28 Şubat 2012 Salı

Mutluluğun Sırrı


Sonsuz bir lütuf farzetti isimsiz mutluluğunu.Sonu gelmeyecek bir hikaye gibiydi.Başlamak için hangi sözcükleri seçeceğini bilemediği.Mutluluğu arayacaktı bu hikayede.Çoğu zaman bu suali sorup dururdu kendine.Mutluluk neydi?Zamanın sürükleyip götürdüğü ruhlarda kalıcı olabilecek huzuru hissedebilmenin reçetesi neydi?Bu hikayede sorulardan çok cevapların peşine düşmeliydi.Hayattan öğrendiklerini,öğrenebileceği sonsuz bilgiyle sentezleyip mutluluğun formülüne ulaşmalıydı.Kalabalıklar içerisinde gittikçe yalnızlaşan insan,varlık içerisinde yokluğa gömülmeye başlamıştı.Ruhlar boşluklarında maddi dayanaklara tutunarak ayakta durmaya çalışıyordu.Başarı merdivenlerini azim ile tırmanan çoğu insanın cümlelerinde yoğun bir karamsarlık göze çarpıyordu.İnsanın konforunu sağlayan materyaller çoğaldıkça insan tekilleşmeye başlıyor.Mutluluk da bu karmaşanın içerisinde,laf kalabalığında fazlasıyla tüketilen kavram haline geldi ama mutluluğa ulaştıracak formüller sonuçları itibariyle başarısız oluyor.Mutluluğu arayıp üzerine düştükçe bu hissin uyuşmaya başladığını düşünüyor insan.Mutluluk yitirilen değerlerle beraber çok uzaklara gitmişti sanki.Mesela sevgi;içtenliğini ve samimiyetini bencilliğe bırakmadan önce,karşılıksız sevebilmeyi unuttuktan sonra mutluluktan yollarını ayırmaya başladı.Mesela saygı;ne zaman ki insanlar birbirlerinin düşüncelerine saygı erdemini kaldırdı,fikirlerini adapte etmeye yöneldi,mutlulukta insanlığa olan saygısını alıp gitti.Karıncalar gibi çalışkan olmaya başladı insanlık,çalışmak amaç yaşamak araç haline geldi.Eğitim ve iletişim ön plana yerleşti.Ama içerikleri kemirilmiş bir halde.Sabah,akşam bu rutinde kendi benliğinin yükünü sırtlandığını anlayamadan.Azim ve başarı sevgi ve saygıdan dostluğunu çekerek.Mutluluk dev kavramlarda arandı.Küçük,minicik detaylarda gizlendiği gözardı edildi veya farkedilmedi bile.Saatlerini tv başında,luzümsuzca pc başında geçirerek mutluluk cümlelerini kopyala yapıştır yaparak mutlu olduğunu düşünen bir nesil oluştu.Doğayı ve yaşamın canlı dokunuşlarını ekranların ve pencerelerin alanına hapsetti.Muhabbeti ve paylaşımı sanallaştırdı.Misafirlik ve ikramı hayatından çıkardı.Bir bardak çay eşliğinde,gözlerin içine bakılarak yapılan sohbetleri unuttu.Misafir geldi ise de odasına kapanarak arkadaş listesinde gezinerek insanlığını canlı tuttuğuna inandı.Beğeni ve takdiri bir tık ötede yaşamak varken kim uğraşacaktı samimiyeti kelimelere dökmeye.Paylaşmadıkça mutluluğu kendisinden parça parça uzaklara dağıttı.Hangi parçasını nerede bulacağını bilemedi.Büyüğe saygıyı unuttu.Ne mazisine merak saldı,okudu,araştırdı ne de geleceğini tasarlayacak bir zeka bıraktı kendinde.Zaman nasıl olsa geçiyordu,uyuşturmaya devam beyin hücrelerini.Okumadı,eline kitap yerine cep telefonu almayı tercih etti.Kısa mesajlarla kendi tarihini yazmayı kendine reva gördü.İnsan olabilmeyi fotğraflara bakınarak giderdiğini zannetti.Hayatının en güzel karelerini ziyan etiiğini farketmedi.Kendi başarısına ! kendi alkış tuttu.Eleştirenlere verilecek çok afilli cümleleri de vardı.Aile kavramını yitirdi bu nesil.Kendi gibi şahsiyetlerden bol olduğu için arkadaş edinip,menfaat dairesinde dönen dostluklar kurup bu ilgi ve alakanın yarısını anlayış olarak ailesine yansıtamadı.Dışarıda ve ekrandaki sosyalliği ailesine yüksek sesle bağırış olarak aksetti.Bu nesilde..Tarihine yabancı kaldı,özentilik damarlarına yerleşti.Özgün olacağım diye özendikçe özendi.Şeklini şemalini pür dikkat özenle insanlaştıran bu sınıf,ruhunu,kalbini kendi sesiyle yankılaştıracak kadar boşalttı.Sevgiyi ve aşkı yanlış anladı,heveslerine kahraman yaptı.Edebiyatına uzak kaldı,edebini çoktan yitirdi.Şiir okusa idi belki aşkı tanıyacaktı ama popüler kültür şarkılarındaki nakaratlar kadar idi aşk onun dünyasında.Bildiği ne ise tekrarlayıp durdu.Sevgiyide bu zihniyete kurban verdi.Mutluluğun gerçek kaynaklarından çok uzakta kendi dünyasının kahramanı oldu.Sözlerindeki özü yitirdi.Özündeki ise yapaylık ve sıradanlık oldu.


Oysaki mutluluk öncelikle sağlıklı olduğunu idrak edip şükretmekmiş.Mutluluk huzuru sağlayan,iç dünyayı zenginleştiren uhrevi gereksinimleri maddiyatın gölgesinden çıkarmakmış.insanı ve tüm canlıları çıkarsız sevebilmekmiş.Amacın doğrultusunda çalışırken insan kalabilmeyi hiç aklından çıkarmamakmış.Hayat hiç tahmin edemeyeceğiniz köşelerine mutluluğu saklar.Mutluluk küçük şeylerin birikimidir.Ne bu küçük şeyler?Çocukluğunuzu anımsayın.Minik bedenimiz ve zihnimiz mutluluğu her fırsatta yaşamaktan yorulmazdı.Yürürken,yemek yerken,koşarken,düştüğünde dahi gözlerimizden akan yaş saniyeler sonra gülücüklerle harmanlanırdı.Uyurken kocaman umutlarla uykuya dalardık.Mutlu olunacak ne kadar da şey vardı.Öğrenmeye açtık,büyümeye meraklıydık ama halimizden de hep çok memnunduk.Bayramlarda yanıbaşımıza hazırladığımız kıyafetleri giyinirken dünyada bizden mutlu olan yoktu.Arkadaşlarımızla oynarken paylaşmanın tadını saf kalbimizde doyasıya yaşardık.Şükretmenin ne olduğunu bilmezdik ama her halimiz şükrederdi.Yüzümüzdeki tebessüm asılı kalırdı.Gözyaşlarımız mızmızlığımızdandı.En fazla mızmız olurduk kötülük nedir diye bilmezdik.Büyüdük.Yüzümüzde bitmeyen telaşın,mutsuzluğun asılı kalmış ifadesi.Neden mutsuz olduğunu irdelemeyen kalıplaşmış yaşantıların eseri.Hakiki olanın azlığı,az olanın kıymetini bilememek.Çocuk ruhumuzda sürekli beynimizi kemiren doyumsuzluk ve endişe yoktu.İnce hesaplardan filizlenen hırsta yoktu.O zaman her anın tadını çıkaran saf tertemiz bir kalp rotası vardı.
İstiridyeleri anımsadım,dışı sert bir tabakayla örülmüş,kendisine faydası ve zararı dokunan şeyleri bu tabakayla ayrıştırır gibi.Bu tabaka hayatta kalmasını sağlayan unsur gibi.Güçlüklere takındığı gücü gibi.Ruhunu boşluklardan ve anlamsızlıklardan korumak ister gibi.Mutluluğu keşfeden bir kaşif gibi.Bu süreçte kendinden emin bir halde yaşar iken içerisinde oluşabilecek hazineden haberi var mıdır.Yoksa mutsuzluğu,umusuzlukla mı besliyordur.Tabiki haberdardır.Sabrıyla ve sevgisiyle bir inci doğurabileceğinin farkındadır.
Mutlu olmakta tıpkı böyle.İstiridyeler gibi her erdemin arkasından bir inci bırakır.Sevgi paylaşımı,saygı değeri,maneviyat huzur incileri oluşturur.İnci inci dizilmeye başlarlar zaman ile gönlümüzde.Bu süreç elbette ki kolay kazanılmaz.Zor olan herşeyde kıymette fazladır.Ruhumuzu mutluluk ile tanıştırmadan önce kıymetsiz ve faydasız olan herşeye  güçlü kabuklarımızı zırh edelim.Sabır ve çalışmayla edindiğimiz her erdemden mutluluk incisini takınalım.Kendi mutluluğumuzun hikayesini yazmak için...



Read More

24 Şubat 2012 Cuma

Sükut


Kalbim ;incecik,zarif örtüne sarıl,kırık kırık olmuş tenini sıkıca ört.Suskun eyle kendini.Susmakta bul çareyi.Kalbim;usulca tekrarla kendine, susmanın kıymetini..

Seni üzdüler mi,ok ok delip geçtiler mi gönlünün zarif hallerini.Kaybetme sen yine inceliğini.İnce ince süzül kalbi kırıkların yanına,eğ boynunu,sükuta teslim ol.Diline taş koy da kimsenin yüreğine taş atma.Çok konuşup,çok kaybedenlerden olma.Gönül kazanmanın zor olduğunu bilip,yitirmenin de anlık olduğunu aklından çıkarma.Dilini kalbinin kırık köşelerine hapset ki;hem kırılıp hem de kıranlardan olma ey kalbim...Nice sıkıntı kapılarını pervasız sözlerinle aralama.Aklını da,yüreğini de konuşmanın boş ve derin kuyularına atma.Hamuş eyle kendini.Ruhuna zenginlik katmayacak sözleri harcayıp da gönlünü fakir düşürme...Bildiğin varsa konuş,bilmediğinde susarak kazanmayı fırsat bil.Kalbim; kendine fısılda,hatırlat düşünmeden, tartmadan savurduğun her kelimenin içinde açtığı derin boşlukları.Kelimeleri kendine hizmetkar yap,kendini dilinin kölesi etme.Diliyle yaralayıp,gönül yıkanlardan olma.Tatlı dili mesken eyle kendine.Kıymetli konuşacak lisanın yok ise susmanın hali ile kıymetlen.Kırılan kalbin onarılması ne mümkündür öyle ise dilini kılıç gibi keskin kılma.Dilini kendi içinde köreltmeyi bil.Doğruluğundan emin olamadığın sözü hiç aklından geçirme,aklından geçmeyen sözü söyleyip de kendini ziyan etme.Kazancından ziyade kaybettirdikleri ile ün salmıştır sözün çoğu.Önemli olan konuşmak değil,susmayı başarabilmektir.Ne kadar susarsan hatalarını ve kusurlarını o derece gizleyebilirsin.Kalbim;hayıflanma kendi kendine,bildiklerini hazmet..Neden üzülüyorsun lal ediyorsun gönül dilini.Asıl vakti gelmiştir gönül diliyle konuşmanın.Ne vakit kaybetti yürekler dilini,arsızlaştı sözler kaybetti hükmünü.

"Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli."

Kalbim; sen değil misin parça parça olup,boş sözlerin oklarını sinende taşıyan.Sen bilirsin en iyi kalp kırmanın en kolay yolunun sözleri dizginleyememek olduğunu.Kalbim;susmayı öğren ki kendi kıymetini önce kendine pay et.Sus ki kıymetsiz sözlerin sahibine daha çok imtiyaz verme.
"Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı Allah iki ağız, bir kulak verirdi. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek..."


"Eğer susarsan konuşman daha aydınlık olur..Çünkü sükutta hem sessizliğin ışığı,hem de konuşmanın faydası gizlidir."

Sabırla öfkeni uzaklaştırdın kendinden.An geldi öfken gönül gözünü kör etti.Körleşen gönül tüm gönüllerin hanelerini yıkıp geçti.Konuşarak üstün kılacağını düşünürdü nefsini.Nefis konuştukça,tavrından asaleti söküp attı farkına varmadan.Söyleyecek sözü yok iken konuşmaya devam etti.Bir baktı mühim olan sözcükleri dahi önemsizlerin selinde sürüklenip gidiyordu.Derin olabilmek için derinliğe dalmaktan korkmamalıydı sözü.Hali ve sözü birbirlerini yalancı çıkarmamalıydı.Az konuşmanın hiç yorulmadan elde edilen yüksek kazanç olduğunu anlamıştı.Kendi kendine söz verdi,suskunluğun kıymetini bilecekti.Heba etmeyecekti kazançlarını dilinin şımarık sözcükleriyle.

 

 

 

 
Read More

17 Şubat 2012 Cuma

Mazideki Unutkanlık



Yasaklı sözcüklerim var bundan sonra.
Adının üstünü karalamaktan vazgeçtim,adını unutmaya karar verdim.Senli bütün cümleleri,seni çağrıştıran sözcükleri uzaklaştırdım sayfalardan.
Aciz bıraktığım kelimelerin tozunu üfledim.Nakış nakış işledim yarınlara sensiz satırları.
Unutmak adına destan yazmaktan vazgeçtim.Unutmayı yüreğime kabullendirdim.Kaçmadı sözcükler,bu kez sözler vermedim kendi kendime.Bu defa gerçekten unutuldun.Unutulmaya yüz tuttun.
Ne kırgınlıkla ne de kızgınlıkla umursuzca unutuldun.Umut kırıntıları olmadan unutulmanın açlığına mahkum edildin.
Zamanın eskitmeye başladığı bir yolcu oldun.Ardından ne el salladım,ne gözyaşları hediye ettim.Maziye bıraktım seni.
Ne ah edecek kadar bir öfke vardı,ne de hüzünlenecek kadar sevgi.
İsimsiz bir duyguyla ismini ismimden ötelere bıraktım.Beklediğim tüm adımlarının izini sildim.
Hiç unutma seni unuttuğumu,içinde hissettiğin derin acıyla.Sonbaharda kuruyan bir yaprak gibi yavaş yavaş içini kemiren özlemle,unutulduğunu bil...
Read More

14 Şubat 2012 Salı

Vuslat Hikayesi

Korlar uçuşuyor,havada süzülüyordu.Simsiyah gökyüzü parlak yıldızlar ile göz kırpıyordu.Kara silüetin asaletini kocaman ateş demetleri delip geçiyordu.Ateşi sakin sakin esen rüzgarlar destekliyor,durgun ve neşeli gökyüzü sinesine hapsediyordu yangını.Sabah olduğunda günün ilk ışıklarında, küle dönmüş çirkin bir görüntüyle merhaba diyecekti ateşten geriye kalanlar...Yeni bir gün,yeni umutları ile savuracaktı külleri dört bir yana.Geriye kalanlar ayrılığın resmiydi.Vuslat vaktini, imkansızlıklara bırakan resim.Fırça darbeleri, ateşle dokundurmuş resmine tepkisizce bakıyordu.Küller uçuştu,parçalar birbirini aradı.Yine ılık bir rüzgar esti ,külleri masmavi göğün sarı sıcağına teslim etti.Anılar birbirini bulacaktı, parçaları eksik olsa bile hatıralardan başka kalan yoktu elde...Umutlar anılarla uçuşup gitmişti.Vuslat hayal kadar güzel,hayal kadar uzaktı.Umutlar zihne teslim olmuş,kalp hala yangının harıyla küllerini umuda yolcu etmekteydi.Hayal ettiği şey vuslattı,bir ayrılığın paramparça ettiği,yakıp gittiği gönül kalıntıları değildi.

Günler öncesine gitti zihni,külleri birleştirdi,yangını söndürdü.Zamanı geri saldı hatıralar.Düşündü bu harın içine nasıl düştüğünü.Bir gülüşle,bir kelimeyle başlamıştı hikayesi.Hayatında gördüğü en güzel tebessüm,hayatında görebileceği en güzel kalbi bulmuştu ve tam karşısında duruyordu.Hayatın bu kadar güzel olduğunu daha önce farketmemişti ama şu anda hayat gördüğü bu güzellik kadar güzel ve gerçekti.Kelimeler dudaklarından şiir gibi dökülüyordu.Güzelliğini tarif etmek güçtü,gözlerin anlayacağı güzellikten öte yüreğinden yansıyordu çünkü.Yüreğinin saflığı yüzünden tebessümlerle okunuyordu.Hayatı bir çizgiyle ikiye ayrılmıştı.Ondan öncesi önemsizdi.Sonrası hep onunla olsun idi.İçine dolan enerjiye,kalbinin atışlarına yormuştu bu duygunun adını. Bu aşk idi.Gözlerini kapatıp hayallerinin ortasına gidivermişti zihni,kalbi atışlarıyla takipteydi.Dünyanın en harika insanı dünyasını aydınlaşmıştı bir anda.Artık rüya onun için onu düşünmekti.En güzel düşüydü O.Günler onu düşünmekle geçerken,karşısına çıkacak cesareti yavaş yavaş kendine aşılamaya başlamıştı.Ne konuşacaktı bilmiyordu.Bu tarifsiz duygusunu hangi kelime yansıtabilirdi.Kelimelerin anlamlarını yitirdiğini düşündü aşk karşısında.Ama ondan uzak olmanın ızdırabı bu heyecanı gölgeliyordu.Cesareti vuslatı düşleyerek takınmıştı aşk dolu yüreğine.

Ve karşısındaydı.Güzel gözleri gözlerine bakmaktaydı.Gözbebeklerine yansıyan heyecanı ışıldıyordu.Nefes aldı derinden kelimelerini dudaklarından bırakıverdi.Ne konuştuğunu bilmiyordu hatırlamıyordu.Heyecan ve aşkın gölgelediği kelimeler yersiz olmasın da ne olsundu.Gülümsedi,yine o büyüleyici gülümseme.Cevap verdi.Ne dediğini yine anımsayamadı ama ne söylese güzeldi bundan emindi.Aşk uğruna ne kadar savşması gerekiyorsa savaşacak,ne gerekiyorsa aşkı uğruna yapacaktı bunu kalbinin yerinden fırlayan atışları söylüyordu.Gün gelecek sadece bir kere görebilmek için saatlerce bekleyecekti.Mevzular üretecekti kafasında,ilgisini çekebilecek ne varsa düşünüp duracaktı.Kelimelerini heyecanın emrinden çıkarması lazımdı.Gözleri zaten ondan başkasını görmüyordu.Tekrarlayan duran işine dört elle sarıldı,sıradanlık günlük koşturmalar bile ona neşe vermeye başlamıştı.Kış bile güzeldi.İnsanlar güzeldi,sevmek çok daha güzeldi.Vuslat geldiği gün hayat onun için cennet olacaktı.Aşkın büyülediği kalbinde düşünceler silsilesinde hep aşk vardı, hep O vardı.Aşkı tarif edenlere şaşırırdı oysa bu kadar derin bir sevgiyi bile anlatamıyordu.Neden sevdiğini,niye onu sevdiğini bilemiyordu.Seviyordu işte.Çok seviyordu...

Günler aşk ve vuslatın hayalinde hızlı ve telaşlı geçmişti.Vuslat beklentisiyle geçen günleri tercih ederdi.Acısını dizginleyen umudu vardı.O zamanlar umudu vardı.Ayakta tutan gücü umudu veriyor,aşkını daha da büyütüyordu.

Yangından bir gün önceydi.Dünyanın en güzel insanı yaklaşıyordu ona doğru.Gülümsedi yine,doğallığı ile savurdu saçlarını,hal hatır sordu.Artık karşısında konuşacak kadar demlendiğini düşünüyordu.Konuşmak istediğini söyledi, uzun zamandır tanıdığını düşünüyordu,artık duygularını dökebilirdi sevdiğinin yüreğine.Tanımasa da mühim değildi,kaderi aşkı onunla karşısına çıkarmıştı.Aşk ondan önce filmlerde ezberlediği en güzel repliklerdi,en tılsımlı müziklerin melodilerinde idi,kitapların satırlarında hapsettiği şey idi aşk.Ama o kadardı daha önce.Ya şimdi aşk canlı canlı karşısındaydı.Kazanmak için kaybetmekten korkmuyordu hiçbirşeyini.Sadece onu kazansa hayatı kazanmış olacaktı.Kelimelerini birer birer aşk cümlelerine çevirdi.Karşısındaki güzelliğe yakışmazdı yine de ama en güzel kelimeleri özenle seçip duygularını anlattı.Duygularını sahibine sundu.Uzun bir sessizlik oldu gerisini tam hatırlamayacaktı.O uzun sessizlikten sonra kalbinde kurulan aşkın birer birer çatırdadığını hissediyordu.Sevdiği,en çok sevdiği hayatının manası onu aşk ile sevmiyordu.Kendini dünyanın en değersiz varlığı hissetti.İçine dolan tüm neşe kayboldu.Hayat çok kötü birşeydi.Yaşamak külfetti.Acıyı damarlarında hissetti.En güzel tebessümü artık göremeyecekti,onun umuduna sarılamayacaktı.Vuslat kelimesine hasret olacaktı.Aşkını karşılıksız bırakıp gitmişti,uzun sessizliğe derin bir acı dalgası yerleşti.Tüm vücudunu parçaladı.Yaşamak için varolan neden bulamıyordu.Ayrılık acısı nefes aldırmıyordu.Gün batıyordu.Ayakları onu küçüklüğünde ne zaman üzülse sığındığı sahipsiz,yıkıntı,eski evin yoluna götürdü.Karanlık oturmuştu etrafa.Ama artık birşeyden korkmuyordu.İçi yanıyordu.Soğuk ve nemli bir köşesine kıvrıldı ıssız binanın.Gözyaşlarını yanaklarından özgürce bıraktı.Vuslat hayaliyle uykuya daldı.Ona kavuştuğu rüyalarından ayaz bir rüzgarla irkildi.Çalılardan,minik dallardan minik bir ateş yaktı.Ellerini avuşturdu,içi yanıyordu ama elleri titriyordu.Hayat ne kadar manasız diye tekrarlıyordu.

Sabah oldu.Gökyüzü küllenen bir yangının varlığını dumanıyla haber saldı etrafa.Evine gelmeyen gencin uğrak yerinden hemde.Ailesi ve sevdikleri ve biricik sevdiği ateşin küçük bir yığına çevirdiği yıkıntının etrafında toplanmıştı.Genç kız çok üzgündü ,yıkıntının kenarına oturmuş hıçkırarak ağlıyordu.Oysa onun için ne kadar önemliydi.Büyük ve kocaman bir sevgi karşısında ne yapacağını bilememişti genç kız,şekerini eline yüzüne bulaştıran bir çocuk gibiydi.Onsuz ne yapacaktı.Şimdiden sevgisine hasretti.Onun cansız bedenini arıyorlardı.Buna inanamıyordu.Sessizliği şaşkınlığındandı oysa.Artık sonsuza dek susacaktı bu acıyla.Eli yüzü küllerle simsiyah olmuştu,bu küllerle uçup yok olmak istiyordu.Arkasından bir el omzuna dokundu.Yüreğine bir sızı dalgası yayıldı,heyecanla arkasına döndü.Oydu,hayattaydı,yanındaydı ve gülümsüyordu.Genç kız sevdiğine sımsıkı sarıldı.Kaybettiğini düşündüğünde sevdiğini  de anlamıştı.Ve bir daha bu sevgiyi bırakmayacaktı.Beni bıraktın sandım dedi.Senden vazgeçip gidecek kadar sevgim aciz değil dedi delikanlı.Sevsen de sevmesen de, senin hayatta olman bile yaşamam için yeterli sebep dedi.Uyandığımda yangın başlamıştı,kendimi dışarı zorla atttım.Dışarı attığımda yangını söndürecek bir etkim kalmamıştı.Yüreğim yandı,ateş yükseldi.Canım acıdı,korlar parladı.Sabah oldu binadan geriye kül kalmıştı,benim de aşkım küllerinden tekrar doğarak, mücadele edecek kadar yeniden doğmuştu yüreğime.Vuslat ateşi kalbimde yanıyordu,aşkın daha da güçlenmişti içimde,dedi.Genç kız sevdiğine sımsıkı sarıldı,sımsıkı...Kaybetmenin acısı gururuna çok büyük ders vermişti.Ellerini birbirlerine kenetlediler ve bir daha hiç kopmadılar.

Vermeyen canın sana bulmaz hayat-ı cavidan

Zinde-i cavid ana derler ki kurbandır sana

(Ey sevgili!Senin uğrunda canını vermeyen ebedi hayatı bulamaz.Sonsuza dek diri olarak anılan kişi,ancak sana kurban olan aşıktır)
Read More

Sevgiyle

Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever

Canı için kim ki cânânın sever cânın sever





Read More

12 Şubat 2012 Pazar

Benlik

Kendini dinlemeye başladı,içinde yankılanan sesleri bastırmaya çalışarak.Hiç durmadan,yorulmadan dinlemek istedi ...Sesler yükseldi,kendine sağır etti.Gördüklerinden,duyduklarından yargılayamazdı benliğini.Bir an düşündü.Seslerin kesilmesini beklemeyecekti.Biliyordu sesler dinmeyecekti,kendiyle konuşmasına başladı,sesler yükseldi..Direnişi bırakmadı,tüm sedalara kulaklarını tıkadı.Aldanmayacaktı bu kez.Kendini bilmek adına kendine hüküm verenleri hiçe sayacaktı.Kendini tanıdığını hükmedenlere cevapsız kalacaktı.Karmaşadan uzaklaştıkça telaşının azaldığını farketti.Telaşlandıkça eline yüzüne bulaştırdığı herşeyi düşünecek zamana kavuşmuştu sanki.Kime göre neye göre tartılıyordu iyi,kötü.Benliğini rahatsız edecek bilinçli dahi yaptığı bir kötülük hatırlamıyordu.Yargısını bilinçsizce savuranlara bir an olsa da öfke duydu.Öfke duymaktan dolayı kendine kızdı.Kendini dinlemenin sessizliğinde yüzüne bir gülümseme yerleştirdi.Yabancı hissetti benliğindeki sesleri.Yabancı hissedebildiğine şaşırdı.Şaşkınlıkla zihninden bir sürü düşünce karmaşası geçirdi.Karmaşada kendini bulabilme zaferini yaşadığını hissedip benliğini rahatsız eden ahkamlara güldü geçti.Sevginin değerini de,iyiliğin ölçüsünü de herkes karşılık bekleyerek yapmıyor muydu?Karşıllıksız beklenti olmadan var edebilen de konuşarak tüm bu iyilikleri ziyan etmiyor muydu?Kalbinde açtığı iyilik çabalarının karşılığında insan olmanın verdiği kusuru yaşama lüksü yok muydu?Soru sormanında mantığı yoktu,herkes kendi bakış açısına göre değerlendiriyordu nasıl olsa.Herkes birbirine hükmünü kendi değerlerinin ölçüsünde veriyordu.Kime göre bu çeşitliliğin içinde iyinin ve mutluluğun çizgisini çekebilirdi.Tabi ki kendine göre...

Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece; Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde! Böyle diyen gönül denize kavuşunca Baktı kendinden başka şey yok görünürde (Ömer Hayyam)

 

Sonra içindeki düşünceleri denize benzetti.Yükselen dalgaları,gelgitleri düşündü.Bazen kıyıya kendini sürüklemişti,bazen  dev dalgalarla hırçınlığını savurmuştu.Yalnızca kendini bulmuştu kıyılarında diğer herşey misafirdi anlamıştı sonunda...


Read More

11 Şubat 2012 Cumartesi

Güneş

Gözlerimi kamaştıran ışığına rağmen, sana bakmaktan kendimi alıkoyamadığım günışığım.

Karanlığına sığınırken hiç üşümediğim ayışığı gölgelerinde,aydınlanmanı beklediğim...

Henüz adını adlandıramadığım ismini kumlara yazarken,gurur dalgalarının dağıtıp götürdüğü ismin.

İnadına yazdığım kalbime, hiçbir acının götürmesine izin veremeyeceğim, sensiz de seni yaşatabilecek nakaratları mırıldandığım...

Kusurlarıyla sevebilecek,kusursuz sevginin kalbimde doğuşunu seyre geldim...

Bir aşkın sancısına uyandım,rüyamı hatırlamaya çalıştığım şaşkınlıkla.

Rüya ile gerçekliğin farkına varamadım bir an.

Şaşkınlığımdan gözlerimi büyüleyen ışığına ellerimi kalkan edindim,yürek savunmasızdı.

Yürek gafil avlamıştı.

Seni gökyüzünün maviliğinde,denizin dalgalarında bulmuştum.

Hergün içimdeki karanlığa doğacak kadar aydınlıktı çehren.

Işığın önce gözlerimi kamaştırdı ardından yüreğimi...

Yürek seni bulmak için her battığında,karanlıklara alışmak zorundaydı.

Yıldızlara seni anlatmak,ayışığına senin aydınlığını anlatarak sabahlara uyanmak..
Alacarenklerle, ruhumun kıpırdanışlarını  hissetmek.

Bir bulut önce karardı ardından içindekileri damla damla savurdu,hüzenleri uzaklaştırırken gözlerim seni kaybetti.

Aradım mahçup bir eda ile..Yağmur sonrası gözyaşları bakışlarımdan seni uzaklaştı.Kaybettim.

Güneş doğdu.

Kim bilir hayal kadar güzelsin.

Gelirsin yine..

Ruhumu kamaştırmaya,fırtınaları durdurmaya

Hayatıma doğmaya

Güneş gibi

Sen gibi....

 
Read More

9 Şubat 2012 Perşembe

Vazgeçmek

Vaktini ayarlamak çok güçtür.Sabrı seçip kazanmayı seçtiğinde beklersin.Umudunu kaybettiğinde takatın kalmaz bırakır gidersin.Beklediğinde soru işaratlerinin tümüne yetecek cevapların olmuştur.Belki bir miktar pişmanlık ve biraz da yorgunluk.Gözlerine oturan ağırbaşlı bir hüzün ile.Gittiğinde aklın hep vazgeçişlerinde kalmıştır.Sorular yığılmıştır beyninin her köşesine.Kalsaydım eğer diye hayıflanmalar.Bir yandan da gitmenin güçlü edasını takınmışsındır.Gitmek mi zor kalmak mı diye klasikleşmiş soruyu kendine sorup durmuşsundur.Doğru yanıtını bilemediğin soruyu tekrarlamaktan asla bıkmadan.Hangisini seçsen aklının hep diğerini kurcalayacağını bilerek...Her vazgeçiş ardında aşılması zor geçitler bırakmıştır.Vazgeçmek kendini sınayacağın bir oyuna dönüşmeye başlamıştır.Vazgeçmenin geri dönülmez halini aklından firar etmene yormaya başlayacaksındır.Bekleyişi tercih etmenin cefasına bile meyledip keşkeleri devirmeye başlayacaksındır.Zihnin seninle güzelce oynayacak bundan da epey zevk alacaktır.Açıkçası beklesen de gitsen de her seçimin sonunda ruhunu tekrar çocukluğuna geri götüreceğin o kadar açıktır.Çocuksu muhtaçlığın,çocuksu masumluğunu bu araf durumu kıvama getirmiştir.Gidenlerin çoğu ardına bakmaktan önüne çıkan hiçbir şeyi farketmeyecektir uzunca vakit.Eğer ile başlayıp keşke ile biten birçok dili geçmiş zaman içeren cümleler kullanıp duracaktır.Telafi edecek sebepler üretmeye başlayacaktır.Kendini suçlama en yaygın kullanacağı yöntem olacak bir an da gelecek sihirli bir değnek değmişcesine kendini hatalarından arındırıp insanlığa hitap edecektir.Gidecektir ama kendinden başka her yere.Yüreğini araftan alamayacak,zihnini geçmişin hikayelerine bırakacaktır.Vazgeçmek için hayatındaki tüm taşları yerinden oynatıp,geleceğini artık,bundan sonra diye başlayan cümlelerle tasvir edecektir.Bir de kalanların hikayesi vardır.Her kalış şanlı bir mücadelenin hikayesidir.Zafer sancaklarını dikmenin hayalleriyle var gücüyle kalmaya çalışmaktır.Karakterinin tüm hünerlerini sergileyip,umutla seçiminden mutlu olmaktır.Acısını,kızgınlığını yutkunup zaferine odaklanmaktır.Belki de isimsiz bir vazgeçiştir.Belki vazgeçmekten acizken ne kadar çaba sarfettiğinin şuurunda olmamaktır.Kalmanın da gitmenin de sebebiyet verdiği ortak,değişmez durum belirsizliktir.Bu belirsizlik olmasa ne gitmenin ne kalmanın telaffuzu olurdu zaten.Kalanlarında aklının bir köşesini kemirmeye başlar gidenlerin çekici havası.Gitseydim eğer kıymetim anlaşılırdı,gitmenin esrarengiz tılsımını yansıtırdım.Gidişlerin korkak ruhu bir zaman sonra cesaretle adlandırılıyor ya kalanların şüphelerini bu düşünce kurcalayıp dururdu.Ne vakit kalıyordu,ne insanlar,değişim kendini hissettirmeden aramıza sızıyordu.Ne kalanlar aynıydı,ne gidenler hafızaların tazelenmesinden kurtulacaktı.Herkes zaten bu döngüde gidiyordu.Kaderin cilveleri,direnişleri tatlı tatlı savuruyordu bildiği gibi...
Read More

Affetmek

Kudretli kılmak istiyorsan kendini;kudretini yumuşak huydan almalı.Güçlü olmak nefretini dizginlemekle,kusurları hoş görmekle elde edilebilir.Herşeye rağmen iyi olmaktan vazgeçmemekle güçlü kılınır insan.Uğradığın haksızlıkta,haketmediğin muamelede,duyduğun yalanda,kalbin kırıldığında iyiliğin asaletinden ayrılmadığında güçlüsün.Affetmeyi başarabildiğinde yüce gönüllüsün.İyiliğe karşılık iyilik yaptığında değil yalnızca,kötülüğe rağmen iyi olabildiğinde güçlüsün aslında.Menfaatlerini iyiliğin emrine sunduğunda gücü elde etmişsindir benliğinde.Benliğini affetmenin eline teslim edebildiğinde,gönlünü güçle taçlandırabilirsin.Nefret etmek işin kolayıdır akabinde nefreti taşımak yüreğinden hiç indiremeyeceğin yükleri hayat boyu omuzlamaktır.Affetmekte zorlanırken, bu yükü taşımaktan gocunmamak,gönüllere yerleşmiş pasların kör ettiği gururun acı direnişidir.Oysa affetmeyi bilmek zayıflık değil aksine güçlü olabilmektir.Acizlik değil iyi insan olmanın en bariz göstergesidir.Hatadan ve yanlıştan arınmış bir insan olmak çok güçtür ama bu hataları ve yanlışları affeden kişi olabilmek gücün adıdır;arasındaki fark çok açıktır.Affetmek cesarettir öyle ki kırılgan veya haklı tüm iç seslerini susturup cesurca affettim diyebilmektir.Affetmek merhamettir,merhamet biz aciz kulların en çok ihtiyacı olan şeydir.Allah kullarına af kapılarını sonuna kadar açarken,bizim aciz nefsimiz neden bizim gibi kusura ve yanlışa meyilli diğer nefisleri affetmekte bu kadar cesaretsizdir...Kendimizi yargılarken,kendimizi muhasebeden geçirirken affetmekte zorluk çıkarmak iyidir.Kendimizi ne kadar zor affedersek,hatayı tekrarda o kadar men edici oluruz kendimize.Ama bu başkaları için söz konusu olduğunda affın kapılarını merhamet duygusunun sonsuzluğu ile açmalıyız.Affetmek,nefreti gölgelemek iyiliğin zirvesine taşımaktadır bizi.Affetmek fazilettir...

"Kaba davranana nazik olan, zulmedeni affeden, vermeyene ihsan eden, kendinden uzaklasana yaklasan, yüksek derecelere kavusur".İyi ahlakın temelinde yatan en önemli nokta gücü doğruluktan ve iyilikten almaktan şaşmamaktır."

"Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz."(Hadis-i Şerif)Rahmet ile şereflenenlerden olmak için merhametin süslediği bir kalbe sahip olmak ve bunu koruyabilmenin değerini farketmek ne kadar mühimdir.Merhametin asil duruşu ile affın zarafetini birleştiren bir insan ne kadar kıymetlidir...Faziletli olmanın ilk adımı merhameti düstur edinmektir.

Allah Tealâ rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır. (Buhâri, Edeb, 19; Müslim, Tevbe 21)

Güzel ahlak ile temellendiren kalp,edebini diline,hareketlerine yansıtır.Noksansız olamayan nefis noksanını merhamet ve affın varlığı ile kapatmaya çalışır.Merhamet gönüllerdeki hata tohumlarının af ile harmanlamasıyla filizlenir...Affetmek kişinin olgunluğudur.Affetmek kin ve kötülüğün karşısında verilecek en ağır cevaptır.

"Affedin ki, Allahü teâlâ da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin."

Tüm yıkıcı kötü ahlaklar zemininde merhameti dışlamaktan,affetmeyi unutmaktan sebepleniyor.Gurur,intikam ve nefret benliğin sarmalandığı güç gösterisinin mevcudiyetini güçlü kılmak istemesinden doğuyor.Asıl güç merhamettten doğar.

"Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere [Kendine bir şey vermeyenlere] ihsan etmek, güzel huylu olmaktır."

"Allahü teâlâ merhameti olmayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez."

Affa nail olmak için affetmeyi bilmeli,merhameti değerince taşıyabilmek için benliğin maviliklerine aldanıp, derinliğinde yitirmemeli insanlığı.

Gönlü merhametle nakışlandırmalı,af ile işlemeli.Hilm ile süslemeli...
Read More

7 Şubat 2012 Salı

Eleştirinin Dozu

Kalp hizasında tutulan insanlığı gerektiğinde beynin hizasına çekmediğinde, hizaların okları beyin ve kalp arasında uçuşup duruyor.İçimizde çılgınca savrulan bu oklar yönünü yitirdiğinde,içimizdeki yaraları kapatmak için dilimizin sivriliğini mükemmelliğe eriştirip kendi yaralarımızı kapatmak adına başkalarının kalbine oklarımızı fırlatıp duruyoruz.Dilimizden savrulan her ok, sanki içimizdeki yaralara merhem olacak gibi bir hissiyata kapılıyoruz.Ne kadar gönüllerde yara açarsak o kadar içimizdeki anlamsız savaşı durdurcağımızı zannediyoruz.Dilimize ve gönlümüze kırıcılık oklarını yerleştirip,yıktığımız her gönülden tutunduğumuz ego değnekleri oluşturuyoruz.Eleştirirken,yererken hızımızı durduracak,kendimize dönüp bakacak noksanlarımızı üstün bir yokedicilikle vidanımızdan men ediyoruz.Eleştirmeden önce eleştirdiğim husus bende ne kadar mevcudiyete sahip diye irdeleyecek karaktere ihtiyaç duyulmadığı gibi,oklarımızı hedefinden şaşırtmadan fırlatmaya devam edecek kadar azim ve istekle kullanıyoruz.Eleştirinin yıkıcı tarafını özümseyip,yapıcı tarafından bihaber şekilde,geçtiğimiz her yerde kalp kırıkları bırakarak,yolundan şaşmamaya,fikrinden kopamamaya devam ediyoruz.Yıkıcı her eleştiriye siz,yapıcı,olumlu her cümleye bir ben eklemeyi asla ihmal etmiyoruz.Bir insanı eleştirmeden önce,acaba ben bu eleştirinin arkasında duracak ne kadar meziyete sahibim diye tartmadan,terazinin tek tarafına dilimizinden yüklü ağırlıkları yığıyoruz.Kendi benlik kurallarımızı güçlü kılmak adına başkalarına benliğimizi besleyen yargıları kendimizi yargılamadan sunuyoruz.Bir insanı eleştirebilmek için tüm boyutuyla onu tanımak gerekir.Kimse kimseyi kısa bir vakitte değerlendirecek tanıma sürecine hemen ulaşamaz,bu noktada zaman ve itina gerektiği için kimsenin yaşanmışlıklarına,birikimlerine,tavırlarına ,tepkilerine,sözlerine müdahala sayılacak eleştiriyi haddini bilmeden yapmamak gerek.Haddini bilmek için karşı tarafın kendisini savunmaya gerek duymayacak şekilde sizin de onu tanımlayabilmeniz gerek.Her insan bir hikayedir,her hikaye kendine özgü bir derinlik,sebep sonuç bağlantısı taşır.Bir insanın hikayesine hakim olabilmek için sadece okumayı bilmek yetmez,bir de okuduğunu değerlendirecek bakış açısını kazanmış bir beyin ve vicdanını korumuş kalp gerekir.Her hikaye içerisinde kendisine saygı gösterilmesini bekleyen karakter muhafaza eder.Eleştiri bu hususta,hikayenin ortasına yer edinmeye çalışan yersiz sözcük öbeklerinden başka birşey değildir.Öz itibariyle söz dilden bir kere çıkar ama hedefinde saplandığı yer hiç hayal edilmeyecek kadar hassasiyet üzerinde olabilir.Eleştiri oklarınıza hakim olamıyorsanız,hiç olmazsa dilinizi törpüleyecek bir beyin taşıdığınızın farkında olmalı...
Read More

3 Şubat 2012 Cuma

Gerçek Güzellik

Güzelliğe hayran olmayan bakış,güzel sözü beğenmeyen algı,güzel kokuya hayran olmayan his var mıdır diye sorsak cevabından kesinlikle emin oluruz."Güzel" kelimesi dahi insanda pozitif düşünceler oluşturmaya yetiyor.Nedir bu güzel?İnsanın güzel olan herşeye hayranlığı nedendir hiç düşünmedik belki de, ama bildiğimiz şey güzele,güzelliği çağrıştıran kavramlara beslediğimiz hayranlık.Herkesin de güzellik üzerine söyleceği fikirleri vardır.Gün içerisinde epeyce de kullandığımız bir kelimedir.Peki güzellik nedir,ne işe yarar da bu denli tekrir edilen bir kelime haline gelmiştir.Bakışlarımıza güzelliği yerleştiren,güzellik süzgecinden geçiren zihin yapımızı nasıl oluşturuyoruz.Bazı insanlar vardır ilk baktığınızda yaratılışın verdiği görselliği hemen dikkatinizi celbeder.Göze çok hoş görünür,göz de güzellik söz konusu olduğunda seçici yönünü hemen konuşturur.Bakışlar güzel ve hoş olanı algılamakta gayet hızlıdır.Ama güzelliğin etkisi ve varlığını devamını, çok kısa bir süre koruması kaçınılmazdır. Güzellik etkisini sonsuza dek sürdürecek kadar yeterli değildir malesef.Çünkü güzelliği destekleyen bir çok faktör vardır.Günümüzde dış görünüşe gösterilen itina, güzelliği gerçekten oluşturan unsurlarının da yok edilmesiyle sığ bir kavrama dönüştü.Güzelliği derinleştiremedik.Eli yüzü düzgün,kendine son derece özen göstermiş,giydiğini yakıştırmış günümüz insanında birşeylerİin eksik olduğunu farketmemek mümkün değil.Görüntü mükemmel ama tarif edemediğimiz bir noksan bakışlarımıza çarpıp duruyor.Güzellik bu kadar mühim duruma gelmişken, gözlerimiz ve ruhumuzu tırmalayan şeyi algılayıp anlatamıyorduk çoğu zaman.Etiket iyidi ama içeriğinde kocaman bir boşluk vardı.

Güzelliği uzun süren bir saltanata çeviren,geçici olmaktan kurtaran gerçek güzellik reçetelerini bilmeyen, hatta gerçek güzelliği idrak etmemizi sağlayan yönlerini unutan toplum,güzelleşmek isterken çirkinleşiyordu farkına varmadan.Güzellik ruh tarafından özümsenmediğinde geçici olmaya mahkum.Güzelliği ruha işletmek asıl mevzu...Gözler;haramı ,helali bilip iyi ve hayra kullanılmak üzere vazife edindiği zaman bir sürmenin dahi veremiyeceği güzelliği gözbebeklerinin ta derinliğine yerleştirir.Hayata güzel bakan kişi,insanlara da güzel bakar,güzel bakan güzel görmeye başlar ve bu da gözlere yakışıcak en güzel ziyneti verir.Ruhun aynasıdır aslında bakışlar,güzel ahlakı taşıyan bir insanın gözlerine yerleşen sevimliliği hiçbir malzeme sağlayamaz.Hiç bir güzellik zarif bir konuşma,asil hareketlerin,saygının ve sevginin nasiplenmediği kişilikte kendini yansıtamaz.Zarif olmak,karşısındaki dinleyebilmek,kırmamak,asillik yalandan ve hasetten,ikiyüzlülükten uzak olarak,saygı insanlara karşı nasıl davrancağını bilerek,sevgi ise tüm bunları içtenlikle yaptıracak duyguyu aşılamaktır.Ruhunu güzellikler ile temizlemeden bedenine taktığın her süs kısa bir vakit sonra yok olacaktır.Gülümsemek surete verilen en güzel makyajtır.Tevazu ve alçakgönüllülük bedeni görkemli gösteren en güzel takıdır.Temizlik sürülen en güzel parfümdür.Ruhu gereksizse boğan detaylardan kurtarırsan simana huzurun güzelliği yerleşecektir.Gereksiz detaylar boş olan herşeydir.Bu dünyada ve ahirette işine yaramayacak herşeyin toplamıdır.Bir insanın uzun gösteren şey ilmidir.Bir mevzu açıldığı zaman karşısındaki insana verebilecek bir düşünceye sahip olabilmesidir.Aynanın karşısına geçip saatlerini geçiren günümüz nesli aslında farkında değil güzelleşmeye çalışırken ne kadar kendini çirkinliğin içine attığının.Saçların,yüzün,kıyafetlerin mükemmel,peki sonrasında kendini kıymetli yapacak erdem ve bilginin,ilim ve ahlakın ne kadarına zaman ayırdın.Ayinen seni kandırmasın,gördğün gençlik geçici,güzellik kısa...Zamanın geriye bırakacağı tek güzellik ruhunda olan.Ruh güzelliğini farketmek derinlik ister,ruh güzelliğini taşımak insan olmanın maddi ve manevi sorumluluklarını taşımaktan geçer.Hani demiyoruz ki kendini bırak,ruhunu güzelleştir.Ruhunun güzelliğini,bedenine gösterdiğin itina ile birleştirdiğinde gerçek güzellikle tanışmış olacaksın.Ölümden sonra kimse kaşı gözü güzeldi diye bahsetmeyecek senden,toprağın üzerinde sadece ruhunun yatırımları kalacak,toprağın altında önemsediğin bedenin.Bu dünya hayatı ahirete senin amel güzelliğini götürecek.Güzellik bizlere verilen küçük bir sermaye,her insan güzeldir ve bu güzelliği sadece kendine aitir.Bu sermayeyi gençlikte aynaların karşısında harcayıp tüketmek var,bir de yaşlılığında yatırıma çevirip hala taşıyabilmek var.
Read More

2 Şubat 2012 Perşembe

İçsel Yolculuk

Söylenmiş tüm sözler yetersiz kaldı; aslında suskunluğa sığınması gerektiğini geç anlamıştı.Susmanın asilliğine sarılıp, savrulmuş kelimelerini toparlamak istiyordu.Ruhunu ansızın ortaya çıkan fırtınalara benzetiyordu.Yıkıp geçen kelimerinin enkazını susarak toplamaya çalışıyordu.Bu fırtınanın elinde olmadığını da biliyordu.Mizacı dört mevsimi her an yaşatabilecek kadar farklılığa açıktı.Yağmurdan sonra grileşen yüreğinde renk renk gökkuşağını sergilemekten çekinmeyecek kadar hayat doluydu.Alkışlara ihtiyaç duymayacak ,yanlışlarının arkasında duracak kadar kendinden emin, inandıklarının arkasında idi.İçinde yaşattığı fırtınaların ergeç baharları yüreğine getireceğinden de emindi.Bazen bu güçlü duruşu onu güçsüzleştirecek zamanları da yanında getirmiyor değildi.Yine de inadına hayatını istediği gibi yaşayabilmenin önemini kavrayacak kadar da olgundu.Karmaşasının içinde aslında insan olmanın gerçekliğini taşıdığını biliyordu.Sahteliğin rahatlığından, doğal olmanın rahatsız yönlerini yaşamayı tercih ederdi.Çok beylik laf edenlerden uzak kalırdı.Ben diye başlayıp siz diye bitirilemeyen cümlelere sağır kalmak isterdi.Sürekli kendinden bahseden rahatsız kişiliklerden uzak kalmayı vazife edinmişti.Biliyordu ki bir kişi kendinden ne kadar bahsederse arka planı o kadar karmaşıktı.Çok konuşup hataya düşenleri seyretmek hoşuna giderdi canlı bir örnekti;diline hakim olamamanın trajikomik görüntüsü.Bencil insan çok görmüştü.Bu grup insan sürekli kendinden bahsederken karşısındaki insanın ne yaptığını sormaya dahi tenezzül etmezdi.Sorsa dahi başarılarını,mutluluğunu duymazdan gelip tekrar kendi egosuna yönelirdi.Boş insanlardan uzak durması gerektiğini de anlamıştı ,bunlar da sözlerini başkalarının hata ve kusurlarına adamayı huy edinmişlerdi.Bu kusurları sayarken kendi hayalgüçlerini kullanmakta çok yeteneklidirler,arkasından da içine bol lüzumsuz laf doldurup taşıdıkları bir dedikodu kitapçığı vardır.Ama bu kitapçık beyinlerinin içindedir yani hafızalarını boş işlere adamakta inanılmaz zekilerdir.Gülümsemek samimiyetin üstüne indirilen bir perde olmuştur bunlarda.Affetme kelimesini öğrenemeyecek kadar yıkılmaz bir kralığı vardır benliklerinde.Kırıcıdırlar ama çok da kırgın bir mizaca sahiptirler.Kendileri için istemedikleri ne varsa başkaları için isterler sonra da ilk olumsuzlukta insanlığa saymaya başlarlar.İnsan sözcüğünün ne kadar boş kaldığını anlamıştı artık.Samimiyet konusunda herkesin rolünü iyi yaptığını anlamıştı artık.İyiliği karşılıksız yapacağını biliyordu ama iyilik yaptığı zaman neden karşılığında daha çok kırıldığını anlamıyordu.Zaman karaktersizliğin modasını mı getirmişti anlamıyordu.Dürüstlük ile kabalığın karıştırıldığı hangi zihniyete doğruluktan bahsedilecekti ki...Henüz dünyanın gidişine ayak uyduramayacak kadar iyiydi...
Read More

İyi Bir His

Güzel birşeyler olacağını hissettiğimiz zamanlar olur,anlamlandıramadığımız bir huzur içimizi kaplar bir anda.Üstümüzü kaplayan endişe tabakasını bir anda olsa silkelememizi sağlar bu hissin kısa ziyareti.Kafamızda kurduğumuz düşüncelerin kısa zamanda olsa dağılması bünyemize huzur dalgaları sunar.Karamsarlığı veya olumsuz düşünleri rafa kaldırmamızı sağlar bu his.Peki hayatımızda bu hissi farkedip yaşadığımız zamanlar toplamı neden bu kadar az.Sürekli hayat karmaşasının düğüm olan ipliklerini çözmekle meşgul beynimiz, kalbimizi rahat bırakmadığı için mi?Endişe ve beklentilerin çarpık kentleşmesine izin verdiğimiz beynimizde, olumlu düşüncelerin manzarası kapandığı için mi ?Ruhumuzda yer açtığımız iyi ve güzel hislerin varlığını neden hayatın küçücük sürelerine hapsettiğimizi hiç düşündük mü?Sorunun temelinde hayatı hiç bitmeyecek gibi algılamamız var aslında.Yıllar geçiyor,aynalar bize her geçen gün değişik bir surette geri dönüyor ama biz hala zamanı doğal olarakta hayatı sonsuz zannetme lüksüne varıyoruz.Oysa ki güzel hisleri her daim yaşamak için zamana bakış açımızı değiştirmemiz lazım.Hayatın bolca eklediği ciddiyet baharatlarının dozunu ayarlamamız lazım.Hayat olumsuzluklara,endişelere,üzüntülere,kırgınlıklara teslim edilecek kadar uzun değil hatta daha ilginci ne kadar uzunluğa sahip olduğu meçhul.Bu meçhul gerçeğe rağmen nasıl oluyor da hayatı kendimize zehir edecek kadar negatif enerjiyi üzerimize çekebiliyoruz.Tabiki hayat kolay değil,zorunluluklar,vazifeler var bunların gerçekliği pek de pembe değil.Unutmamak gerekir ki hayat bu zorunluluk ve sıkıntılara mağlup olup heder edilecek kadar da uzun değil.Büyük sorumlulukların arkasına sıkışmış,minicik şeylerden mutlu olmayı unutarak başladık olumsuz hisleri ruhumuza çağırmaya.Hep bir acele, bir telaşla yaşamaya başladık hayatı.Mutluluk ne zaman gözlerimizin önüne dev harflerle adını yazsa göremedik hep bir hayıflanmayla aslında ne olduğunu bilmediğimiz mutluluğu dilimize ezber yaptık.Stresin kalıplarını beynimize,şikayeti dilimize,ruhumuza da sıkıntıyı yerleştirdik.Unuttuğumuz şey yaşamayı unutmak oldu.Yalnız başladığımız bu yolu, yalnız bitireceğimizi bile bile sevgiyi paylaşımdan öteye bağlılığa dönüştürdük.Bağlandığımız herşey zamanın kıymetsizliği ile yozlaşınca her olumsuzlukta kendimizi azarladık.En iyi dostun sevgiyi kendi kalbimize yerleştirmek olduğunu bilemedik.Kötülükler,haksızlıklar içerisinde hayatın barındırdığı güzel herşeye kör olduk.İçimde güzel bir his var demeyeli uzun zaman oldu.Tebessümü cömertçe yüzümüze bırakmayalı,güzellikleri inadına hatırlamayalı epey oldu.Güzel şeyler olacağına inandığımız zaman bu inancımızdan hemen vazgeçmemek gerektiğini anımsamayalı uzun zaman oldu.Üzerimizdeki tüm bağımlılıkları,olumsuzlukları,endişeleri,stresi,üzüntüyü bir nebze iyi düşüncenin uzaklaştıracağını bilemedik.Hayat uzun değil,yaşadığın bu andan ibaret,sevdiklerin,iyilik,doğruluk ebediyete kalacaklar.İçinizdeki güzel hislerin ölmesine izin vermeyin ; çok geç olmadan....
Read More

1 Şubat 2012 Çarşamba

Yazmak Serüveni

Mahçup ve utangaç bugün kelimelerim.Kağıt elinden gelen, içten misafirperverliği ile kelimelerimi ağırlamak istiyor.Uzun zamandır özgürlüğünden taviz vermeden düşünce ve duygularını sıra sıra dizeleyen kelimelerim şimdi saklanmış,kağıda dökülmekten çekiniyor.Cesaretini toplamaya çalışıyor,güçlü görünmeye dair kendine söz veriyor;sonra kağıt ona bakıyor,onlar kağıda...Kelimeler cümle olmaktan var gücüyle kaçıyor.Uzun bir süre kağıdın ve yazının özlenen buluşmasını düşündüm durdum.Kavuşma anı bekledikçe uzayacak gibi görünüyordu.En iyisi kelimeleri bu basıkıdan feragat ettirip kendi hallerine bırakmaktı.Anlaşılan kelimelerim özgürlükleri konusunda memnun değillerdi.Baskıya isyan ediyorlardı.Cümle olabilmek için kendilerini rahat hissetmek istiyorlardı.Oysa hava da yazmaya ne kadar müsaitti.Masanın iştigal ettiği pencere kenarım dalları bembeyaz örtüyle kaplanmış harikulade bir manzara sergilemekteydi.Kar olabildiğine davetkar bir güzellik sergiliyordu.Huzur ile kalemi eline alıp ne güzel cümleler sarfedilirdi şimdi;ama tık yok..Bir kağıda bakıyorum,bir karın gökyüzünden süzülüşüne..Bir kelime yazıyorum diğer kelime onu tamamlayamıyor,siliyorum baştan.Mevzu kendiliğinden aksın gitsin hani konu konuyu açsın diyorum,mevzuda saklambaç oynamakta ısrarlı.Sinirimi, buruşturup kağıdı fırlatmakta bulmak istiyorum;nafile artık bilgisayın soğuk bünyesiyle haşır neşiriz.Kalem sözde olan bir kavram,hani fenada durmuyor kalem ve kağıdın atışmasını yazmak;fakat burada kalem sadece masanının üstünde duran pek sevimli bir aksesuar durumunda.Pencereyi açıp kapatıyorum,kaydet tuşunun yalanını görüyorum.Ne kaydedeceğim ki birşey yazdığım mı var.Sonra aradan az bir süre geçiyor inat bu ya tekrar yazmak için var gücümü toplayıp parmaklarımı klavyenin tuşlarında gezdiriyorum..Çocuk olsam bu durumda kağıda çiçek böcek çizmeye başlardım çünkü boş bir kağıt sinirime dokunuyor.Büyüdük ya ciddiyeti kaybetmeyelim,kağıdı düzgün sarfedelim.İçindeki beslediğin sinir ve beklentiler kağıdın saf beyazlığını bozamıyor.Ne duygu bekliyorum ki yada nasıl bir düşünce.Yazacaksın diye beynimin köşesine emirler veriyorum ,kalemide asker gibi dikmişim başıma gel de yaz.Burada ki kalem göstermelik tabi klavye çok havalı durmadığı için kalem sözcüğünü atamıyorum lügatımdan.Kendimi kilometrelerce uzunan metrelerce büyüyen bir kütüphanenin içinde hayal etmeye başlıyorum bu esnada.Her yer beni oku benden esinlen diyen kitaplarla dolu.Zaten ne kadar okuyup araştırsan da kendimi bazen yazarken çok yalnız hissediyorum.Yetenek var ise bilgilerini konuşturursun;bir bilmek var bir de bildiğini yazabilmek.Beyninde zıplayan bilgi karmaşasını masum bembeyaz kağıtlara dökebilmek çok ayrı marifet.Neyse kütüphaneden henüz hayal olarak ayrılamadım.Kayboldum çıkışı bulamıyorum,kitaplar üzerime üzerime geliyor..Bıkkınlık üst düzey seviyeye çıktı.Yazmak cesaret ister,yazmak özgürlük ister,yazmak kişinin kendisiyle olan tüm zincirlerini dahi atmasını ister.Hayallerinin önünde hiçbir engelin olmasını kaldıramaz yazmak eylemi.Ayağını uzatıp heyecanla okuduğun kitapların bir de arada yudumladığın çayla harmanlandığı bu keyfin nasıl bir süreçte avuçlarının içine geldiğini farketmemek.Saniyelerle gözünün önünden akıp giden kelimeler kimbilir hangi ilhamın gelmesini beklediği geceler ve gündüzlere tanıklık etti.Bir sesin yada çalan bir telefonun dağııttığı kaç dikkat ile aklındaki cümleyi bekledi durdu yazmak görevini üstlenmiş yüce insan...Yazmak insan olmayı gerçekten idrak etmekle olur.İnsan olmanın iniş çıkışlarını bilmekle.Ne kelimeler ne de düşünceler ve elbette duygular dar bir coğrafyada büyüyemez.Ufkunun genişliği kelimelere yansıdığı an yazmayı adımladın demektir.Yazmak bazen aklını da geride bırakıp ruhunun elinden tutmasına izin verip türlü çılgınlıkları kelimelere aşılayacak özgüvene sahip olabilmektir.Yazmak zor iştir bir yandan da kolaydır.Denge sağlamaya çalışmamaktır.Belki de kendini kelimelerle büyütmektir.Cümlelerle tanımaktır.Hayalimin tam ortasında kendimi sinir ve tedirginlikle attığım bu satırlara ithafen diyorum ki yazmak bir aşktır.Aşkta mantık aranmaz,aşk görecelidir.Gördüklerim veya görmediklerim,duyduklarım veya duymadıklarım herşey kelimelerimin özgürlüğüne emanettir.Kendini sınırlamadan ne zaman anlatacak gücün olursa o zaman en içten satırlar kapını çalacaktır.Hani fotoğraf makinesinin karşısına geçip bin cefa ile poz veririz bir bakmışsın en doğal halin ile yakalandığın aradığın karedir;yazmakta böyle;doğallığa bıraktığın an iyi veya kötüsüyle o yazılar senin eserindir,eserine kötü de olsa sahip çıkmak pes etmemek en önemli noktadır.Ayrıca kötü ve iyi olanda göreceli olduğuna göre sorun yok.Yazmak tüm takıntılardan uzak olmaktır...Yazmak her defasında kendi içinde çıktığın bol serüvenli bir seyahattır.Yanına katık ettiğin düşünce ve duyguların özgürce savrulduğu diyarlarda kendini tekrar tekrar bulmaktır...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena