30 Mart 2012 Cuma

Yaşamı Hissetmek

Ellerini birbirine kenetlemiş heyecanla bekliyordu.Aralıksız titrettiği bacakları,bir noktaya odaklanan gözleri tedirginliğini belli ediyordu.Sanki dakikalar saat gibi ilerliyordu.Heyecan ve tedirgin duygular karmaşası yüzüne komik ve telaşlı bir ifade bürümüştü.Hastane kokusu burnunu yaktı.Hastanelerin kendine has bir kokusu olurdu,ürkütücü bir beyazlık sergileyen koridor ,içindeki korkuları acımasızca destekliyordu.Bin yıldır burda bekliyormuş gibi hissetti.Koridordan geçen sağa sola savrulan adımları görüyordu,ama sahiplerini merak edip kafasını kaldırmıyordu.Tereddütün zamana yayılmasını kalbine saplanan endişe sızısı ile yaşıyordu.Düşünceleri son sürat zihninden geçiriyor.Birbiriyle alakasız anılarını sırayla sahneliyordu kafasında.Gözleri odaklandığı yerden yavaş yavaş sıyrıldı.Ayağa kalktı,koridorda biraz mesafe aldıktan sonra cam kenarında durup, dışarıyı izlemeye daldı.Kasvetli bir hava vardı,sanki ruhuna uyum olsun diye.Cam pervazlarından yağmur suları sızıyor,kalbinin atışlarını izliyordu sanki.Yalnız gelmek istemişti hastaneye.Yakınlarını bu sıkıcı bekleyişe mahkum etmek istememişti.Annesinin yüreğini sıkıştırmak istemezdi ya.Babasının hep koruduğu sağlam duruşun nasıl temelden sarsıldığını gösteren bakışlarını.Ya da eşinin endişeden kemirdiği dudaklarını ve stresle güzel cümleler kurma telaşını.Çok kısa zamanda ve beklenmedik bir halde kendini bulmuştu bu hastalığın pençesinde.Sinsi sinsi ilerlediğini nerden farkedecekti ki?Doktorları ve hastaneleri hep soğuk bulmuştu.Kolay kolay kapısından içeri girmezdi bu soğuk binaların.Ama belirtiler onu zorlayıp artık sinsilikten vazgeçince bu bekleyişlere alışmaya başlamıştı.Bir sürü kontrol ve tahliller zincirinde korkularını yenmişti.Yenemediği tek şey içinde hergeçen gün büyüyen korkusu idi.Bu kıskacın içerisine girmeden önce hayatın bu kadar kıymetli olduğunu farkedememişti.Farkettiği çok an olmuştu belki ama hayatın telaşı içerisinde mutlu olunacak bir çok şeyi atlamıştı.Şimdi ne hırs yaptığı çalışma hayatı aklına geliyordu ne de takıldığı küçük detaylar.Sağlık olmadan her şeyin değerini yitirdiğini çok iyi anlamıştı.Kuşkuları ve yaşam isteğinin çarpıştığı zihni yormuştu onu.Düşüncelerinden sıyrılıp,içini kaplayan yaşam azminin huzuru ile arkasından seslenen sesi takip etti.

Doktorla görüşmesi bitmişti.Görüşmeye başlarken tane tane cümleleri hatırlıyordu ama kanser kelimesini duyduktan sonra artık işitmiyordu,sesler çalınıyordu kulağına ama seçemiyordu cümleleri.Dünyası bir kelimenin etrafında dönmeye başlamıştı.Hisleri donmuştu.Bu buzu kırıcak şey azmi ve umudu olacaktı bunu biliyordu.İçini kaplayan üzüntü,zonkluyordu beyninde.Bundan sonra başlıyordu mücadelesi.Artık umudu besleyecek ve yeniden doğacaktı aylar sonra.İnancı tamdı ve inandığı sürece üstesinden gelecekti bundan emindi.Endişe,sıkıntı hislerini bekleyişten çıkarmıştı artık.Her dakikasını kıymetini anlayacak şekilde yaşayacağı hayatı ,tekrar kazanmak için savaşı başlatmıştı.Bu savaş karamsarlığa ve ve hastalığa idi.Kanser kelimesi hayatı idrak edebilmesini sağlamıştı.Sağlığın önemini...

Kapıdan çıkarken tüm sıkıntılarını attı.Artık inancı ile besleyeceği bir mücadele başlıyordu.Kendisine inanarak,çevresine bu inancı güç olarak verebilecekti.Şimdi uzaktan duyup,yabancısı olduğu bu hastalığı ve bu hastalıkla mücadele edenleri çok daha iyi anlamaya başlamıştı.Kanserle mücadele ederken,hayata daha bilinçli sıkı sıkı sarılacaktı.Hayat böyle bir şeydi.

Dışarı çıktığında yağmur artık kasveti anımsatmıyordu ona bereketle tabiatı besliyordu.Yaşamın soluğunu içine çekti.Islanmaktan çekinmeden yavaş yavaş evine yöneldi.Yaşam sevincini deva bilerek...
Read More

29 Mart 2012 Perşembe

Sevgiden Can Bulur Hayatlar


Sevgiden usanmak mümkün mü?Ya da mutluluktan bıkmak? İnsan;mükemmel bir varlık olarak yaratılmış.Düşünen,gelişen,seven.Hatta bu sistem sevgiden besleniyor.Anlamı sevgiden kaynaklanıyor hayatın.Tüm özler sevgiden doğuyor.Gün doğacaksa bir anlama,geleceğe bir umut fidanı ekilecekse sevgiden güç alıyor.Yüzde doğan tebessüm güneşi sevginin ufuklarından beliriyor.Yaradanı seviyorsun,hayatı seviyorsun,insanları seviyorsun,her canlıda sevginin çeşitlerini yaşatıyorsun.Sevmenin güzelliğinde iyiliğin tadına varıyorsun.Sevgi büyütüyor seni,sevgiyle veda ediyorsun hayata.Sevgi ile tutunuyorsun inanmaya,inandıkça seviyorsun yaşamın manasını.Yeniden başlamak için sevgiden ilham alıyorsun.Korkuları yenmek için korkmadan sevmekte çare buluyorsun.Sevgiyi yüreklere sindirmek için sevmekten hiçbir zaman vazgeçmiyorsun.Sevdiklerimiz ile bağlanıyoruz hayata.Günlerimizin kıymetini arttırmak için sevdiklerimizle paylaşıyoruz.Paylaştıkça sevginin büyüyen bir bağ olduğunu biliyoruz.

Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş günün o gündür inan bana

Ömer Hayyam

Ne ziyan geldi ise insanlık başına sevgiyi yaşatamamaktan geldi.Mutsuzluk yaygınlaşan hastalık oldu.Bulaştı kalplerden kalbe.Kalpte yeşerir her şey.İnsanın doğumu da ölümü de kalptedir.Kalbin de ne var ise o sensin.Mutsuzlugun aliskanliga dönüstügu bir cagda kiymetlendikçe kiymetlendi sevgiyi kaybetmemek.Sevgiden yoksullastıkça mutsuzluk yaygınlaştı.Her imkan fazlalaştı ama mutsuzluk kat kat arttı.Doğallığını zorladıkça insan cezası mutlu olmanın çözümlerini aramak oldu.Kaynak;sevgi..Koşulsuz ve inanarak sevmek.Sevgiyi hayatın her noktasına aşılamak.Sevgiyi her anına aşıladığın vakit mutlu olacağın bir sürü şeyin farkında olamadığını anlayacaksın.Her güne inat sevgiyi tekrar tekrar yenileyip,çoğaltacaksın.Sevgiden bıkılmaz çünkü.Sevgi unutkandır,hafızası sürekli ve daim olan sevgiyi hatırda tutar.

 Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez
Onu sen senden iste, o senden ayrı olmaz

Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer
Bu bir köprüdür geçer, cahiller onu bilmez

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz

Yunus sözün anlar isen, mani'sin dinler isen
Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz

Yunus EMRE

 Sevgiden can bulan bir hayat temennisi ile..


Read More

Öfkeden Uzak Durmak

Sesini yükselttikçe söylemek istediği her şey önemini yitiriyordu.Öfkesi hazan mevsiminin işlediği sararmış yapraklar gibiydi.Konuştukça ve idaresini kaybettikçe söylediği her söz kişiliğinden bir yaprak düşürüyordu.Bundan sonra ne söylese tesiri olmayacaktı.Öfke var olan güzel özelliklerini kaybetmesine yol açıyordu.Öfkesi kendini ifade etmenin önünde duruyor ve kendi ateşiyle kendini yakıyordu.Haklı ise de haksız konumuna düşebiliyordu.

Öfke devreye girdiği zaman menfaatin öne çıkması söz konusu olduğundan,çizdiğin her görüntü negatif puanlandırılıyor insanların gözünde.Ne zaman sinirlenen veya sesini yükselten kişi görsem ben de bıraktığı tek etki kendine dahi söz geçirememesi.Yada sinirlendiğimde söylediğim her söz veya takındığım tavır daha sonra gözlemlediğimde komik ve aciz görünüyor.Aciz;çünkü olgun insan öfkesini ve tepkilerini daima süzgeçten geçirerek yansıtır.Bu süzgeçte sabır ve anlayış var.Pişmanlık hissedecek vicdan var ise daha sonra uzun uzun öfkenin muhasebesini yapar durursun.Kalp kırıldı mı malum ne kadar tamir edilse de izlerini yok etmenin çaresi yok.Çoğu insan benliğin etkisiyle öfkesini durduramadığında ortaya çıkan görüntü hiç de hoş olmuyor.Tüm kötü huyların kaynağı ,bilhassa pişmanlığın ortasında boy gösteren huy öfke..Gerçek güç öfkeyi yenebilmektir.

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kuvvetli kimse, (güneşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir."

Elbette hayatın içerisinde sıkıntılar var,hayatın bütünü sınav.Bu sınavda kızgınlığa varacak durumlar hepimiz yaşıyoruz.Ama kızgınlığı öfkeye dönüştürmeden,hatta olumlu sonuçlar elde edecek kadar yönlendirebilmeliyiz.Kızgınlığı durdurup,kendimizi bu süreçte güzel hasletler ile yönlendirmeyi öğrenirsek bu olumlu sonuçlara ulaşabiliriz.Ne kadar insanlık dışı bir durum var ise öfke gibi kötülüğe açılan huylardan kaynaklanıyor.Öfkeye nasıl hakim olmalıyız?Aklın göstergesidir öfkeden kendini uzak tutabilmek.Öfke anında Allah'a sığınmak.Susmak; tepkilere hakim olabilmek için susmak ve hatta o ortamdan uzaklaşmak.

Öfkeyle kazanmaya çalışılanlar,kaybettirdiklerinin yanında hiç bir şeydir.


Kızgınlık, insanın lambasını söndüren bir rüzgardır.


Pişmanlık biçmemek için öfkeye hapsetmeden kendimizi düşünmek lazım tavırlarımızı.Hareket ve sözlerimizi önceden düşünmek bize incelik katar,düşünmeden hareket etmek ise pişmanlık ve kayıptır.Kusurlarımızı öfkeye hakim olarak örtebiliriz.
Read More

28 Mart 2012 Çarşamba

Yazmak Güzeldir...



Hayatın nabzı yazılara sirayet edince,ruhunuzun aynadaki yansımasını görüyorsunuz satırlarınızda.Ne kadar kaçamak kelimeler kullansanız da kendinizi tam saklayamıyorsunuz.Kelimeleriniz ele veriyor sizi.Kendinizi izlemenin keyfini sürüyorsunuz cümlelerin içinde..Tüm gerçekliği ile sizi yazıyor kelimeleriniz.Duygularınız çok iyi bir dinleyiciye içine döküyor.Harfler birleşince en güzel dostluklar kelimeler arasında kuruluyor.Yazmak güzeldir.Hele ki üzerinden zaman geçip,satırlarınızla tekrar buluştuğunuzda,kendinizle bir kez daha tanışmış olursunuz.Kendini keşfetmek için zihninizin kuyularına çıktığınız bir yolculuktur yazmak.Yazdıkça derinliğinizi keşfeder,kendinizi tanırsınız.Kendini tanımanın gücüyle sıkı sıkı sarıldığınız kaleminiz,ruhunuza mürekkebini daldırıp sizi yazar.Bu yüzden yazmak güzeldir...
Read More

27 Mart 2012 Salı

Biraz Sessizlik

Sessizliğe ihtiyaç var.Hayatın her daim enerji isteyen koşuşturmasında, içinizde yükselen seslere kulak tıkama isteğine dur demek çok zor.Sürekli taze çaba isteyen hayat, çoğu zamanlarda kendinizi dinleyeceğiniz sakinlik anlarına ihtiyaç duyuyor.Hayat karmaşasını çözmek için düğümleri kurcaladıkça birbirine dolanıyor.Bir an kendinizi o kadar yorgun hissediyorsunuz ki sadece susmak ve beklemek istiyorsunuz hayata karşı.Hayata dair ne varsa bildiği gibi gitsin diyorsunuz.Kendini ifade etmek veya yaşam vazifelerini yerine getirmek arasında koşturup dururken susmak ve her şeyi,herkesi umursamama düşüncesi bile rahatlatabiliyor.Her gün düşünceleriniz bile olumlu şekillenmek için sizden güç bekliyor.Yaşam ve beklentiler hep bir ağızdan konuşunca,aziminiz sönüyor hayata karşı.Ne zirvede olmak istiyorsunuz ne dipte.Ne dipten memnunsunuz,ne zirve ödülünün şuurundan,böylece günler bir umut,bir mutsuzluk geçip gidiyor.Bıkkınlık ve yaşam hazzı arasında inişler ve çıkışlar hayatı dengeliyor çoğu zaman.Beklentiler yorduğu zaman sessizliğe gömülürken,hayatın neşesini hissettiğiniz zaman çoğu enerjinizi depolama yapıyorsunuz.Zirveye ulaştığınızda belki de ayağınızdan tutup çekenler veya yüzünüze gülüp geçenlerin yorgunluğunu hala atamamış olabiliyor asıl mutluluğun hedefine giderken aldığın yol olduğunu düşünüyorsunuz.Çoğu zamanda kimseyi aynı anda memnun edebilmek mümkün değildir diye kendi zirvenizi kendiniz çiziyorsunuz.Sonunda hayat ,herkesin kendini haklı gördüğü bir benlik kirliliğinde,bir gayretle tutunduğunuz mücadelenin kendisi oluyor.Mükemmel olmaya zorlamak,hataların ortasına atıp,sınavın en canlısını yaşatabiliyor.Tam tersi her şeyi umursamayıp,oluruna bırakmak yapabileceklerinizin hududunu görme merakıyla sizi kemirebiliyor.Sonuç olarak hayata dair ne varsa içinde hep karşıt kelimeler var.Ummadığınız taşlar,büyük sözleri yutmalar var.Yaşamayı iyi ve kötü ile yaşayarak öğrenmek var.Bin türlü insan ve çeşitli maskeler var.Umulmadık acılar ve gün doğmadan doğan umutlar var.Çıkarken ineceğini bilemediğin zirveler,sonunu kestiremediğin zamanlar var.Tüm bunların içinde bazen sessizliğe ihtiyaç var...
Read More

Çıkmaz Sokak

Hızlı hızlı adımlarla geçtim yolları.Etrafı türlü güzellikleri toplamış görüntüye sahipti.Güzellik öylesine gözlerimi kamaştırmıştı ki detayları algılayamıyordum.Güzel ve farklı bir sokaktı adımladığım.Bir köşesinden dünyanın en güzel ezgileri çınlıyordu,ezgilere en seçilmiş satırlar eşlik ediyordu.Kelimeleri tam algılayamıyordum ama kulağıma çalınan müthiş bir uyumun eseriydi.Bir köşesinden duygunun ve hüznün fırçaları ile çizilmiş tablolar gibi doyasıya tabiat kokan görüntüler geçiyordu.Dört yanı cenneti andıran bir sokağın yollarında, kendimi bulmuştum.İlk adımı nasıl atmıştım bu yere bilinmez ama gönül huzuru adlandıramadığı halde, burada bulmuştu.Huzur ve bir de tarifsiz bir sevinç yumağına sarılmış  ruh haliyle ,aynı sokağı yeni keşfeder gibi dolaşmıştım.Zaman mutluluğun çivisinde asılı kalan çaresiz bir kavrama dönüşmüştü burada.Kalp huzuru hissetmişti ve inanılır gibi değil zihin ile ortak bir hissiyattı bu huzurun varlığı.Zihin mutsuz olacak sebepler üretemiyordu,kalp ise mutlu olacak sebepler sıralıyordu.Bu sokakta huzuru bulmuştum.Dilini bilmediğim bir duygunun ülkesinde izinsiz yaşamaya başlamıştım.Sorulduğunda sunacak cevabım ise belliydi;burayı çok sevmiştim.Sabahları uyandığımda ilk aklıma düşen, ezberlediğim yolları defalarca adımlamaktı.Geceleri ise gönlümün aydınlığını ışık tutardım yollara.Hiç korkmazdım,tereddüt olmazdı burada yaşamaya dair.Hayata dair bildiğim ne varsa bilmediğim bu yerde altüst olmuş,sadece kalbimi dinler olmuştum.Kalbimin keşfettiği bu sokak artık hayatımın bütün yönlerinin çıktığı adres olmuştu.Büyülü bir havası vardı çünkü ne zaman etrafa baksam neşeli olacak bir şeyler keşfedebiliyordum.Sanki her köşesi beni yansıtan renklere,çizgilere sahipti..Bilmediğim şey ise birdenbire kendimi bulduğum bu yerde ,ne zamana kadar barınabileceğim idi.Garip bir his, önce zihnimi kurcalamıştı sonra kalbimi.Ben buraya kendimi ait hissetmiştim ama kalıcı olduğumu düşündürecek bir çağrı gelmiyordu işte.Belki de bu büyülü yere gelirken, kimseden izin istemeyip kendimi güzelliğin ortasına davet etmemdi sebep.Aslında kendi kendimi davet etmiştim bu açıktı.Ama bu huzur hissini yaşıyorsam eğer kendimi tanıdık bulmamdan kaynaklanmıyor muydu?Buraya gelmem tesadüf olamazdı ya.Tesadüfleri bilmem ama garip bir karamsarlık çöktü yüreğime.Endişe hissi mutluluğu gölgeler olmuştu.Ben buraya kendimi sevdirmeye çalıştıkça kendimi olduğumdan farklı bir görüntüye itiyordum.Gitmem gerektiğini biliyordum,ama sevginin inadını yanıma katıp, sokağı var gücümle adımlamaya devam ediyordum.Ama tüm yönler aynı noktada birleşiyordu ve o nokta buraya adım attığım yerdi.Yani başladığım yerdeydim.Labirent gibi kendi etrafımda dönüp durmuştum.Çıkışı yoktu bu sokağın.Çıkmaz sokak idi.Sonu yitirilmiş bir hikaye.Başladığım yerde yorgunluğun ezip geçtiği huzur kalıntıları ile kalakalmıştım.Bir ses işittiğimi sanmıştım ama o sesin kendi içimden geçen duymak istediğim sözler olduğunu geç anlamıştım.Kalan gücümle,ilerleyen zamanın tik taklarını duymaya başlayarak çıkmaz sokaktan ayrıldım.Neden çıkmaz olduğunu kendime sorduğumda kader dedim.Huzur kıpırdanmaya başladı,yorgunluğun kemiklerini sızlatarak...
Read More

24 Mart 2012 Cumartesi

Yaz Gelmeli Bir Dostun Sıcaklığında

Baharı sabırsızlıkla bekledik,umuda sarıldık,soğukta ısındık.İnsan bu ya; hep ister güzel ve iyi olan ne varsa.Bahar heyecanla bağırıyor, yaz mevsiminin gelişini.En güzel mevsimine apar topar hazırlanmaya başladı tabiat.Uzun gecelerde yıldızların eşliğinde dostlarla yapılacak sohbetleri,içilecek muhabbet çaylarını,çekirgelerin çınlayan melodisini saklayan yaz geceleri.Hayatın gerçekliğine tatlı bir mola..Hayatın soğukluğuna rağmen ruhları iliklerine kadar ısıtan mevsim.Güneş her şeye rağmen,pencereden sızarken,dallar sıska çıplaklığını en güzel örtüyle kaplamışken,denizin ışıltısı şehrin en güzel takısı iken,hayatın güzel olduğunu hissetmemek mümkün değildir bu mevsimde.Sevginin yüreklerde tekrar tekrar canlanması için bir vesiledir sanki.Doğa o kadar ihtişamlı bir uyuma bürünür ki yüreklere ekilen sevgilere nefes olur.Her köşesinden şehrin yaşamaya dair bir sürü sebepler sıralanır..İnsanlar sokaklarda doğaya olan özlemi doyasıya yaşatır.Toprak hazan mevsimini,soğuk yüzünü,yeşil çimler ile kaplar ,misafirperverliğini takınır üstüne.Gökyüzü sanki daha sonsuz ifadeye bürünmüştür,gülümsemekte, yanaklarındaki gamzeleri belirginleşmektedir.Doğanın sesleri,çocuk cıvıltıları ile pencereden ılık rüzgarla içeri sızmaktadır.Buram buram hayat kokmaktadır mevsim..Buram buram yaşamın renklerini yaşatmaktadır.Yaz gelsin,satırlarımıza da,ruhlarımıza da uzun güneşli günler doğsun.Yaz gelsin hayat neşesini takınmak için bir bahanemiz daha olsun.Bir sevgi,bir barış,bir doğum,bir vuslat,bir aşk kadar güzel olsun..Hayatın minik hediyeleri vardır,bazen hiç ummadığın zamanlarda farkettirmeden kapını aralar ve yanıbaşına konar bu minik sürprizler..Yaz gibi içini ısıtan insanlar hayatına kelebek narinliğinde konarlar ve sen bu güzel varlığın uzun ömürlü sürmesini temenni edersin.Yaz gibi sıcak ve güzel arkadaşım İlknur bu yazım sana...Hayat tüm güzellikleri bulutların ardına saklar ve sonra ümitleri koca bir mevsim yaşatır.Yüzünde tebessüm,kalbinde yaz daim olsun..
Read More

23 Mart 2012 Cuma

İstanbul'da Günbatımı

Günbatımı şehrime kuşanmaya başladı.Huzuru gözlerinizle görmek istiyorsanız uzun uzun seyretmelisiniz güneşin karanlığa süzülmesini.Parlaklığın tüm şehri tatlı tatlı terkedişini izlemelisiniz.Yeni kıpırdanmaya başlayan bir doğa da var üstelik, gözler görselliğin şölenine davetlidir.Ağaçlar meyveler için çiçek açmaya başlamıştır,beyaz demetler,pembe fiyonklar serpilmiştir toprağa.Doğa nazikçe canlanırken,boğazın eşsiz görüntüsü turuncu,sarı renklerle güne veda ederken,İstanbul'a bir kez daha aşık olmanın mutluluğu vardır gözlerde.Bir telaşla gemiler,vapurlar süzülürken boğazda, canlılığını simgelemektedir şehrin adeta.Günbatımı huzurun görüntüsü,cennetin yansımasıdır özellikle İstanbulda..Bir renk bin mana ile süslenmiştir.Şehrin gürültüsü ile güzelliği zıt kutuplar gibi birbirini çekmektedir.Hem güzel,hem nazlı bir sevgilidir İstanbul...Seveni çok,gönlü zengindir İstanbul'un.Ne şiirlere,ne aşklara ilham olmuştur.Ne hayatları ne hayallere mekan olmuştur;İstanbul...Günbatımında karadenizden esen serin rüzgarların eşliğinde boğazda yürümekteyim.İçimde baharın neşesi,gözlerimde şehrin huzuru.Hem sitem edip hem de çok sevdiğim şehre,gözlerimin alabildiğince uzun uzun baktım.Renk halkalarının tepelerde aksettiği kuşakları takınan İstanbul'un edasına hayran,günbatımının huzurunu içime çektim..
Read More

Düşler Ülkesi



Bir gün düşler ülkesine yol alacağız seninle.Bütün insanlardan uzaklaşarak,sığınacağız sevginin memleketine.Yalnızlığa mahkum olduğumuz kalabalıklardan kaçıp ,sevginin öz yurduna yerleşeceğiz.Hiç tereddütsüz mutlu olacağım,ufak bir endişe hissine kapılmadan.Dolu hayatların boş bakışlarına maruz kalmadan.Bütün pürüzlü seslerden uzaklaşacağız,sevginin güzelliğini gülümsemelerimize yerleştirerek.Aşkın gelgitlerini seyredeceğiz,derin maviliklerde.Günbatımında; alaca renklere boyanmış doğanın huzurunu ruhumuzda hissedeceğiz.En hisli şarkıları mırıldanıp,her nakaratta bizi yaşatacağız.Kadife çiçeklerin kokusunu içimize çekerek ,yeşilliklerin renklendirdiği yollarda,mutluluğun resmini çizeceğiz.Sevginin hükümdarlığı sürecek düşler ülkesinde..Bütün yollar aynı yere çıkacak.Sevginin bağımlılığında,bağımsızlığını sürdüren ruhların yaşadığı diyarlar olacak.Öyle bir düş olacak ki yaşattığımız, hiçbir zaman tılsımını yitirmeyecek.Anlamlarını kaybetmeyecek sevgi sözcüklerini,içimden geldiği söyleyeceğim.Bir düşün cazibesinde yitirilmeyecek,gerçekliğin doğallığında beslenecek.Sözler arkasında durulacak kadar sağlam olacak,sevgi uğrunda emek gösterilecek kadar kıymetli.Bir düş bir hayal gibi algılayacağım seni.Sonra inanacağım sevginin rüyaları dahi gerçek kılabileceğini.Bir düş gibi seveceğim seni,hiçbir gerçekliğin eksiltemeyeceği.Düşler ülkesi kalplerde bulacak adresini.Sevginin derin kuytularına aşkın sağlam zincirleri ile bağlanacağı...
Read More

22 Mart 2012 Perşembe

Fotoğraf Karesi


En güzel hatıralar en ummadık zamanlarda düşer akıla.Bir zamanlar yaşadığınız anıların üzerinden vakit geçince yüzünüzde oluşturacağı tebessümden haberdar değilizdir.Belki yaşanmışlıkların en güzel yönü de budur.Üzerinden zaman geçince demlenmesi.Yaşadığınız her şeyde hayatınızın gelecek günleri için bir taş vardır.Bu taşlar birike birike hayatınızın figürünü ortaya çıkarır.Anıların birikimi,duyguların olgunlaşmasını sağlar bir nevi.Zihninizde bir film şeridi oluşur,bazı anıları çok kısa anımsamak isteriz,bazılarını siyah beyaz,bazılarını da uzun uzun hatırlamak arzumuz.Hayat tüm isteklerimize karşı hızla devam ediyor.Her an zamanın bereketsizliğinde geçip gidiyor.Bu yüzden hatıraları anımsamak güzeldir.Hatıraların en somut ve güzel örneği fotoğraflardır.
Hayatınızın akışında o anınızı yakalar ve hatıralarınızı canlandırır.Fotoğraflar hayat filminizin en güzel tanıklarıdır aslında.Mimiklerinize yerleşen duyguları yakalayan bir karede siz bile kendinizi keşfedebilirsiniz.Gözlerinize yerleşen hüznü,tebessümünüzle kapatmaya çalıştığınız bir resim,hüznün  veya herşeye rağmen gülümsemin resmi olacaktır.Fotoğraflarda yakalarsınız ne kadar hızlı büyüdüğünüzü.Çocukluğunuzun elinden tutup yolculuğa çıkarsınız adeta.Minik bir siz fotoğraf karesinden size bakmakta.Kendi gözlerinin içine.En çok da çocukluk resimleri beni çeker kendine..Zamanın sizi nasıl değiştirdiğini anlatan en iyi komposizyondur.Ailenizi izlersiniz resimlerde,çok az hatırladığınız dedenizin gözlerinin içine bakar özlemle anarsınız.Yanınızda olanları,sizi bu zamanlara taşıyanları her karede adım adım görürsünüz.Karakterinizin ipuçlarını yakalarsınız fotoğraflarda..Mesela çocukluğunda haylaz haylaz gülümseyen bir yüz,yıllar sonra pek de değişmeyecektir.Arkadaşlarınız ile yaşadığınız en güzel hatıralarda ,sevginin taşdığı bir karede dostluğun  ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlarsınız.Fotoğraflar değişik hayat hikayelerinin,farklı karakterlerinin cansız hayalidir.Sohbet ortamlarında muhabbet hep döner dolaşır fotoğraf arşivlerinin etrafında birleşir.Kah gülerek,kah hüzünlenerek ..Resimler köşelerde kalmış anıları dahi hafızalara geri getirir.Zamanın hızla akışına hayıflanmalar başlar.Bir dostun omzuna yaslandığınız fotoğraf,ailenizin sevgisiyle harmanlandığınız bir fotoğraf,yalnızlığınızla doğayı birleştirdiğiniz bir fotoğraf,en sevdiğiniz yer,insanlar ve siz..En özel günlerinizin veya çıktığınız bir seyahatin vazgeçilmez ritüelidir fotoğraflar.Hatta özenerek seçtiğiniz kelimelerle kaleme aldığınız yazı bile bir fotoğrafın varlığı ile daha bir can bulmakta.Kelimeye ruh katmakta sanki.
Hayat kolajınıza eklediğiniz fotoğraflar sizi oluşturmakta.İnsan anılarını ve yaşanmışlıklarını kalıcı kılmak istiyor haliyle...Yaşamınızı ödüllendirin,her anınız çok değerli ve hatıralar kalıcı olmayı hakediyor,bu ödülü hakediyor..
Read More

21 Mart 2012 Çarşamba

Aşkın Sırrı


Aşikar olduğunda aşk büyüsünü yitirirmiş.Gönül derinliğe sırlar ile erişirmiş.Aşk aşıkın en büyük gizemi,bu yolda aldığı lütuf imiş.Aşkın sırrına ulaşmak için kendini aşk ile sınamak gerekirmiş.Aşk; sırrına sahip çıkma olgunluğuna erişmek imiş.Aşk kalbe zamansız uğrayan bir misafir.Ummadığın,planlamadığın vakitlerde karşına çıkan,beklemediğin anda kayıplara karışan aşkın kendisi imiş..Bu muammada aşk, aşıkın kalbine saplandığı an kalbin derinliğine işleyecek kadar derindir.Her ne kadar aşık acı deryasının içinde yüzse de maşuk yüzünü ondan yana çevirmese de bu sevgi acı çektikçe merdivenleri tırmanacaktır.Öyle ki sevgili uğruna çekilen cefalar aşkın yollarında aşılan mertebelerdir.Aşık geceyi dost edinmiş,günü umut farzetmiş yine de diline sevdasını düşürmemiştir.Çektiği cefaya rağmen ah etmez,hatta bu cefanın sevgiliden gelen bir lütuf olduğunu düşünmektedir.Cefanın varlığı vuslatın belirtisi gibidir.Maşuk türlü güzellik ve zariflik ile bezenmiştir.Bu güzellik her nazı ve eziyeti çekmesini mübah kılacak kadar fazladır,aşık bu yola bu bilinçle çıkmıştır,Kanadını aşk mumuna severek kondurmuştur.Aşık,sevgiliyi dile dolamaktan  o kadar çekinir ki sırrını sır bilip aşkta kemale ulaşır.Aşk dile düştüğü zaman kıymetini yitirir bunun bilincindedir aşık.Çünkü aşk marifet,yetenek ister;kötülükte görse,eziyette çekse yüzünü sevgiliden öteye çevirmez,aşk iyilik veya kötülük gördüğünde tavrını değiştirmeyecek kadar sadık,dillere düşürmeyecek kadar sağlamdır.Sarmaşık gibi ruhu ele geçirir aşk.Gözler sevgilin gözü ile dünyaya bakar,onun iyiliğini gözetir.Gönüle düşen aşk hızla tüm ruhu ve bedeni sarar,aşıkı günden güne bu duygu ile çevirir.Gözden gönüle düşen ,zihnide gönlün yoldaşı yapan aşk.Göz bir kere görür,gönül o bakışa hayatını adar..
Gönül pinhan olmuştur,kilitlerini sevdanın derinliğinde atmış,maşukun ellerine bırakmıştır kaderini.

     Gâmımı pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
     Desem ol
bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
dimi
                                 ***
                                              **********

Gözlerinin karasından bulaşmış yüreğime,sensiz karanlık günlerin kıskacında.
Gülümsemen aklıma düşünce bahar esintisi uğrar yüreğime,ısıtır içimi biraz da titretir.Konuşmanı hatırlarım o an, en güzel şiiri dinler gibi derin ve etkileyici.

Güzel bir rüyadan uyanır da gözlerimi sımsıkı kapatırdım, öyle şaşkındım seni gördüğümde.
Sana baktığımda aşk düşerdi yüreğime.Gözlerinin karasında aydınlığı aramak,derinliğinde boğulmamak..İmkansızdı,imkansızı severdim..

İmkansızlığın büyüsünde dilimi lal kılıp,gönlümü şair edinirdim.Derdimi dert bilmez gönlüme kurulan tahtına hürmetle eğilirdim..
Hayat kitabının tam ortasında yıpranmış sayfaların arasına sıkışmış aşk demetinden solgun dallar sarkıyordu,Kırılgan,kırıldı,kırılacak..Kitabın tam ortasını kesiyordu solgun çiçekler..Senden önce, senden sonra..Anıların üzerinde,geleceğin ardında sıkışmış bir demet,zamana yenilmeye direniyordu.Her kelime sırları katık etmiş aşkı şifreliyordu….



izli tutardım ben, dediler ki "git yarine söyle"
Söylesem acaba o vefasız inanır mı yoksa inanmaz mı!...

Derdimi gizli tutardım ben, dediler ki "git yarine söyle"
Söylesem acaba o vefasız inanır mı yoksa inanmaz mı!
Read More

20 Mart 2012 Salı

Bahar Yüreklere Doğdu

Üzerindeki koyu kıyafetlerden sıkılan tabiat rengarenk kıyafetlerini giyinmek için hazırlanmaya başladı bile.Gözyaşlarını iyice akıttı,hem de hıçkıra hıçkıra ağladı,gök inledi adeta.Hüzünlerini beyaz beyaz örttü gözkapaklarının üzerine,acılarını kaskatı kesilmiş beyazlıklara indirdi,sonra umut adına eridi gitti.Toprak yeşillenmek için gün saydı,hasret edindi gün ışığını içine çekmeyi.Dallar tüm çıplaklığı ile soğuğa dayandı,yeşil kıyafetinin üzerine çiçek desenlerini konduracağı günler geldi nihayet.Gün kuş cıvıltıları ile yankılanarak başladı,laleler baharın müjdecisi, büyümek için var güçleri ile toprağı sarmaladılar.Doğa pencerelerinin tümünü güneşin göz kırpan ışıltısına açmaya başladı.Miskinliğini attı üzerinden,her şeye rağmen hayatın güzel olduğunu ispat edercesine ılık rüzgarlarını toprak kokusuyla harmanlayıp bıraktı bahar.Bahar geldi,hoşgeldi..Ruhlara umudun,neşenin,hergün yeniden hayata başlamanın güzelliğini hatırlattı.Önce en sevdiği rengi kuşanacak üzerine çeşit çeşit yeşiller..Maviyle uyumuna gözler doymayacak.Her renkten;pembe,sarı,kırmızı boncuklarını takınacak çiçeklerine.Yine hatırlattı bahar, her karanlığın ardında bir bahar gizli.Her baharın gelişi doğanın nazlı ağlayışı,dünyaya gözlerini açması ve gülücükler saçması.Bahar geldi..Deniz davetkarlığını arttırdı.İnsan cıvııltılarına kucak açtı,hüzünleri derinliklerine atmak için maviliğine gün ışığına kattı.Kuşlar süzüldü maviliklerinde,gözler renklerin cümbüşüne tekrar kavuştu.Bahar geldi,hoşgeldi..

Bahar yüreklere doğdu.Hiçbir acının sonsuz barınamayacağını,yüreğin güzellik ve sevgiye ihtiyacı olduğunu anladı hayat.Kış olmadan,acı olmadan hüzün olmadan hayat olmuyordu,hayatın gerçekliği idi ama sevgi olmadan,mutluluk olmadan ve umut var iken kış muhakkak sona erecekti yüreklerde.Bahar her karanlığın ardından ansızın gelecekti.Mutlulukların ve güzel anların varlığının kısa oluşundan yakınır insanlar.Oysa güzel olan herşey doyumsuz olduğundan zihinlerde kısa zaman dilimi gibi yer edinir.Acılar ve hüzün hep daha derinlere yerleşmeye marifetlidir.Zihin hep acıyı hatırlamakta mahirdir.Oysa hayat acının ve güzelliğin barındığı herkesin kendi hikayesini yazdığı birşeydi işte.Bahar ergeç yüreklere doyacaktı.Artık bu bahar gelmeyecek dediğin bir anda ansızın doğacaktı güne.Yürekler kışın hüznü ve karanlığı olmasa baharı bu kadar heyecanla bekler miydi?Denge mevsimlerde sağlanıyordu.Tıpkı hayat gibi.Bahar her sene yüreklere doğmaya devam edecek,yeter ki umudu ve sevgiyi kalplerden kaybetme...


Read More

18 Mart 2012 Pazar

Şehitlerimize

Bilirim ki,vatanımın bir avuç toprağını alsam,kanlarla yıkanmıştır,baksam gökyüzüne,sindirmiştir barut,ateş kokusunu..Dağlar, sığdırmıştır içine nice destanları..

Ağaçlar dayanak,sevdaya ortak,dereler gözyaşlarına katılmış,denizler sırdaş olmuştur yiğitlere..Dört tarafı vatanımın işlenmiştir nakış nakış,yüce şehitlerlerimizle..

Vatanı için bin canı olsa verecek,değerleri için kendinden değer katacak yiğitler...
Bilirim ki,bu vatan aşıktır şehitlere,bağrına basmıştır,kınalı kınalı topraklarına saklamıştır şehitlerimizin aziz kanını.

Öyle severiz ki vatanı,sağolmalı sonsuza dek,hilal yıldızla parıldamalı ebediyyete kadar...
Vatan uğruna ölmek cesaretin,inancın asaletin olmuş.Sen ki hareketsiz yatarken al kanlarla,yıkanmış ruhun melekler gibi.

Gençlik yiğitliğin,uğruna verdiklerin şanın olmuş!..
Bilirim ki ;bayrağım dalgalanırken senin gibi asaletli,senin gibi vakur,senin gibi sonsuzdur.

Bu vatan sizinle asırlara meydan okumuştur,okuyacaktır!
Tarihe,milletimizin inançlarını,eşsiz tarihini sizinle haykırcaktır.Akarken gözyaşları bilirim ben,siz siper ettiniz gövdenizi,koştunuz düşmana karşı düşünmeden...

ve bayrağım sizin için akan her gözyaşı ile yüceldi.
Her annenin yüreğinden memleket sevdaları inledi,kardeşler,sevgililer hep bildi;şehitlerimiz en güzel sevgiyi seçti:GÜZEL VATANIM!...

Bilirim ki ;sığmazsınız hiçbir kelimeye,zamana...Anlatılamazsınız değerine layık hakkıyla.

Hiçbir yürek sizin kadar fedakar olamaz,ardına bakmadan koşarken sen,haykırırken vatan diye,şehadete yükselirken yüce ruhun,gençliğini,ömrünü vatana sunarken,ben ardından ne söyleyebilirim sana layık,sana yakışan!...

Bilirim ki ,size yazarken bu satırları,vatanım uğruna,şu an,nice canlar verilmekte..Bilirim ki tarihimize layık,şimdi de,gelecekte de şanımıza şan katacağız!Emanetinize iyi bakacağız!..

Siz ki canınızdan can verdiniz vatana,vatan size hayran,vatan size minnettar,vatan sizsiniz siz!...
Read More

17 Mart 2012 Cumartesi

Ayrılığın Gölgesi


Bazen günler geçer,aşk biter..Sen giderken,her hatıradan bir parça düşer ardından.

Kaybolursun.Ben kalmak isterim,sen gitmek,zaman geçer.

Zaman farkettirmeden değiştirir her şeyi.Sen değişirsin,ben değişirim,takvimlerden yapraklar düşer.

Sen sararıp düşersin gönül bahçesinden.Ben mevsimden bilirim ansızın gidişleri.

Uzaklaşırsın,gidersin,gidenlerin tüm geleneklerini işler,bir gün de adını anlamsız kılarsın.

Bunu kendi kendi yaparsın.Kendinden başka bin türlü sebep bulursun.

Bazen seneler geçer,suskunluk aramıza sızar,hayat bu suskunluğu biçer kaderimize.Sen susarsın ben susarım ama gönül hiçbir şeyi unutmaz.

Unuttuğunu sanırsın.Hiç ummadığın bir anda akla düşer kalbe bir sızı yayarsın.

Sonra ayrı yaşamlarımızda yaşar,ortak anıları anımsarız,buruk bir gülümse ile.

Her şey gibi mazinin sayfalarının arasına karışır adın.

Ayrılık deriz adına..Yada ben derim sen gidenlerin kafilesinde,ardına bakmaya korkanlardan.Sevmekten kaçanlardan,kaçarken en acı hikayenin ortasına düşenlerden.

Bazen günler geçer yıl gibi,bazen yıllar geçer o gün gibi.

Ayrılığın sindiği günleri yaşar.

Kaybolursun senden uzak yaşantılarda.Keşkeleri tüketir bolca.Belkileri anımsarsın..

Bazen senelerin eskitemediği aşklar vardır,bazen kimsenin yerini tutamadığı kimse.

Bazen hiçbir acının benzemediği acılar,ayrılık kelimesinin kıyısında.

Acının payını almadığı aşklar mı var diye avunur.

Zamana kapılır gider,unuttuğunu sanır unutmazsın.


Read More

16 Mart 2012 Cuma

Senden Başka Yok

Suskunluğa Dair...

Hayattan yorulanlar cezayı kelimelere kesti.Suskunluk sığındıkları liman oldu.Aslında susmanın karşılığında binlerce kelime vardı.Terazide ağır basan bazen kelimeler, bazen de suskunluk oldu.Hayat çoğu zaman konuşmayı gerektirdi,çoğu zaman susmayı öğretti.Sonunda yüreğinde binlerce kelimenin haykırışı olan kalabalık suskunluklar doğdu.Bu suskunluğu kendini özel kılmak adına kendine armağan etmişti.Sustuğu zamanlarda inzivaya çekildiği köşeler buldu zihninde.Kelimelerini burada sakladı,dudaklarını kenetlediği bu zamanlarda...Zihninde gün boyu susmayan sesleri dinlemeye çalıştı.Dinledikçe kelimeleri asil kılan varlığın; kalbi olduğunu anladı.Zihninden kalbine yolculuğa çıktığı zaman,kelimelere değer kılan manalara kavuştu.Kalpten zihne gitmeyen sözcüklerin tükendiğini anladı.Kalabalıktan,benzerliklerden tükendiğini hissettiren tükenişin asıl kaynağını buldu.Kalplerdeki boşluklardan savrulan kelimelerin,zihnin bencilliğinde dudaklardan döküldüğünü anladı ve sonunda hissedilen kelime kalabalığının yorgunluğunu birkez daha yaşadı.ve bu yorgunlukla kıymetsizleşen sözleri düşündü.Özel kılınan sözlerin temelinde kendini bilen,kendini keşfedebilmiş insanlar olduğunu gördü.

Kelimelere Dair...
"Gök kubbe altında yeni ve söylenmemiş hiçbir söz yoktur."
Ama söylenen sözlere kendinden birşeyler katabilmek bu mümkündür.

Sana Dair...

Senden Başka Yok... Kendine özelsin,kendine ait olduğun yüzün,ellerin,bedenin,ruhun ve sözcüklerin.Kendi dünyanın hakimisin.Sana sunulmuş dünyaya gözlerini açtığında,savunmasızlığını güce çevireceğin bir ruhun resmini çizmektesin içinde.Yaşanmışlıklarının toplamında umutsuzluk,hayalkırıkları var ise yine üzülme,hala nefes alabiliyorsan,hayata karşı direnecek sayısız nabız atışların var.Kaybettiysen öğrendiklerin var,mutsuz isen mutluluğu tanımlayacak güce sahipsin.Yorgunsan hayattan, dinlenecek zamanların da olacak.Hayatın dikeni kalbine saplandıysa,yüreğinde çiçek bahçelerini yaşatacak iklimler de var,sadece farkında değilsin.Aynada gördüğün; senden başka yok,iyisi ve kötüsü ile yaşadığın yaşamın imzası sana ait.Senaryo,yönetmenlik,tüm ekip sensin.Senin çabaların ve emeklerin ile yanında olacak insanlar  yada senin isteğin dışında hayatına dahil olup,çıkanlar.Ama unutma filminde sürprizleri barındıracak çeşit çeşit renge sahip bir gerçeklik var.Hayat..Sonu bilinmez ama yaşam sana emanet,sen yaşam demeksin.Söylenmiş tüm sözler,sen söylemedikten sonra ruhsuz harflerin sıralanması.Sen yaşamına mücadeleyi katmadığın sürece sözlerin de sana ait olamaz.Öyleyse sen uyandığında gün başlamıştır,sen birşeyler öğrendiğinde bilginin önemi vardır,sen uyuduğunda yaşam mola vermiştir,sen mutlu olduğunda güneş açmıştır ruhuna,sen umutsuz iken dünya çekilmezdir.Sınırların içinde yaşattığın kadar geniş,ahlakın kendini yetiştirdiğin kadar kıymetli..Kendine faydası olmayan bir insandan başkalarına fayda,fedakarlık olmaz.Savunma mekanızmanda hayatın kötülüklerine karşı iyilik ve güzellikler olacak ise bu iyiliği önce kendine hakim kılmalısın.İyi olan her zaman zor.Kötü olmak,tembellik,vazgeçmek,hayata kızmak ölmeden kendini ölüme teslim etmektir.Zor olan hayatı iyi yaşamaktır.İyi yaşamak hayatın tüm iniş çıkışlarına rağmen inadına yaşamak,kendini bilmek,kendinden vazgeçmemektir.

Senden başka yok..

Umudunu yitirdiğinde ,kalbine yerleşen hüzünlerin varlığını derinden hissettiğinde,hayata mana arayacak kadar yetersiz hissettiğinde,sevilmediğinde,hayatın yorgunluğunda,haksızlığın ortasında unutma;senden başka yok,geçen zamanın telafisi yok..Hayata en büyük manayı kendine hakettiğin değeri vererek kat ve sonunda bu dünyada kendine ait,manalarını kendi ruh sözlüklerinde bulacağın bir eseri şekillendir.
Read More

13 Mart 2012 Salı

İstanbul ve Yağmur

Yağmurlu gün,gök umutların saklandığı gri perdelerin gölgesinde.Sağanak,damla damla örtüsüz dallarda belirmekte.Yer göğün gözyaşlarını sinesine usulca almakta.Gözler semanın pusunda,sonsuzluğun ihtişamında, yağmurun hüzünlü dokunuşlarını seyretmekte.Bir hüzün dalgası,yağmurun hediyesi yüreğimi kaplamakta.
İstanbul ve hüzün uyumla sergilemekte kendini.Rüzgar ve soğuk,gönülleri titretecek kadar işlemekte.Bir yağmur daha yağmakta,İstanbul'un tepelerinden asilce seyrine dalıp,çayını yudumlamakta eller.Kuşlar gri perdeleri aralayıp İstanbul'ın semasında gezinmekte.Bir çift, yağmura aldırış etmeden kalplerini kalkan edinerek kız kulesine karşı otururken,belki bir mısra mırıldanıyorlar ,fon müziği martılar.
Bir simidi paylaşmakta dostlar,boğazın ortasında,yağmurun hüznünde seyrederken İstanbul'u.Sinesinde çeşit çeşit yaşamı barındıran şehir,hüznü yağmurlarla temizlemekte.
Yağmur yağmakta.. Dar sokakları yol edinip,pencerelerden süzülürken hüzün sesleri yağmurun tınısında şehri kaplamakta.İstanbul kadar hüznü kendine yakıştıran şehir var mı?Yağmurun doğayı bereketiyle,şiirsel hüznüyle yakıştığı İstanbul.Gök karartısına inat şehir güzelliğini daha bir cesur sergilemekte.
Hanesindeki kalabalığı,her hanedeki yaşam öyküsüyle şehir hayatın koyuluklarına karşı daha bir dik durmakta.Yağmur denizin kıyılarında adımlanmayı bekleyen yollarda,sessizliğin huzurunu kalabalığa dinletmekte.Hem huzuru hem karmaşayı yaşamakta hünerli,tecrübeli şehir, çarpıklığında güzelliğini kaybetmemekte kararlı.
Yağmur yağmakta,hüzün perdelerini sıkıca örten gök şehrin muhteşem pozunu yakalamakta.Ezan duyulmakta,hüzünle beraber bir huzur dalgası gökte yankılanmakta.
Telaşla insanlar gidip gelmekte,ne giden eksilmekte ne gelen.Kahkahalar atan liseli gençler yağmuru umursamadan geçmekte,bir yaşlı değneğine sıkıca sarılmış, yılların getirisi yaşanmışlıkların yerleştiği çizgileriyle adım adım yol almakta.Bir evsiz banka yatmış,kıvrılmış yağmurun son tanelerini içine çekmekte.Bir kedi, çarpık binaların  haşır neşir olduğu dar sokakta yiyecek aranmakta.Herkes hikayesini yaşamak için şehrin yorucu ama bi okadar çekici sokaklarından geçmekte.
Yağmur perdelerini kaldırmakta gökten.Ufuk gecenin siyahi asilliğine kavuşacakken,şehir karmaşasını karanlıkla örtmekte.İstanbul'un tepelerinden sayısız ışıltı karanlıkta parlamakta.Işıkların dansı tepelerde sarı,beyaz dalgalanmalar yapmakta.Boğaz köprüsü renk renk ışıklarıyla bu dalgalara eşlik etmekte.Yığınlarca ışık tepelere serpilmişken,kalabalığın huzuru sessiz bir gecenin seyrinde gözleri beslemekte.
Tarih kokan şehir,asaletini gece parıldayan yıldızlara yansıtmakta.Gece aydınlamak için demlenirken,İstanbul yağmur kokusunu hüzünle sindirmişken,yaklaşmakta olan bahar tepelerini taçlandıracağı erguvanlara hazırlanmakta.İstanbul'a sevdalı mevsimler,İstanbul'a sevdalı kalplerde yaşamakta.,hiç bitmeyen yaşam canlılığında...
Read More

12 Mart 2012 Pazartesi

Çocuk Sevinçlerimiz

Gariplik var üstümde.Geçmişe takılma diyenleri anlamıyorum.İnsan yaşadıklarının ve anımsadıklarının toplamı değil mi şu anda?Şu dakikalar geçmiş yaşantının ruh haliyle öğütülmüyor mu?Hatta tam da şimdi geçmişi yad etmiyor muydu?Tüm bunları irdelemek nereden esti bilinmez,insan seneler geçtikçe iç seslerine daha da kulak kesiliyor.Yıllar geçtikçe hayata tat katacak manalar aramaya başlıyor.Yaşamı güzelleştirecek detayların ardına düşüyor.Bu yüzden insan en çok çocukları seyrederken bu halinin gözlemini yapabiliyor.Bu yüzden insan en çok çocukluğunu düşündüğünde kendini bulabiliyor.Süslü,abartılı,kafiyeli hayatından kopup sade ve sadece kendini hatırlıyor.Bu nedenle çocukluktan taşıdığımız her anı bizi biz yapan kişiliğimize dair değerli ipuçları taşıyor.

Korkulardan uzak,hararetle yaşam enerjisi taşıdığımız çocukluğumuz...Dert ve tasaların şeker tadında olduğu zamanlarımız.Şimdiki anın tadını doyasıya yaşadığımız,gelecek kaygısından ve stresinden payını almadığımız o çağlarımız.Zaman ne çabuk geçti.Minik zihnimizin koskoca dünyasını geride bırakalı seneler oldu..O dünyada hayatın zorluk ve rutinlerini çocukluğumuzun saflığı ile ne güzel bertaraf edermişiz farkında olmadan.Ne zaman farkındalığı ruhumuza nakşettik o zaman üstümüze gariplik bulutları birikti. Çocukluğumuzda dünyaya meydan okuyan o hırçın tavırları yitireli,garipleştik.Ya öfkenin ya endişenin yada beklentinin kümelendiği bulutların altında gri ve soğuk bir havayı solumaya başladık.Bu garip hali üstünden atmaya kalktıkça içimizdeki güneş ruhumuza ışığını bir nebze de olsa yansıtamadı.

"BEN YOLUMU KAYBETTİĞİMDE BİR ÇOCUĞUN GÖZLERİNE BAKARIM.. ÇÜNKÜ BİR ÇOCUĞUN YETİŞKİNLERE ÖĞRETEBİLİCEĞİ ÜÇ ŞEY VARDIR;
*NEDENSİZ MUTLU OLMALARI, *HER ZAMAN KENDİLERİNİ MEŞGUL EDECEK BİR İŞ BULABİLMELERİ, *ELDE ETMEK İSTEDİKLERİNİ VAR GÜCÜYLE DAYATMALARI.... " PAULO COELHO


Sonra çocukluğuma götürdüm kendimi,gözlerin ışıltısını yansıtabilmenin kalbi güzel tutmakla olduğunu bildiğimden,bulutların karartısını anıların parlaklığı ile dağıtmak için,çocuk ruhumun gözlerine baktım uzun uzun.Hep güneşli ve parlak havaları anımsarım geçmişi düşündüğümde.Anılarım sanki dört mevsimi yaza çevirmiş gibi,hep ve inadında yazı anımsar.Masmavi ve eşsiz güzelliği ile İstanbul'un her köşesi tarifsiz sahillerinden birinin kenarında.Hafif ve ılık bir rüzgar okşamakta saçlarımı,şen kahkalar patlatmaktayım.İstanbul çok sakin; hem hareketli hem de huzuru hissettirebiliyor o zamanlar.Gözlerim bir yandan bu şehrin güzelliğine bakarken bir yandan da ruhundaki mutluluğu rahatlıkla etrafına saçan bakışlar atıyor.Bu şehrin bir büyüsü var hissediyorum ama bilemiyorum bu efsunun nedenini.Henüz zihnim bilgi dağarcığı açısından pek yetersiz ama neşe ve yaşam azimi konusunda çok çok yeterli.Sürekli gülüyorum.Avuçlarımı sımsıkı saran sevgiyi, ailemi görüyorum o an.Yakın bir mesafede oturmuşlar sohbet ediyorlar ama gözleri sık sık bizi yokluyor,sevgi ve korumanın tadını hissediyorum o bakışlarda.Kardeşimle zamanın modası tüm oyunları bitmeyen enerjimiz ile oynuyoruz.Bir de parkta edindiğimiz arkadaşlarımızla oyunlarımızı zenginleştiriyoruz.Kızlar ip atlıyoruz.Seksek oynuyoruz.Sürekli düşüyoruz,kalkarken hem sızlanıp hem de dizlerimizdeki hafif yaralara göz atıyor aynı hızla oyunumuza kaldığımız yerden dahil oluyoruz.Kuşların cıvıltıları ve aralarındaki oyunları bizlere eşlik ediyor.Saklambaç oynamaya başlıyoruz,çok açılmıyoruz yerimizden ama kıkırdıyoruz bir ağacın gövdesini sığınak yapmışken..Kağıt helvayı burnumuza batıra batıra yiyor,rüzgarın nazlı esişiyle yüzümüzü temizliyoruz ,ardından oyuna tekrar tekrar devam ediyoruz.Yorgunluk nedir henüz bilmiyoruz,yada biliyoruz da bu duyguya teslim olmak istemiyoruz.Bu yorgunluk bizi ne de tatlı uykuya yatırıyor bundan eminiz,nasıl da yastık ve yorgana sarılıp dalıyoruz uykuya.Zihnimiz mutluluğu nereye sığdıracağını bilemiyor. Uykudan önce muhakeme yapıp düşünceler ile kendimizi hırpalayacağımız zamanlara çok var daha.Uykuya dalmamıza da çok var henüz.Öyle ki gün kendini karanlığa bırakana dek,dermanımız tükenene dek oynuoruz.Sürekli soru soruyorum eve giderken o niye böyle bu neden şöyle.Bu büyümek ne büyülü birşey diyorum kendi kendime,herşeyi de biliyorlar.Ben de büyümeli ve herşeyi bilmeliyim diyorum ama mutluluğum ve neşem bu düşünceyi alıp uzaklara götürüyor.Bu hayat ne güzel birşey diyorum bu nedenle ne zaman üzülsem,ne zaman düşsem veya ne zaman kızsam çabucak geçiyor.Çünkü farkında olmadan hep hayatın dolu tarafına bakıyormuşum meğer.Farkında olmadan ve bilmeden işin özünü çözmüşüz meğer.Aynı denize(farklı bir şehir siluetinde tabi ki )bakacağımı o zaman bilemezdim.Yada ne zaman bu garip yetişkin ruh haline bürünsem bir çocuğun gözlerinde cevabı bulabileceğimi bilemezdim.Şimdiki zamanları geçmişin kara bulutlarından ve geleceğin sisli belirsizliğinden kurtarıp doyasıya tüm gerçekliklere inat ruhumu cennetine taşırdım.Bir çocuk neşesi ve azimiyle...
Read More

8 Mart 2012 Perşembe

Hüzün

Gökyüzününün sonsuzluğunda kaybolmak istedim..

Bir düş kırıklığı değildi bu tarifsiz acının adı.

Ne de gerçek kadar soğuktu tadı.Bir düşe yakışmayacak kadar can acıtıcı,gerçekliğin kabullenemeyeceği kadar anılara ters düşüyordu.

Bir tutam acı,bir tutam vedayla karışıktı.Yüreğin ta derinlerinden yankılanan haykırıştı.

Gözlerim doldu yaşlarla,kalbime derin bir sızı yayıldı..Ardından film şeridi gibi anılar sıralandı ve sonrasında usulca yüreğimden gittin,damla damla aktın gözlerimden.

Yürek hüznünü gözlerime emanet etti.Gitmeyi çok istemiştim senden,bimiyordum yüreğimden söküp atacağımı gün gelip.Hem de yeminler etmeden,ardıma bakmadan sevmekten vazgeçmeyi beklemiyordum.

Tuhaf bir acı dalgası yüreğimden tüm benliğimi sardı.Son damla taşırdı sevginin bekleyişini.Beklemenin de bir sonu olduğunu duyar da inanmazdı ya yürek.O gün geldi dayandı kapıma nihayet.

Türlü acıdan,sonsuz sabırdan sonra galip çıkan hüküm verilmiş ayrılığın zaferi oldu..Bu kez sözlerimle yetinmedi ayrılık,sadece hatıraların sisli görüntülerinde vardın,adın yarım yamalak gönül defterinin sayfalarında kaldı.

Sevgi cümlelerine şahitlik eden defter,zamanın rafa kaldırdığı büyük sevgilerin arasına karıştı.Şimdi belirsizliğin içindeki anılar,kırgınlıkla beslenmiş.

Mutlu olma temennilerinde sıra.Sahte dilekleri mırıldanmakta. dil.

Yürek seni başka bir yüreğe emanet etti.Yürek acıyla yüreğine veda etti.

Başka aşkın,başka hikayelerine seni teslim etti.Özlemi bir yana bıraktı.

Biliyordu ki sonu olmayacaktı bir dinlese hasretin yakarışlarını.

Bir dinlese kendini ,kaybolacaktı tekrar tekrar sende.Bir damla gözyaşına hatıraları,aşkı ve vedayı sığdırdım.

Bir damla gözyaşında koca bir sevdayı yürekten söküp attım.Ardıma bakacak cesarete sahip değildim,unutkanlığı alışkanlık edinmeye başlamalıydı.

Unutmakmış bu aşkın kaderine düşen.

Kader deyip,yürümeye devam ömür yollarında.

Hüznün son deminde,veda burukluğunda...
Read More

5 Mart 2012 Pazartesi

Takdir Etmeyi Bilmek

Konuştuğu zaman sahip olduğu büyülü havalı dağıtan insanlar vardır.Görünüşü,hali ve tavırları son derece kendine has bu kişilerin konuştuklarında tükettiği her sözcüğün bu havayı bozduğuna inanırsınız.Zihninizde kurduğunuz çizgiden çok öte bir izlenimdir duyduğunuz ve gördüğünüz.Sanki sözcükleri insanın içinde barındırdığı zenginliğin üstüne örtülmüş göz yorucu desenleriyle ağır bir örtüyü andırmaktadır.Zihnimiz içinde büyüttüğü hayranlığı somut olarak görmeye hazır değildir belkide.Yada hayran olma durumunu kendi kendine yaşayıp,gözle görülür hale geldiğinde biraz kıskançlık ve biraz da hırs ile göklerden yere indirme başarısını sağlar birçok insan.Bu durumu anlamsız gösteren şey ise neden insanların başkalarının yaşam serüvenini bu denli çekememekte azimli olmasıdır.Sen de başarılı ol,mutlu ol.Ya da sen de insan olmanın zayıflığını veya acizliğini yaşa.Sen de bir yüksel bir alçal ve bunun yaşamın doğasında olduğunu algıla.Bazen de konuştuğu zaman büyülü bir havaya bürünenler vardır.Sözcükleri içtenlikle dökülür dilinden.Belki alkışlanma ihtiyacı bile duymamış,kendi hayatının kahramanı olmuştur.Ama saygıyı hakeden bir duruşu vardır.Bilgi ile donandıkça ahlak tarafından zayıf düşmek olsa gerek bunun açıklaması.Herkes hükmünü kendi başarı ve benliğinden alırken,takdir etme,paylaşma gibi insani unsurları yitiriyor.Sanki başarıyı alkışlanmak için istiyor ama alkışlamaya gelince elleri gurur ve benlik tarafından kilitleniyor.Karışık olan şey bazen iyinin ve güzelin gelebileceği son nokta var iken bu iyinin ve güzelin herkese göre değişkenlik gösterdiği gerçeği.Yani aynı anda kimse seni takdir etmez veya tenkit etmez.Bakış açısı,ahlak yapısı neye göre ise ona göre yargılanırsın insanların zihninde.İşin özü kendinden emin olmak,kendine ait çizgiden her ne olursa olsun sapmamaktır.Çünkü siz dünyanın en güzel cümlelerini sarfetseniz karşı tarafından gördüğü ve duymak istediği kadarsınız.Yada yeri gelip sussanız,aldığınız kararı kendi kendinize sınarsınız.Herkes sonuçta kendi sesini duyma konusunda kendine torpil geçer.

Oysa asıl insanı şaşırtan zihnimizin bilgiye ve zenginliğe karşı almış olduğu doygunluk havası.Ne zaman güzel birşeylerin varlığını hissetsek sonuna kendimizden bir cümle ilave edip bu doygunluğumuzu ispata kalkarız.Başarılara,mutluluklara dair ne varsa oluşturulan bu kalkan,sebebsiz yere savunma mekanizmasını öne taşır.Takdir etmeyi de bilmediğimiz gibi takdir edeni de hakir görmek olağanlaşmıştır.Bu yüzden özgüveni tavan yapmış,kendine hayran kişilikler bana gerilim filmlerini anımsatıyor.Her halleri sizi korku ve endişeyle germeye yetiyor.Kendini dinlemekten asla yorulmuyorlar sanki.Bir o kadar da ilgi ve beğeniye doyumsuzlar.İşte bu sınıf insan ne kadar kendini yetiştirse de konuştuğu zaman tüm büyüsünü yitiriyor.Bu büyüyü yitirmesi sizin çekememezliğinizden değil,kendisinin çekilmez olduğundandır.Ama yine farkındalık olarak dış etkenlere çok ama çok kapalıdır bu şahıs.

Büyüsünü konuştuğu zaman yansıtan insanların ortak özellikleri doğal olmalarıdır.Ne övünmek için ne de alkışları toplamak için kendisini yetiştirir.Sadece öyle olmaktan mutludur.O kadar.Doğaldır,samimidir.Dünyanın herkesin iyiliğini,başarısını kaldıracak kadar büyük olduğunun farkındadır.O takdir için çabalamasada takdir hep görecektir.

Bir de bu karışıklığın içinde takdir etmeyi her ne olursa olsun bilmeyen insan grubu vardır.Bunlar da sadece sergilenen oyunda kendi rollerine adapte olmuş,diğer herkesin çabasını,emeğini görmez.Bu tavrı ile itici insan olma rolunde takdire şayandır,orası tartışılmaz.Kimsenin takdirine göre yaşam şekillendirilmez ama takdir ve teşekkürü bilmek insan olmanın şartıdır.Takdire muhtaç olarak yaşayanları örnek gösterip,kıskançlığı böyle gölgelememek lazım.Malesef çıkarcılığın kol gezdiği bir ortamda çoğu saf düşüncede insan da takdirini dile getirmekten çekinir oldu.Elbette burada bahsı geçen takdir,beğeni ve güzel düşünceleri aktarabilmek.Adil bir takdir..Eleştiriyi yapabilen bir kişi elbette takdirini de göstermelidir.Takdir edebilecek güzel ahlak vasfına sahip ise..
Read More

Tabiatın Sesi

Günler birbirini kovalıyordu.İçinde anlayamadığı bir sıkıntı vardı.Bahar kapısını tabiata aralamıştı.Güneş ve berrak gökyüzü içindeki sıkıntıya nazire yapıyordu.Tabiatın çağrısına daha fazla kulak tıkayamamıştı.Anlamlarını bulamadığı hislerini, doğanın dinlendirici kucağında arayacaktı.Huzuru hissetti yüzünü okşayan rüzgarda.Kuş cıvıltıları düşünce bulutlarını dağıtmıştı zihnindeki.Yeni yeni filizlenen dallar,üstündeki miskinliği atmaya çalışan tabiat, kendi canlılığını yavaş yavaş aksettiriyordu ona da.Güneş umut kadar canlıydı.Ağaçlar yeniden yeşiline kavuşmaya hazırlanıyordu.Toprak son sancılarını yaşıyordu,yeniden doğuşuna az kalmıştı doğanın.Dalgaların cazip sesleri kulağına çalınmaya başlamıştı.Yeşil ile mavinin muhteşem buluşmasına hazırlanıyordu bakışları.Sahile kadar adımlarını yavaş yavaş atmaya kararlıydı.İçine baharı yudumluyordu.Gözlerini kapatıp, doğayı dinliyordu.Dalgaların buğulu sesi yaklaştığını haber veriyordu sahile.Güneş henüz ısıtamıyordu içini,baharın nazlı tavrı güneşe de sirayet etmişti.Sahile vardığında, huzuru neden bu mavilikte bulduğunu kavrayamadı.Ama şimdiden içinden huzur taşmaya başlamıştı.Ayaklarını maviliğe uzattı,ılık serinliği ruhunun karmaşını kıpırdattı.Huzuru bulmak için karmaşanın seslerine kulak verdi.Mavilikler iç dünyasına yolculuğa çıkarmıştı onu.Dalgalar düşüncelerinin tam ortasında bırakıvermişti,duyduğu sesler huzurunu bozacak güç de değildi.Hayalleriyle harmanlamıştı sesleri...
Read More

3 Mart 2012 Cumartesi

Yitik





Bir sevda yitikliğinde,üşengeç adımlarla uzaklaştı kendinden.Neden kaybettiğini kendisi de bilmiyordu..Yazgısına boyun eğen,kaderini kalemine emanet eden bir yürek taşıyacaktı.En çok da özleyecekti.Özlemi bir türlü alışkanlığa çeviremeyecekti.

Kaybetmekten korkmuyordu, alışmıştı yüreğinin derin sızılarına.

Alışamıyordu özlemin koyu anılarına gözlerini kapamaya.

Gecenin sırdaşlığında,her uykuya daldığında bir düşe uyanıyordu.Gerçekliğin acısını kabuslarına teslim edercesine.Yüreği aşkı da yüklenemiyor,hasrete de dayanamıyordu.Kaybolmak istedi gecenin zifri karanlığında.

Bir sevda yitikliğinde buldu kendini.Kendini aramaktan vazgeçtiğinde,yüreğinin tam ortasında yine aşkı buldu.Kendinden kaçtıkça Onu buldu.Aşktan kaçtıkça ona kavuştu yüreği.

Bir sevda yitikliğinde geceler hücum ediyordu yüreğine.Aşkın yegane dostu geceler..Derin, koyuluklarına sırrımı sır bilip bağrına bastı.Bir sevdanın daha yükünü kayıplara bıraktı gece,bir sevda yitikliğinde...


Aşk yüreğiyle uyuşmamıştı.

Aşkta hep kaybetmişti.Kaybetmek için kötü olsaydı gam yemezdi.Kaybetmeye alışan yüreği aşkı kabullenemiyordu belkide.İyi sıfatlardan da yorulmuştu,kötü olmaya da hamuru tutmazdı.

Kaçtı kendinden.Yüreğinin sesini bastırdı.

Gamsızlaştı.Gam yüreğine aşina oldu. Yüreği Acı çekmekten üşenmiyordu artık.Sevmeye direnecekti.Direnmeyi öğrenecekti.Hapsedecekti yüreğini aşksızlığın kurak iklimlerine,yüzündeki hasret tebessümleriyle.

Read More

1 Mart 2012 Perşembe

Umut




Bir kuş çırpındı ayaz soğuklardan sığındığı ,yuva bilip konduğu pencerelerde.Gözlerini kırpıştırdığı,kanatlarına takındığı umuduyla.Bir kar tanesi düştü,bir de kuş kondu ve ardından umut belirdi.Mevsimler minik kalbinde,minik atışlarında canlandı.Çok uzaklardan yakın bilinmeye geldi.Sonsuzlukta var olabilcek bir köşe aramaya çıktı.Soğuktu,çok üşüdü.Mevsimin baharına umutlarını adadı.Bir adayıştı yaşamak.Her kapının sevgiye açıldığı.Bir arayıştı yaşamak,her kapıda yine kendini bulduğu.Sonsuzlukta süzüldü,sonunu tahmin edemediği yaşantısına,sıcak hanelerin pencerelerinde son aradı.Ne arayıştan vazgeçti,ne de uçmaktan.Özgürlüğünde kendini bulduğunu bildi.Ne zaman bir yuvanın sıcaklığında,yemek kokularının karıştığı havayı hissetse gözleri semaya doğruldu.Ne aramaktan vazgeçti,ne de sahiplenmekten.Sevgisini yüreğine kanat takıp,özgürlüğüne havalandı.Ait olmadı yüreği hiçbir şeye,ait olmayı temenni ettiğinde kendini hep kanatlanırken buldu.Yaşamaya hevesliydi,umudu tükenmeyen bir güç aşılıyordu kendine.Kendinden göç eder gibi gideceği yeri olmadan,hep gitmeyi sevdi.Uzaktan seyretmeyi yakın olmaya tercih etti.Ne zaman kendisine sevgiyle bakılsa,gururla ve umutla gitmesi gerektiğini anlardı ve bilirdi ki uçmanın bedeli bu idi...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena