31 Mayıs 2012 Perşembe

Bir Zamanlar

Bir zamanlar derin maviliklerden ürkmeden sonsuz turkuazlığın ortasında var gücümle yüzdürürdüm hislerimi.Bir zamanlar rotasız,geriye bakmadan açılırdım maviliklerin birleştiği çizgiye.Bir gökyüzü bir de deniz görünürdü bakışlarda.Derinlikten çekinmezdi gözler,gökyüzü derinliğine çekerdi,deniz derinliğine hapsederdi.Bir zamanlar sözlerimi sonsuz maviliklere yazardım,öyle ki kelimeler fütursuzca savrulurdu boşluğa.Cümleler hesapsız yazılırdı maviliklere.Bir zamanlar korkmadan,yorulmadan umudu besleyecek yolculuklara açılırdı düşüncelerim.Sonsuz güç ile peşinden giderdi içindeki sesin.Bir zamanlar kaybolmadan yol alırdı cümlelerim,yazdığını zihnin çizgileriyle,kalbin sesiyle mürekkebe bandırırdı.Bir zamanlar sesi yüksek çıkardı yüreğin,savunma bırakmazdı farklı düşüncelere.Bir zamanlar uzak kaldı şimdi.Kendine uzak kaldı,değişen zamanla beraber varlığın ta kendisi oldu.Bir zamanlar ne düşündü ise temelinden değişti,zaman geçti..Katmanlarını tırmandı ruh güçlü olmanın.Bir zamanlar cılız ve kırılgan ruh şimdi savrulmaz bir güçle kendine inandı.Kendine inandıkça,zaman ile geçici olacak her şeyi derinliklerde kaybetti.Maviliklerin birleştiği çizgide kendi ruhunun renklerini kuşak kuşak sarmaladı düşüncelerine.Bir zamanlar kırılgan her duygunun etrafı şimdi kendinden emin duruşlara sahne oldu.Bir zamanlar sevginin derin boşluğu şimdi kendini sevmenin yüksek mertebesine ulaştı.Kendine değer verdikçe değer arrtı.Değeri,değerli olan anladı.Bir zamanlar zamanın kıymetini kaybeden ruh,zamanın sarrafı oldu,değerli ve kıymetli..Tüm boş sözlerin uzaklığında,kendini keşfettiği zamanların yolculuğuna çıkarken bir zamanları kayıp sözcüklere kaydetti.
Read More

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Misafirin Kıymeti

Evlerin en güzel süsü misafirdir.Günümüzün yalnızlığa itilen sürecinde,insanlığın kaybetmemesi gereken paylaşımlardan biridir,taze tutulması gereken,yitirilmemesi mühimdir.Mühimdir çünkü ev,içini süsleyen dekordan daha çok paylaşımın,misafirin ve ikramın varlığı ile güzelleşir.Gücünün yettiği kadarıyla ikramların samimiyetle sunulduğu,en güzel süsün güleryüz ile tamamlandığı misafirlikler.Malesef insanlar evlerini süslerken içini en güzel kıymetten uzaklaştırmaya başladı.Misafir her daim kapıların açık olduğu,sevgiyle ağırlandığı,güleryüz ve  hoş sohbetle süslendiği kıymetlidirler.

"Allah Teala'nın İbrahim'i (a.s)kendisine dost edinmesinin sebebi,onun yemek yedirmesi,selamı yayması ve insanlar uyuyorken kalkıp namaz kılmasıdır"

Ebu Şurayh el-Huzai (r.a)Resulullah'tan(s.av)şöyle dinlediğini rivayet etmiştir:Allah'a ve ahiret gününe iman eden kişi misafirlerine ikram etsin.Misafirin hediyesi,onu bir gün ve gece güzelce ağırlamaktır.Misafirlik üç gün olup üç günden sonrası için misafire ikram etmek sadaka sevabı kazandırır."
Ata (rah) demiştir ki:İbrahim (a.s) yemek ikram etmek istediği ve böyle birini de bulamadığı zaman,kendisiyle beraber oturup yemek yiyecek birini  bulabilmek için bazen bir mil,bazen de iki mil yol kat ederdi.
Hz Ali (r.a):" Din kardeşlerimi bir araya toplayıp birkaç lokmayı onlarla paylaşmak,şu çarşıya çıkıp bir köle satın alarak azat etmekten daha değerlidir"demiştir.

Bir kişi evine misafir çağırdığı zaman,misafir ve ev sahibinin uyması gereken kaideler vardır.

Ev sahibinin uyması gerekenler:
1.Misafire gücünün yetmeyeceği şeyleri yapması için zorlamamak ve bu hususta adet olan şeylerin dışına çıkmamak.
2.Helal olmayan şeyler ikram etmemek.
3.Misafir için namaz saatlerini gözetmek.

Misafirin dikkat etmesi gerekenler:
1.Eve girdiği zaman oturması,gezinmemesi
2.Kendine ikram edilene razı olması.
3.Misafirlikten ayrılırken ev sahibine hayır ve bereket dualarında bulunması.

Peygamber efendimiz(s.a.v) buyuruyor ki:
"Kim malının zekatını verir,misafire ikramda bulunur ve darda kalan yakınlarına yardımda bulunursa,nefsinin cimriliğinden(tamahkarlığın ve hırsıb son haddi)korunmuş olur"

 Dedim ki:
"Ey Allahın Resûlü! Birine uğruyorum, ne beni misafir ediyor ve ne de bana ikramda bulunuyor. Aynı kişi bana uğrarsa, ben de ona karşı aynı şekilde davranayım mı?"
"Hayır. Aksine, onu misafir et!" buyurdu.
İbn Mâlik radıyallahu anh. Tirmizî.


Güleryüz,doğallık ve samimiyet ile evimizi berekete açalım,en güzel ev misafirlerin geldiği,en güzel süs sohbet ile taçlandığı,en lezzetli ikram içtenlik ile evde olanı paylaşmaktır.

Misafir rızkı ile gelir.

İmam-ı Gazali Hz., masraflı misafirliğin dostluğa zarar verdiğini anlatırken der ki:
- Bir zat, misafir gittiği dostunun bir sürü külfete girdiğini görünce demiş ki: Dostum, ya şu külfeti kaldır aradan ya da bu ülfeti...
Unutma ki, sen külfeti kaldırmazsan külfet senin ülfetini kaldırır, bir daha kolayca gelip gidemez oluruz birbirimize. 
İsrafa kaçmadan,elimizde olanlar ile misafirlerimizi ağırlayalım ki,güçleştirmeden bu kıymetli güzelliği yaşayabilelim.
 



Read More

29 Mayıs 2012 Salı

Şehr-i İstanbul

Tüm yazılarda ismini andık,tüm şiirler adına vardı,mutluluğu da çok güzel taşıdı,hüzünleri de içine çekti.Tüm güzellikler onun edası yanında sönük kaldı,hep ona ulaşmak için gidildi başka yerlere,dönüş hep ona oldu.Yağmuru asaletle giyindi,güneşi zarafetle.Kış dahi doğallığını bozamadı,doğal ve hoş silüetinden ödün vermedi.Her köşesinden tarih okundu,tarihi yaşattı.Kalabalıklar bozamadı endamını.Yalnızlıklara dahi kucak açtı.Gözleri doyuran boğazına,her semti ayrı hikayeler taşıyan sokaklarına,gerdanına yeşil,mavi süsleri ayrı yakıştıran manzarasına gönüllerin yığınlarca sevgisini sığdırdı.En çok kendisi sevildi,tüm şehirler onun yanında sönük kaldı.Hiçbir şehrin hikayesi,onun hikayesinin görkemini yakalayamadı.Her köşesine tarihten,doğadan,insanlarından,kültüründen nice güzellikler sığdırdı.Tüm hüzünleri bir bakışla içine hapsetti.Uğruna nice şiirler yazıldı yine de sıradanlaşmadı,kıymetinden zamanla değer arttırdı.Keşfettikçe aşık olundu,aşk ile anlatıldı.Her mevsimi ayrı tat ile yaşattı.Üstüne serpen tarihle,asla eskimeyen ruhu ile hep dünyanın kalbi oldu.O çarptıkça heyecanla başka şehirler yaşamaya devam etti.Fethedildiğinde canını tamamlayacak ruha kavuştu.Kültürle süsledi kendisini.Asilliğine kavuştu tam manasıyla..


Şehr-i İstanbul...Sana baktığında güzelliğin her karesini gözler içer.Adımlar tarihe doğru yol alır.İsmini anmadan anlatılan güzellikler eksik kalır.Uzak kaldıkça özlemin sarar,ah İstanbul diye başlanır cümlelere.Gizemle çeken aşkına uygun kelimeler aranır.Senden başka her şehir biraz eksiktir ..Hayallarin resmettiği gerçeklik,rüya şehir,maneviyat kapılarının açıldığı müjdelenen şehir.Bugün can cananına kavuştu,ruhuna kavuştu şehir.Bugün müjdelenen Fatih, şehri kavuşturdu manasına.Nice dualar zikredildi o günden bu güne duayla nakışlandı şehir.Şehirlerin sultanına,sultanların sultanı kavuşturdu.İstanbul asla ölmeyecek ruhu ile...


“Kostantıniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emîr (kumandan); o asker ne güzel askerdir!” (Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)


Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır


Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır


Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır


Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır


Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır


İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır


Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır


Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır


Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır


Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır


Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır


Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır


Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır


Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır


Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır


İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır


(Nedim)


Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!.
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler....
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl KISAKÜREK









İstanbul'un fethinin 559. yılı kutlu olsun...
Read More

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yağmurun Ardından

Gün yağmurun eşliğinde gri bir havaya büründü.Havalardan etkilenen mizaçlar havaya inat içine mutluluk ve neşe taşımak istiyor.Tıpkı hayat gibi,mutluluğun yanında hüzünlerin ve zorlukların olması  gibi,tıpkı yaşam gibi her şeye rağmen yaşamanın güzelliğini keşfetmekten vazgeçmemek gibi.Yağmurun içindeki hüzünleri hatırlatırken,hüzünlerin varlığına,mutluluğun bereketini yağdırabileceğini unutma.Her yağmur damlasıyla,hüzünlerin katılaşmış varlığını sil,ruhundaki yaz mevsimini hep yaşa ama unutma baharlar son olduğunda,kış soğukluğu içini kapladığında açacak olan güneşin kıymetini daha derinden hissedeceksin.Yaşam mücadeleyi sürdürdüğün kadarı ile anlamlarına anlam katacak.Güzellikleri bulutların ardına gizleyip güneşi yakalayabilmek için çabaladığında hissedeceksin yaşamı.Bir sabah uyandığında güneş yüzünü okşarken,yağmurun sindiği toprak kokusunu pencerenden içeri yudumlarken,yağmurun berraklaştırdığı yeşil dalları parlak gökyüzünün mavi renkleri ile harmanlayıp,daha bir özlem ile selamlayacaksın günü.

Mutluluğu içinde hapset,kimsenin bozmasına izin verecek kadar yerini bulmasına izn verme.Mutluluğun güneşini içinde yükselt.O zaman yaşamana ilham verecek sebeplerini sıralarsın kendince.Kendini sevdiğinde,sevecek çok sebep bulursun.Gökyüzü yüzünde nefesini dolaştırdığında,yağmur bereketini güneşin güzelliğinden ayrı tuttuysa,yaşamak için çok sebep olmalı,gerçekten yaşamak için her şeyden mutluluk çıkarabilmeli.
Read More

Ahde Vefa

Güven duygusu uzun zamanla beraber inşa edilirken,bu duyguyu yıkmakta bilakis çok kolay olabiliyor.Sevgiyi kazanmak ve güven ile beslemek samimi bir emeğin karşılığında oluşuyor.Güven duymak ne kadar güzel bir duygu olsa da bâki olması için gereken çabanın incelik ve zariflikle örülmesi gerekiyor.Güven duygusunu yıkabilecek çok neden var.Kibir,bencillik,dedikodu,gizli kıskançlık duygusu ki bu duyguyu bir çok kişi kendinden bile saklayabiliyor.Bu nedenler uzadıkça uzar,ama güvenin yıkan sebeplerden en etkilisi de verdiği sözü tutmamaktır.Verdiği sözün arkasında durmayan insanın,güven aşılaması ve bu güveni inandırıcı kılması çok zordur.Eğer yapabileceğin bir durum değil ise hayır demeyi bilmeli,nezaket icabı söylenen evetler,daha sonra hayır cavabına döndüğünde karakteriniz hakkında karşı tarafta soru işaretleri oluşuyor ve bu durumda oluşturduğunuz güven duygusunun yavaş yavaş erimesine yol açıyor.Eğer verdiğiniz söz ne olursa olsun ağzınızdan çıktıysa karşı tarafa emanet ettiğiniz bir güveni vaat ediyorsunuz.Bu sözü samimiyetle vermediyseniz sonrasında verdiğiniz sözü daha tabiri caiz ise kaba şekilde geri çekiyorsunuz ve bu durum size negatif bakış açıları doğuruyor.Hayır demeyi bilmeli,hayır demek sevmemek,değer vermemek,saygısızlık değil aksine sağlıklı bir iletişimin anahtarı.Sürekli evetler üzerine kurulu bir iletişim sağlıklı değil tam tersine yapaylıktan kaynaklı bir durumdur.Verdiğimiz sözlerin ardında bu yapaylıktan uzak durduğumuz müddetçe severek dururuz.Kalp kırmak ve güven kaybetmek çok çok kolaydır.Değerli olan her şey zor elde edilir,emek,çaba ister,aksi her şey kolaydır.


Muhakkak ahde vefa imandandır.” (Hadîs-i Şerîf, Hâkim, el-Müstedrek)
Read More

27 Mayıs 2012 Pazar

Sevgi ve Saygı Üzerine

Hüzün kovucu düşünceler hayal etmeli,ya da hayal kırıklarını tamir edecek düşünceler veya kalp kırgınlığını düzeltebilecek erdemler bulmalı, sürekli bu düşünceleri taze tutacak kadar kendini telkin edebilmeli.Ne kadar hassas ve yumuşak huyu kararlı şekilde mizacında tutmaya çalışırsan imtihan o kadar ağırlaşıyor.Affetmeyi,güzellikleri yaşatmayı düşündükçe insanların kırıcı ve ölçüsüz hareketleri o derecede kontrolsuz hale dönüşebiliyor.Güzel ahlakın karşısında insanlar ile geçecek ağır bir imtihan söz konusu oluyor.İmtihan ağırlaştıkça insanların hadsizliği egosuyla karışıyor.Sonuçta yine susan ve yine ahlakın erdemlisinden ödün vermeyen kazanıyor.Kimsenin dostluğunu menfaatleri söz konusu olduğunda sınamayın derim çünkü bu durumda dostluk hakkında düşünceleriniz temelinden sarsılabiliyor.O zaman iyilik ve güzelllik adına inandığınız her şeyin üzerine duruşunuzu daha da sağlamlaştırmak için mücadeleniz güçleşiyor.İmtihan halini sürekli hatırda tutmak gerekiyor.İmtihan olduğunu bilip sabrınızın limitini genişletiyorsunuz.Her ne olursa olsun,saygıyı ve sevgiyi inancınızla sağlam tuttukça,imtihanın güçlüğü ile sınansanız, kaybeden gibi görünsenizde kazanan tarafın sessiz kahramanı oluyorsunuz.Gerçekliği dürüstlük ile açık sözle ifafe etme yolunu seçtiğinizde,dürüstlüğünüzden takdir almak yerine,ego ve benliğine hizmet eden insanların ne komik durumlara düştüğünüzü görüyorsunuz.Sonuç;dürüst olduğunuzda eleştiriliyorsunuz,sussanız eleştiriliyorsunuz.İnsanlara haklı görünmek çabasını kenarda bırakıp,Hakkın adaletine boyun eğmeyi bilmeli.Sınav deyip geçmeli.İnsanların bin türlü huylarına ad koymaya kalkarsanız liste uzayacak çünkü.Bazen de tüm bunların yanında ince ince tenkit oklarını şaka adı altında fırlatan kişiler var.Bu sınıf karşı tarafında bir beyin sisteminin olduğunu unutuyor.Benliğine çok güvenme,dünya hayatı türlü imtihanlar ile dolu,insanlara gönderdiğin her yıkıcı söz,geri dönecektir kendine.Bu sebeple hiçbir kötülük karşılığını sahibine yaşatmadan gitmeyecektir.İnsanları yargılayabilmek için kusursuz olmak lazım,kusursuzlukta insana mahsus olmadığına göre diline ve hareketlerine sahip çıkmalısın.Kendin olmaktan mutlu olmalısın,seni sen olduğun için sevenler varolsun,kalanı diğerleri başlığı altında toplanabilirler.Hayatın türlü güzelliği içerisinde silinip gidecek kötülüklerin baskın seslerine aldanma.Fani olan kötülük,kalıcı olan iyiliktir.Güzel huy;olgunlaşmış insanların takınabileceği bir erdemdir.
Read More

Gece Vakti Demlenir Düşünceler

Gece vakti geldi mi düşünceler demlenir ruhlarda.Koyu karanlıklarda dağılır düşüncelerin zincirleri,birbirlerine düğümlenir düşünceler,ardından bir anda çözülüverir tüm düğümler.Gece kapladığında ruhu bir fener belirir,incecik ışığı ile.Bin düşünce bir noktaya varır, günün yorgunluğunu bu ışığın huzmesinde yenmeye çabalar.Gece oldu mu sessizliğin yorucu varlığı kaplar yüreği,gözler arar bu yüzden yıldızların ışıltısını.Karanlıkta dağılan inci parçaları,gecenin hüznüne konmuş gamzeler gibidir,gece gülümsedikçe çehresini sarar güzelliği.Gece konakladı mı vakitlerden,yalnızlık çalar her şeyden biraz biraz.Yalnızlığın bir anlık düşüncesi kilitler sessizliği.Uzadıkça sessizlik doğanın sesi uyandırır gecenin bekçilerini.Hüzünleri ve günün telaşlarını kilitler gecenin siyahına.Uykunun dinlendirici ezgisine usulca yaklaşır gözler.Tatlı bir edayla yaklaşır ve yerleşir yorgun gözkapaklarına.Uzaklaştırır düşüncelerin kıyısından,yalnızlığın uğultusundan ve kalabalıkların karmaşasından.Kendini dinler gecenin siyah örtüsü nazarında.Yıldızlar rüyalara ilham verir.Koyulukların içinde beliren her şeye nazire yaparcasına.Uyku rüyanın diyarlarına gezinir,bir gün daha biterken.Tüm renkler asilce uykuya dalarken,düşünceler bu sessizliğin karşısında çaresizce döner yuvalarına.Gece vakti geldi mi sessizliğin musikisi çalar durur yürekte.Bir de yıldızlar göz kırpar doğmakta olan yeni güne..
Read More

25 Mayıs 2012 Cuma

Bir Kahve Eşliğinde Bir Evin Ruhu...

Aile kavramının güzelliğini hissettiren,ev ortamının sıcaklığını ve huzurunu yansıtan küçük detaylar vardır.Bu detaylar ile göz teması kurunca kalbine yayılan huzur hissiyatının adını koymak da güçtür.Büyük bir huzur dalgası kalbinden zihnine yayılır.Aile sözcüğünün yansıttığı bu etki bazı eşyaların üzerine yansır.Eşyaların dili konuşmaya başlar.Sessizce anlaşırsın bu dil ile.Hatıraların birikimleri eşyaların yaşlı omuzlarına konar.Gözlerinize huzuru anlatır,sessiz ve görkemli duruşu ile.Odalardan hikayeler yükselir,seneler geçer,anılar birikir ve konuşur her eşya kendi hikayesinin dilinden.Perdeler salınır yaz rüzgarlarının dokunuşu ile.Koltuklar bakışır birbirine yılların birikmiş dostluğunda.Dedenin oturduğu koltuk pencere kenarına yanaşır,sessizce uğurladığı yolcusunun ardından yerini yeni zamanların filizlerine bırakarak.Lavanta kokuları sızar içeri rüzgar ile.Odaya hakim olur anıların huzur kokusu.Çay demlenir,sohbetler eşlik eder tadına.Anne seslenir sofraya buyur eder.Baba gün batımının ardından doğar eve güneş gibi.Anne ve babanın yüzünde asılı duran gülümseme yayılır tüm eve.Kardeşler tatlı tatlı atışır,büyümekte olan zamana anımsaması tebesssümle gelen anılar bırakır bu zamanlar.Eşyalar bu tablonun herhangibi bir figüranıdır.Figüran değişir,ev değişir,ama anılar yaşadığın her çatının altında tekrar toplanır.Eşyalar hatıraların ruhunu yansıtır.Ev,sığındığın bir nesneden çok sevdiklerinle paylaştığın anların huzurlu sahnesidir.Eşyalar yansıtır ailenin yaşam hikayesini.Sessiz ve asilce ağırlar hatıraların varlığını.Berrak bir gönüle,huzurun güneşi doğar.Misafirler gelir evin çiçekleridir çünkü.Değer katar bu çatının altına.Kıymet verir.Paylaşımın değerine değer katar.Muhabbetler koyulaşır,yıllar geçer,çehreler değişir eşyalar anlatır değişimin derin hikayesini.Türk kahvesi yapılır,en samimi ve içten sohbetlerin yanına.Eve tarifsiz kokusunu yayar,sohbetin hoşluğu ile denk düşer bu koku.En özel günlerde baş köşeye oturur türk kahvesi.Bayramlarda tamamlar tatlının şerbetini.Ailesinin kıymetlisi istenirken sunulur en şık tepside suyun azizliği yanında.Kokusunu evin huzuruna yayar.Türk kahvesi bana hep evi anımsatır,evin huzurunu,ailenin kıymetini.Eşyaların dilini çözdürür,ince fincanların bol köpüklü sunumu.Kırk yıllık hatrına değer bir eda ile..Bir kahve eşliğinde bir evin ruhunu dinlemek..
Read More

24 Mayıs 2012 Perşembe

Regâib Kandili

Üç ayların gelmesi ile bereketli ve mübarek günlerin kapıları gönüllerimize açıldı.Bu gece Regâib Kandili,bu müstesna zamanların kıymetini bilip,hakkıyla idrak edebilenlerden olabilmek duamız.Bu gecenin feyzinden ve bereketinden nasiplenen gönüllerin yaktığı ışık ile aydınlanacak gecemiz. Regâib Kandilimiz mübarek olsun.Mevsimlerin sıralanıp,bir kez daha kavuşabilmenin hazzı ile kandilimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.Bu gece üç ayların gelişinin müjdecisi,mübarek ola..

Allâhümme bârik lenâ Recebe ve Şa’bâne ve belliğnâ Ramazân.
 


Receb-i şerîfin ilk cuma gecesi Regâib Kandili’dir. Bu geceye Regâib denilmesi, melekler bu geceye çok rağbet ettikleri içindir.

Peygamber Efend
miz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Receb’in ilk cuma gecesinden gâfil olmayınız. Çünkü bu geceye melekler Regâib ismini vermiştir. Bu gecenin üçte biri olduğunda gökyüzünde ve yeryüzünde hiçbir melek kalmaz, hepsi Ka’be’de ve onun etrâfında toplanır.

Cenâb-ı Hak hâllerine muttali’ olur ve ‘Ey meleklerim! Dilediğinizi benden isteyiniz’ buyurur.

Onlar da ‘Ey Rabbimiz! Senden isteğimiz Receb ayında oruç tutanları bağışlamandır.’ derler. Allâhü Teâlâ “Bağışladım” buyurur.

Bu gece, Hz. Âmine’nin âlemlere Rahmet olan âhir zaman peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e hâmile olduğunu anladığı gece olmakla şeref kazanmıştır. Çünkü kâinâtın varlık sebebinin cihâna teşrîfi yaklaşmıştı. Hz. Adem (a.s.)’dan îtibâren asırlar boyu intikâl eden nur-u Muhammedî, Hz. Abdullah’ın alnından Hz. Âmine’ye geçmişti. Kısa bir zaman sonra da asıl sâhibini bulacaktı.

Bu gecenin feyiz ve bereketinden istifâde etmek için uyanık olmaya, bu geceyi ibâdet ve tâatla ihyâ etmelidir.



“Muhakkak ki cennette Receb denilen ve sütten daha beyaz, baldan daha tatlı bir nehir vardır. Kim Receb ayında bir gün oruç tutarsa Allâhü Teâlâ ona bu nehirden içirir.” (Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu's-Sağîr) 

REGÂİB GECESİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBÂDETLER

Bu geceyi oruçlu olarak karşılamalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. İki rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda,...
Fâtiha’dan sonra her rek’atte 3 İnnâ enzelnâhü... ile 12 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra, 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır. Salât-ı Ümmiye şudur:

“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini’n nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”

Secdede 70 defa “Sübbûhun Kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l-melâiketi ve’r-Rûh” okunur. Secdeden kalkıp bir defa “Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke ente’l-e’azzü’l-ekrem.” okunur. Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa “Sübbûhun Kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l-melâiketi ve’r-Rûh” okunur.

Secdeden sonra duâ edilir. Duâda Allâh’a şu şekilde ilticâ etmelidir: “Allâhümme bârik lenâ Recebe ve Şa’bâne ve belliğnâ Ramazân.”

Regâib Gecesi’nden sonraki gündüzde, yani cuma günü öğle ile ikindi arasında 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha, 7

Âyetü’l-Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbi’n-nâs sûreleri okunur.

Namazdan sonra 25 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîmi’l-kebîri’l-müteâl”, 25 defa “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk” diyerek istiğfâr ve sonra da duâ edilir.


Dualarımızın kabul,ibadetlerimizin makbul olduğu hayırlı kandiller dilerim...



Read More

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Hanımeli

Bahar tacını yaza bırakmaya hazır bu günlerde.Doğanın yeniden doğuşunu hayranlıkla izliyoruz mevsimlerin tekrarında.Her mevsimin kendine has güzelliği var ama baharsa aylardan,şehrin İstanbul ise gözlerin doyamayacak kadar güzelliğe bakması kaçınılmaz.Çiçeklerin güzelliklerini,zarifliklerini sırasıyla salınarak sergilediğini görürsün.Yeşil ve mavi renklere boyanmış doğa,içine tüm renklerin coşkusunu alır.Mis kokular yükselir bu doğal cennetin yanına.Hanımelleri açmış, zarif çiçeklerinden büyüleyici miskler dağıtmaktadır.Nazikçe sarmalamıştır yapraklarını yeşilliğin örtüsüne.Kendisini, kokusunun büyüsünden hayranlıkla arar gözler.Şehir akşamı açarken sergisine,insanlar dönerken evlerine,İstanbul'un kendine has,hikayeler barındıran yollarında yorgunluğunu kaybederken adım adım,hanımelleri dağıtır etrafa davetkar kokusunu.Yaşamak güzel şey doğrusu diye mırıldanır insan içinden.Minik bir gülümseme dağılır yürekten çehremize.Adımlar yavaşlar günün yorgunluğunu baharın ruhu okşayan havasını içine teneffüs ederek dinlenirsin.Hanımeli kokar sokaklar,karmaşa ile zarafetin bütünlüğünü asilce sergilerken İstanbul..Bir dost hatırlatır bu tabloyu,kalemi ruhuna dokundurup mısraları çiçeklerle süslerken.Dostun candan adını telaffuz edersin.Yaşamın paylaşmak ile güzelleştiğini anımsarsın,hanımeli kokar sokaklar güzel bir sözün ruha dokunuşu gibi...Hayatın bir sürü güzelliği armağan ettiğini düşünürsün,hanımeli kokar sokaklar,İstanbul'un ruhuna serpilmiş çiçekleri ile..Hayallarini canlandırır,adımlarını hayallerin sokaklarında gezindirir,misk kokusu hayallerinden zihninin gerçekliğine ulaşır.Candan bir cümle ilhamın kanatlarını yüreğinde uçurur,hanımeli kokusu ile.Sevgili dostum Canan'a sevgiler...
Read More

Kovala Tembelliği

Günler,aylar,seneler birbirini kovalarken,hatıralar sevimli halleri ile zihinde yer edinirken,aynalara değişen ifadelerle bakarken,hayatın hızı karşısında mutluluğa sıkı sıkı tutunmaya çabalarken,yaşamı kendimizce yaşarken,hayata pozitif bakmamız için çok sebep,mutsuzluğa yakalanmak için tembelliğin en kolay seçim olduğunu bilirken,tembelliği zihnimizden,kalbimizden,bedenimizden uzaklaştırmak için tüm çabanın kendi elimizde olduğunu bilir iken,hayatımızdan tembelliğin hükmünü silmenin yolları bilmemiz gerekiyor.Tembellik yeteneklerin üzerine sinen ve bu yeteneklerin keşfini engelleyen en büyük etmenlerden biridir.Tembelliğin en çok da sığındığı faktör özgüven eksikliği oluyor.Oysa özgüven eksikliği de tembelliğin kolay kaçış noktalarından biri.İnsan istediği her şeyi kazanacak,kendini değiştirecek kadar güce sahiptir.İstemek ve harekete geçmek,zihinde ve bedende oluşan tüm engelleri ortadan kaldırabilecektir.Bu sebepten ötürü yapmamız gereken bir vazifeyi yarına erteleten,önemsiz kılan her durumda tembelliğin yeteneklerimize gem vurmasına olanak sunuyoruz.Her insan kendine has yeteneklere sahiptir.Bu yeteneği keşfedip,harekete geçmek yaşamı canlı tutacak hareketliliği sağlayacaktır.Mutlu olmanın en büyük gerekliliğinden biri de bir amaç ve yaşam stili doğrultusunda yaşamak,zihni ve bedeni canlı tutmaktan geçer.Tembelliğin çekiciliği sonunda yaşamın çekilmezliğini getirecektir.Oysa hayatı sürekli kılan devamlılıktır.Yaşama renk veren çaba,hedef ve kişisel yeteneklerin keşfidir.Öncelikle kendini sevmekten ve kendine saygıdan dolayı tembelliği saf dışı bırakmalıyız hayat sıralarından.Tembelliğe yol açan tüm faktörleri araştırıp,alışkanlıklarımızdan uzaklaştırmalıyız.Kişinin çözümü kendisindedir.Zaaflarını ve noksanları veya yeteneklerini ve karakterini kendisinden sentezleyip tembelliğin duvarlarını yıkabilir.Zamanla tembelliğin yerleşmiş alışkanlıklarını kırabilir ve kendisini hayattan nasıl izole ettiğini çok yakınen görebilir.Bir kağıt ve kalem alarak harekete geçmeli. Hayatında istediklerini ve şu anda memnnun olmadığı her şeyin listesini yapmalı.Hayat tarzının analizini çıkarmalı ve günlük kararlar alınmalı.Yenmek istediği herşeyin zaferini tatmak için azim ve inat ile güzel değişimlerin imzasını atmalı bu satırlara.Yaşam kişinin kendine en uygun bulduğu faydalı hedeflerin doğrultusunda yaşamını manalı kılacak adımları atması ile mutsuzluk ve huzursuzluğun gölgesinden çıkacaktır.Kendini eleştirip,hiçbir şeyi değiştirmeyecek hareketi sağlayamayacak bir eleştirinin varlığı sadece kişiye acı verecektir.Kendini bilip,değiştirmek izlenmesi gereken yol.Tembellik hem bedeni hem ruhu mutsuzluğun kıskacına hapseder.



İnsanlar neden ölür bilir misiniz? Tembellikten, inançsızlıktan ve yaşamı, yaşanmaya değer kılmayı becerememekten..

Bernand Shaw
İnsanın kendini keşfetmeden,yeteneklerini kullanmadan tembelliğe esir ettiği bir yaşam en büyük cezadır kendine.Kendine inanmak kişisel zaferin ilk adımıdır.Kişisel zafer de mutluluk ve huzurun varlığıdır.Hayatımızı kendi ellerimizle israf etmeyelim.Zihnimizden ve bedenimizden tembelliği kovalayıp,kendimize ait öz manalarımızı keşfedelim...




Read More

22 Mayıs 2012 Salı

Gönülden Kaleme Düşenler

Günden akisler

Kuş cıvıltıları ile sabaha uyanmak.Yanında bir de ışıldayan güneşin ruhu ısıtması.Doğanın güzelliğini ruha aksettirmek.Yeni bir güne,yeni zamanların sürprizlerini yaşamak.Mayıs ayının içinde sakladığı neşeyi,saklandığı yağmurların ve yüklü bulutların ardından etrafa yayması.ve güzel heyecanları yanında getirmesi.Mutluluk tarif edilse küçük sevinçlerin yüzümüze kondurduğu tebessümleri tarif ederdim.Kuş cıvıltıları eşliğinde yaz mevsimine merhaba demek.Tüm karamsarlık bulutlarını ruhumuzdan bertaraf etmek.Mutlu anlarımızı kalbimizin anılar köşesine sığdırmak.Olumsuz her şeyi öğütmek,yok etmek.Doğanın sesinde huzurun tınılarını dinlemek.Yeni bir heyecanı sevgiyle kalbe aşılamak.İnsan sevdiklerinin özetidir.Sevdikleri kişiler hayata bakışının yansımasıdır.Yaşam tarzı inancının ve kalbinin sunumudur.Sözleri kalbinin eseridir.İnsan nasıl yaşıyorsa yörüngesini öyle tayin etmiştir.ve insan gücünü sevgi ve inancın doğrultusunda harcamalıdır,bu harcama en kısa zamanda kazanca dönüşecektir.Herkes aslında iyiyi de kötülüğü de kendisi biçer.Hayat sonunda emin olduğun her şeyi türlü sınavlardan sonra yüreğine getirir.Emin olmak ve vazgeçmemek hayatın sevdiği kurallardan.Alışkanlıklarımızda günlük davranış ve huylarımızın rengi.Her alışkanlığı hayat stilimiz şekillendiriyor.İnandığımız her şey bizi yansıtıyor.


Mübarek Yolculuk


Mübarek ve uzun bir yola,ruhları saran aşkla gönüllerini şahlandıran inançla çıkan,dünyada uhrevi güzellikleri göz ile görüp gerçek manayı keşfedenlerin yolculuğu..Zamanın durduğu,gözlerin daha önce gördüğü tüm güzellikleri silen ,kalbi sevgisiyle mühürleyen topraklara bugün anneciğimi yolcu ettim.Umreye giderken,duyduğu heyecan ve mutluluğu gözlerinden o kadar tatlı okudum ki,(gözler mutluluğun en kısa yoldan yansımasıdır çünkü.)gidenlerin görenlerin mübarek toprakların aşkına daha bir kuvvetle sarıldığını anladım.Bir görmek isteyen yanıyor bu sevgiyle,bir de gören tekrar kavuşmak için.Dünyadaki sığlıktan öteye geçip manevi güzelliklerin merkezine yolculuk etmek,o hazzı göz ve gönül ile idrak edebilmek ne hoştur.Kabe-i Muazzamaya bakmak,dua etmek ne güzel bir fırsattır.Peygamberimizin (s.a.v) mübarek varlığının şereflendirdiği yerlerde bulunabilmek,hissetmek ne güzel bir lütuftur.Kalplerin yolculuğudur,gözlerin şahit olmasıdır kalp atışlarına.Öyle ki inancın nabzını hissedersiniz,duanın,ibadetin deryası içinde.Nefsi köle bilip,dili lâl kılıp,boyun eğersiniz Mevlamızın büyüklüğü karşısında.Mübarek yolculuğa nasip olmadım henüz ama giden yakınlarımdan öyle bir ruh hali yansıdı ki bana, manevi derinliğini hissetmem için,görenlerden olmayı istedim.Dünya sevgisinin küçülüp,uhrevi zenginliklerin çoğaldığı bu mübarek yolculuğu kalben yaşayıp,gözlerinde bu zenginliğe doyması için nasip olmayı dua ettim .İnsan en çok anlatmaya çalıştığı şeyler de kendini arıyor.Kalbi Allah-ü Tealanın ve Peygamberimizin sevgisiyle dolu olanların,ırk,cinsiyet,millet farklılığı olmadan tek bir aşk ile çıktıkları bu mübarek yolculuğa nasip olmak duası ile...
Read More

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Recep Ayı

Bazı çabaların mükafatını kat kat alacağın günler vardır.O zaman ümit ile korku arasında olabilmenin terazisini bol ümitli günlerin müjdesi ile çok güzel dengeleriz..Maneviyatın müjdecisi bu günlerin farkında olabilmek ve manevi huzura koşabilmek ne güzeldir.Bu günler öyle coşku hissi verir ki kalbe inancın ve ibadetin zirvesini tırmanmanın yollarını sunar.Kul olabilmenin hakkıyla ferahlığını hisseder gönüller.Ufukta keskin bir ışıltı sarar gözler bu ışıltının parıltısı ile görmez olur,gönül gözü ile arşınlanır mesafeler.Hoşgeldin üç aylar.Kararmaya yüz tutan nefislere bir kez daha arınma zamanı veren,Allah'a (c.c)şükür ve hamdolsun.Müjdelerini bilip de idrak edebilmek nasip olsun.Recep ayı bu müjdeli ayların ilkidir.


" Beş gece vardır ki bu gecelerde yapılan dualar reddolunmaz.Cuma gecesi,recep ayının ilk gecesi,şaban ayının onbeşinci yani berat gecesi ve bayram geceleri." Hadis-i Şerif


Recep ayı Allah-ü Teala'nın ayıdır.Bu aya oruçlu girmelidir.Recep ayının 1. günü oruç tutanlara 3 senelik,2.günü oruç tutanlara 2 senelik,3.gün oruç tutanlara 1 senelik nafile oruç sevabı verilir.Bu ay Allah-ü Teala'ya mahsus bir ay olduğu için ihlas süresini çok okumalıdır.Bu aya hürmet olarak günde 11 defa ihlası-ı şerif okumalı,tevhid,istiğfar,salavatı-ı şerifeyi ihmal etmemelidir.Recep ayında hergün başında ve sonunda 7 fatiha ve 100 ihlas-ı şerif okumakta çok sevaptır.


Recep öyle bir aydır ki, Allâhü Teâlâ onda işlenen hayırlara kat kat sevâb verir.

Bu ayda edilen duâ müstecâb olur. Onda işlenen küçük hatalar affolunur. Onda işlenen hayrın sevâbı gibi işlenen günahın cezâsı da kat kat olur.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerîften başka en çok Recep ve Şabân aylarında oruç tutardı. Hz. Hüseyin (r.a.) “Receb ayında oruç tutunuz. Zira Receb Allâhü Teâlâ’dan tevbedir.” buyurdu.

Peygamber Efendimize (s.a.v.) “Yâ Resûlallâh! ‘Recep Allâh'ın ayıdır’ ne demektir,” diye sorulunca “Recep Allâh'ın ayıdır. Çünkü Receb, Hakk’ın mağfiretine mahsus bir aydır... Bu ayda Allâhü Teâlâ peygamberlerin duâlarını kabûl etmiştir. Bu ayda Allâh, evliyasını düşmanlarından kurtarmıştır.

Bir kimse bu ayda oruç tutsa, Allâh ona üç türlü lütufta bulunur; onun geçmiş günahlarını mağfiret eder, kalan hayatında (hayır üzere bulundukça) onu korur, mahşerde susuzluktan emin kılar.



Bir yaşlı zât ayağa kalkıp: “Yâ Resûlallâh! Ben Receb ayının hepsini oruç tutamam” deyince “Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş gibi olursun. Çünkü hasene on katı ile yazılır, Ammâ ilk Cuma gecesinden de gâfil olma” buyurdular.


Sermayemizi ibadet ve güzel ahlak ile doldurup,Allah rızası için harcayabilenden olalım.Dilimiz bu duaları tekrar ederken kalbimize içtenlikle sinip,güzel ahlak ile taçlandıralım.İslam dini,ibadet ve taatı,güzel ahlak ile bütünleştirip kıymetlendirir.İbadetlerin ahlaka nüfus edebilmesi için tam manası ile yapılması gerekir.Kalbin paslarını ancak bu güzelliklerde devamlılık ve samimiyet ile temizleyebiliriz.Bu mübarek günlerde hayrımızın bol,ahlakımızın iyilikler ile bezenmesi için duada bulunalım.Öyle ki Allah-ü teala'nın rahmeti sonsuzdur.


Receb tevbenin kabûlüne, Şabân şefâate, Ramazan ise sevabların kat kat olmasına vesiledir. Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayı yani ekip suladığını biçip devşirip toplayacak bir aydır.


Allah-ü Teala'nın rızasını kazanmak,Peygamber efendimiz'in (s.a.v)şefaatine nail olmak duası ile.Üç aylarımız mübarek olsun...






 
Read More

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Dua

Nice zamanlar geçiyor ömürden.Ömür hız kesmeden tükeniyor,hem de sonunu kestiremediğimiz,bilemediğimiz bir güne doğru.Gerçekle,yalanın,kalıcı ile geçicinin hesapları karışmış günlerde yaşıyoruz ömrü.Yalan ömrü,gerçek kılamayacak şeylerle gün tüketiyoruz.Kalıcı olanları,geçici dünyaya esir ediyoruz.Gün geliyor idrak ediyoruz ne malayani şeylere nefes tüketiyoruz.Gün geliyor dua ediyoruz,gaflet uykusundan uyanmak için,duaya sığınıyoruz.Duaya huzurun kapısına yüzümüzü çevirdiğimizde daha bir sıkı sarılıyoruz.Ömür kısacık..Sevdiğimiz her şey toprağa karışacak kadar fani.Sonsuz olan,baki kalan amellere yüz çevirip,üç günlük dünyaya hiç bitmeyecek gibi sıkısıkı sarılıyoruz.Oysa sonsuzluğun mutluluğunu ve güzelliğini dünya hayatına savuran nefisler,bunun hesabını yapamayacak kadar aciz kalıyor.Terazinin bir kısmına kısa dünya hayatını koyuyor,bir kısmına sonsuz ahireti gaflet uykusuna bırakıyoruz.Dengeyi sağlayamıyoruz.Tüm arayışlar,tatminsizlikler ve huzur yokluğu maddiyata adanan kalplerin kararmasından kaynaklanıyor.Kalbi temiz kılacak vazifeleri ihmal edip,arayışı dünya hayatına yayıp,kendimizi kandırıyoruz.Kalbi bu dinginliğe ulaştırmak için manevi vazifelerin yanında,duayı dilimizden eksik etmememiz gerekiyor.Dua her daim dilimizden düşmeden,gönülden ve candan  olmalıdır.Tüm eksik ve noksanlarımıza rağmen Allah-ü teala'dan(c.c)af ve mağfiretini istemeli ve duanın ehemmiyetini dilimize ve gönlümüze ikrar etmeliyiz.

"Dua İbadettir"

Peygamber efendimiz(s.a.v),"Dua ibadetin ta kendisidir"buyurmuştur.

Acizliğin,hatanın ve nefis zayıflığının içinde sığınıyoruz duaya,makbul olması ,doğrunun,ibadetin ve taatın kabulu için istiyoruz,güzelliğin daim olması adına dilimizi gönülden gelen pişmanlık ve günahlara kefaret olsun diye gönülden gelen dualara teslim ediyoruz.Kendimize ve her canlıya duaların kabuluna nail olsun diye,duanın samimiyetinde yalvarıyoruz.Her hataya,yanlışa,günaha,tembelliğe rağmen kuluna tövbe kapılarını açık bırakan Rabbimize acizane dualarımızla yöneliyoruz.Dilimizi dua ile süsleyince biliyoruz ki hiç ummadığın bir zamanda yüreğe güzelliklerin umut kapısı açılır.Hayatımıza gereken uhrevi çekidüzeni vermek için,sürekliliği için duaya her an devam ediyoruz.Herşeye kafi olan Rabbimizden niyaz ediyoruz,ne güzel bir imkana sahibiz.Ne büyük bir lütfa dilimiz ve kalbimiz sahip.



Read More

18 Mayıs 2012 Cuma

Mümkünse

Mümkünse sussun sözüne yalan karışanlar..Mümkünse benlik kaplayan sözler kaybolsun dudaklara dökülmeden.Mümkünse kıskançlık kaplayan ruhtan dizilmesin kelimeler.Mümkünse temizlensin cümlelerden dedikodular.Mümkünse sözler taşınmasın kişiden kişiye.Mümkünse gözler ile sözlerin tutmadığı samimi! kelimeler olmasın.Mümkünse empati kursun yargılayıcı sözler.Mümkünse anlamaya çalışsın cümleler birbirini kızgınlıkla kalbe saplanmadan önce.Mümkünse içtenlikle hatır sorulsun.Mümkünse menfaate dair kurulu olmasın cümleler.Mümkünse faydası dokunsun sözlerin.Mümkünse kırmaktan çekinsin,Mümkünse kendi bakış açısı ile hüküm vermesin kimse kimseye.Mümkünse bilsin kırılan kalbin onarılması yıkmak kadar pratik değil.Mümkünse sözlere gözlerin güzel bakışı yerleşsin.Mümkünse bakışlara yüreğin saflığı yansısın.Mümkünse unutmasın kimse hayat çok kısa.Mümkünse bilsin hayat benliğe,kızgınlığa,nefrete teslim edilmeyecek kadar kısa.Mümkünse nezaket zorunluluktan değil samimiyetten alsın kaynağını.Mümkünse menfaati devreye girdiğinde insanlar maskelerini indirmesin.mümkünse maskeler olmasın.Mümkünse güzellikler kazanç olsun.Mümkünse affetmeyi bilmeli,mümkünse ikiyüzlü olmamalı,doğru bildiklerini insanlara göre değiştirmemeli.Mümkünse tüm bunların sınav olduğunu unutmamalı...




''Kimsenin yıkımından kıvanç duymam ben; bir duvar kağıdı gibi derindeki yıkımlarda yansıyan mutsuzlukların hazin zenginliği gerekmez bana.''

Charles Baudelaire
Read More

Hayat ...

İnsanın hayatta kendini özetleyen bir cümlesi olmalı.Yaşam manalarını içine sığdıracak kadar derin ve meramını anlatacak kadar kısa.Boşluk bırakmalı bu cümlelerin aralarında zamanı gelince dolduracak en uygun kelimeler bulununca doldurulması için.Bazen cümleyi tamamlayacak kadar yoğun anlamlara ihtiyaç duyar bu boşluğu tamamlayan kelime.Bazen hayatın anlamı için bir anahtar niteliğinde olur..Bazen aylar yıllar sürer boşlukların yerini uzunca üç noktalar alır.Ya bir sonu niteler bu,ya da bir yenilik simgesidir.Çok düşününce bulanmaya başlar zihnin suları.Hayat kovaladıkça kaçan yaramaz bir çocuğa benzer.Bazen yorulur,elini kolunu bağlar kocaman boşluklara sığınırsın köşende.Bazen bir ışık belirir yürekten;tüm kilitli düşünceleri aynı anahtar açar.Bazen hayatın anlamını özetleyen cümleyi farkına varmadan yazarsın zihnine.Bazen yazdığın yanıltır aslında kelimeler dilinin yabancısı olur..Gözleri boşluklar korkutur.özgürlük ürkütür bazen..Bazen tüm anlamlar için zaman yetersiz kalır.Sıfırlanır tüm anlam heybeleri.İnsanın kendini özetleyen kelimesi olmalı..Bu kelimeyi tamamlayacak cümleler olmalı.En büyük boşluğu dolduracak bir sevgi.Sevgiyi isimlendirecek bir aşk.Aşkı değerli kılacak bir ruh.Ruhu dengede tutacak bir saygı.Saygıyı ebedi tutacak bir güven.Cümleleri mecazlara taşıyacak ,sevgiyi çizen mimarlar olmalı hayatında insanın.Öyle mimarlar ki asla yıkılmayacak malzemeden kurmalı,kalıcı kılmalı eserlerini.Yıllar geçtikçe sanat kılmalı eserini.Öyle sevdiklerimiz olmalı ki tüm boşlukları atlamamız için elini her daim tutacak.Bazen de aradığımız kelimeyi sessizce fısıldayacak.İnsanın kendini yansıtan sevdikleri olmalı..Emeği değerli kılan,yalnızlığa uzanan yolda,hayatı kıymetli kılan...Hayat cümlemize bırakılan boşluğa sevgi dolu kelimeleri anlamı bozulmadan yerleştiren sevdiklerimiz olmalı...





Read More

17 Mayıs 2012 Perşembe

Yol

Yollar uzadı gözlerimde.Uzaklaştı kendimden bakışlarım.Uğultu sardı etrafı,bulutların içinde emanet hayaller bıraktım.Sözlerimi içime attım.Endişelerimi sessizlikle, özenle yerleştirdim yaşam sevincine.Yollar değişti adımladıkça.Yavaş yavaş usulca çok şey değişti hayatta.Hayat bildiklerini okudu sakince.Yollar aştım kendimi bulmak için.Buldukça kayboldum kendimde.Korkularımı üzüntülerimi yenen güçlü yüreğin buyruğuna sundum.Nefes aldı korkularım derince.Derinliklerde kavruldu yüreğim.Önce yürek güçlendi sonra akıl himayesine girdi.Düşündüm derin boşluğun içinde hayata bağlayan ipleri yüreğime.Tutundum inandığım hayata.İnanmaktan vazgeçmediğim sevgilere.Güçlü kılan herşeyi hayatın cilveli hediyeleri saydım.Zarif yüreğimi görülmez güçle çevreledim.Güçlü kıldıkça kendimi mutluluğun gerçekliğini tüm çıplaklığı ile gördüm. Yolları adımladıkça,geriye dönmedikçe bakışlarım, kıymetlendi adımlarım..Ne geçmişe takılıp sendeledim,ne sendelediğim engelleri düşündüm ne de zamana uzandı gözlerim.Yürüdüğüm her zamanı sermaye bilip,kıymetini kendim biçtim her ne varsa..Yolları geride bıraktıkça teşekkür ettim geride kalanlara,güçlü kılan kalıntıları için.Aklımda tutunan sadece güzel zamanlar.Yüreğim izin vermez kendisini incitenleri baki kılmaya anıların hayalinde.Güzel zamanları eledikçe belirdi rengi adımlarımın.Yollar uzandıkça,büyüyen ruh güvende hissetti kendini.Teşekkür edecek gücü buldu,sitemsiz cümleler kurabildiğine hayret ederek..İncilmeye karşı kalkanlar kuruldu görülmez kılıfında,aldırış etmeden rüzgarları yoldaş edindi gözlerim.Görülmez rüzgarların hissettirdiği yörüngelere girdi yollarım.Yollar hep bir hüzünle başladı,hep bir varışla bitti.Her vardığında adrese hüzünle,sevinçleri karmakarışık etti zihin.Yürek hüznü zamanla yoketmeyi çok iyi başardı.Yollar uzadı yüreğimde,üstüne sinen yolculuğun çekingen misafirliğinde...
Read More

8 Mayıs 2012 Salı

Ay Doğdu Geceye

Koyu lacivert kadife gibi boğaza karşı seyre daldım bu gece.Ilık ve sıcak incecik bir rüzgar okşuyor denizi,yazın kokusunu getiriyor yanıbaşıma.Ay denize öyle sıcacık bakıyor ki ışıltısı alaca alaca boyuyor denizi.Bu gece ay güzelliğini şah edinmiş,hükmünü sürüyor.Gözleri mühürlüyor ay..Güzelliğini gözlere mühürlüyor...Şehrin ışıkları bu güzelliğin yansıması altında köşesine çekilmiş gibi sanki.Ay parıldıyor bu gece.Tüm güzellikler gibi ruhun huzuruna gözleri şahit tutuyor.Yazı özlemiş şehrin sultanı İstanbul..Ayın şahane süzülmesini gökyüzünde seyreden gözler bu anın tadını hafızalara kaydediyor.Avuçlarıma düşecek kadar yakın,gözlerimi kamaştıracak kadar uzak bir edası var,ay bu gece güzelliğinden ödün vermeye niyetsiz.Denize yansıyan kadife renklere akisler yapıyor,gökyüzünde yavaş yavaş salınıyor.Gökyüzünün tüm umutlarını toplamış..Denizin tüm asaletini çekmiş bakıyor uzun ve derin..Güzelliğini sessizliğin naif uykusuna teslim ediyor.Ay bu gece başka doğuyor,başka gülümsüyor.Karanlıkların bile içinde barındırdığı umutları var diye sesleniyor.Güzelliğe doyuyor gökyüzü bu gece ay gibi..
Read More

Samimiyet

Güzel ve şık cümlelere alışkın kulaklarımız artık işitmek için samimiyete ihtiyaç duyuyor.Güzel sözlerin ardından destekleyici bir samimiyeti yakalamak istiyoruz.Her davranışta,yaşayışta,konuşmada,kısaca yaşamın ta kendisininde odak noktada samimiyet olmayınca olmuyor.Ya yarım kalıyor samimi olmayan her neyse yada güven yıkıyor.Samimi olunmayan her hikaye yarım kalmaya mahkum..İçtenliği bir seçenek değil mecburiyet diye algılamalı.Samimi bulmadığımız hiçbir sözü söyleyerek dilimizi yalancı çıkarmamalıyız.Uhrevi güzellikler bu içtenlik paralelinden uzaklaştığın zaman gittikçe küçülen bir nokta halini alacaktır adeta.Uhrevi güzelliklerin yok olduğu gönülde maddi varlıklar ne derece bol olsa da bu kez iç dünyanın huzurunda derin boşluklar açılır.Muhtemelen bu boşluklara kişinin kendisi düşer ama sebeplerini hep dışarıda arar kişi.İnsan en büyük yenilgileri de en kıymetli kazançlarıda kendi kendine yapar.Asıl keşif kendini bilmekten geçiyor.O zaman gönül hanesine bol bol samimiyeti dağıtmalı.Yaptığın işte,söylediğin sözde,kalpte samimiyet bulunmadıkça hayır aramakta bulmakta imkansızdır.Güzelliklerin doğum yeri kalptir.Kişinin gönül güzelliği davranışlarına.sözlerine yansır.Yalan ve nice kötü huyların yabani ot misali kaplandığı gönülde samimiyetin çimleri yeşeremez.Nedir bu samimiyet?Yaşamımıza yön vermemiz için gerekli olan maddi ve manevi tüm unsurları kalpten bir istek ve içtenlikle yapmaktır.Gönlü inandığın şeylerin rengiyle kaplayıp düşünce ve duygularını bu samimiyetle boyamaktır.Diğer türlü yarım kalır çünkü yapaylıktan gelen her durum sonunda kendini gerçeğin önünde bulacaktır.İnsan kendi gerçeklerine sağır olmamalıdır.Gerçekliğini önce kendine anlatabilmelidir ki kendini de bir yalana inandırmış olmasın.Kendini tanıdıktan sonra olumlu ve güzel doğrultuda gelişime açık olması için tek anahtar samimiyettir.Bazı insanların yaşam coşkusunu gözlerinden okursunuz.Bu yaşamak için çarpan kalbin samimi yansımasıdır.Bazı insanların sözlerine ehemmiyet verirsiniz;bu kalbinin samimiyetine bir misalidir.Bazı insanların inancını hayatının her karesinde görürsünüz;bu inancını ne kadar içten yaşadığının göstergesidir.Bazı insanlara en edebi ve süslü konuşmalarına rağmen ısınamazsınız;bu samimiyetin noksanlığındandır.Her durumda samimiyet karakterin güçlenmesine giden en pratik yoldur.Hiçbir oyunculuk kalpte olanları saklayacak kadar mahir değildir.Bu sebepten samimiyeti hayatımıza yaymak için sevgi ve inancın derinliğine açılacak isteği kalbimize yerleştirmek lazım.Sözleri ve davranışları eşit kılmak lazım.
Read More

4 Mayıs 2012 Cuma

Gül

Baharı bekleyen gözler,güzel olan her şeyin öz olduğunu bilerek baharı yaza emanet edecek bu günlerde.Laleler bahara bir görünüp gitti.Sevgilisini hasrete revan kıldı.Çok da yakışmışlardı nazlı mevsime laleler.Oysa ki bahçelere sultan olmaya niyetlenen bir çiçek daha var şu günlere.Sultanlığı ilan etmeye hazırlanıyor dileğimiz o ki gözlerde temaşa etmeyi çok seviyor onu.Bir nazlı sultan daha mevsime teşrif ediyor.Güller elvan kokularını yayarak kuruluyor gülşenlere..Gülü sultan kılan da kendine has bahçeleri olmasındandır.Mevsimin bahar olması gül mevsimi demek.Yani bahar, çiçeklerin en hoş en güzel olan gülün mevsimi demek.Gül yetiştirmek için ellere yürekten bir asalet ve naiflik aşılamak gerekiyor.Öyle ki gülün yetiştirilmesi bu hususları gerektirir.Çiçeklerin sultanına yaraşan da bu muameledir çünkü.Gonca olur önceleri narin yapraklarını sarar kendine.Gülümsemesini bekler bahar gülün,yüzünde güller açmasını ister.Bahar kadar narindir gül de.Kısa olan ömrün kısacık yaşanan güzelliklerine misallerin şahanesidir gül.Saba yelinde efsunlanır gonca ,gül gül açmaya hazırlanır,kokusunu misk edinip iklimlere yarar...Gonca bir aşığın ömrüne benzer sonbahar ayrılığı getirmeden güzelliğini şahlandırır açar da açar..Ab-ı hayat yapraklarına güzellikler katarken köklerini bahara inat sağlamlaştırır.Suyun şeffaflığında, baharın bereketinde içer içer suyu gül..Katmer renklere kuşanırken,sayfalarca manalar dizelemek gerekir güle..Gül kıymetli,nazlı,zarif,güzeldir.Güzelliğin ve zarafetin simgesidir.Divan edebiyatında bu güzellikten nice esin kaynakları belirmiştir, seçme,müstesna anlamları barındırmıştır gül. Sevgilinin yüzü,ağzı,yanağı güle benzetilmiştir.Sevgilinin dudağı bir goncadır,gülümsediğinde yüzünde gülleri açtıran..Bazen de gül sevgilinin eşsiz güzelliğine ilham olmuştur..Bu güzelliğe rağmen gülün ömrü kısadır.Bu yönüyle bir aşıkın ömrünü ayine kılmıştır kendine.

Bir gönüle düşeni gül bahçesi karşılar.Güzelliklerle bezenmiş gülşende renk renk goncalar yapraklarından kokular yayar.Okşar saba yeli bu yaprakları aşıkın gelişini müjdeler,aşık mutlu olur aşkın bahçesinde,bir yandan açar gönül yapraklarını bir yandan dağılır yavaş yavaş aşkın yolunda.Aşkın güzellik yolunda binlerce zahmete katlanmak olduğu bilir.Yeter ki bu yolda solsun,bir mevsim dahi bahçesinde olmak uzun bir ömre bedeldir.Kısa ömrüne aşk katmak için gülün yoluna dökülen gözyaşları ile besler aşkını.Aşk gözyaşları ile güzelliğini güle aksettirir...



Bahâr mevsimidür hemdem-i sabâ olalum
Gül ile dost kuhusuyla âşinâ olalum
Bahar mevsimidir; tan yeline arkadaş, gülle dost ve kokusuyla bildik olalım.

Read More

3 Mayıs 2012 Perşembe

Zaman

Yalnız fısıldıyorum aşka tanıdık zamanları.Bir söz arıyorum kendime özetleyecek tüm karmaşayı.Gidiyor zaman ellerimden.Dost edinmeye çalıştıkça zamanı,daha bir hızlı akıyor dakikalar.Hediye biliyorum yaşanılan her anı.Doğan güneşe selam verip,anıların tatlı köşelerine gidecek hatıralar toplamaya devam ediyorum.Yaşadıkça dostlarım çoğalıyor,eksilen ne varsa hayatın kanunu diyip her gün selamımı tazeliyorum.Pişmanlıkların altında ezilmemek için gönül tahtına sevgiler yolluyorum dostların.Geçici yaşama kalıcı anılar çiziyorum.Selam ediyorum yaşama.Hiç durmadan yaşıyorum yılları.Aylara yılların değişen rakamları eklenirken,takvim yapraklarından hatıraların çiçeklerini topluyorum.Affedin diyorum önce kendinizi sonra her kimse yer edinen kalbinizde.Yaşayın diyorum kıymetini bilerek geçen zamanın.Küçük sırlarını duyun yaşamın fısıldadığı.Size sesleniyor yanıbaşınızda duran güzellikleri görmeniz için.Mutsuzluğa teslim olacak ömür yok diyor aksine zaman geçiyor...Selam ediyorum geceye,geçen  mevsimlerin hüznü,baharın neşesiyle karmaşık.Selam ediyorum hayatıma renk katan herkese,herkes bir şeyler katıyor.Sevgiyi öğretiyor,ders almayı öğretiyor yaşadıklarından.Sonunda yaşamın kendisini sevmeyi öğretiyor insan kendine.Selam ediyorum gecenin karanlığına gizlenen güneşe.Selam ediyorum hayata..Bazen sessizliği dilemek,bazen yorulmak ister ya insan yaşamaktan.Değişiyor insan.Değişen ne varsa selam verip yürümeye devam ediyorum.Selam ediyorum gözlerime dolan biraz hüznün,sesime konan biraz telaşın,satırlarıma nakşeden biraz sevginin varlığıyla gülümseyerek.Yolcuyuz hayatta.Bugün var yarın yok.Yaşam koskoca anıların içinde kaybolacak kadar kısa...Selam ediyorum o zaman ümitlere.En büyük ümidin karıştığı bugüne armağan ediyorum mutluluğu.Selam ediyorum yaşanmışlıklara.Üzülüyorum uzun emellere heba edilen kırgın gönüllerin varlığına.Hayatı kötülük düşünecek kadar sonsuz sananları kendine getiremiyor nefesin son günü.Son günüymüş gibi yaşama sarılmak gerektiğini bilemeyenlere selam olsun diyorum...Hayatı selamlayıp yürüyorum geçen zamana nazire...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena