27 Nisan 2012 Cuma

Gel

Gel dediğimi duydun mu?Yoksa sesim yüreğimde yankılandı,ulaşamadı mı sana..Gel dedim defalarca, sen duymadın muhtemelen.Gel dedim öylesine içten ve özlemle.Yaşamaya duyulan sevgi gibi sitem dolu..En sevdiğin şiirlerin dizelerinde,en çok mırıldandığın şarkıların nağmelerinde gizlice gel dedim sana.Sessizce beklerken seni ,defalarca gel demek istedim aslında.Bekledim zamanı hesaplamadan,hesapsızca gel dedim.Gel diyebilmenin git demekten daha zor olduğunu bilerek gel dedim.Zaman eskitirmiş anıları.Görmeyen göz unuturmuş ya..Yine de gel.Haksız çıkar tüm bilindik sözleri.Gel dedim gecenin siyahında yıldızlara benzeyen aydınlığını düşleyerek.Gel dedim işte.Düşlerin sonu olmaz.Hayallerin süslediği kalpte umuda bir sözcük bağladım;"Gel."Bildiklerim yetersiz miydi bu durumda.Bildiklerim sensizliği ima ediyordu.Mutluluğu bulduğunu.Hayatına devam edip,yanına sevgileri aldığını,yalnız olmadığını ima ediyordu hayat.Göründüğünden çok farklıdır hayat bilir misin?İma etsin dursun her şey..Bilirim seni yalnızlığı sevmezsin.Kalabalık yalnızlıklara sığınırsın.Ruhunu eksik ruhlar ile tamamlamaya çalışırsın.Gel derken mazinin zincirlerini koparttığımı bilmeden,alışmışım söylemeye..Bilirim insan en çok kendini kandırır.Sığınır bazen yarım yamalak sesi çok çıkan,derinliği noksan sevgilere.Bilirim insan en çok kendini aldatır.Bilirim anlamak için görmek lazımdır kalplerin derinliğini.Yine de gel dedim,çaresizce değil dostça.İnsan sıfatları değiştirir,sevgileri kaybeder ama insan olmaya devam eder,etmeli de zaten.Gelmeyeceğini bile bile gel dedim.Zaten bazı sevgiler yer edinmiştir,değişir hayat geriye kalan anıların hatrı..Şimdi kendi hikayeni yazarken figüran olmaya razı olmuşken sen,bir kahraman gibi gel diyorum.Ama senin gücün yetmez bu sesi işitmeye,sağır olmuşsundur kendi gerçekliğine dahi.İnsan kendi cezasını kendi ellleri ile kesermiş bazen.İnsan kendini kandırırken en çok yine kendini inandırırmış.Şimdi çabala mutlu olmaya,koş dur...Ben gücün bazen beklemek olduğunu bilirim.Kendini beklemek.Kendine hakettiğin mutluluğu hediye etmek için,kendini dinlemek.Şimdi gel diyorum sana kendine gel.Bunu kendinden kaçarken sığındığın kalplere tutunmadan başar.Tüm güzellikleri dilerken sana...
Read More

26 Nisan 2012 Perşembe

Yazı Dünyam

Gökyüzü mutluluğa davetiye çıkarıyor.Moral aşılıyor.Bu güzel havalar şevk ediyor hayatın güzelliklerini yaşamaya an be an.İçinden geldiği gibi yaşamaya cesaret veriyor,Korkuların kapılarını ,hayat sevincine açıyor.Dikkatini dağıtıyor hüzünlerin.Kalabalıklar yaşatıyor şehrin nabzını.Heyecanla atıyor şehrin kalbi,güneşin doğuşu ile beraber.Yüksek sesle haykırıp,rahatlıyor sanki insan.Haykırışlarının kimsenin duymasına aldırmadan.Cesaret veriyor  insana mutluluk.Uzun maviliğin,tatlı yeşilliklerin içinde süzüldüğü doğaya karşı oturmak,yaslanmak bir ağaca,kalemi kağıdı alıp yazmak geliyor insanın içinden.Mevsimin güzelliğini bakışlarla yudumlarken,içinden ne geçiyorsa yazmak istiyorsun..Satırların sessiz dinleyişine içini dökmek..Harflerle duygularını kelimelere aktarırken,yaşamın güzelliğini anlatacak doğru kelimeleri arayışa çıkıyorsun.Zorluk da çekmiyorsun,öyle güzel ki doğanın salınışı..Yazıyorsun içinden ne geçerse.Kendi dünyanın kelimelerini dev şehirlere çeviriyorsun.Yazılardan oluşan dünyana,duyguların hakim olurken...Mutluluk inşa ediliyor içinde.Satırlarda keşfediyorsun kendini.Ayna tutuyor duygularına yazdıkların..İçine attıklarının satırlarda ortaya çıkacak cesareti topluyor.Dünyama açılıyor her kelime birbirine değince.Her kelime diğer kelimeye dokununca sihirli cümleler dökülüyor duyguların ağzından.İnsanın içinde bir hazine saklıymış oysa.Kıymetini sadece kendini bilenlerin keşfedebileceği.Dünyamın kelime denizine açıldıkça derinliği keşfediyorum.Bu derinliği kelimeler sırayla alıyor.Sırasını bekliyor her duygu.Kendini anlatacak doğru kelimeyi bulduğunda...Burası benim yazı dünyam;gün gelecek üstü kapalı anlatılacak manalar.Gün gelecek yüzeye çıkacak tüm birikintiler.Zaman olacak uzunca susacak satırlar.Zaman gelecek anlatmaya doyamayacak kendini duygular.Bazı zamanlar aynı kelimeler türlü anlatımlar yapacak kadar zenginleşecek.Bazı zamanlar şiirlere,hikayelere sığınacak anlatım.ve bazen de en çetrefilli duygular bir cümleye sığacak kadar güzel anlatılacak.İlham konacak adı.En hüzünlü an da susacak kadar gururlu olacak cümlelerim,en mutlu an da cıvıldayacak kadar şen şakrak olacak yazdıklarım.Zaman zaman değişecek duygular ama ardından hep büyüyecek kelimelerimin ahengi.Yazdıkça güçlenecek.Güçlendikçe öğrenecek.öğrendikçe eğilecek başak misali.Burası benim yazı dünyam;benden,beni anlatan satırlara söylenecek hitap.
Read More

25 Nisan 2012 Çarşamba

Sır

Sırrını verdiğin zaman özgürlüğünü yitirirmiş insanlar.Çok doğru.Sırrı dostluk haznesine alıp asla günışığına çıkarmayacak karakterler günümüzde kaldı mı ki?Sırrını paylaştığın zaman kendi benliğine malzeme edenlerin egemenliğinde insanlık.Üzülmek yeterli değil çarpık karakterlerin fazlalığına,hayıflanmakta yetersiz.Yeterli olan tek şey doğruluğun her zaman kazanacağı.Ergeç kendini gösterecek adaletin varlığına inanmak.İnsanlar birbirini benliklerinin emrinde yargılarken,ben haklıyım savaşı güderken,üzülmemek imkansız.İyilikleri savıp,yargılayan kendini beğenmişliğin içinde,benlikle idare edilen bu devranda ahlak ve adalet aranması ne garip..Sırrını sır yapmak için kendi kendinle konuşmayı öğrenmek şart.Dışardan deli gibi görünsen de,içinde gayet sağlıklı bir ruh halin olacak çünkü sırrını paylaştığın zaman seni perişan etmeyi bekleyen sahte insancıklar her yere yayıldı.Gel de algıla kim yanlış,kim doğru...Perişan olursun çünkü güven duygusunu yitirirsin.Bir kere güvenmeyi kaybettiysen, insanları güven için türlü zamanlarda sınamaya başlarsın.Bu yüzden kendi mutluluğu için başkalarının mutsuzluğundan beslenen,karakter zaafı olan kimselere dikkat!Öyle acizdir ki bu kimseler kendi mutsuzluğuna kendini hapsettiğini görmez.Mutlu olmayı istiyorsa koşulsuz mutlu edebilmeyi öğrenmesi gerektiğini bilmez.Menfaatini dokunulduğu an iyi olmayı bırakır.Oysa güzel ahlak her daim iyi olmak ile bilinir.Kötü olmak o kadar kolay ki.Sözleri biçmeli,yutmalı,kendin hazmediyosan eğer başkasına sunmalı.Saygıyı,sevgiyi,sabrı kaybetmemeli.Bir yerden sert bir rüzgar esip seni harap düşürüyorsa kendinden bilmeli.Güçlü olmak başkalarını suçlamakla kazanılmaz.Bazen insan suskunluğun asaletine sığınmak istiyor,ne söylesen tesiri hissedilmeyecek derece kalbinin duvarları nasırlaşmış insanlar var iken..

İşin asıl sırrı kendine geliyor.Sırrı başkalarından aramaktan ziyade kendinde aramanın doğruluğuna.Sır kendi içinde saklandığı takdirde sırdır.İçinde barındıramayıp,söz geçiremeyip kendine ,dile vurduğun her söz sır olmaktan çıkacaktır.İnsanın en büyük erdemi sırrına sahip çıkıp,güçlü kılmasından geçer ahlakını.Sır içinde saklandıkça kişiyi güçlendirecek meziyetlere dönüşür.Paylaşıldığı takdirde zayıflığa teslim olur.İnsanlığın benlik savaşında kim kimin paylaşımına saygıda bulunup,sırrını saklayacak.Kişinin en büyük dostu kendi olmalı.Kişi kendini sevdiğinde her şey başlar..Sırrını kendinde saklayamayan kime suç bulup,kendine saygı bekleyebilir ki..

"Gördüğün her şeyin dışını görürüsün, içler sana uzaktır. İçlerdeki sırlar yüz kat kılıfın içinde."

İnsanları görünürde algıladığın gibi değerlendirdiğinde hata payına düşmen kaçınılmazdır.İnsan keşfedilmesi zor katmanların içine hapsolmuş,görünürden ziyade karmaşık bir ruha sahiptir.Bu görünüşe aldanıp,özgürlüğünden men edilmek istiyorsan sırrını verirsin.Muhakkak tüm sırların açığa çıkacağı güne kadar en büyük sırrı unutma;insan kalabilmek...


Bir Hikaye:

 
Zamanın ünlü filozoflarından Sokrates,bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastlar ve der ki: “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun ?” Bir dakika bekle deyip cevap verir Sokrates. Bana bir şey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna “Üçlü Filtre Testi” deniyor.

“Üçlü Filtre?”

“Doğru” diye devam eder Sokrates. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.

“Birinci filtre Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?

“Hayır” diye cevaplar adam “Aslında bunu sadece duydum ve …”

“Tamam” der Sokrat. “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, İyilik Filtresini. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”

“Hayır, tam tersi…”

“Öyleyse” diye devam eder Sokrat. “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yinede testi geçebilirsin çünkü geriye bir filtre daha kaldı İşe yararlılık filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

“Hayır” gerçekten değil.

“İyi” diye tamamlar Sokrat. “Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?
                                              **
 
Kalplere ne gönderirsek onu geri alırız.Bu insan olmanın sırrı..


Read More

24 Nisan 2012 Salı

Tahammül

İletişimin esaslarındandır tahammül.Sağlıklı konuşma alışverişi yapmak için şarttır.İnsanoğlu değişken ve farklı bir yapıya sahiptir.Aynı çatı altında yetişen aile bireyleri bile birbirinden farklı mizaca sahip olduğuna göre,herkesin ayrı fikirlere sahip olması kaçınılmazdır.Bu farklılık kurulan dostlukların içinde erimez.Yani iki insan ne kadar iyi anlaşsa da fikirlerinde ve yaşayışında çeşitlilik muhakkak olacaktır.Eğer kurulan dostluk sizin kendinizi özgürce yansıtmanızı engelliyorsa bu dostluk değil,bağımlılıktır.Her konuşmada ve fikirde ortak karar çıkacak diye bir şey söz konusu değildir.Bu hususta sağlıklı iletişim devreye giriyor.Paylaşım ve dostluğun getirisi tahammülü sağlıyor.Sevginin olduğu iletişimde insanlar ayrı düşünseler de saygı ile fikirlerini paylaşacak zemine sahip oluyorlar.Kimse farklı düşünceden veya sunulan eleştiriden birbirini yargılamıyor.Eleştiri ve fikir muhakemesi tamtersi ilişkinin kökünü sağlamlaştırıyor.Karşıt  durumda ise eleştiriye kapalı ve sürekli olumlu düşünceye alışık dostluklar kuruluyor ki bunun dostluk olmadığı ilk samimi paylaşımda çıkan sarsıntı ile kendini açığa çıkarıyor.Dostluk illa ki sürekli aynı düşünmek değil,sürekli birbirine her konuda katılım göstermek hiç değil.Dostluk farklı yapıların ortak sevgide,saygı içerisinde birbirleriyle iletişimi sağlayabilmesidir.İki insan birbirine fikrini açık söyleyebilmeli ve saygı çevresinde çözüme ulaştırabilmelidir.Eğer saygı olmaz ise birbirine fikrine enjekte etmeye çalışan  karmaşık bir yapı doğar,bu dostluk değil,kişilik üstünlüğü sağlama durumu hatta bağımlılıktır.Sevgi kendi karakterini özgürce sunabilme imkanı olan yerde gücünü gösterir.Sevdiğimiz insanları kendimize fikrine saygı duyarak bağ kurdurabiliriz.Eleştireye kapalı şekilde ancak bağımlı kişilikler dostluk kurabilir.Şöyle ki sevgi sağlam ise iletişim o kadar açık sözlü kurulur.Eğer karşılıklı bir tahammül durumu kalmadıysa zaten iletişim ne derece sağlıklı tartışılır.Tahammül zorlama bir terim gibi gelse de insanların karşıt düşünce ve hareketlerine (kendilerine göre) karşı saygıyı doğuran unsurdur.Hayat inişleri çıkışları olan bir serüven ise dostluklarda da her daim güllük gülistanlık bir hava oluşturmak zordur.Dostluk hava kapattığında,fırtına çıktığında dahi tahammülü sağlayacak bağın oluşmasıdır.Dostlukların saygı ve sevgi çerçevesinde kurulan gönüllü bir bağ olduğunu unutmamak gerekir.Sonuç olarak zaman ve emek ile kurulan paylaşımlar bir gönül kırıntısı ile yıkılabilir.Bunu engellemek için karşılıklı dinleme ve fikirlere saygı için sağlıklı iletişim şarttır.Kolay olan suçlamak ve hep ben diyen benliğe sarılmaktır.İletişim tahammüle açık olduğu zaman net kurulabilir.Unutmamak gerekir ki davranışlar sözlerden daha çok konuşur.Akılda ve kalpte sözlerin üstünlük savaşı değil tavırların özeti kalır...


Bayrağında şu yazı bulunmayan hiçbir dostluk gerçek değildir:Karşılıklı sabır...(A. Willbrant )

 Tahammülde bir fazilet vardır ki, çoğu zaman başarının zaferinden büyüktür. Samuel Smiles
Read More

21 Nisan 2012 Cumartesi

Erguvanlar

Erguvanlar İstanbul'un gerdanına serpilmiş,renkleri ile göz alıyorlar.Yeşil,mavi kıyafetlerin üzerinde farklı ve göz okşayan rengiyle davet ediyorlar gözleri güzelliğe seyre.İstanbul'un tepelerinden denizin maviliğine,göz kırpıyorlar.Baharın bereketini simgeliyorlar,gözleri hoşluğa doyuruyorlar.Bahar mevsimini pembe-mor rengiyle hediye ediyorlar doğaya.İnsanı güzelliği ile hayran bırakmadan edemez erguvanlar.Bir de şehirlerin sultanı İstanbul'da hüküm sürüyorsa daha bir cazip sunar kendini.Hele bir de boğaza hükmeden bir tepeden seyrediyorsan İstanbul'u baharda erguvanların pembe pembe edasını izlemek doyumsuzdur tabiatta.Çayını yudumlar içine çekersin bakışlarında güzelliği.Yaradanın kudretine hayranlıkla,doğayı kucaklarsın gözlerinle.İstanbul'a ayrı yakışır erguvanlar.Boğaza ayrı naz yapar,narin narin salınırlar tepelerde.Pembeden mora çalan rengi müjdeler baharı..Erguvanların kuşattığı baharı özlemle yaşamaya doyamıyor insan.Özlüyor güneşin ışıltısını,mora çalan renklerin kuşatmasını insan.Erguvanların hükmettiği yeşil tını okşuyor ruhları.Şanslı hissediyorsun kendini,yaşamın güzelliğinin detaylarda olduğunu bir kez daha hissediyorsun.Yaşadığın için,güneşi hissettiğin için,mutlu olmaya gücün olduğu için şanslı hissediyorsun kendini.Renklerin cezbedici birleşimini,yaşama sımsıkı tutunan kalplerin mutluluğu ile...Erguvanların müjdesini doğa ile beraber,ruhuna getirenlere..Yaşamak güzel şey doğrusu her şeye rağmen...
Read More

20 Nisan 2012 Cuma

Değişim

Bir uğultu hissetim yağmurun ardından.Dalların ürpertici kıpırdanışlarının çıkardığı derinlerden gelen bir uğultu.Bu sese eşlik eden arada kalmış hava.Ne soğuk ne de içini ısıtacak.Rüzgarın savurduğu her nesnenin bestelediği iç karartıcı melodi.Rüzgar önüne ne gelirse savuracak kadar şiddetli esiyor,hiddetini kesecek güneş,henüz niyetsiz saklanıyor yuvasında.Rüzgar savurdukça rahatlıyor,döküyor içindeki kızgınlıkları.Savurgan hiddetinde,ölçüsüz öfkesinde dinlendiriyor birikimlerini.Biriktirdiklerini suçu olmayan  doğanın sonsuzluğuna savuruyor.Son bulmasını istiyor,içinde esen rüzgarların hızını.Ne garip şu dünya ince bir çizgi var masum ile zalimin arasında.Masum her an yitirebilir haklı savaşının tavırlarında,iyi niyetini.Tepkisinide zalimden ayırmalı malum.Rüzgar savurdukça öfkesini,masum dalların filizlenen tomurcukları direniyor yeniden direnmek için.Yeniden doğmak için mücadele veriyor,rüzgarın değişimine.Rüzgarda yeni bir başlangıç yapmak istiyor,değişmek,yenilenmek.Değişim için haykırıyor,yüreğinde biriken duyguları..Yeniden doğuyor,değişiyor.Yenilenirken biliyor ki hayat her an sınav halinde.Bahar bile sınıyor,sert rüzgarlar ile canlanmaya yüz tutmuş tabiatı.Güçlü kılmak istiyor,daha doğmadan.Değişimin şiddetli sancısını yaşıyor.Değişiyor tabiat,bu değişim için mücadele ediyor...

Değişiyor insan;değişmeli de.Kendini tekrarladığı gün içinde esen rüzgarlar onu sürükleyecek biliyor.Değişim için verdiği mücadele de güçleniyor insan.Alışkanlıkların rüzgarına karşı taze çiçekler açıyor.Değişmeli insan.Hata da yapmalı,hatadan beslemeli değişimi.Değişiminde katkısı olan herkesin,hayatına bir sebepten dahil olduğunu anlamalı.Yargılamamalı kimseyi.Değiştiğini bilip,yeni manalar yükleyebilmeli.Değişirken hep daha iyiye yön bulmalı,esen rüzgarlara yönünü verecek kadar kendini bilmeli insan.Değişmeli ki insan bu değişimden nasiplenmeli kader.Sürekli değişimi destekleyecek kadar öğrenmeli,hayattan her an ders alacak kadar dinlemeli ,hayatın söylemek istediklerini.Hergün bir şeyler katmalı öğrendiklerinin yanına.Böylece değişir insan.Mücadele ettikçe aralanır yenilikler.Sabırla beklemek gerekiyor,değişim için verdiğin mücadelenin sonuçlarını.Çünkü insan kendini değişime zorlamadığı takdirde,kendi tekrarlarının içinde hapsolması kaçınılmaz.Bazen değişim hissettirmeden işliyor insana,Yaşadıkları,öğrendikleri yavaş yavaş değiştiriyor insanı.Bir de çaba isteyen değişim var.Sinyal yandığı zaman değişmeli insan.Bu sinyal hayatınızın olumsuz gidişatının ilerlediğini gösteren,mutsuzluk ve tembellik ile beslenen sinyaldir.Eğer mutsuz ise,hep bir arayışın içinde kendini hissediyor ise değişimin depremini başlatmalı kendinde.Temelini değişmeyecek inançlarından alıp yeniden bina edebilmeli kendini.Yıkıldığı an yükselecek değişim kararlarını alabilmeli.Bu nedenle dünyanın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.Mücadeleye başladığınız zaman küçük değişimler başlayacaktır.Her şeyi oluruna bırakmak,hayatın gerçeklerinde yok.Hayatın gerçekliği mücadele istiyor.Hergün aslında değişimi baştan doğuruyor.Elbette bu değişim olumlu yönde olmalı,kişinin kendini keşfetmesi yolunda ilerletmeli.Bu da kendisiyle ve etrafı ile barışık olmasından geçer.Kişinin kendini değişitrmesi,kendini keşfetmede çıktığı yolculuktur.Değişimden kast ruhu taze tutacak,yeniliklere açacak değişimdir.

         

Değişim olmadan gelişim olmaz.Zihnini değiştirmeyen hiçbir şeyi değiştiremez...George     Bernard Shaw
        Tüm dünya değişimden nefret ediyor ama dünyayı ilerlemeye getiren yegane şey de o...Charles    Kettering
İnsanı büyük yapan amaçları değil gösterdiği değişimdir...Ralph Waldo Emerson

         Kendimizi özgür kılmak için değişime hazır kılalım her daim ruhumuzu.Her türlü eylem,eylemsizlikten iyidir...


Read More

16 Nisan 2012 Pazartesi

Her şeyde Vardır Bir hayır


          Bir Hikaye:
Padişahın biri ava gitmeye çok düşkünmüş, ava her gittiğinde yanında vezirinide götürürmüş. Bir gün yine ava gittiklerinde av esnasında veziri kazayla padişahın bir parmağını kılıcıyla keser. Padişah acı içerisinde sitem ederken, vezir:

“Padişahım, her işte bir hayır vardır.” demiş. Padişah parmağının da acısının etkisiyle:

“Vezir! Bu işte ne hayır vardır ki?” diye sitem eder ve veziri zindana attırır.

Günlerden bir gün padişah yine ava gider. Yollarını insan eti yiyen bir kabile keser ve herkesi yakalarlar. Ama bu kabile bir kimsenin vücudunda bir noksanlık görünce o kimseyi yemezmiş. Padişahın çevresinde ki herkesi yerler sadece padişah kalır, onun da parmağı kesik olduğu için serbest bırakırlar. Padişah saraya döndüğünde muhafızlara veziri bırakmalarını söyler. Muhafızlar veziri zindandan aldıkları gibi padişahın huzuruna getirirler. Vezir şaşkınlık dolu gözlerle padişahı izlerken padişah vezirin boynuna sarılır ve af diler. Vezirine olan bitenleri tek tek anlatır:

“Nolur beni affet, sen benim hayatımın kurtulmasına vesile oldun, bense seni zindana attırdım.” der.Vezir:

“Padişahım, her şeyde bir hayır vardır. Siz canınızı sıkmayın ben sizi affettim. Sizin parmağınızın kesilmesi kadar benim de zindana attırılmamda hayır vardı.” der. Padişah:

“Sen benim hayatımın kurtulmasına vesile oldun, bense seni zindana attırdım hayır bunun neresindedir?” der. Vezir padişaha şu cevabı verir:

“Padişahım, eğer siz beni zindana attırmasanız ben de o gün ava sizinle gelecektim ve benim vücudumda hiçbir noksanlık olmadığından öldürülecektim. Bu sebeple sizin beni zindana attırmanızda da büyük hikmetler vardır.” der.
          Her şeyde bir hayır vardır demeyi ihmal etmemek lazım.Bu sözü özümsedim tekrar.Hayatın sürprizlere açık,ve her an değişebilecek kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha anladım.ve her zaman yumuşuk huylu olanın kazandığını.Kalp kırmayacak kadar kısa bir ömrü tükettiğimizi.Niyetler ile olayların gidişatının çok farklı olabileceğini.ve sevdiklerimizi yitirmeden,her anı severek yaşamak gerektiğini anladım.ve bunları her anladığımda her şeyde bir hayır vardır diyerek, olumsuzlukları irdelemenin hiçbir şey değiştirmediğini de anladım.Hayat güzel ve hüzünlü anların içiçe geçtiği yarının sürpriz olduğu garip bir serüven.Sevdiklerimizi incittiğimizde bu hatayı telafi edecek kadar vaktimizin olduğu dahi belirsiz iken,olaylara hep olumlu yönden bakmanın değerini anladım. Anladım ki her şeyde var bir hayır.Üzülmek için vakit yok.Kalp kırdıktan sonra onarmak için vakit yok.Hayat geçmişte ve gelecekte değil şimdi yaşanmakta.Güneşin silinip yağmurun aniden ıslatttığı bahar gibi yaşam.Bir gülerken,bir hüzün kapını çalabilir.Aklından hiç çıkmaması gereken şeyin sevdiklerimizin kıymetini bilmek olduğunu anladım ve bu anlamın her şeyde bir hayır aranarak bulunduğunu anladım.Anladım ki hayat çok kısa...Bu kısa serüven mutsuzluğa mahkum edilmeyecek kadar anlamlı.
         




Read More

13 Nisan 2012 Cuma

Sanal Sosyallik

Gerçek dostlukların arasına mesafeler giremez ya da dargınlıklar derlerdi de ihmallik ve tembelliğin araya gireceği kimsenin aklına gelmezdi.Eskiler hep yadedilir ya.Eski bayramlar,eski dostluklar.Aslında eskiyen insanların taze tutmayı arka sıralara attığı değerler oldu.Şimdi halhatır sormanın yerini kısa mesajlar aldı,ya da bir cümleye sığdırılan sanal tebrikler.Yakınlarımızın özel günlerini sosyal iletişim araçları üstlendi.Kısa mesaja sığdırıldı her şey.Arkadaşınızın özel gününü tebrik edersiniz,cevap olarak bir beğendi gelir.İşte bu kadar tembelleştirdi teknoloji iletişimi.Zamanımız pek kıymetli olduğundan en pratik şekilde konuyu çözmüş olduk.Elbette teknolojiye sözüm yok ama insanların tembelliğine kılıf olması çok acı.Yüzyüze görüşmeyi geçtim,artık telefonla hatır sorma olayı paket mesajlara dönüştü.Bayramlarda kalıp mesajlarla kutlar olduk birbirimizi.Başına nasılsın diye sormayı düşünmeden,isim zikretmeden,sevgiler dilemeden,kalıp mesajları toplu atıp vazifemizi başarı ile tamamladık sandık!Sesini duymanın,duyguyu cümlelere aktarmanın sıcaklığını,yazılara bırakıp sosyal olduğumuzu sandık.Herkes yazar oldu anlaşılan.Yazı diliyle bayramlaşma,yazı diliyle doğum günü kutlama,kandil tebriği.Misafirlik yerini çok dolu icraatlere bıraktı ama şaşırmıyorum artık insanlar birbirinin sesini duyamayacak kadar meşgul.Eskiden samimiyet vardı.Çocukluğumda hatırlarım,insanlar iş,ev,çoluk çocuk koşturmasında birbirine vakit ayırıyor,belirli aralıklar ile görüşüyorlardı.Çay ve ikramların eşliğinde gayet doğal bir samimiyet ile muhabbetler ediliyor,bizler de bu paylaşımın içinde büyüyorduk.Şimdi ebeveynler çocuklarını kreş,okul ve çekirdek aile zincirinden koparıp,ihmal ettikleri dostların meclislerinde büyütemiyor.Genelleme yapmak elbette yanlış ama gidişat ne yazık ki böyle.Şimdi insanlar birbirine gitmekten çekiniyor.Randevu koparmak ve uygun olmak için günler öncesi konuşmalar silsilesi oluyor.Eskiden misafir bir evin süsüydü,bereketiydi.Gelecek nesilleri hiç tahmin edemiyorum.Bilgisayar başında sanal oyunlar ile büyüyen,sokakların karmaşıklığından oyun alanı bulamayıp iletişimi klavyeden yürüten bir nesil doğdu,büyüyor hatta.Yapaylaştık neden bu.İş ve ev ikilemi arasına sıkışıp kalan,aktivite zamanını kapalı alanlarda değerlendiren aile yapısı çıktı.Artık boş vakitlerde anne babalar alışveriş merkezine götürüp çocuklarını eğlendiriyor oyun alanlarında.İhmal edilen dostlar ve büyükler nasıl olsa kalıcı ya bir gün gönül alınır.İnsanlar paylaşımla güzelleştirir bağları.Bağlar doğallık ve samimiyet ile sıkı sıkı örülür.Bu bilinçte olup da iletişim taze tutmak için çabalayan insanlarda karşısında aynı muameleyi göremeyince çabalamayı bırakıyor.Arıyor,aranmıyor,samimi oluyor,yapaylıkla karşılanıyor.Gidiyor,gelinmiyor.Sanal ortamda herkes pek sosyal,ince ve zarif ama bu gerçek hayata pek yansıyamıyor.Misafirlerin evi süslediği,bereketi bıraktığı günlerin yerini günlük takip edilmesi gereken diziler aldı.Artık yaşamıyor,yaşananları izlemeyi tercih ediyoruz.Aile bilgisayar ve televizyon başına dağılmış pek sosyal bir yapıya dönüştü.Hatta ayda yılda bir gidilen misafirliklerde dahi televizyon açılıp,muhabbet girişimine girilmiyor.Malum sohbet ve muhabbet unutuldu.Nasıl birşeydi.Eskiden komşuluk ne güzeldi.Çocukluğumuzda her daim komşularımızla paylaşım ve yardımlaşmanın hazzını hatırlarım.Kimse kibarlıktan ölmezdi o zaman.Kapı her daim gelene açıktı.Şimdi aynı apartmandan kimse kimseye selam vermiyor.Aynı kişiler eve gidip bilgisayar başında sosyallığın alasını yaşıyor.Ne çocuklara tahammül ne büyüklere saygı kaldı bu yaşam stilinden.Eskiden bir yığın çocuk oynardık,dağılan ev olsundu.Şimdi çocuk sevgisinin üstünde düzen var.Herkes birbirine gitmekten çekiniyor.Okul sıralarında onca şey paylaştığımız dostlukların hiç bitmeyeceğini sanırdık.Velhasıl şimdi evlenen bir kabuğa bürünüyor.Sanki eşi ve çocuğu dostluğu ihmal ettirmesi gerektiren bir kavram gibi.Aile de ol,arkadaşta ol,sıfatları karıştırma.Büyüklerimiz ailemizin baş köşesinde idi,annelerimiz zevkle ağırlar,babalarımız saygının canlı tanığı olurdu.Şimdi kimse yaşlancağını hesap etmiyor.Çekirdek ailesini özenle koruyor.Ne uzun emelcilik ama.Kendimizi yalnızlaştırırken zamanı da suçlamak kolay taraf,değişen zaman değil insanlar...Yalnızlığa ve mutsuzluğa itilen ruhlar.İnsan sevgi ve paylaşımla ayakta durur,inanç ve güzel ahlakla sağlamlaştır.Bunu bilmek yetmez,uygulamak şarttır.Gönlü hoş tutmanın ne kadar mühim olduğunu bilmeyen yoktur.İhmal ettiklerimizi hatırlayalım,çok zor kazanılan dostlukları kaybetmeyelim.Sanal olarak değil reelde.
Read More

12 Nisan 2012 Perşembe

Bahar Temizliği

Bu aralar dizginlenmeyen neşenin ve biraz da halsizliğin tek açıklaması olmalı;bahar.Her ne kadar gelişi nazlı da olsa soğuk ve yağmurun arasında güneşini konduruyor bahar.Neşenin kaynağı olmasına şaşırmamak lazım pencereden yansıyan renklerin canlılığı ruha da sirayet ediyor elbette.Tabiatın doğumunu izliyoruz.Haliyle neşe kaynağı oluyor bahar,sıkıntılar için mazaret uydurduğumuz havalar da yavaş yavaş yaza doğru ilerliyor.Bahanemiz şimdilik havalardan olmayacak.Tabiatın değişimi bizleri de çarpıyor,bir halsizlik ve nazlanma hali bizde de yok değil.Aylardır gri ve tonlarında olan havanın davetkar görüntüsüne karşı biraz büyülenmiş gibiyiz.Yine koca bir seneyi tüketmek için sevinçle bir mevsimini daha karşılıyoruz.Zamana ne çare,geçiyor da gidiyor.Bu aralar sanki daha bir bereketsiz zaman.Bir aya girmemiz ile bitirmemiz arasındaki hız baş döndürüyor.Bu baş döndüren hıza tekrarlayan mevsimler ayak uyduruyor.İhtiyacımızda var yenilenmeye.Bugün dünün tekrarı olunca hayat tadını haliyle yitiriyor.Değişim ve yenilenmek zaruri oluyor.Bir de tabiatı seven,havalardan etkilenen bir ruh haline sahipseniz mevsimler mizaç analizinizde epey rol alıyor.Bahar temizliği yapılıyor ya evlerde.Evin dört bir köşesi siliniyor,hava teneffüs ediyor doyasıya odalara.Kışın kalıntıları eşyalardan sabun kokusu ile temizleniyor.Sıkı sıkı kapattığımız pencereler açılıp,temizliğe en büyük desteği getiriyor.Bahar temizliği yapmanın da zamanı geliyor evlerin yanında kendimize de.Toparlanma zamanı geliyor içimize.Kendimizi soğuktan korumak için sarıldığımız kat kat düşünce hırkalarını savurup,şehrin mavi ve yeşilinin kavuştuğu yerlerine gidip önce bedeni sonra zihni temizliyoruz kışın vahametinden.Karamsar ne düşünce var ise kış ile beraber gönderiyoruz.Pencereleri açıp doğanın doğuşunu heyecanla ve neşe ile bekliyoruz.Bahar temizliği şart ruhlara.Bu hayatta çabaladığın ne varsa devamını getirmediğin sürece küçülmeye mahkum.Tabiri caiz ise biraz nankör yaşam.Vazgeçmeyi ve durağanlığı kaldıramıyor.Yenilenmeni bekliyor tıpkı mevsimler gibi.İnsanların yüz ifadelerine bakınca her insanın barındırdığı hikayenin birbirinden ne kadar farklı olduğunu hissedebiliyorsun.Tekrarların içinde farklılığı barındıracak kadar sihirli bu hayat..Çocukluğumda masumluğun ve küçük şeylerden mutlu olmanın tadını anımsarım.Mesela hayvanları çok severdim,köpekler ve kedilere elime geçen mutfaktan kaçırdığım şeyleri verir,karınları doyunca mutluluktan uçardım.Kuşlara kırıntılar vermek,onları rahatsız etmemek için hareketsiz durmak adeta sevinç yumağı yapıyordu beni.Büyüyünce korku ve endişenin sarmaladığı dünyamızda küçük mutlulukları gereksiz gördük.Çocuklardan öğrenebileceğimiz çok şey var.Mutluluğun sırrı onların hayata bakışında.Büyüyünce zannettik ki çok düşünürsek doğru olan ne varsa mümkün kılarız.Oysa hayatın bir sürü güzel detayını kaçırdığımızı farketmedik bile.Bahar bana minik güzelliklerini hatırlatıyor hayatın.Koca yüklerini çektiğimiz hayatın,minik dev güzelliklerini.Bahar temizliği yapmak şart ruhlara.İçine doyasıya çekmek oksijeni.Bir bebeği kucaklar gibi ruhuna yaklaşıp,duygularını ve düşüncelerini temize çekmek.Çocukluğumuzda uğur böceklerini beklerdik,çok geç olmadan çiçeklerin etrafında uçuşan uğur böceklerini minik avuçlarımıza kondurur,ne de samimi dilek tutardık,kırmızı ve sevimli varlığına kocaman bir gülümsemeyle veda eder,dileklerimizi dayanamayıp birbirimize sölerdik.Ağaçlara tırmanmaya çalışır,en cesaretlimizin oturduğu daldan gururla el sallamasını biraz kıskanır,oradan nasıl görünüyoruz derdik.Oysa daha dün ki haylazlıklarımızın izi dizlerimizdeydi.Bahar deyince minik mutlulukları anımsar yetişkin dünyamıza dersler çıkarırız.Bu yüzden ne zaman koşturan çocukları görsek,bize de mutluluk sırlarını bırakmaları için uzun uzun  bakarız.Bahar ruhlara çocuk olabilme şansını mı veriyor ne? Bahar temizliği yapmak şart herşeye rağmen,en güzel şiir mısralarının içini okşaması gibi,özlemi dindirmek gibi,uykuya dalmak gibi,birşeylerden mutlu olur gibi işte yenilenmek şart...
Read More

Kendini Bilmek

Düşündüklerim barınamıyor artık içimde.Söz seslere düşünce anlamını kaybediyor gibi geliyor bana.Kendimiz için çok önemli bir duyguyu veya yaşanmışlıkları anlatırken çoğu zaman biz de bıraktığı etki anlattığımız kişiye ulaşmıyor.Ulaştıramıyoruz gibi düşünsekte insanı en çok kendisi anlıyor.Kendini keşfettiğin zaman ,destek için başkalarından çıkan cümlelerin gücüne olan ihtiyacın azalıyor.Hayat çoğu zaman insanı hiç bilmediği yolculuklara çıkaracak kadar sınayabiliyor.Değişimi ,içinde çıkardığı yolculukla başlatıp,ruhen gelişime çevirebiliyor.Kendi egosuyla terbiye ediyor  insanı, hayat...Kayıplarından heybesini dolduruyor insan.Kayıp görünen her şey ardından kişiyi olgunluğa götürecek deneyimler yaşatıyor.Düştüğünde daha hızlı kalkacağını hazmeden bir yapıya ulaşıyor insan.Her hatasında pişebilecek fırsatları gördüğü an,hatayı derslere çevirebiliyor insan.Kendi ateşinde pişip,hayata karşı donanım kazanabiliyor.Tüm dünyayı arşın arşın dolaşsa da içinde bulamadığı çözümü, değiştirecek hiçbir güce ulaşamıyor insan.Kaçtığı ne varsa yoluna çıkıyor arayış suretinde.Çözümü bulamadıkça ,her gün aynı arayışa değişik isimler buluyor insan.İnsan aslında hep kendine özlem duyuyor.Kendi gibi gördüklerini seviyor,hasretine gönlünden ateşler atıp,hayatına yön çiziyor.Bir yolcu misali arıyor varacak bir liman,bitecek bir yol.Yolcu misali kendinde bulamadıklarını yol bilip,arıyor deva kılacak baki olacak yeri.İnsan ya durmak bilmiyor,durdukça gönlünü miskinlik ağının öreceğini çok iyi biliyor.Bir amaca bağlanıyor,yolunu aydınlatıyor.Kimi zaman bağlanacak kadar eğiliyor gönlü,kimi zaman yitirecek kadar özgür kılıyor kendini.Kendini bulmak için ruhunu yolcu kılıyor insan.Durduğu zaman kaybedeceğini zannediyor,arayışını var gücüyle sürdürüyor insan.Rotasını bir yönde durdurmak zorunda olduğunu hissediyor sonunda.Her arayışın bir sonu olmalı farkediyor ama yaşamadan bilemiyor insan.Kendini bulmak için önce kaybolmak lazım.Kendini bulmak için kendini bilmek lazım.Kendini bilmek için hevesli olmak.Kendini bilmek için ruhun zenginleşmesi için çıkılan yolculuğun güçlüklerini yenmek gerek.Güçlendikçe zenginleşen bir iç dünya her yerini aynalarla süsleyecektir sonunda.Kendini bulmanın anahtarını verecektir.

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
(Yunus Emre)
        Bir can var canında o canı ara!
       Beden dağındaki gizli mücevheri ara!
       Ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara!
      Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara!

(mevlana)

Read More

11 Nisan 2012 Çarşamba

Umudunu Kaybetme

Bir gün hiç ummadığın zamanda, bırakıp giden ümitler elleri dolu dolu geri gelir.Bir gün hayata dair umutlarını yitirmediğinde güneş ansızın doğar gönlünün semalarına.Bir gün güçlü olmak zorunda olduğunu öğrendiğinde yaşamanın renklerini görmeye başlarsın.Üstüste geldiğinde tüm sıkıntılar,bitti dediğinde gücünü kaybettiğinde yeşerir umutlar ama umudunu kaybetmediğinde.

Umudunu kaybetme.

En acı anında,gözyaşlarını umut ışıklarının kurutacağını unutma.Yaşamanın kıymetini bilmek için kaybetmeyi bekleme.Mutluluğu uzaklarda,hayallerde,gelecekte arama,geçmişe takılma.Yaşadığın zamanın gelecek için kurguladığın hayallerden daha gerçekçi olduğunu anımsa.Hayallerini şimdiki zamanın gerçekliği ile süsle süsleyebildiğin kadar.Bir gün yaşamaya karar ver.Yaşamak için,mutluluğun için çabala.Hayatın çabasız mutluluk lüksünü sunmadığını aklından çıkarma.Elde edebildiklerini her an yitirebileceğini,daim olanları kazanmanın yolunu ara.Daim olanın çok hassas olduğunu bilip nazikçe sar,sevgiyi sar ve koru gönlünde.Gönül yıkıp,gönlünün sağlam olmasını bekleme.Bir gün umudun temelleri ile hayatının rotasını gönlünün çizebileceğini aklından çıkarma.Aklını vicdanının hizmetine sun,kalbin fethetsin gönülleri o zaman.Kıymetini bilen de bilmeyen de sağolsun de yoluna devam et.Yaşamayı her daim umutla ayakta tutmayı bil,bilerek yaşa birgün.Hayata gözlerini açtığın her günün değerini hazmedip,gözle gördüğünü gönül ile sindir.Geçici olana hiç bitmeyecek gibi sarılırsan, yitirdiğinde sırtını çevirdiğin her şeye hayıflanırsın.Hayıflanmanın acısı sarar vicdanı.Dünyayı hiç bitmeyecek sanarken,sevdiğimiz her şeyi yitirirken geleceğe odaklı yaşayıp anı kaybettiğimizi bilmemek kabahat.Umudun gözlerini kör eden de yaşamı ertelemek değil mi zaten?Yaşamın hiç ummadığın zamanlar ve kişiler ile can bulabileceğini unutma.Bir gün anlam bulamadığında,yaşamı umursamadığında kapında belirecek umudun ancak sen istediğinde geleceğini bil.Yaşamda kaybedenler umudunu yitirenlerdir.Umudunu yitirenler yaşamı farketmeden gün tüketenlerdir.Bir gün anımsarsın geçmişi hüzünler içini kaplar veya tatlı bir gülümse eşliğinde anılara açılırsın uzun sessizliğinde.Bir gün vazgeçersin amaçlarından o zaman sessizliği bozacak bir işaret gelmez kaderden.Bir gün umudunu sakladığın yerde tesadüfen bulursun,tesadüf değildir aslında bu, kaybetmediğin umudun doğru anı beklemesidir.

Bir gün seversin,sakladığın umutların gücüne sayısız katkıda bulunursun.Bir gün sevginin karakterinin yansıması olduğunu görürsün.Ruhun kadar sevebilirsin,iç dünyanın güzelliği kadar  güzeldir sevgin de.Hayatı sevdiğin kadar sahiplenirsin.Bir gün tüm gücünü çekinmeden seven bir kalbin varlığına emanet edersin.Umuduna umudunu katar,zamanı adımlamaya devam edersin...
Read More

8 Nisan 2012 Pazar

Sedef ve Nisan Yağmurları

Sedef derinliğe saklandı uzun müddet.Denizin katmanlarının ardına gömülüp uzun sessizliğini korudu.Derinliğine suların sessizliğini mühürledi.Aylar nisana gelip, doğa cennete bürünmeye başlayınca sedef kalın kabuğunu dış dünyaya açmak için niyetlendi.Nisan yağmurları ile içine attığı saklı hazinelerin kilitini açmaya başladı.Güneş iklimi kucaklayıp,miskinliği dağıtırken,sedef yağmur bereketi için nisan ayını bekledi.Çünkü içindeki hazineyi farketmek için bu ayı beklemek gerekliydi.Nisan ayı yüreklere en güzel cennet tohumlarını serperken,doğayı da bu uyuma hızla sürüklüyordu.En güzel değişim aralanırken,derin maviliklerde içindeki hazineleri bu vuslata armağan ediyordu.Sedef tüm katılığını bırakıp,yağmur damlası ile can bulmaya hevesli adımlarını aksettiriyordu.İçinde taşıdığı değer yağmur damlasını himaye edecek şansa sahip ise inci doğuracaktı.Sımsıkı avuçlardan taze bir güzellik göz kırpacaktı.Bu vuslat için nisanı sabırsızlıkla ama bir o kadar sessizliğin derinliğinde beklemişti.Yağmur yağdı,tabiat parladı.Toprak bereket büyüttü.Damlalar denizin sonsuz damlalarına kavuştu.Nasibini bekleyişi ile süsleyen sedef bahara inci hediye etti.Hediyesi bekleyişin mükafatı idi.Yüreğini açıp,derinliklerden sıyrılıp,yağmur damlalarına kavuşan sedef bekleyişine bu hediye ile devam eder,derinliğine bir bahar düşmüştür nisan yağmuru ile..Keşfedilmeyi bekler,değerinin farkedilmesini.Surete değil anlama bakmayı bilenleri bekler yuvasında.Kabuğu serttir ama içinde güzelliği barındırır.Bakmayı bilenlere görünür.Hikmeti gönül gözüne yerleştirenlere görünür.Ne güzel bir aydır nisan.Bekleyişi ve doğuşu temsil eder.Karanlıktan aydınlağa giden yolu,görmeyi bilenlere çizer.Keşfedilince sedef sert kabuklarının ardına bir sır sakladığı belirir.Gönül gözünden bakanlar bu güzelliği inci ile farkeder.Kabuk ne kadar sert olursa olsun içinde sabır ve bekleyiş ile filizlenen bir hazine saklıdır.Saklı olanı keşfetmek baharı bekleyenlere nasip olur.Nasip olabilmek için suretten geçip mana derinliğine ermek vardır.Yağmurun bereketini sonsuzlukta minicik avuçları ile yakalamak için derinliğinden sıyrılıp kısmetini aramak vardır.Bu bir misal.Misal anlamı dünya güzelliklerinde tutmak istemez.Öyle ki incinin güzelliği mana derinliğini bulmak için çıkılan yolculukta bulunacak hikmetlerin yanında nedir ki?Gönül güzelliğinin yanında maddi süsler gelip geçici değil midir?Bahar narin ve kısa ziyaretinde esip giderken.En güzel çiçekler sayılı günlerde açıp solarken,asıl baharın yüreklere doğup sonsuz güzelliğe kavuşmak olduğu açık değil midir?Hikmet yüreğin sert kabuklarına sonsuz güzelliğin parıltısını göstermek,manevi damlacıkları yağdırabilmektir.Nisan yağmurları ile beslenen doğa gibi,yüreği her daim hikmete ve derinliğe aç bırakmaktır.Hiç doymadan güzelliği derinliklerde aramaya devam etmektir.Nisanda bereket bulmak şaşıracak durum değildir.Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimiz (s.a.v) doğmuştur.Nisanı bereketli ve hikmetli kılan çok açık bu sebeptir.Rahmetin sırrı,yağmurun bereketi ne güzel bir hikmetten gelmektedir...
Read More

6 Nisan 2012 Cuma

Kalpleri Arındırmak

Güldük,bir tebessümde aradık huzurun şifrelerini.Bulut bulut umutlar,huzurun göğünde kümelendİ.Sevdik,sevildik.Sevilerek hayata kucak açtık.Karşılıksız bir sevgi ile anne kucağına sarmalanırken.Sebepsiz sevmeyi öğrendik.Hayat kalbin çevresinde kuruldu.Kalp yörüngesine göre hayatımıza dahil oldu insanlar.Kalbimizin güzelliğine göre topladık sermayemizi.Kah güldük kah ağladık.Dünyamızı döndürdük.Bazen sınavlara tabi olduk,güzelliğin karşısında körleşmiş kalplerin kiniyle tanıştık.Kin ve nefretin sebebini kavramaya çalıştıkça umut bulutlarımız kara kara doldu.Yine de her sabah güneş yaşamlara doğdu.Kalp attıkça,güzeli yaşatma adına hüküm sürdük,kötülüklere aç dünyada.Şükretmeyi öğrendik dünyanın bin halini görerek.Duaya sığındık.Avuçları kalkan kıldık katılaşmış yüreklere.Dua ettik, herkesin iyiliği gün gelip bulmasına.İnsan ne kıymetli varlık.Pişmanlık kapıları açık,hataya meyilli gönüllere.Kalbin pişmesi için güzellik harı ile aralık kapıları farketmeli.Kalp yükünü kaldıramadı, karanlıklara karıştı.Aydınlığa kavuşmak yolunda tüm çağrılara sağır olundu.Dünyanın kısalığını hazmetmek için kaç hikmet daha görmesi gerekirdi insanlığın.İyiliğin eninde sonunda kazandığını.Kalbi olana güzellik yollarının açıldığını.Berrak sular bulandı,kötülüğünü akıtmak isteyenlerden,iyilik için savaşanların coşkun dereleri durgun suların buğusunu silip attı her doğan günde.Yalanı temizleyen gerçeklik dikenlerinin ne kadar acıtarak çıktığını.Kıskançlığın kendi aynalarını parçalamak olduğunu.En büyük tembelliğin güzel ahlak için çalışmamak olduğunu anlamayı ve yaşamayı unuttu insanlar...Hesap edilemedi eden bulur.Unutmak kolay geldi doğru hesapları.İlla hırs ve tamahın problemlerinde takılı kaldı kalpler.Kalpler atmadığı için insanlar yaşarken öldü.Kalbin yaşaması ,kötülüklerden arınması için neler yapması gerektiğini bilmedi,bilmek istemedi.Ham sevgide atar kalp.İyilikle büyür yaşam.İkrarı gereklidir iyiliği yaşamak,kalp gözünün uykuya dalmaması için.Kalpler öldü,o zaman insanlar ruhunu kaybetti.Sözler ve tavırlar bir yalanın kuklası oldu.Kalpler öldü,merhamet  yerini kine bıraktı gitti.Sözler çoğaldı,hikmet azaldı.Kalpler öldü öyle bir ölüm ki herkes hala yaşadığını zannetti.

Sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,
ya göründügün gibi ol...
        Mevlana



Read More

3 Nisan 2012 Salı

Sevgili Günlük

Yazdığını okumadan,yarım yamalak,düşük cümlelerle anlatırdı kendini.Gün bittiğinde,sakinliğe bıraktığında ufuk kendini, yorgunluğun sermayesini satırlarına dökerdi.Kendini yazarken kaybettiği satırlar.Ufkun çizgisinde farzederdi kendini.Hayalleri ile bezerdi yazdıklarını.Anıların ve hayallerin seçilmiş detayları ile..Bir hayal ki dillendirmeye kıyamayacağı.Kabullendiği gerçeklerin girmesine izin vermediği.Yiğitçe hayallerini gezdirdiği satırlarında,kendiyle bütünleştiği.Zaman olur yalnızlığın süslediği en sanatlı cümleler,hayallerin çığında ezilirdi.Zaman olur güzel şeyler anlatmak isterdi,ama kalem hep hüzünden çalardı .Hüzünü seviyordu yazılar.Hüzüne kondurulmamış her kelime uçup gidecekti sanki.Hüzüne bulaşmamış sevinçleri anlattığında samimiyetsiz buluyordu satırları.Eş bulamadığı güzelliklerde,sevgiyi anlatıyordu.Güzel ile sevgiyi birbirinden koparamıyordu.Aralarında olan bağı bilmiyordu.Ama güzel olan her şeyde sevgi vardı.Sevilen her şey güzeldi açıklaması bu idi.Gün gelir kopamadığı günlüğüne dokunmazdı bile.Kendinden kaçmak istediği zamanlardı bu.Anılarını yazdığı,en samimi olduğu sırdaşına bile katlanamadığı zamanlar;olmuyor değildi.Sırdaşı idi günlüğü.En çelimsiz kelimeler bile dertleştiği bu defterde kimlik sahibi oluyordu.İstediği zaman geçmişi analiz ediyor,istediği zaman yeni zamanların ışığında, karanlığa bırakıyordu yazdıklarını.Yazdıkça yaşıyordu.Yaşadıkça yazıyordu.Günlüğünü her eline aldığında, yaşamışlıkların iziyle beliren duygularla satırlarına başlıyordu.Yazdıkça büyüyordu,büyüdükçe ufalanıyordu dert bildikleri.Paylaştığı satırları zamana bırakırdı.Zaman ;gün gelir okuması için karşı konulmaz bir istek akını başlatırdı.Yazdıklarını okudukça bazen güler,bazen kendine kızardı.Bazen de değişimin hissedilmeyen varlığını tüyleri ürpererek farkederdi.Değişim sinsice zamana sızmıştı.Zamanın ilaç dedikleri yönüyle tanışırdı günlüğünde.Deva kılmadığı bir dert yoktu zamanın.Uykuya daldığında,anıların üstünü narince örten şefkatli bir büyüğün elleriydi zaman.Günlüğüne başlarken büsbütün sessizleşen ortamı,kalemine dökülen duyguların varlığı delerdi.Bu sesi sadece yazdıkça duyardı,hissederdi.Hisleriyle karşılıklı oturup,dertleşirdi,buluştukları yer ise defterin cazip satırlarıydı.Çoğu zaman hareketsizce beklerdi günlük.Unutulduğu zamanlar olurdu.Hatta tarihin günlerce, son sayfada donup kaldığı.Ama vefasız değildi dostlar,dertleşecekleri gün sitemleri olmazdı bu ayrılığa dair.Kaldıkları yerden kucaklaşırdı satırlar.

Yıllar geçince,karmaşanın hüküm sürdüğü bir köşede ,bir defter bulunur.En sevdiğiniz renkten seçtiğiniz kapağı biraz zamana yenilmiştir.Ayraç bir an da lâl olduğunuz tarihte kalmıştır.Öyle ki bu tarih ,derdinizi sonlandırdığınız günün imzasını taşır.Artık sırdaşınızı o gün özgür bırakmışsınızdır.Köşesine sessizce çekilip kaderine razı göstermiştir.Aylar veya seneler sonra elinize muhakkak geçecektir günlüğünüz.Karşılaşmanız iki yabancı gibi olacaktır.Ne tuhaf..İnsan bazen çok yakın bildiklerine yabancı olabiliyor ya da çok uzak bildiklerine yakın.Günlüğünüz de şimdi size bir yabancının ürkek bakışları ile bakmakta, sizi süzmektedir.Ama herhangibi bir sayfayı açtığınızda kendinizi bulmanız an meselesidir.Bulduğunuzda hiç kaybetmediğinizi anlarsınız sırdaşınızı.Esrarengiz sırdaşınızla geçmişi yâd edersiniz...Öyle ki karşılaması çok samimidir;sevgili günlük...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena