçmediğim için sınavımı yüksek not ile teslim ediyorum kaderin eline ama kader ya bu kez hiç çalışmadığım yerlerden seçiyor sorularını.Sabrın sonu selamet diyerek sabırla iyiliği yudumluyorum gerçekliğin kendisinde,gerçekliğin somurtkan ifadesine uzun uzun bakıyorum güler gibi oluyor ama gururdan mı nedir bilinmez ciddi ve inatçı tavrına hemen dönüyor.Hayallerin ortasında,denizin enginliğinde derin bir nefesi daha içime çekip, tüm rüzgarları umursamıyorum.Ayna tutmak istiyorum insanlığın her köşesine,kendilerini izlemeleri için.Kusurunu görme de noksan,kusur görme de mahir insanlığa.Neyse ki kinin limanlarından uzaklaşıyorum sakinliğe demir atınca,her nefis kendisine tutulan aynaya er geç bakacak nasılsa,biliyorum.

Sonrasında yemyeşil bitkilerin tırmandığı dağların, gökyüzüne dokunduğu diyarlara gidiyor aklım,hayal olmaktan çıkıp gerçekliğe şahlanıyor sanki.Aldırmıyorum bir şeye çünkü sağır oluyor zihnim,görmüyor,duymuyor tüm cızırtılı sesleri,renkleri.Sonra huzuru kuşatıyorum dört bir yanıma.Üzgün bir ifade ile başladığım cümlelere gülümseyerek bakıyorum ve sonunda ruhumdaki çocuğa çok yaşa sen diyorum...
Read More

19 Haziran 2012 Salı

Sudan Çıkmış Balık

Bugün öğrendiklerim:
Her gün öğrenmeli,okumalı,gözlem içinde olmalı,böylelikle ruhumuzu cahillik kelimesi altında biriken her huy ve bilgisizlikten yoksun tutarız.Okul sıralarından aldığımız, edindiğimiz bilgilerin hayata aktarımı pek kolay olmuyor çünkü hayat çok başka bir şey istiyor.O bilgiler bu bilgiler değil diyor.Okul bitince sudan çıkmış balık gibi şaşkın oluyoruz.Bu şaşkınlık ne iş hayatı ne de başka bir şeyle paklanıyor.Bu başka başarı istiyor;insanlar konusunda bilgi sahibi olabilmek için hamurumuz baya bir yoğruluyor, sonrasında uzunca bir müddet bekletiliyor.Sonunda hüsranla biten bir tarifte çıkabiliyor,müthiş bir görüntü ve tat ikilisi de olabiliyor.Fark ne mi?Hani sudan çıkmış balık kısmında eğer pes edip, insanların davranışları ile test edildiğinizde ,bekleme sürecini uzatır iseniz sonunda bıkkınlık ,kırgınlık ve kimse bana yakın olmasın cümleleri nara atılıyor.Eğer bu bekleme sürecinde pes etmek yerine kendinizi gelişime açık tutar ve asıl olumsuzluklarla beslenirseniz çok güçlü ve acıya dirençli bir kişiliğe bürünüyorsunuz.Bu süreç okul zamanlarında olmuyor mu oluyor ama ciddiyetini yaşamak için sudan bir çıkmamız gerekiyor,malum okul zamanlarında suların mavi ve serinletici bünyesinden pek memnun balık modunda oluyoruz.İş hayatında ise gölgeler ve maskeler revaçta olduğu için balık sudan çıkar çıkmaz yanmaya başlıyor bir anda.İş hayatının şişinde tek tarafı yanan diğer tarafı çiğ kalan bir balık görüntüsü çıkıyor ortaya.Sonrası dediğim süreç okul ve iş yaşamı dışında yüzmeyi öğrendiğimiz hayatın her alanı oluyor.Asıl sınav bu süreçte yüzmeyi öğrenmek oluyor.İnsanlar öyle dalgalar ve tsunamiler yapıyor ki çevrenizde yüzmeyi iyi öğrenmezseniz ilk dalgada tüm çabalarınızı devirecek yenilgiyi alabilir ve sudan çıkmış balık sürecine geri sıçrayış yapabilirsiniz.Nerden aklına geldi tüm bunlar derseniz.;bugün sahil kenarında oturur ve deniz ile huzur bağlantısı kurar iken yan tarafımdaki dede ve toruna takıldı gözlerim.Torun 3-4 yaşlarında ve hayatı keşif konusunda son derece meraklı ve o çocuksu mutluluk tüm yetişkinlere örnek...Dedesi biraz korumacı,denizle arasında parmaklıklar olmasına karşın torununun düşmesinden veya başına bir şey gelmesinden çok korkuyor olmalı ki sürekli yanımdan ayrılma diye sert ve kısa cümlelerle ve asık bir surat eşliğinde uyarılarını tekrarlıyordu.Sevgisini yansıtma şekli dedenin biraz soğuktu,endişesi sevgisini perdeliyordu.Uzunca bir süre dede ve torun deniz ve tehlikeleri hususunda aynı diyaloğu sergiledi.Eğer yetişkin bir torun olsaydı bu uyarılara belki çıkışıp ortamı aynı uyarıların sert şekline dönüştürebilecekti.Ama dedesi oltalar ile meşgul halde eğilmişken minik torunu minik elleri ile dedesinin boynuna sarıldı ve başını yanağına dayadı.Burdan esinleme ilginç balık çağrışımım.Ama öğrendiğim şey çocuuklardan alınacak ders,saf bir yürek, temiz bir sevgi.Dedesinin kelimeleri susmuş ve sevgiyle torununa bakan çizgili ve bu çizgilere yumulmuş gülen gözleri.Büyüklerin dünyasında kelimeler biraz sertleşti mi tüm sevgileri yıkacak cümleler sarfedilmiyor mu çoğu zaman.Oysa minik torun saf yüreği ile sevgiyi nasıl açığa çıkardı.Biz sudan çıkmış balıklar olduğumuz zamanlarda bir çocuğun bu hassasiyetini unutmasak,biz yetişkinlerin dünyasında menfaat çatışmaları bu denli olur muydu?

Read More

Sevginin Günü Olmaz

Babalar günü geride kaldı ama bu güne yüklenen anlamı senenin geneline dağıtmalı diye düşündüm ve o güne özel mesajları ve düşünceleri rastgele bir güne taşıdım.Anne ve babaların değerini kelimelere  sığdıramadığı varlığını içimden geldiği bir güne aksetmeli dedim.Elbette o güne sığmaz ama hatırlamak için bir vesile diyenleri de duyuyorum,elbette vesile ama anne ve babaların hakkını her gün ödemeye kalkışsak acaba gücümüz yeter mi bu karşılıksız sevgiye..Bu nedenle her gün sevgimizi göstermek için anne ve baba gününü kendimize ilan etmeli.Süslü paketler ile sunduğumuz dolu dolu sevgiler,evlat olabilme çabasını gösterdiğimiz bol saygı alışverişi.Saygının ve sevginin tüm alışverişleri gölgede bırakan hazzı.Süslü paketlerden kastımız bol gülücük,huzur ve emeklerinin karşılığında evlat olabilmenin gerektirdiği vazifeleri bilmek.Bu eşsiz göreve,bu karşılıksız sevgiye ödenecek eş değerde bir davranış bulamasam da biliyorum ki anne babalar için bizim küçücük mutluluklarımız dahi en büyük hediye.Ne olursa olsun hep evlatlarının mutluluğundan beslenen bencillikten uzak tek sevgi;anne ve babanın evlada beslediği sevgi..Hayata hazırlamak için maddi ve manevi tüm varlıklarını evlatlarına sunan ve ne koşulda olursa olsun yanlarında olan,kırgınlığını da kızgınlığını da sevgisi ile barındıramayan eşsiz varlıklar.Sevginin adı geçtiği zaman kalbe huzur veren telaffuzunu en çok anne ve babanın evladına duyduğu sevgide hissederim.Nasıl şahane bir emek nasıl vazgeçilmez bir sevgi lütfetmiştir Allah anne ve babanın kalbine.Hayır duaları hayırsızlıklarda bile tekrarlayan yegane  varlıkların.Dünyaya geldiğimiz andan itibaren kanatlarını bize açan,gece,gündüz yorgunluk,stres demeden daha güçlü bağlar ile koşulsuz sevgiyi kalplerimizle tanıştıran değerlilerimiz.Kıymetini bilmeliyiz sevginin en kıymetlisinin.Yeri doldurulamayacak bir boşluk olur bu sevginin yoksunluğu.Anne ve babalarımızın özel ve değerli yerini kalbimizde anlatmaya kalksak eminim ki çok noksan kalacaktır cümleler,hele bir anne baba ol derler anlarsın,bu cümle hepimize tanıdıktır,galiba noksan kalan aciz kalan anlatımı o duyguyu yaşadığımız zaman anlatabileceğiz.Uykusuz geceler,yorgun gündüzler ile tanışırlar bizimle.Minik bedenimizi,kocaman sevgi dolu kalpleri ile kucaklarken.Sevgi ile birleşen elleri artık minik bir avucun çevresinde tutunmaya başlar birbirlerine.Ne uykusuzluk ne hayatın zorlukları ne yorgunluk onların sevgisini azaltır of bile dedirtmez.Karşılıksız sevgidir işte en büyük aşklara gölge düşüren.Okul çağlarında bir daha çocuk olurlar bir daha okurlar sanki.Hayatları çocukların merkezinde şekillenmiştir.En haylaz en yaramaz anlarda sabrın göstergesi olurlar.Hayatlarında onlar için sevginin ve mutluluğun resmi evlatlarıdır.Zaman geçer minik eller büyür okullardan mezun olur,başka bir eli tutmak için yuvadan uçar ama iki çift elin onu bırakmadığını asla bilir.Anne ve babanın bu eşsiz sevgisi evladın kalbinde kocaman yer eder.Nasıl bir haktır bu kıymetine teraziler,ölçüler yetmez.Kıymetini bilmelidir anne ve babanın onların bizi nasıl yetiştirdiğini asla unutmadan aynı sevgi ve itina ile evlat olmanın güzelliklerini yaşatabilmeliyiz.Biz onların en kıymetlisi,onlar bizim en kıymetlimiz.Bu dünyada anne ve baba gibi yar olmaz bunu bilirim.365 gün onların günü bizim için.Her doğan güneş hüzünlere umut olduğu gibi sevgilerin de tazelenmesini ister.Sevgilerimize sahip çıkabildiğimiz günleri yaşamak dileğiyle...
Read More

18 Haziran 2012 Pazartesi

Sessiz Adalet

Mutlu Haftalar ...

Yeni bir gün,yeni bir hafta,yeni bir ay zamanı yakalamak çok zor ama kendimizi yakalamak o derece zor değil.Kendini yakalamak mı?Çok doğru..Hayattan istediklerini ve üstünü örtüp ertelediklerimizi takip edebilmek,kendinde reformlar  yapabilmek.Analiz yapıp,hayatını sorgulayabilmek.Küçük değişimler,büyük adımlara dönüşecek hayatımızda.Somut kararlar alabilmek.Güçlü insan olmanın en belirgin özelliği hayatından üzüntü ve acılarının sürecini belirleyebilmek.Eğer üzüntü belli bir süreçten fazla kalıcı oluyorsa hayata karşı yenik olmaya başlıyorsunuz.Güçlü olmak;acının ve üzüntünün varlığını hayatta kabul edip her şeye rağmen dik duruşundan taviz vermemektir.Kendinizi suçlamayın hiçbir şey için ,öncelikle suçu kendine yazanlar grubundan ayrılın.Ne acı,ne üzüntü ne de sevgisizliğin tüm faturasını kendinize yükleyin.Hayat çoğu zaman tüm çabalara rağmen sınamaya devam eder,ya da iyi olabilmenin ağırlığı daha fazla omuzlara biner.Sevgi ve tahammül çizgisi.Hayatı sevdikçe tahammül çıtası yükselir.Tıpkı gerçekten sevdiğin insanların kusurunu görme de kör olmak gibi.Hayattan beklentiler değişir,insan değişir..Beklentiler ve hayatın getirdikleri sonunda elde tutabildiğimiz her ne varsa kendimizi buluruz.Yeni bir kelime dahil edebildiğimizde lügatımıza eski ve kırık tüm harfler silinecek hafızamızda.Bu yüzden yeni kelimesine sığınmayı çok severiz,yenilik kelimesinden başlangıçlar için güç toplarız.Yeniden yaşamak için tüm topladığımız olumsuz enerjileri atarız yeni zamanlara.İnsan olgunlaştıkça ve tanıdıkça hayatı ve insanları güven konusunda yıkılmaz duvarlar örüyor etrafına oysa yeni bir gün ve umutlar ile oyuluyor yavaş yavaş bu güçlü kaleler.Güvenmemek güven duygusundan daha yıkıcı bir his bunu biliyor insan.Her şeye rağmen kini barındırmayan kalp yeni hayatlara ve umutlara yelken açarken,kin taşıyan kalp kendi kendini çürütmeye mahkum oluyor.İyiliğin saf görüntüsü,kötülüğün güçlü kalabalığını gün geliyor sessizce adalete aksettiriyor çünkü.Sevgiyi ve iyiliği kaybetmeyenlere sunulan sessiz adalet..


Read More

Kalemin Dilinden

Buruk bir kalemle yazıya dokundum bu gece.Burukluğum ne sebep bulacak kadar güçlü ne de sebepsiz olacak kadar zayıf.Buruk bir gönülde kıpırdayan kelimelerin dokunuşu gibi kırılgan kalemim.Kalemden gizlenmez çünkü kalbin hâli.Kim yazıyorsa biraz kırgınlıktan biraz mutsuzluktan biraz da hayatın içinde kurcaladığı kavramlardandan alır gücünü.Kim yazıyorsa sırdaş bilmek ister cümlelerini.İçini döktükçe vicdanını acıtmayan bir sırdaşlık hemde.Yazılarında vurguladığı her kelimenin arayışına çıkmıştır yüreğinde..Kim yazıyorsa biraz yalnız,biraz kalabalık,biraz da kalabalıklar içinde yalnızlığa mahkumdur.Yazıyor ve kalıntılarını bırakıyor kalbinde anlattıklarının.Yazdıkça gizleniyor yazdıkça görünüyor tüm gerçekliği ile.Nasıl mı? Bazen en hisli kelimeler en yürekten cümlelerle dizilir kağıda.Üstü kapalı anlatımlara yoğun düşünceler ve duyguların yükü saklanır.Keşfeden keşfeder.Bazen sakınmaz yürek ne varsa yazar.Görünür kalbindeki hislerin dokunuşu kelimelerine.Bazen yazmaktan kaçınacak kadar mutlu olur insan.Bazen yazacak kadar mutsuz ama normal olmayan bir şeyler vardır bu durumda.Ne yazan okuyana mesaj vermek ister ne de ahkam.Kendini dinlemektir istediği o kadar...Uçlarda yaşayanların işidir yazmak.Sınır tanımayan yada kendi sınırlarında hapsolan.Biraz deliliktir yazmak;tüm akıllıların hüküm sürdüğü dünyada deli olmaya hevesli olarak.Buruktur bu yüzden kalemler; en mutlu sözcükler bile yazıya dökülünce biraz hüzün biraz derbederlikten pay alır.Bu yüzden kelimeler etrafında dolandığı konuların içinde kaybolur çoğu zaman.Bu yüzden kalem ne yazıyor ise kalpte hakim mevzu o'dur.

Buruk bir kalemle anlatmak değil de susmak isterdi insan ama en iyi sırdaşı kelimeler ise,cümlelere gönüllü teslim olur insan,burukta olsa...
Read More

16 Haziran 2012 Cumartesi

Rahmet Denizi

Miraç Gecesinden:

Hz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Allah-u Zülcelal’in
huzurundan ayrılırken, Allah-u Zülcelal:
“Ben ‘den bir şey istemiyor musun, Ya Muhammed!” buyurunca, Hz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ya Rabbi! Sen ‘den ümmetimi istiyorum. Ümmetimin halinin kıyamet gününde ne olacağını merak ediyorum. Başka bir şey istemiyorum; makam istemiyorum. “ diye cevap verdi.
Allah-u Zülcelal:
“0 zaman ileriye bak, Ya Muhammed!” diye buyurdu. Hz.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle devam etti:
“İleriye baktığım zaman, öyle bir deniz gördüm ki; ne başı vardı ne de sonu, ancak Allah-u Zülcelal biliyor. Denizin içinde bir ağaç vardı. 0 ağacın üzerinde bir kuş vardı. 0 kuşun ağzında da bir mercimek tanesi kadar bir parça toprak vardı”
Allah-u Zülcelal:
“Bunları gördün mü? Ya Muhammed!” buyurdu.
“Ya Rabbi! Bir deniz görüyorum. Denizin içinde bir ağaç var. Ağacın üzerinde bir kuş var. Kuşun ağzında da bir mercimek tanesi kadar bir toprak var.” dedim.
Allah-u Zülcelal:
“Ya Muhammed, o deniz benim rahmetimdir. Ağaç da dünyadır. Benim rahmetime karşılık bir deniz içinde dünya şu ağaç kadardır. Ağaç üzerindeki kuş da senin ümmetindir. Kuşun ağzındaki mercimek tanesi kadar toprak da, senin ümmetinin günahıdır. 0 toprak o denize girerse, o denize bişey yapabilir mi?” buyurdu.
“Ya Rabbi! Hiçbir şey yapmaz.” dedim.
Allah-u Zülcelal:
“Deniz o toprakla bulanır mı?” buyurduğunda:
“Ya Rabbi! Bulanık olmaz.” dedim. Bunun üzerine Allah-u
Zülcelal şöyle buyurdu:
“Öyleyse senin ümmetinin günahı benim yanımda işte o
toprak kadardır. “ (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)


Allah-ü Tealanın (c.c)af ve rahmetine nail olabilmek,peygamber efendimize hakiki ümmet olabilmek ve bu gece bu idraki tam manasıyla kalplere aktarıp bol rahmetten faydalanabilmek.Günahların ve hataların rahmet denizinde kaybolduğu bu müjdeye layık kullar olabilmek.Dua ile...
Read More

Miraç Kandili

Kapılar açıldı her kalp darlığında,her duaya sığınışımızda maneviyat yağmurlarının bereketle ıslattığı,değerlendirebildiğimiz takdirde kalbi sıkıntılardan ve karanlıklardan hızla arındıracak özel ve manevi günlerden birini daha idrak edebilmeye nasip olduk.Hem anlayabilmek hem de yaşayabilmek.. Güzelliğine mazhar olabildik ise dilimizden duayı eksik etmeden hayır ve hasenattan ayrılmadan geçirebileceğimiz bir ömrün ekinlerini ,yaşantımıza dağıtabileceğimiz hayrın sonsuz lütuflarının açıldığı bu geceye kavuşmanın hazzı ile..Kalbimize dağılan manevi şuurun,amellere de sirayet etmesi duası ile.Mübarek günlere kavuşmanın mutluluğuve hayırların duası , makbulu için..Manevi miracımızı yaşayabilmek duası ile hamd ve şükürler olsun.

Mirâc gecesinde) Resûlullâh’a (s.a.v.) üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin son iki âyeti (Âmenerrasûlü...) ve ümmetinden, hiçbir şeyi Allâh’a şirk (ortak) koşmayanların büyük günahlarının bağışlanacağı.” (Hadîs-i Şerîf, Sahih-i Müslim)

Peygamberimiz (s.a.v), hicretten bir buçuk sene evvel Receb ayının 27. gecesi Burak ile Mesc...
id-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldükten sonra sahradan semâya çıkarıldı. Semâ katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Nice melekler gördü. Cennet ve cehennemi müşâhede etti, gördü. Sidre-i Müntehâ’yı geçti, Allâhü Teâlâ’nın melekûtundan birçok acâyibât gösterildi. Beş vakit namaz emriyle aynı gece geri döndü. Sabahleyin mescide çıkıp Kureyş’e haber verdi. Şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. Îman etmiş olanlardan bâzıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı Hz. Ebû Bekir’e (r.a.) koştular: “Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur.” dedi. “Onu, buna karşı da mı tasdik ediyorsun?” dediler. O da “Ben onu bundan daha ötesinde -yani peygamberliğini- tasdik ediyorum!” dedi. Bunun üzerine “Sıddîk” diye isimlendirildi.

Kureyşlilerden Mescid-i Aksâ’yı bilenler Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) onunla alâkalı suâller sordular, târifini istediler. Allâhü Teâlâ Mescid-i Aksâ’yı Resûlullâh'a gösterdi, ona bakıp târif ediyordu. Müşrikler, “Târifinde doğru söyledi.” dediler.

Sonra da “Haydi bakalım, bizim kervanı haber ver. O, bizce daha mühimdir. Onlardan bir şeye rast geldin mi?” dediler. “Evet, filanların kervanına rast geldim, Revha’da idi. Bir deve yitirmişler, arıyorlardı. Yüklerinde bir su kırbası vardı. Susadım, onu alıp su içtim ve yine eskisi gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, kırbada suyu bulmuşlar mı?” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler.


Bu Gecenin İdraki:

Affın tecellisi bu gece,müminin miracı namaz,miraclarımızı vesile kılacak her daim dua.Bu geceyi kıymetine eş değer idrak etmemiz için:
Yatsı namazından sonra 12 rekat Hacet Namazı kılınır.Her rekatta fatihadan sonra 10 ihlas-ı şerif okunur.
Namaza Niyet:
"Ya Rabbi,rızai şerifin için niyet eyledim namaza.Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrarını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habibin Resul-i Zişan efendimiz hürmetine ben aciz kulunu afvı ilahine,feyzi  ilahine ve rızai ilahine mazhar eyle,Allahü Ekber"
Namazdan Sonra:
4 fatihai şerife
100 defa:Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber.Vela havle vela kuvvete illa billahi'l aliyyi'l azıym
100 istiğfarı şerif
100 salevatı şerife okunur ve dua yapılır.
Bu namazda,ihlaslar yüzer okunursa veya bu namaz100 rekat olarak kılınır ise bunu yerine getiren mümin huzur-i ilahiye namaz borçlusu olarak çıkmaz.
Miraç gecesinden sonraki gün mutlaka oruçlu olmalıdır.O gün öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır.Her rekatta Fatiha'dan sonra:
5 Ayetül kürsi
5 Kafirun süresi
5 ihlası şerif
5 felak süresi
5 nâs süresi okunur.

Yüce Rabbimiz'e hakiki kul,Peygamber efendimiz (s.a.v) hakiki ümmet olabilme duası ile Miraç Kandilimiz Mübarek olsun...



Read More

15 Haziran 2012 Cuma

Aynalar

Aynaların yalancısı bakışlarla,geçen zamanı selamlıyoruz.Ne de hızlı geçiyor zaman diye hayıflanmazsak olmaz.Aynalarla uzun ve güzel bir sohbete dalıyoruz.Ne yalnızlıktan ne delilikten,konumuz geçen zamanı yakalamak.Değişen ifadelerimize bakıp tarihlerin atışını,takvim yapraklarını yadetmek.Zamanı somut kılmak aynalar ile.Bir fotoğraf çerçevesinde,bir de aynalarda değişimin hareketsiz hayaline bakmak ve anlamak aynalar ve fotoğraflar hiç yalan söylemez.Masanın bir köşesinde en sevdiklerimizin yanında,kitapların arasına sıkıştırılmış utangaç bir fotoğrafta,ya da kaynaşmış kalabalıkta fotoğraf albümlerinin arasında kendini değişirken izlemek,hayal ve gerçekliğin karmaşası ile.Fotoğraflara bakarken ya kahkalar ile güzel anılara uzanmak ya hüzünle özlediklerini veya özlemlerini tekrardan yaşamak.Ya da her fotoğrafta değişen kendinde,zamanın dokunuşunu hissetmek..Bir de aynalara bakmak acele ile kapıdan çıkarken,bir de bakıp görmek değişen simadaki yeni mimikleri.Bir gözler aynı bakar bir de ruhundaki çocuğun yüzüne dağıttığı tebessüm aynıdır, ama değişir insan...Aynayı her karşına aldığında hissedemediğin değişimlerin minik dokunuşlarını görürsün.Aynalar ve fotoğraflar sessiz özetidir hikayenizdeki değişimin.Gözlere sürülen yaşam sihrinin irkilmesidir, bakışların ayna ile buluşması.Unuttuğumuz zamanın kendisi değil,zaman içinde kaybolan ruhlarımıza bakmak.Ruhunuzun ne kadar değiştiğinden,gözleri mahrum bırakmak.Aynalar yalan söylemez..Bir de fotoğraflar;ne hüznü,ne sevinci saklar ne anıları ne de yaşanmışlıkların silinmesine izin verir.Bir de aynalar yalnızlığı sevmez adının ününe tezat,en çok anıların izini taşıyan simaları sever.Bir de kendiyle her daim barışıkları.



Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.


NECİP FAZIL KISAKÜREK
Read More

Kalbe Mühürlenen İsim

Dünyanın renklendiğini düşünmeye başlamıştı.Güne daha mutlu uyanıp,sebepsiz neşenin varlığına alışmaya başlamıştı.Yüzüne yerleşen bir tebessüm,kalbinden dalga dalga yayılıyordu.Mana bulamadığı her şey şimdi mecazlara dahi sığmıyordu.Kalbinin içine yerleşen bu neşenin sinyallerini takip edip kaynağını bulmalıydı,bu kadar iyi hissetmenin adı ne idi?Renklerin cümbüşü kalbinde neşe festivalleri yapacak kadar kalabalıktı.Rengarenk bir ruh hali.Tüm küçük detaylar silinmişti, hayatının geneline yayılan bir enerji artışını gümbür gümbür hissediyordu..Kalbindeki bu değişimin adını anmaktan korkuyordu.Telaffuz ederse eğer, bulutların kaplamasından,yüreğinden gökkuşağının eksilmesinden korkuyordu.Hayatına giren bu  dev mutluluğun adını zikretmedi ama ne olduğunu iyi biliyordu.Bu mutluluk kendisinin en büyük sırrı olacaktı.Aşk saklandıkça büyürdü ya,aşk sarmaşıktı sarardı ya oysa daha şimdiden kalbinin her köşesi rengarenk yaz bahçelerine dönmüştü.Hayatındaki yankılanan boşluğunun bir anda kapanıp,neşeden yana bereketli bir kalbin müsebbibi olmuştu aşk.Aşk başlığı altında derlenmiş,gün geçtikçe kalınlaşan gönül sayfalarının altın yaldızlı ismiydi sevgilinin adı.Göz görmüştü artık,gerisini aşk anlatacaktı,dil susacak,gönül konuşacaktı.Anlatmaya çalıştıkça kaybolacaktı hatta o zaman aşk olduğunu daha iyi anlayacaktı.Masalları hep küçümserdi minik kalbinde,şimdi yetişkin kalbi bu masala inanmak için dünden hevesliydi.Hoş bu cefa ise ömür boyu çekmeye de razıydı.Aşk uğruna verdiğin mücadele ile anlamını tamamlıyordu,buna gönülden razıydı işte.Bir gülümseyişte mutluluk,bir sözde huzur,bir çift gözde sevgiyi tanımıştı,varsın bekleyiş olsun sonu vuslata erdikten sonra..Dillere düşürmeyecekti aşkını,derdini anlatıp sevgisinin sınavını kolaylaştırmayacaktı,sakladıkça kendi sırrı ile pişicekti aşkı.Dillendirilmeeyen aşk daha büyük dememiş miydi Leyla?Gönül güzelliğine saplanan bir his deryası idi yaşadığı,güzelliği ne gözlerde,ne simada aramıştı,yüreğinden akan iyiliği,gözlerinde bulmuştu,güzellik ruhta baki,suretin fani hoşluğunu neylesin..Sabırla ektiği sevgiyi,emek ile büyütecekti içinde,aşk gelişi ile tüm devrimleri yapmıştı kalbinde.Bu ne büyük güç idi hayreti sevgiliye..Sevgiliden ilham alarak aşkı tanımak,tek bir aşkta kalbi yok etmek..Yok edip acı ile kalbi sonra varolmak tekrar tekrar sevgiyle..Ruhlar eşini bulduğunda,hayatı paylaştığında, aşk kelimesinin karşısına ne yazsak yetersiz kalmaz mı ?Aynı umutları aynı hayalleri yaşatabilmek,acılara ve sıkıntılara karşı mücadele verebilmek tek olabilmek iki gönülde beraberce hayata tutunabilmek.Aşkın gönüllere bıraktığı tılsımın kelimelere sinmesi ve aşkı defalarca anlatıp tüketememek.Kalbe mühürlenen isimle bir ömrü paylaşmak...Tüm bunları düşünürken rüyalarından kopup uykuya sığınmak istedi,oysa ki gece aşkın barınağı idi henüz habersizdi..Uyku tutmayıp düşüncelerin akıntısına kapılınca tekrarladı kalbine mühürlenen ismi...
Read More

14 Haziran 2012 Perşembe

Ruh Tadilatı Var!

Sabah kalktığımızda ilk vazifelerden biri fiziksel görüntümüze çekidüzen vermek oluyor.Her gün tekrarlayan bakım gereklilikleri,temizlik zinciri.Eğer bu vazifeler bir gün ihmal edilirse bu pasaklılık veya bir sürü bu tabire eş kelime ile tarif edilebilir.Temizlik insanın zorunluluklarından biri,bedenin sıhhati için gerekli vazifeler zincirini her gün tekrarlıyoruz,neden sağlık ve temizlik adına ama bu ruhun temizliğine geldiğinde senede bir gün dahi bu temizlik adına kafa yormuyoruz.Ruh ve beden sağlığının aynı oranda itina istediğini unutarak.Depresyon ve mutsuzluk veya bir sürü bu başlık altında toplanacak sıkıntı ve rahatsızlıkların ruhumuzu ihmal ettiğimizden kaynaklı olduğunu es geçiyoruz.Tekrarlayan gün ile birlikte,doğan güneş beraberinde yeniden sıfırdan başlayarak ruhumuzu iyi kılacak temizliği ve bakımı yapmalıyız daha önce edindiğimiz birikimlerden yola çıkarak.Ruh her gün tazelenme ve yenilenme isteyecek kadar özene muhtaç çünkü.Ruh temizliği nasıl mı yapılır?Tekririnde sakınca görmediğim cümle lideri olur bu tadilatın.Kendini severek.Çevremizi ve kendimizi gözlemlediğimizde en çok gördüğümüz ve tanık olduğumuz şey karamsarlık ve mutsuzluğa yatkınlık.Farklı insanlar,farklı mutsuzluklar,yaygın söylem mutluluk ve çareleri.Kendini sevmek diyorum çünkü kendini seven insan kimin onu ne kadar üzebileceğini kendi karar verir,sınırları vardır.Bu sınırlar sevgi ile kendini değersiz kılma arasında kalın bir şerit çeker.Kimsenin kendisini üzmesine izin vermez.Yanında olanların kıymetini bilir,olmayanlara kafa yormaz.Değer ölçüsünü ziyan edemeyeceği bir hayatının varlığı ile koyar ve bu hayatın çok kısa ve özel olduğunu bilir.Kendi kıymetinin farkında olan insanlarda asla yıkılamayacak bir özgüven dengesi vardır.Ruhunu her gün benliğini törpüleyerek ama kendisine değer vererek temizler.İnsan güzel sözleri,doğruya yönelten sohbetleri dinlemeyi çok sever ama bu süreç sürekli devamlılık ister,ruhtaki paslanmayı engellemek için ruha iyi gelen faydalı bilgileri almak ve ruhun bunu özümsemesini sağlamak gerekiyor.Dünde kalan mutluluklar bugüne bu yüzden yansımayabilir,insan iyiyi ve güzeli hızla öğütürken,kötüyü ve acıyı taze tutmakta yeteneklidir.Bu nedenle her gün ruhun tadilatı tekrar tekrar şart.Bu tadilatın başında olumsuz düşünce ve karamsarlığın üzerini örtmeli ki güzel düşüncelere sıçramasınlar.Ardından ruhu havalandırmalı.İnsan sosyal varlıktır,paylaşım ve birliktelik ile kendini tazeler bu yüzden sevgiyi ruhun havasına dağıtmalı ve sevginin çabasız ve emeksiz olmadığını unutmamalı.Emek olmayan şeylerin zaten ne kıymeti var ki? Her gün ruhumuzdaki karışıklıkları toparlamalıyız.Nasıl mı?Kendimizi dikkatle dinleyerek.Tüm cevaplar bizde.Mutsuzluk nedeninin adını koyup çare üretemeyen insanlar var.Bu çaresizlik değil isteksizlik.Şükredecek bir sürü neden bulabilecek iken hayatta olumsuzluklara takılmak.Zorlukları basamak yapacak iken engele çevirmek.Ruhumuz bilmeli ki kendi harikalar diyarımıza sahibiz.Kendimize ait tek ve özel bir bedene,ruha sahibiz.Bu ruhtan hazineler bulmakta var,virana çevirmekte.Mutluluk kelimesi her kişinin sözlüğünde kendine ait anlam içerir.Yaşam rengini ruhuna yansıt..ve gün biterken ruhunun bedenin ile dinlenmesine izin ver,olabildiğince stresi uzaklaştırarak.Eminim ki olumlu bakabilen insanlar olumsuz bakış açısına sahip olanlardan daha hızlı ve emin hayat yolunu geçiyorlar.Ruh bu sebeple her gün zarafete,güzelliğe ve iyiye ulaşmak için sürekli tazelenmeli.

Şahsiyetini kazan,faziletlerini kemale eriştir,zira sen cisminle değil,ruhunla insansın.
İmam Gazali
Read More

13 Haziran 2012 Çarşamba

Sizin Mutluluk Kelimeleriniz Ne?


Ye,Dua et,Sev...

İnsan en çok kendini arıyor,hayatı boyunca.Bu arayışın altına mutluluk kelimesini sıkıştırarak.Mutluluk arayışında süreklenen insanın kendi hikayesini yazma serüveni heyecanlı ve sürprizlere açık.Mutluluğun anahtarını bulmak için nice hatalar,kişilik olgunlaşması için nice değişimlere imza atıyor insan hayatında.Yeri geliyor tüm mutsuzluk nedenlerini belirleyip,üstüne gidiyor kendini mutsuz kılan her şeyin.Gücü ve çabası ve elbette karakteri kadar cesur olabiliyor.ve bu amaç uğruna yaptıkları cesaretine göre şekilleniyor insanın.Mutluluk kelimesinin çemberine giren her söz,her şiir ve kitap dikkatimi anında cezbeder.İnsanın tüm çabalarının kendini ve doğal olarak çevresini mutlu kılmaktan ziyade olduğunu düşünürüm.Mutsuz isen çevrende o çembere girer veya girmez seni mutluluğa itecek bir yalnızlığa emanet edebilir.Mutsuzluğa dahi katlanabilen dostlar var ise o çok ayrı mevzu tabiki ama mutlu bir insanın çekim kuvveti tartışılmaz.Sonuçta her daim mutluluk mümkün olmadığına göre mutluluğu hayatının geneline empoze edebilenlere sözüm.Sevgi,mutluluk ve yaşam kelimelerini ne kadar kemirirsem o kadar derin bir ufka açılıyor cümlelerim.Sevgiyi de,mutluluğu da,inancı da birbirinden ayıramıyorum.İnsanın kendini mutlu hissedebilmesi için sıkı sıkıya sarıldığı inancı,doğru şekilde enerjisini aktarabileceği doğru insanların sevgisi ve tüm bunların toplamı mutluluğu.Kısaca hayatı sevmek mutluluk benim için.Mutluluğu arayan bir kadının gerçek hikayesini anlattığı kitap aklıma geldi bugün.Okuduğum kitaplar bazen aklıma gelirler,bu geliş o kitabın zihnimde iyi yer edinmesinden ötürü.Unutkanlığıma maruz kalan kitaplar da yok değil.Kitapların başka dünyaları keşfetmenizi sağlayan yönü çok cazip değil mi?Kendi duygu ve düşüncelerinizle harmanladığınız yeni kelimelerin ve duyguların gezintisi,güzel duygu..Ye,Dua Et,Sev aklımda yer edinmiş kitaplardan biri.Tesadüfen kitap isminin dikkatimi çekmesi ile okuduğum ve mutluluğu kendi hayatından örneklendirerek canlı ve doğal bir arayışta anlatan,akıcı bir kitap.Dışarıdan bakıldığında kahramanımız maddi ve manevi tüm taşları yerine oturtmuş ve eksiksiz bir hayatı yaşayan rolde.Susturamadığı şikayet kalbinden ve zihninden yükselene dek.Mutsuzluğun dev dalgalarının sesini işitmeye başladığı bir gece,ardında bir eş bırakmış ve yeniden sorgulanacak hayatının kalın dosyaları ile başbaşadır.Mutluluğu hayatına yerleştirmek için seyahatler edecek,gittiği bölgelerin insanları ve inançları ile hayatını uyumlu hale getirecektir.Yeni insanları keşfetmenin kendinini keşfetmekten geçen bir yol olduğunu bilerek.Uzun aylar,değişen ülkeler,sancılı bir ayrılık,kendini arayış ve elbette insanın sığındığı en güzel yer kelimeler..Kitap tüm bunların kaynaşmasından oluşan güzel bir harman.İnsan işini,yaşam tarzını,sevdiği insanları neden sorgular kendinde?Çünkü sorguya açık bırakılmış bir tatminsizlik var ise.Hayatın değerini bilmek için yaşaması gereken bir zorluk var ise.Sevdiğini zannedip kendini kandırmış ise.İnsanı kendinden başka kim iyi tanıyabilir ki?Bazen uzun zaman alsa da kendini tanımak,bu amaçla verilen çaba belki de içinde taşıdığın cevherin yönünü bulmada pratik bir yol çizecek.Kitapta aşk,iş,ve mekanlar insanın psikolojisi ile çarptırılıp,çıkan sonuçlar elde kalanlara bölünüyor tabiri caiz ise.Sonunda gittiği şehirlerde tattığı yemeklerin minik mutluluklarını,sevginin nasıl tamamlanacağını,inancın ne denli gerekli olduğunu anlıyor.Kendi mutluluk kelimelerini keşfediyor sonunda.Hayatında tutunması gereken özellikleri bulma çabası ve sonucunda mutluluk ile susan ve gülümseyen iç ses.Geçen yıllar onu gerçek aşka götürürken,kendini tanımanın birikimini doya doya yaşıyor.Bu arayışı o kadar içten anlatmış ki ruh analizleri yaşadıklarını anlamada yardımcı oluyor okuyana.Hayatın küçük mutluluklarını farketmesi.Yediği bir yemekte vardığı keyif.Ya da gittiği ülkelerdeki farkındalık.ve aşkın çabalamak olduğunu bir kez daha anlaması ve bu güce varmak için katettiği aşamalar.Elizabeth Gilbert ruhunu huzura ve mutluluğa ulaştırcak yolları kendi inancı ve yaşayış tarzı çerçevesinde çok açık yüreklilikle anlatmış.

Ya sizin mutluluk kelimeleriniz ne? Kendi içinde keşfe çıkmak için kitaptaki gibi ülke ülke gezmek şart değil,içinde çıkacağın yolculukta, mutluluğu sende var kılan sebepleri hayatında bulabilmek...

Read More

Yıldızlı Geceye

Yıldızlı gecelerin seyrine bırakmak için gözleri,bulutların aralanmasını,mevsimlerin sırasını yaza bırakmasını bekledik,hayat koşuşturmasının girdabında kaybolmayacak bir dirayetle umutlara bağladığımız küçük ve hoş bir dilek..Yıldızlı gecenin ışıltısında,bir gökyüzüne bir de cümlelere umut yerleştirmek.Küçük bir dileğin sağladığı eşsiz mutluluk.Cümlelere sıçrayan bir umut serpintisi..Yıldızlı gecenin eşliğinde,şehrin rengarenk ışıklarına bakarak,aldatıcı sessizliği izlemek.Öyle ki şehir uzaktan ışıl ışıl ve o kadar huzurlu ki.İçinde yükselen sesleri ışıltısına hükmettiren yıldızların seyrinde,umudu toplamak tek tek bakışlarda.Hissetmek,yaşamak ve tekrar aynı döngü için aynı gücü toparlamak.Hiç hissettiğiniz oldu mu çoğu zamanlarda ruhunuzda biriktirdiğiniz tüm gücü yitirdiğinizi ve hiç ummadığınız zamanlarda yitirdiklerinizden büyüdüğünüzü.Hayat dinlendirici detaylarını beklenmedik zamanlarda sunuyor bunu anladık,gördük.Bir yıldızlı gece,bin düşünceyi içine çekiyor,öğütüyor ardından yeniden şans veriyor sana.Haydi diyor;bu kez hayatı güzel kılacak her detayı yakala..Kendi yıldızının her gece kalbinde parıldamasını sağla,kışlar yüreğini talan etse de,gücün bimar olsa da her gece güneşi  bekleme umutsuzca,karanlıktan ışık görebilmeye bak..Yıldızlar bu yüzden bu kadar büyülü.Bu yüzden gözler yıldızların ışıltısından ilham alıyor anlam veremeden.

İyi dilekleri mırıldanmaktan vazgeçmediğinde,yüreğine serilen umudun yemyeşil tarlasına ayak bastığında,hissettiğinde yaprakların kıpırtılarını,yaşamı hisettiğinde işte o zaman hakkını veriyorsun aldığın nefesin,sürdüğün ömrün,yaşadığın zamanın.

Gece vurduğunda,karanlık kapladığında,yalnızlığın yıldızı tek başına salınır iken,korkularını ve hüzünlerine cesaret verir,ordusunu toplar,şahlanır umutsuz her düşünceye.

Tek bir yıldız senin için sayısız yıldızın arasından kopar ve gözlerine bakar uzun uzun.Hayatın çok kısa ve kıymetli olduğunu ve tek başına da olsa karanlıkta parlamaya çalışman gerektiğini hatırlatır.Sen kendine inandığında ,tek başına ayakta durduğunda farkedemediğin sayısız yıldız belirir yanında,çevreler seni,işte hayat bakabilmek ve baktığını görebilmek,küçücük bir dileğe kocaman umutlar sığdırmak...
Read More

12 Haziran 2012 Salı

Deniz

Bekledi,uzunca bir müddet kendini sakince dinlemek için.İçindeki karmaşık seslerin birbirine karışan uğultusu yüzüne huzursuz bir ifade bürüdü.Yine de derin bir solukla sakinliğin ruhuna bürünmesini bekledi.Hüznün ve acının yavaş yavaş ilerlediği zihnini,kalbinin karamsar havasından uzaklaştırmak için adımlarını yavaşlattı.Kulağına çalınan çocuk sesleri dahi içinde bulunduğu durgun sulara kıpırtı katamıyordu.Hatta işitmiyordu.Bakıyordu ama seçemeden detayları, sadece bakıyordu.Gözlerini içindeki hüznü aktarmak istercesine denize gömmüştü.Arada rüzgar tenini okşuyordu,arada kağıt helvacının nakaratlarını işitiyordu,arada köpek havlamaları,arada kornalar,arada kahkalarla geçen sisli silüetler,arada yavaşça ilerleyen yaşlı gölgeler,ara ara çalıp pes eden telefonunun melodisi.Kâh yüzüne acı çeker bir ifade yerleşiyor,kâh hüznün tarifsiz çizgileri ile yerleştiği sükunetli ifadesi..Kendini dinlemek istedikçe,amansızca yükselen iç seslerin karmaşasına hapsoluyordu.Uzunca müddet oturduğu bankta,denizden esen rüzgarın ruhunu dinginleştirmesini bekliyordu sanki.Ya da zamanın ilaç niyetine kalbine çökmesini.Zaman zaman yanında kısa süren yolcular oturmakta,kalkmaktaydı..Kimisi kendini kısa süreli dinlendiriyor,kendisi hiç yokmuş gibi pervasızca yanından ayrılıyordu.O an acısının kendisini görünmez kıldığını zannetmişti.Kimisi de meraklı yan bakışlar fırlatıyor,sonra umursuzca kendi havasına dönüyordu.Ya oynayan çocuğuna seslenen bir anne,ya kendi kendine söylenen bir yaşlı,ya da uzun sessizliğini derin bakışları ile süsleyen bir genç misafir oluyordu bankına.Ne kadar süre oturduğunu bilmiyordu ama biraz daha yerinden kıpırdamaz ise daha nice misafirleri yanında ağırlayacaktı bunun farkındaydı.Önünden insan resimleri geçiyor,deniz ile arasında kurduğu bağın ortasından hayalet misali süzülüyorlardı.Denizin havasını defalarca uzun uzun içine çekti.İç sesleri saatler sonra yorulmuş tane tane kelimeler çınlatmaya devam ediyorlardı.Bazen bir an  geçmişin uzun yolculuğuna çıkıyor,bir an  şimdiki anın içinde oluşturduğu tepkiyi sorguluyor,bir an da geliyor geleceğin rotasını çizmek için kader dümeninin başına oturuyordu.Defalarca sorguladığı kalbini,defalarca yorduğu zihnini uzunca sessizliğe bırakmak için çabaladı,gözlerini kapadı,seslere sağır oldu.Yüzüne istemsiz bir gülümsemenin oturduğunu farkeder gibi oldu.Ruhundan yüzüne yayılan huzurun görüntüsü simasına yerleşmiş hüzünleri kovaladı..Gözlerini açtığında yaşamın önünde sunduğu güzellikleri farketti.Hüznünü emanet ettiği deniz,hüzünleri ulaşılmaz kıyılara götürmüştü sanki.İçine yerleşen acının oklarını gözlerin göremeyeceği uzaklara bırakmıştı adeta.Kendi kendine hüznü ve acıyı kalbine yerleştirdiğini farketti.İstese her hüznü ve acıyı çabucak uzaklaştıracak gücün içinde gizlendiğini farketti.Önemsiz gördü kendini bu derece üzen her şeyin varlığını.Kendini mahkum ettiği hüznün,kendi elleri ile derinliğe bıraktığı acının bir an da izlerini dahi yok edecek kadar kaybolduğunu hissetti.Şaşırdı..Zamanın geri gelmesini diledi sonra hayıflandı kendine bu isteğinden dolayı..Geçmişi de düşünmeyecekti,şimdiki zamanı geçmişin gölgesinde yaşamayacaktı.Tüm telaşları ve kendini mahkum ettiği hüzünleri kendi elleriyle kaybetmişti.Evet bu bir kayıptı,kendine yaptığı haksızlıktan dolayı bir kayıptı..Akşamın gelişini müjdeleyen kurşuni renklerin denizle sunduğu renk gösterisi ile yerinden kalktı.Ürperti,ilk defa adımını atan bir bebeğin korkusu ve isteği ile yürüdü..Gülümsedi,yanından geçenlere selam verdi.Kimisi deli zannetti kimisi aynı gülümsemeyle karşılık verdi.Sonra bir an da bir hüznün perdesini araladığını ve kocaman bir ışığın ruhuna sızdığını farketti.Biraz kendine kızdı sonra da kendine kızmaktan vazgeçti.İnsanın kusurlarını keşfedip ardından yeniden doğmasının verdiği huzuru içinde  hissetti.Yürümeye devam etti...
Read More

Sessiz Hikaye

Ne zaman vazgeçtim senden o zaman özgür kıldım kendimi.
Ne zaman vazgeçtin benden o zaman tutsak ettin kendini.

Bir hikayenin figüranları sessizdir.Hikayenin her köşesinde sessizce bağırırlar,sessizce haykırırlar hayat hikayelerini.Baş kahramanların hikayelerini toparlarlar çoğu zaman.Hikaye nerede tıkansa devreye girerler.Minik rolleri devleşir sanki.Bir de hep hikayelerin baş kahramanları vardır.Değişmez,sarsılmaz ve hikaye eksik olur onların ismi zikredilmeden.Bir cümleleri hikayenin yeni ilhamlarına esin kaynağı olur.Hikayenin bir köşesinde kırılgan bekleyen kelimeler öznesini bekler,öyle ki hep aynı ismin ardına sıralanmak istemezler.Özneyi kendileri belirlemek isterler.Çoğu zaman cümle tamamdır ama isim eksik,tamamlanamaz...Hikayenin asıl kahramanları sığındıkları gölgeden çıkmaya korkarlar,günışığına alışık olmayan gözleri.Bazen hayat başka yazar,kalpler ayrı.Bazen kalpler başka hikayeye ev sahipliği yapar,hayat başka başka senaryolar yazar.Hikayenin bir yerinde hayatın soluk gerçekliği çınlarken,bir yerinde hayallerin gökkuşağı olmuş ulaşılmaz güzelliği.Bir hikaye yazılır kalem sahibinden uzaklaşır,kaderin ellerinde seçer zamanın getirdiklerini.Kalem yazdıkça ,hikaye çoğu zaman gerçekliğin yanına çekilir,bazen de hiç ummadığın bir anda hayalin derinliğinde dokunur.Bir hikaye bir insanı anlatır.Sığamaz başka isimler..Bir hikaye bir insana adanır,kaçamaz kendinden istesede.Hiç bir son keşkelere yer veremez,her başlangıç,hikayeye ruhunu veren kahramanına adanır.Bir hikaye bir ruhu anlatır.Bir ruh bazen bir hikayeye sığamasa da.Bir hikaye bir yüreğe yetmese de. 

Sözcüklerden kaçamaz insan.En çok sayfaların arasında büyüsü bozulmaz kelimelerin.Sese vuran sözcüklerin manasını kaybettiğine inanıyorsan.Bazen içinde yükselen derinliğin bir damlasını yansıtabilirsin cümlelere.Oysa ki kelimeler sayfaya dokunduğunda derinliğin yankısını işitirsin hecelerinde.

O zaman hikayeler kıymet kazanır,inandırıcı kılar kendini,ele verir yüreğin rengini.Her sözcük kalpten sızan bir ipucudur çünkü...Bu yüzden hayrandır insan güzel bir söze,şiire.Kalbin derinliğine duyulan hayranlık.Bu yüzden her hikaye kıymetlidir,yaşamın kendisine dair bir kıymetten...

Read More

11 Haziran 2012 Pazartesi

Hayal

Göz alabildiğince uzun bir yoldu yürümekte olduğum.Seslerden kaçtığım.Hayatı irdelemekten yorulduğumda sığındığım,sığındıkça yürüdüğüm.Ne kadar söz söylense o kadar uzayan yollar.Ne kadar sessizliğe bürünsem o kadar kısalan adımlar.Aradıkça kaybolduğum,düşündükçe yorulduğum hayata rağmen yürüdüğüm bir garip yol.İnsan en çok yüreğine korkusunu bıraktığı duygulardan teslim olurmuş,sınanırmış.Neye karşı zayıf ise hayat ona karşı güçlü kılarmış.Bir yol tuttum kendime,ne zaman kızsam,ne zaman bir hüznün çıkmaz sokağına sapsam,hayallerin çizdiği bir yola,hiç yorgunluk hissetmeden varırdım.Düşüncelerin yorucu,zamanın hafifletici dokunuşu ile karışık ama tatlı bir huzurla giderdim.Bu gidiş ne sitem,ne hüzün sadece zamana ayak uyduracak kadar emeklemek.Hayata karşı sırtımıza binen yükleri kaybetmek,yollara bırakmak,aramamak,özgürce,kuşlara selam verip kendi yüreğinin semalarında yükselmek.İnsan en çok da hayallerinin sınırsız semalarına sığar.Sığar çünkü insan ne zaman kendini rahat bırakmayı öğrenir ise o zaman en doğru zamanda,en doğru kararlarına kanat açabilir.Gözlerin sınırsızlığa kamaştığı bir yola düştü adımlarım.Sonsuzluk ile varlığımı temaşa eden yüreğime biraz daha güç verdim en özgür sözcükleri seçerek.Tüm zincirleri engin denizlerin derin koynuna bıraktım.Tüm zincirlerimi zihnimden çözüp bıraktım yol bildiğim hayallerin rüzgarına.Gece oldu mu bir karanlık bir de sessizlik ürkütürdü yalnızlığın ayak seslerini.Sonra kandiller yanardı gecenin derinliğinden,tatlı bir musiki kulaklara çalınırdı,aşina olduğum bir sese,aşina olacağım hayallerime eşlik eden.Gece musikisini,hayallerin sonsuz besteleri ile yazardı kalem.Bir kalem dokunurdu geceye,gündüzden bandırılmış mürekkepten sızan bir aydınlık ile.Damla damla düşerdi yıldızlı gecenin siyahlığına.Özgürce kelimeler gecenin karanlığına yazardı dağınık ve güvensiz bir el yazısı ile.Yıldızlar toparlardı harfleri hayallerde hep yıldızlara yer vardı bir de doğacak güneşin turuncuya çalan tüm renklerine.Yol huzurun tüm resimlerini çize çize gecenin sessizliğine ve cesaret veren koyuluğuna uzandıkça hızlanırdı adımlar.Bir kalabalığın dev ayak seslerinin yankısını taşırdı.Silinirdi zihne oturan tüm karanlıklar gecenin gizeminde.Bir tatlı ses bir yolculuk bir de hayal vardı bedeni değerli kılan ruhta.Bir karanlık bir de silinmiş bir dimağ.Bir hayal bir de uzanan sonsuz bir yol.Bir korkular bir de rüyalara ilham veren hayaller.Ne cümle kuracak bir istek ne de sessizliğe sığınacak küskün bir yürek.Sadece hayal,sadece güne çalınan saatler.Ufukta bir ışık huzmesi görünür sonunda.Gün tüm gücünü doğacak güneşin ışığından almayı beklerken.Kulakların alıştığı musiki silindi birden.Bir huzur bir nebze sessizlik turuncu ve sarı ışıkların uyumlu doğuşunu hayranlıkla izlerken doldu taştı kalpten..Güneş hayalin sonsuzluğuna,yolun esrarına doğdu yavaş yavaş ve dinginliğin telaşsız hızıyla.Bir yol tutundum güneşin gözleri aydınlatıp,sonsuzluktan yavaş yavaş uzaklaştırdığı netliği ile.Asılı kalmış kelimelerin dağınıklığını silen parlak ve yakıcı gün,mavi hayallerin bomboş sayfasını hayallere açmış yeni kelimeler yeni umutlar beklemekte.Bir hayal kadar kuytu,bir hayal kadar kudretli.Bir hayal kadar güzel...

Gizli kalmış düşünceler saklanmış iken kelimelerin mecazlarına,bir hayale benzeyen cümleler varolmuş,yaşamı hayal kadar güzel kılabilen...
Read More

9 Haziran 2012 Cumartesi

Kendini Keşfetmek

Başkaları için değil kendimiz adına zihnimizi bilgi ile doldurduğumuzda,ruhumuzu güzel ahlak ile süslediğimizde gerçekten iyi insan sarrafı olan kişileri mıknatıs gibi çekeriz.Hak güzeli ve doğruyu bilsin halk bilmese de olur elbette.Hatta doğruluğu taşıyan insanların sınavı daha zordur.Dürüst bir kişilik insanlar tarafından anlaşılmayabiliyor.Tabirle herkes kendini zirvede görüyor.Oysa insan kendine eleştirel bakabilse ne kadar ilerleme kaydedecek kendi adına.Söz gelimi bazı insanlar vardır.Kendilerini maddi ve manevi hedeflerden ve yetiştirmeden uzak tutarlar,bu konuşmalarına yansır boş,gereksiz sözcükler dizimi sıralanır durur.Böylelikle kendilerine benzeyen insanları çekerler kendilerine.Sonuçta kimse kimseye olumlu katkıda bulunamadan vakit öldürür,ruh öldürür,zihni yeteneklerinden ziyan eder.İnsanın en net özeti davranışları,davranışlarının en iyi yansıması konuşmasıdır.Özellikle kendilerini her gün yetiştirmek adına öğrenen,okuyan,araştıran insanların konuşmalarına bir bakın muhakkak sizi bir konuda aydınlatır veya sözcükleri ruhunuza güneş gibi doğar.Saatler geçse de sıkılmaz ve bu sohbetin sonunda o kişiden güzellik ve sevgi alarak güzel bir insan ile tanışmanın ve hatta kazanmanın mutluluğunu yaşarsanız.Bazı insanlar vardır konuşmaları gereksiz,yetersiz ve içinde bulunduğu yaşamın aynasıdır.Konuşmalar ya kendini övgüye,ya hırsa,ya da silinip gidecek sözler öbeğine dönüşecektir.Aklınızda ve ruhunuzda yer edinmezler,silinip giderler hatta sohbetleri sizi yalnızlığın dinginliğine dahi özendirebilir.İnsan ruhunu sürekli gelişime açık tutmalıdır,hayat boyu öğrenmeye aç olmalıdır.Dolu dolu olan insanların,sözleri yıldız gibi parıldayan insanların en büyük özelliği kendilerini her zaman yetersiz görüp daima kendilerini geliştirmeleridir elbette bu bilgi ve kültür birikimini destekleyecek bir güzel ahlakın varlığı ile.Ahlaktan yoksun ilim,ilimden yoksun bir ahlakın eşitlenen terazisinde kaybeden insanın kendisi olur.Özetle anlaşılmasın ki insanlara hoş görünmek için bu çabalar.Asla..Allah'ın takdirini kazanmış bir kul,elbette kıymetlidir,bu kıymeti farkedenlerde ancak Allah sevgisini bilenler ve yaşayabilenler olacaktır.İnsan paylaşıma ve birlikteliğe yatkın bir yapıdadır.Yalnızlık da bir ziyandır,varlığı yalnızlıktan farklı olmayan insanlar da bir ziyandır.Bir hedefi olmalıdır insanın,bir duruşu.Sözlerine akseden bir birikimi.Nice insanlar vardır maddi eğitimi alıp,bunu sirayet edinemeyen hayatına.Nice insanlar vardır,kendini yetiştirmiş ve hayran bırakan bir duruşa sahip.İnsan sevgiyi de,inancı da bilinçli yaşayabilmelidir.Bu bilinci de ancak içini doldurarak elde edebiliriz.Boş insanların bu yüzden kini de,egosu da fazladır çünkü içini sadece kendine hayran olduğu bencilliği ile doldurmuştur o kadar.Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diye mırıldanırsınız bu kişilerin konuşmalarında.Zaten bu durumda kişinin davranışı da,sözü de birbirinden ilham alır.Sözler de davranışlarda birbirini takip eden hususlardır.İnsanın hayatını bu türlü ziyan edecek kadar sorumsuz olması da çok acıdır.Hayatında ruhunun ve zihninin varabileceği en yüksek zirveye ulaşabilmek için tırmanacak engebeli,yorucu ve zorlu çok yokuş var.Tırmandıkça ruhunun ve zihninin yükseldiğini farketmezsin ama yerinde sayan kişi boşluğunun dalgalarını bir kayboluş değil engin bir okyanus zanneder.Zirveye ulaşan kişi farkettiğinde kendi manevi zenginliğini ,yüksekliğe bakar ve kendini ufacık bir nokta görür,zirvede olmasına rağmen.Yerinde sayan kişi ise kendi benlik dalgalarını okyanus zannederken birgün boğulduğu suların hayalinin çekildiğini ve derin çatlakları olan bir sahrada olduğunu farkeder.En büyük sermaye kişinin kendini keşfetmesidir..
Read More

5 Haziran 2012 Salı

Sevgiye İnanmalı

Güzel bir sabaha uyandım bugün,tabiatın gözalıcı resmine ve günü aydın kılacak güneşin rengine gözleri hayran bırakan güne mutlu şekilde uyandım..İnsanların mutluluk kelimesini ne kadar tükettiğini farkettim,mutluluk etrafında dolanan kelimelerin,hayatın tam ortasına yerleştiğini.İnandıkça güçlendiği,mutluluğa ait harflerin kalıcı ve kalın yazıldığını hikayelerimize, farkettim.Farkettikçe hayatın renklendiğini,farkettikçe kendini tanıdığını.İnsanın kendini farketmesinin hoş taraflarını.Bir kaşif edasıyla geçen senelerde kendine ait izler bulması.Sonra aslında aradığımız şeyin çok da gizemli olmadığını masumca güzellikler ardında saklandığını farkettim.Mutluluğu aradığımız yolda gezinirken,bulmak adına verdiğimiz çabaların gölgesinde kaybolan sırların hayatın her yerine gizlendiğini gördüm,bir selamda,bir gülümsemede,samimi kelimelerde,paylaşmakta,inanmakta.İnsan inandıkça değerleniyor.İnandıkları uğruna duruşunu sağlamlaştırıyor iken mutluluğun eşiğinden geçiyor bazen farketmeden.İnsanlar önce iyiliğe ve herşeye rağmen iyi olabilmenin varlığına inanmalı.Hergün yağmurlu ve karanlık bir güne uyanmayı kim bilerek hazmedebilir ki?Bildiğimizi sandığımız her önyargı kendimizi karanlık bulutların ardına hapsetmektir.Kötülük,ikiyüzlülük veya yalan insanlar arasında salgın haline dönüştüyse inancını kaybedip insanlığa,kendi güneşini karamsarlığa sıkıştırmak,kendine karşı nasıl bir adalet olabilir ki?İnsan önce kendine inanmalı,mutluluğunu engelleyecek her düşünceyi iyiye ve güzele karşı inanç ile tazelemeli.Güzele ve iyiye ulaşmanın zorlu mücadelesinin kıymetin kendisi olduğunu bilmeli.Mücadele verdikçe kıymetlenen her şeyin daha da güzel olduğunu.İnanmalı insanlığın bir yerlerde gerçekten insanca yaşandığına,kötülük ve sahteliğin arasında inci gibi korunan ve parıldayan iyi insanlara inanmalı.İnandıkça varolan az ve hakiki değerlerin güneşi,karamsarlık bulutularını ergeç dağıtacaktır.

Dolunay güneşe nazire yaparcasına geceyi aydınlatıyor.Derin koyulukların içinde kendine güven ile inançla geceyi aydınlatıyor.Karanlık kalpleri hayran bırakacak iyi bir yüreğin misali gibi.Geceye toprak kokusu karışmış iken,sevdiğin insanların iyiliği ile harmanlanırken geceye mutluluğun ayı doğdu.

İnanmalı inadına sevgiye,iyiliğe.İnanmalı güzel her şeyin kötülüğün tüm seslerini bastırdığına.Güneş batar iken,karanlığa doğan ayın güzelliği ile iyiliğe inanmalı.

Gece kendini uykuya bırakırken,sevdiğin insanların yanında varolmasının şükrünü idrak ederek,mutluluğa inanmalı.Sevgi kaynağım ailem ve şu an da bu kelimelere inanarak,ilham olan sevgili kardeşim Banu'ya inançla dolu,sevgiyle örülü bir hayat temenni ediyorum hep beraber.Bazen insanlar kendi yaydıkları sevginin farkında olmadan insanlara verdiği güven duygusuna inanamaz.ve bazen insan kendini aradığı yolculuğun ilk adımında farkedebilir.Tıpkı yağmurun yaz mevsiminde tatlı tatlı yaprakları okşayıp,mevsime selam vermesi gibi.
Read More

3 Haziran 2012 Pazar

Kıymetini Biliyor muyuz?

Çocukluğunu düşler herkes anılar zihnine düştüğünde.Zaman geçer,çok da hızlı akıp gider.Geriye dönüp baktığında tek bir cümle çınlar ;kıymetini biliyor muyuz hayatın,sevdiklerimizin?Özlem ile anılan hatıraların pişmanlığa ve keşkelere dönüşmemesi için;doyasıya çıkarmalı hayatın anlamını veren unsurlarını.Zaman akıp geçiyor,ömür denilen şey her nefesimizde tükeniyor.Çok şey beklemeyin hayattan çünkü yaşadığımız şu an elimizde olan.Geçmişi sevgiyle yadetmek için,sevgiyi hayatın her yerine serpiştirmeliyiz.Sevdiklerimizin değerini anlamalı ve bu eşsiz bağı kıymetine eşdeğer yaşamalıyız.Kıymetini biliyor muyuz sevdiklerimizin?Hayatın koşuşturmasında ihmal edip sevgiyi, sevgiden yoksun asık suratlar mı dolaşıyor yoksa sokaklarda.Her sabah uyandığında sahip olduğun bir güne daha ,yeterince mutluluğu ve sevgiyi doldurabiliyor muyuz?Kıymetini biliyor muyuz sevdiklerimizin yoksa incitiyor muyuz tamir edecek çok zaman var zannederek.Tamir edecek zamanımız var mı düşünelim.Dünü ne kadar geri getiremiyorsak,telafisi mümkün iken şu anın , hayata bakış açımıza pozitifliği yerleştirmeliyiz.Keşkelere yer yok hayatta,sevdiklerimiz ile güzellikleri yaşayabilmek var iken zamanı tasarruf ile kullanmalıyız.Sevgiden tasarrufa gerek yok,sevgi çoğaldıkça artar.Asıl tasarruf zamandan kazanılmalı,yaşamı hissetmeli.Yaşam için mücadele verirken mutlu edecek detayları gözden kaçırmamalı.Farketmeliyiz noksanları ve telafi etmeye başlamalıyız hemen,mutluluk çaba ister,sevgi emek ister.Kıymetini biliyor muyuz tükettiğimiz nefesin ? Zamanın hızına ayak uyduracak,dev izler bırakacak mutluluğu ufacık çabalar ile yakalayabileceğimizi..
Read More

2 Haziran 2012 Cumartesi

Mevsimlerden Yaz İse

Kuş cıvıltıları,ışıltısı pak güneş,uçuk mavi gök,turkuaz mavinin tüm akisleri ile süzüldüğü deniz.Şehirlerin sultanı İstanbul,İstanbul'da mevsimlerden yaz.Bahara şiirler yazıldı,iltifatlar sıralandı,doğanın baharına kucak açıldı ruhlarda.Şimdi yaz geldi tüm nazlı bekleyişlerin sonunda,çiçeklerin rengarenk şölene dönüştüğü bahçelerde.Hele de minicik şeylerden mutluluk duymayı bilenlerdenseniz,ve bir de hayata olumsuz pencereden bakmamaya özen gösterenlerdenseniz,yüzünü ısıtarak uyandıran güneşin,ruhunuzda açacağı hoş sedayı tarif edecek cümleler ararsınız,bazen kelimeler ruhunuzda yanan ahengin ufak bir yansıması olabilir ancak.Bazen kelimeler birbirine benzer,ama her söylendiğinde yeni bir zamanın taze kırpıntılarını hissederek söylersiniz.Bazen ürker ruhunuz ne şahane cümleler kazınmıştır sayfalara,işlenmeyen mevzu,his kalmamıştır.Söylenmeyen his,söylenmeyen kafiye aranır durursunuz.Bazen de an gelir dünyada size özel tek ve eşsiz ruhunuzun kelimelerini dünyanın ilk defa yazılmış cümlelerine benzetirsiniz.Her sözcük sizin dünyanızda yeniden doğar,her konu sizin ruhunuzda yeniden işlenir.Bu yüzden içimden ne geçiyorsa yazmalıyım,her gün doğan güneşle yeniden yinelemeliyim cümlelerimi dersiniz.Bu yüzden hayat her gün size sunulan armağandır.Bu yüzden mevsimler vardır ruhumuzda da.An gelir susmak istersiniz,herkesin sizi anlamasını,iç seslerinizi okumasını dilersiniz.An gelir kuşlar gibi sürekli cıvıldamak,sözcüklerin aralarına minik hayat hediyesi gülümsemeler katmak istersiniz.Bazen aynı kelimelerle sürekli kendini anlatmak,bazen yabancı sözcüklerle kendine aşina olmak.İnsan olmak budur işte dersiniz.Kusurlu ama kusurlarını meziyete çevirecek bir canlı.Hüzünden sonra neşeyi kalbe misafir edecek kadar dayanıklı,ölümün varlığına rağmen hayata sıkısıkı sarılacak kadar güçlü.Ölümü unutmayıp uhrevi güzellikler ile iki dünyayı da yaşatacak kadar inançlı.İnsan bu istediğini elde edebilecek kadar zeki,vazgeçmeyecek kadar sevgiyi yaşatabilen.İnsan bu yaz geldiğinde ruhunun çocukluğa teslim olmasına izin verecek kadar hassas..Bir çiçeğin güzelliğinden mest olup,tüm dünya dertlerini ruhunda kamufle edecek kadar naif.Hele de mevsimlerden yaz ise pencereden sızan ümidin sıcak rüzgarı ise,yaşamı sevecek sonsuz cümleleri sıralamak mümkündür.
Read More

1 Haziran 2012 Cuma

Ya Hayır Söyle Ya sus

Sözlerden daha çok davranışlar konuşur,herkes etkili ve anlamlı sözcükleri birleştirip iyilik ve dürüstlük hakkında eşsiz bir konuşmaya imza atabilir.Sözleri tüketmek,davranışlara aktarmaktan daha kısa bir yol olduğundan ötürü bir kişiyi sözlerinden daha çok davranışlarına yansıyan sözlerin toplamı ile değerlendirmek lazım.Sözler ve davranışlar iyi anlamda bütünleştiği zaman kıymetli olur.Artık bir çok kişi güzel ve çarpıcı sözleri süsleyip kendini doğruluk timsali gibi yansıtırken,davranışları tersine bir izlenim aktarabiliyor.Dili nelerden arındırırsak davranışlara yansıyan olumlu bir görüntü olur dersek.Yalan,gıybet,söz taşıma,haset,kibir,öfke,hırs..Bu davranışlardan uzaklaşan dilin elbette tükettiği kelimeler ve yansıyan davranışlar güzel olacaktır.Kötülükten arınmış dil,davranışlar ile konuşacaktır.En çok kayıba imza attıran davranışların başında da gıybet geliyor.Farkında olmadan veya bizzat bilinçli yapılan gıybet hem insanların size güvenini sarsıyor hem de yaptığınız iyiliklerin bir an da ziyan olmasına sebebiyet veriyor.

Ebu Hureyre'den(r.a)şöyle rivayet edilir:"Resulullah (s.a.v)sahabelerine,

Gıybet nedir? diye sordu.Bizler,
Allah ve Resulu daha iyi bilir,dedik.Resulullah(s.a.v)gıybeti şöyle açıkladı:
Kardeşini hoşlanmadığı bir biçimde anlatmandır.Biri,
Ya söylediğim durum onda mevcut ise? diye sordu.Bunun üzerine Resulullah(s.a.v),
Söylediğin şey onda var ise gıybet etmiş sayılırsın,yoksa iftira etmiş sayılırsın,buyurdu.

Ebu Nüceyh anlatıyor:"Bize aktarıldığına göre;kısa boylu bir kadın,bir haceti sebebiyle Resulullah'ın (s.a.v)yanına gelmişti.Yanından ayrıldıktan sonra Hz.Ayşe (r.anha),'Ne kadar kısa boyluymuş!' dedi,Resulullah(s.a.v),
Onun gıybetini ettin,buyurdu.Hz Ayşe(r.anha),
Ben sadece onda var olanı söyledim,deyince Resulullah(s.a.v),
Fakat onun hoşlanmayacağı bir yönünü söyledin,dedi.

Güzelliği ve hoşluğu davranışlarımıza yerleştirmek için çabaladığımızı düşünün.Gıybeti hayatımızdan çıkarmak ,dilimizi muhafaza etmek için özen gösterdiğimizde alışkanlıklarımızın içerisine dahil ettiğimizde,gıybetsiz bir konuşmanın ne kadar hayırlı olduğunu ve boş konuşmalardan uzaklaştırdığını farkedeceksiniz.Bu çaba içerisinde karşınızda gıybet yapan biri olduğunda ve müdahele edip susturmadığınızda bu günaha ortak oluyoruz.Bu nedenle gıybettten dilimizi korurken,gıybet yapanı da dinlememek dikkat edilmesi gereken bir durum.Zaten gıybetin bol olduğu bir diyalog,bu kötü halden arındırıldığında veya uyardığınızda tepki alıyorsa o dostluktan da pek hayır yoktur.Zira dost güzelliğe yönlendirendir.Noksanlarını bilip,kusurları örtme de yardımcı olandır.

Ebu Said el Hudri(r.a)rivayet ediyor:Nebi (s.a.v)buyurdular ki:'Miraca çıktığım gece,sağlarından sollarından etleri kesilip daha sonra tekrar kendilerine yedirilen bir grup insan gördüm.Onlara,'Kardeşlerinizin etlerini yediğiniz gibi şimdi kendi etlerinizi yiyin'deniliyordu.'Ey Cebrail!Bunlar kim öyle diye sordum.Cebrail,'Onlar,ümmetinden birinin arkasından çekiştirenler,alay edenler,biribirini kıranlar,incitenlerdir'dedi.

Gıybetten arındırılan dil,kalpten buğz etmeyi de kaldırıyor.Öyle ki gıybet sonucunda kalbe kin ve buğz yerleşiyor.

'Ey iman edenler!Zannın çoğundan kaçının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurunu araştırmayın.Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin.Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?İşte bundan tiksindiniz.O halde Allah'tan korkun.Şüphesiz Allah,tövbeyi çok kabul edendir,çok esirgeyicidir.(Hucurat 49/12)

Adamın biri Hasan Basri'ye(rah) gelerek,'Falanca adam senin gıybetini yaptı'dedi.Bunun üzerine Hasan Basri(rah) bir tabak hurma hazırlayarak adamın yanına gitti ve şöyle dedi:Duyduğuma göre sen benim gıybetimi yaparak sevaplarını bana hediye etmişsin.Ben de bunu karşılıksız bırakmak istemedim.Tam anlamıyla hediyene karşılık vermediğim için özrümü kabul et'.

Ebu ümame el-Bahili'den (r.a) nakledilmiştir:'Kıyamet günü kula amel defteri verilir.Fakat orada hiç yapmadığı bazı sevapların yazılı olduğunu görür.
Ey Rabbim !Bunlar da nereden geldi ? diye sorar.Allah (c.c),
Bunlar senin gıybetini yapanların iyilikleridir,diye cevap verir.

Yahya b.Muaz er Razi demiştir ki:Bir müminin sende üç nasibi olsun;eğer bunlar sende olursa Allah katında iyilerden yazılırsın:
Eğer ona fayda sağlayamıyorsan zarar da verme.
Onu sevindiremiyorsan bari üzme.
Ona övgüde bulunmuyorsan,hiç olmazsa kötüleme.

Davranışların dile yansıması için ruhumuza da tıpkı bedenimiz gibi bakmalıyız.Ruh, güzellikleri yaşatmak için de emeğe ve bakıma ihtiyaç duyar.Kusurları düzeltmek farkında varmak ne kadar kıymetlidir.

Bir Hikaye:
Kendilerine kitap gönderilmeyen peygamberler,yüce Allah'ın buyruklarını kimi zaman rüyalarında kimi zamanda işittikleri bir ses neticesinde alırlardı.İşte o peygamberlerden biri,bir rüya gördü.Rüyasında kendisine denildi ki:
Sabah olup kalktığında gördüğün ilk şeyi ye,ikinci şeyi sakla,üçüncüsünü kabul et,dördüncüsünü üzme,beşincisinden de kaç!
Sabah olduğunda karşılaştığı ilk şey kocaman siyah bir dağ oldu.Biraz durdu,hayret etti.Kendi kendine:Rabbim bana bunu yememi emretti dedi.Sonra kendine geldi ve Rabbim bana gücüm yetmeyeceği şeyi emretmez dedi.Kalktı dağı yemek için üzerine yürüdü.Yaklaştıkça dağ küçülmeye başladı.Öyle ki yanına vardığında ufacık bir lokma halini almıştı.Aldı,yedi,baldan daha tatlı olduğunu gördü,Allah'a hamd etti ve yoluna devam etti.
İlerlerken yolda bir tas gördü.Rabbim bana bunu saklamamı emretti diye içinde geçirdi.Hemen oracıkta bir çukur kazıp altın tası toprağa gömdü.Oradan daha birkaç adım atmamıştı ki tas yeniden toprağın üstüne çıktı,tekrar tası gömdü,ama arkasını dönüp gitmeye kalktığı her seferde tas toprağın üstüne çıkıyordu,bunu üç sefer tekrarladı ve sonunda:
Ben Rabbimin bana olan emrini yerine getirdim,dedi ve oradan ayrıldı.
İlerlerken küçük bir kuş bir şahin tarafından avlanmak üzre kovalanıyordu,küçük kuş ona:
Ey Allah'ın peygamberi!Bana yardım et!dedi.Peygamber onu aldı ve elbisesinin altına sakaldı,şahin peygamberin yanına gelerek,
Ey Allah'ın peygamberi ben açım ve sabahtan beri bu avın peşindeyim.Beni rızkımdan alıkoyma dedi.Bu talep üzerine peygamber kendi kendine 'Rabbim bana,karşılaştığın üçüncü şeyi kabul etmemi emretti dedi bende kabul ettim.Dördüncüsünü de geri çevirmememi ve mahrum bırakmamamı emretti,dördüncüsü bu şahin,şimdi ne yapacağım diye düşündü,duruma şaşakaldı.Sonra bıçağını çıkarıp kendi bedeninden bir parça kesip şahinin önüne attı.Şahin kendisine atılan eti aldı ve gitti.Biraz sonra da küçük kuşu salıverdi.
Biraz daha ilerledi kokuşmuş bir leşle karşılaştı ondan da emrolunduğu üzre uzaklaştı.
Akşam olunca peygamber Rabbine şöyle münacatta bulundu:
Bana emrettiğin bütün işleri yaptım.Bana bu işlerin gerçek yüzlerini lütfunla açıklar mısın?Peygamber bir müddet sonra yattı uyudu.Rüyasında kendisine şöyle bildirildi:
İlk yediğin şey öfke idi.Öfke ilk başta dağ gibi büyük olur.Fakat kişi sabreder ve öfkesine hakim olursa en sonunda onu baldan daha tatlı bir şekilde halledebilecek bir vaziyette bulur.
İkinci karşılaştığın güzel amellerdir.O ne kadar örtülse de gün gibi aşikardır,bir yere kaybolmaz.,zayi edilmez
Üçüncüsü sana verilen emanettir,emanete iyi bak hakkını ver,sakın ihanet etme.
Dördüncü karşılaştığın ise senden bir hacetin giderilmesi için  kapına gelen biridir.Sen muhtaç durumda olsan da onu ihtiyacını gidermek için çabala.
Karşılaştığın beşinci şey ise gıybettir.Gıybet yapan insanların yanında durma.

                                                        ***


Kendi kusurlarmızı bilip o kusurları düzeltmeye çalışsak zaten dilimiz gıybete bulaşacak gafleti göstermez.Güzellikleri yaşatmanın çabası ne hoştur.


Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena