31 Ocak 2012 Salı

Kar Tanecikleri

Penceremden toprağa süzülen kar taneleri hikayelerini anlatmaya başladılar tek bir ağızdan.Kış mevsiminin zihinlerimizde oluşturduğu soğuk önyargıları kırmak istiyorlardı.Ellerimi yanaklarıma dayamış bembeyaz tanelerin dansını seyrederken,kafiye ile bezenmiş hikayelerini dinlemeye başladım.Daha ben içimden geçenleri dile getirmeden kar taneleri tane tane savurdu düşüncelerini.Kış mevsimi bir insanın ruhundaki karamsarlık,olumsuzluklarla bağdaştırılır.Fırtınalar,yağmur,rüzgar,gri gökyüzü ve kar...İnsanların ruh acılarının simgesi gibi sanki.Hep baharı ,yeşili,güneşi sever insanlar.Kar taneciklerinin bu bembeyaz görüntüsü beni dingin bir huzura götürüyordu.Kar tanecikleri öyle ahenkli düşüyordu ki hikayelerini süzüle süzüle dillendiriyorlardı.Tabiata mutluluğun,canlılığın tohumlarını bırakıyorlardı.Huzura zemin oluşturuyorlardı.Hangi sevinç acı olmadan kıymetini hissettirebiliyor ki..Hangi gülümseme  gözyaşının temizlediği bir  yüze yakışmıyor ki.Hangi huzur fırtınalardan sonra varlığının kıymetini daha bir değerli kılmıyor ki..Tıpkı ruhumuz gibi mevsimler.Yağmurdan sonra baharın ,fırtınadan sonra berrak gökyüzünün kıymetini bilmemiz gibi.Güneşin doğuşu hergün;içimizde beslediğimizin umudun tazelenmesi gibi.Kar taneciklerinin ezgisi ruhuma kıpır kıpır baharları getirdi.Kar ve kış umut ve huzur için ruhuma tomurcuklarını gömdü.Renklerin karmaşasından alıp,bembeyaz umut taneleri bıraktılar ruhuma...
Read More

Unutuluş Hikayesi






Kim bilirdi geçmişe bu kadar uzak kalacak,tanıdık yüzlere yabancı bakacağımı.Anlam arayacak kadar kendimi zorlayacağımı,cevapsız sorularımı kendime defalarca soracağımı.Her şeyin önemini kendime bile farkettirmeden sileceğimi.Üstü kapalı cümlelerimden zamirleri atacağımı kim bilirdi.Hangi yürek aldanıyor benliğine.Unutulmayan özneler devrilmeyen yüklemler mi var? Soru işaretlerimin yerine beni ürküten ünlemlerin geleceğini kim bilirdi?Göz bebeklerimde saf sevginin yerini mantığımın alacağını kim söylerdi bir gün.Bir gün geçmişin derin kuyularının kuruyacağını,bir çift anlamsız bakışın son noktayı koyacağını nerden bilirdim...Gözlere yerleşen sevgi baharlarının, gerçeğin yıldırımlarıyla darmadağınık olacağını bilir miydim;bir gün unutulacağını bilir miydin?Kusur bulmakta zorlanan bakışlarıma, kusurlarının hücum edeceğini gün gelecek görcekmişim meğer.Anlatıp sığdıramadığım tasvirlerinin yerini unutuluş cümlelerinin alacağını bilmezdim,bilemezdim.Vazgeçmeyi senin isminin yanına konduracağımı tahmin eder miydim.Bekleyişin üzerini karalayıp,hiçbir şey ifade edemeyen senli cümleler kuracağımı belki de bilip bilmezden gelirdim...Gün gelip görünmez olacağını umar mıydım.Yürek titreten şiirlerde aklıma gelmeyeceğini,mırıldandığım şarkılarda yabancı kalacağını,denize uzun uzun bakıp seni hatırlamayacağımı söyleseler inanır mıydım..Bir unutuluş hikayesi  bunun adı,uzun lafın kısası..Unuttuklarımdan umutlanmak hayata...
Read More

30 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Bir Sayfa

Yeni bir yıla girmek.Genel olarak baktığımız zaman çok manasız görünebiliyor ama hayatın koşuşturma ve karmaşasında hayatınızı analiz etme imkanı sağlıyor.Hayatınızı irdeleme ve kararlar alma konusunda bize ilham veriyor ,yeni bir seneyi adımlamak.Tüketilen zamanlardan,yaşanılan olaylardan,tanıdığın insanlardan sene sonu sonuçları öğreniliyor.



Yeni yıla girerken çoğumuz,çok emin bir şekilde kararlar alır ve bazılarımız da zihnindeki bu kararları yazıya döker.Çoğu uygulanmaz hayatımıza yön vermek istediğimiz bu maddelerin.Çoğu da kabul görür kader ağında.Yeni bir yıla girmek,doğum günleri aslında bu bakımdan önem arzediyor.Hızla geçip giden zaman tünelinde apar topar koşuşturarak yaşadığımız zamanlara sakince dönüp bakmamızı sağlıyor.Kendimize ayna tutmamızı.Başarılı olup olmayalım yeni kararlar almamıza teşvik ediyor.Hiç olmazsa hayatımızı irdelemeye sebep oluyor yeni seneler veya yeni yaşlar.Aynı zamanların ve aynı kişilerin arasında yepyeni bir ben ile yönelebilmeyi sağlıyor.Zamanın sunduğu tecrübelerden sağlam bir karaktere kavuşmanızı sağlıyor, kopup giden takvim yaprakları.Çocukluğumuzdan yetişkin bir insan olana dek yaşanılan süreçten yaşlılığın verdiği yaşanmışlıklardan bir demet sunuyor işte zaman denilen kavram.Sıradanlığı değişen tek bir rakam sorgulamamızı sağlıyor.Sıradanlığın zararlarını,uyuşturduğu kimliklerimize bir irkilme ile dur diyor.Zaman sanıldığı gibi sonsuz bir lütuf değil yada yaşanılan hiçbir şey sıradanlaşacak kadar sonsuz vakite sahip değil.



Yeni bir sayfa açmak hayata, cesaret ister,küçük şeyleri değiştirmek büyük emek ister.Alışkanlıklar küçük şeylerin karakterimize yerleştirdiği değişmesi zor şeylerdir.Bazı alışkanlıklar belki faydalı ama çoğu alışkanlıklar bizim gelişmemizi engelleyen davranışlara dönüşür.Hayatımızda alışkanlıkların üstümüzdeki ağır yükünü atmak için kararlar almamızı sağlayan bazen bir tarih,bazen bir kişi olabiliyor.Mutluluk ve sevinçlerin huzurlu getirileri yanında ruhumuz farkına varmadan tembelliğin ağına düşüyor.Bu açıdan sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi,huzurumuzu ve mutsuzluğumuzu tartacak,irdeleyecek yeni bir sayfa açmamızı sağlayacak mahkemeyi içimizde kurmamız lazım.Adaletli olup olmadığımızı zaman göstercektir.Hatalar,yanlış aldığımız kararlar , bizi gelecek günlerin huzuruna taşımak için bize olumlu yönlerde katacaktır.Hayatımızda olumsuz gördüğümüz bir olay belki de bize hiç düşünemediğimiz faydalaları getirmiştir.Hayatta her güzel şey karşısındaki çirkin kavramların sayesinde değer ve önem kazanıyor.



Hayatını düşün,kendini mükemmel olmak zorunda hissettiğin aynalardan uzak tut.Mükemmellik arkasında çoğu çarpıklıkları barındırır çünkü.İyi yönlerini takdir et.Yaşadığın olumsuzlukları da sev malum onlar olmasa tecrübenin kapısını aşındırma isteğin olmayacaktı.Olumlu her olayın arkasında bir olumsuzluğun saklandığını unutma.Hayat ve zaman denilen kavramlar hiç bitmeyen bir sınav maratonu çünkü.Kendini sev.kendini hakettiğin gibi seversen muhtaç olma ile sevginin arasındaki ince çizgiyi farketmiş olursun.Kendini değerli hissetmek için kimseye ihtiyaç duymazsın,sevginin kıymetini bildiğin için alçakgönüllülükle karşılıksız değer vermeyi öğrenirsin.


Yeni sayfalar muhakkak açılcaktır hayatımızda.Her yaşanmışlık yeni bir zamana gebedir çünkü.Hayat bizim istediklerimiz ve yaşadıklarımız arasında verdiğimiz mücadeledir.Bu mücadeleyi uhrevi ve maddi kararlar alarak kendimizi sorgulayarak kazanabiliriz.Sorguda kendimizi şımartmamak yada yerden yere vurmamak için, yeni sayfalarımızı vicdanımızın gölgesinden ayırmayalım.

Öğrendim ki diye başlayalım müzakeremize.Yaşadıklarımızı öğrendim ki diyerek telaffuz etme cesareti gösterelim.Yeni bir sayfa açabilmek için zamanın soluk sayfalarını incitmeden çevirebilelim.Yeni sayfayı herşeyi değiştirebileceğimiz inancıyla ve umudumuzla aralayalım ama unutmayalım bazen hayatta her istediğimiz olmuyor.Ama olmayan şeyler ruhumuzun olgunluğuna katıkta bulunuyor.
Yeni bir sayfa açalım hayatımıza.Umut,sevgi ve inancın hamuruyla yoğurduğumuz bir katık alalım zamanın yolcuğuna.Sevdiklerimizin kıymetini bilelim.Sevgisizliğin acizliğine sığınmadan.Affetmeyi bilelim,nefretin ağır yükünü sırtlanmadan.Önyargılarımızı kıralım,kırmaktan çekinelim.Allah sevgisini,merhametini gönüllerimize yerleştirelim.Öğrendim ki diye yeni bir sayfa açalım.O sayfa eskidiği zaman o hallerimize gülüp geçtğimiz zamanlara hazırlayalım kendimizi.Hayat böyle birşey.Bugün dünün sermayesi,gelecek bugünün filizi.Kendimizi tanımaktan kaçmayalım,insan en çok kendine bakarken zorlanır.Yüreğimizi benlik torpilinden sıyırıp avuçlarımızı hayatın güzelliklerine sımsıkı saralım.Yeni bir yıla girerken yeni bir sayfa açacak öğrendiklerimizin sermayesini muhasebeye başlayalım.






Read More

29 Ocak 2012 Pazar

Kendini Sevmek

Zaman çok hızlı geçiyor.En kıymetli günlerimizi "o anlarda"çok mühim gördüğümüz dertler ve sıkıntılarla harcıyoruz.Çocukken geçirdiğimiz vakitler gibi hafızalarımızı mutlulukla dolduramıyoruz.Hayatı hiç bitmeyecek bir zamanlar toplamı adlediyor,şuursuzca savuruyoruz günleri,ayları..Geçmiş geri getirilemeyecek ;gelecekte meçhul ise şimdi bu andan itibaren başlayalım beynimize ve kalbimize yerleşen gereksiz herşeyi silmeye.Kendimize haksızlık yapmayı da bir kenara bırakalım bu temizliği yaparken.Yaşanan tüm olumsuzluklardan ders alarak,şimdinin güçlü ellerine sarılalım.Herşeye rağmen hayata olumlu bakabilmeyi öğrenelim.Kendimizi vicdanımızın acımasız yargılamasına bırakmadan önce,her olumsuzluğun verdiği derslerle cezamızı hafifletelim.Ve cezamız kendimizi sevmek olsun...Çünkü yitirilen zaman ancak kendini seven,kendine değer veren bir karakterle kazanılabilir.Toplum olarak kendimizi sevmeyi pek akıl edemiyoruz.Kendimize gereken değeri vermeden değer vermeye kalkıştığımızda çokça kırılabiliyoruz.Bu sebeple kendimizi tam manasıyla tanımalıyız.Kimseye muhtaç olmayacak kadar güçlü,kimseyi incitmeyecek kadar düşünceli olmalıyız.Ayakta durmamızı sağlayan şey olmamalı iletişimin gayesi;dostluk ve paylaşımın adı olmalı...Kimseler olmadan da dik durabilmeli,yalnız kalmadan da güçlü olabilmeliyiz.Kendimizi sevmeliyiz ki hayatın içinde barındırdığı tüm siyahlıklara karşı kalkanlarımız sağlam olsun.Kaybolan zamanda yitirdiğimiz sadece yıllar,aylar,saatler olsun..Kendimizi sevmeliyiz ki yalnızlık endişesiyle aydınlığımızı kesecek suretleri güneşimizin önünde gölgelendirmeyelim.Bizim için çok kıymetli olan hayatımıza, sadece bu değeri taşıyan insanları alacak kadar yürekli olalım.Zamanın cömert ev sahipliğine,güzel anların toplamından,küçük mutlulukların birikiminden,huzurlu bir gülümsemeyle teşekkür edelim...
Read More

Konuşma Adabı


Bir insanın özeti sarfettiği cümleleridir.Bir insanı tanımak konuşmasından geçer.Maskelediği her huy kelimeleriyle kendini ele verir.Karakterinin ipuçlarıdır kelimeler.Karakteri cümlelerinin toplamıdır.Konuşma adabımız bu nedenle çok mühimdir.Konuşma tarzımız yaşam kültürümüzün,ahlakımızın aynasıdır. Dilimizden dökülen kelimeleri özenle seçmeliyiz ki  bu özen kendimize duyduğumuz saygıdan olmalıdır.Konuşma adabımız yetişme koşullarının ve çevrenin etkisiyle şekillenir ama bu adabı islami inancımız doğrultusunda en doğru şekile getirmeliyiz.


Yalandan dilimizi muhafaza etmeliyiz,bilmeliyiz ki yalanla çıkan her kelime doğrunun zorluğu yanında dahi, bize daha ağır sonuçlar yaşatıcaktır.Konuşmadan önce düşüncenin kapısını çalmalıyız,düşünmeden yapılan her konuşma sonradan üzerinde kara kara düşünmeyi kaçınılmaz yapacaktır muhakkak.Kızgınlık anlarımızda susmalıyız.Öfke ile yapılan konuşma mantığın diyarından pek geçmez.Kızgınlık kırgınlığı doğurabilir.Gönül kıran bir dilden de hayır gelmez.Saygıyı konuşmamızın baştacı yapalım.Saygının olduğu konuşmada tahammül sınırını zorlayacak fikir zıtlaşmaları olmaz.Konuşurken fikrimizi karşı tarafa dikte etmeye çalışmayalım.Kelimelerin saygı ve itina süzgecinden geçmesine özen gösterelim.Konuşurken dilin hakimiyetini sağlayacak bu hakimliği yapacak vicdanın varlığını unutmayalım.Duymak istemediğimiz hiçbir sözü sarfetmeyelim.Konuşmamızda başkalarının sırlarına saygı duyalım.Bu saygı karakterimizin sırrı olsun.Dinlemeyi bilelim ki konuşmamızın bir önemi olsun.Karşı taraf konuşurken aklımızdan konuşacaklarımızın muhakemesini yapmayalım,yapmacıklıktan uzak duralım.İyi dinleyici olmak sağlıklı dinlenmenizi sağlayacaktır.Ses tonumuz sakinliğin asilliğinde olmalı.Sürekli kendinden bahseden,ego besleyen bir konuşmadan uzak durmalıyız.Bir insanın aklı da,ahlakı da konuşmasından anlaşılır.Malayani sözleri terkedip,fayda umabileceğimiz bir konuşma adabını tercih edelim.Boş sözleri terkeden dedikoduyu da terkeder.Dedikoduyu terkeden laf da taşımaz.Her zararlı kelimeyi lügatımızdan atmak bizi zarar getirecek bir konuşmadan muaf tutacaktır.Bir meclise girdiğimiz zaman hayırlı konuşalım yada susalım.Fayda getirecek mevzulardan konuşulmalı ki bu konuşmalar sonsuz ilim deryasından bir damla olsun, bir nebzede olsa hayır getirsin.Konuşmanın yeri ve zamanını iyi bilmeli.Yerinde olmayan bir konuşma önemini farkettirmez.Konuşmalarımız iyiliği anlatmalı,kötülükten uzak tutmalıdır.Nasihatı kabul gören bir dile sahip olmak için dilimizin şeceresini iyi tutmak lazım;bu sebeple çok düşünüp az konuşmayı seçmek en iyi yol olacaktır.Hasetten,kibirden,öfkeden arınmış bir dilin kelimeleri tüketmesi için hem dimağın hem kalbin ilim ile haşrolması lazım.Boş konuşmaktan sakınmak böylelikle dimağımızı ilim ile doldurmamızı teşvik edecektir.Dilimizi Allah korkusuyla sakınırsak,bizimde kimseden sakınmamızı sağlayacak bir dil cefası yaşamamış oluruz.Haya duygusunu dile yerleştirirsek,edindiğimiz ilimleri sözlerimizle yansıtabiliriz.İncitmeden,güleryüzlülükle donatırız konuşmamızı.Allah'ın rızasını kazanan bir konuşma elbet kullarına da hayır getirir.


Biraz Önem!.Dilimizi zarafetle süsleyelim.Zarafetten,incelikten uzak bir konuşma güzel ahlakın yansıması olamaz.Dilde zariflik kelimelere hakim olmaktır.Zarif olamayan bir dil öfkenin pençesine düşer.Öfke dilin bütün duvarlarını yıkmaya sebebiyet verir.Bu nedenle zarafet lütfen!Güzel konuşma güleryüzlülükle,samimiyet ve ikiyüzlülükten ırak olan tavırlarla desteklenmelidir.Güzel söz faydalı,içi dolu olan sözdür.Yeri geldiğinde takdir edebilmeyi bilmek,özür dilemeyi bilmek,içten olabilmektir.Hadis-i Şerifte;İnsan sabaha erince organları dili susturup şöyle der:Hakkımızda Allah'tan kork!Çünkü biz seninle beraberiz,doğru olursan biz de doğru oluruz,eğri olursan biz de eğri oluruz.buyuruluyor.Konuşmamız ahlakımıızn,insan ilişkilerimizin anahtarıdır.Ya dilimizi kendimize hizmetkar yapacağız yada o bizi kölesi yapacak.










Read More

Gerçek Dostluk Üzerine

Dostluk;yalandan,ikiyüzlülükten,sahtelikten uzak,samimiyetin,paylaşımın ve doğallığın olduğu karakterlerde barınabilir ancak.Karakterine yalan alışkanlığı bulaşmış,yüzüne yalan tebessümlerin yerleştiği bir şahsiyetten ancak dost görünümlü düşmanlar olur.Görünümlü dedim çünkü artık günümüzde düşmanlıkta sahtekarlıkla yapılıyor.İnsanı en çok üzen noktada değer verilecek insanlarda yanılması oluyor.Sevgi de emektir,zaman ile emek verdiğin,değer biçtiğin insanların yüreklerinin aslında göründüğü gibi olmadığını anladığın an dostluk kavramına inancını da yitirdiğini anlıyorsun.Bir insanı kazanmak çok güçtür,sevgi zor elde edilir ama çok kolayda yitirilebilir.Dostluk güvendir,inanmaktır,kendin için istediğini dostuna da istemektir.Yalan söylemek değildir!Kötülüğünü,üzgün olmasını istemek değildir.Dostluk sağlam karakterlerin karşılıklı kurabileceği bir bağdır.Ötesinde yanılıp yanlış insanları dost edindiğinde hayalkırıklığı ile tanışmak çok uzun sürmez.Hayalkırıklığını kendine kızmakla beslersin.Ben nasıl oldu da bu insanı tanıyamadım diye hayıflanırsın.Belki tanımak için çok fırsat çıktı da hani iyi insan olacağız ya hataları hoşgörmüşüz geçmişizdir.Sonra bir bakarsın dostun dediğin kişi artık sana çok uzaktır.Yabancı bir insanın bile değeri gözünüzde daha fazla olmuştur.Dostluk paylaşmaktır;sırrını sır bilmektir,acısını acı bilmek,düşmanını düşman tanımaktır,ricaya bile minnet etmesini beklemeden ona iyilikte bulunmaktır.Dostluk yalanlarla örülmüş,süslü kelimelerle örtülmüş sahte konuşmalar,sahte samimiyetlikler değildir!Bir insan sana değer veriyorsa değerlidir çünkü değeri olmayandan dostlukta beklenmez.Dost kızgınlığında,üzüntülü anlarında zayıf noktalarını görüp mutlu olan kişi de değildir.Zayıf noktalarını bilipte sonra suistimal eden kişi de değildir.Dost iyi gününde değil kötü gününde ve sonrasında anlaşılan,yapılan iyiliklere nankörlük edecek kadar acizleşmiş kişi de değildir.Bu nedenle insan dostuna benzer,ve insan yine hataya meyilli,yanılmaya açık olduğundan bazen dost seçiminde başarısız olur ki o zaman ne kendine kızman seni iyi hissettirir ne de o kişiye sitem etmek;çünkü sitemde bir beklentidir.Ozaman hayata,insanlara küsersin bir dahaki güvenin oluşması için güçlü zırhlar takınırsın kendine.O zırhın içinde biraz mesafe,biraz tereddüt ve biraz da güvensizlik vardır.O zaman dostluk çok boş bir lakırtı kalır insanın kalbinde.Eğer hayat size karakterli bir insanın,sevgi dolu bir insanın dostluğunu sundu ise bunu samimiyetsizlikle ve yalan ile yıkacak cesaretiniz varsa sizi sadece aciz diye nitelendiririm.Kendini çok şey sanan acizler.Dost demek kuyu kazmak değil,verilen kıymeti o kazdığın kuyuya kendi ellerinle atmak da değil.Sen insanların mutsuzluğundan,güveninden kötülük oluşturabiliyorsan zaten bunu ancak bozuk bir kişilik yapabilir ki şaşmamakta gerekir.Ben değerimden birşey kaybetmem iyilik yapıp denize atarım yine de iyilikten de dostluktan da vazgeçmem.Gerçek dost olabilen insanlarla karşılaştırsın Rabbim bizi...
Read More

Hırsın İki Yüzü


Günümüzde insan ilişkileri bireylerin ben merkezciliği etrafında dönmeye başladı.Sosyal iletişimin gerekliliği,aile,iş yaşantısında kişiliklerin rengini yansıtan bir unsur olunca, insanlık  değişik karakterlerin tartıldığı hassas bir teraziye dönüştü.Olumlu veya olumsuz bir çok karakteri yönlendiren ahlak yapısı da, günümüzün tasarruflu kullanılması gereken zaman kavramı içerisinde alalade geçiştirildi.Hızla tüketilen insan ilişkilerine zemin hazırlayan günümüz de bunu tetikleyen faktörlerden birisi de insanların içinde barındırdığı hırs.


Birey gittikçe kalabalıklaşan dünyada kendine yer edinmek ,varlığını hedeflediği yere ulaştırmak için ruhunu inandığı şeylerle besliyor.Bunun içerisine hırsın katılma dozunu iyi ayarlamak gerekiyor.Hırsın seviyesi iyi ayarlanmadığı takdirde zarar ve fayda yönünü ayarlayan ince çizgisinden zarar tarafına farkına varmadan geçmek hiç de zor olmayacaktır.Hırs ne zaman iyidir diye irdeleyelim.Hırs tembelliğe karşı bir kalkan olduğu zaman iyidir.Hedefimize kilitlendiğimizde önümüze çıkan engelleri aşmak için  bize gereken enerjiyi verdiği zaman iyidir.Doğru olduğuna inandığımız fikirlerimizi savunmamızda hırs gereklidir.Ne zaman hırs ahlaki erdem sayılan doğrultulardan çıkarsa işte o zaman zararlıdır.Bu kez faydalı olan bu ahlak,ruhu farketmeden her geçen gün kemiren,kalplerdeki iyilik perdesini dahi kaldıracak bir ahlaka bürünebilir.Bu süreçten sonra insan istediği şeylerin sınırlarını belirleyemez duruma gelir.Ardından da  hakim olamadığı hırsı,kendine karşı aciz hale getirir insanı.Azim ve kararlı olmak ve doğruluktan ayrılmamak bu ahlakın iyi olan tarafı.Bencilliğe dönüşen,kıskançlıkla beslenen hırs ise kendine zarardan başka hiçbir sonuca varamaz.Bu noktada hırsımızın düzeyini inancımızın ötesine geçmesine izin vermeyecek şekilde ayarlamalıyız.Eğer hırs elindeki nimetlere şükretmeyi terkedip,daha fazlasını isteyen bir nefis zayıflığına dönüşürse o zaman inancımızın dışına çıkan bir ahlak olacaktır.Hırs Allahın takdirine boyun eğmeyi unutturacak gafleti getirirse zararlı olacaktır.Velhasıl hayatındaki her alanda üzerindeki vazifeleri yapma sorumluluğunu teşvik edecekse bu hırs faydalı olandır.Bu ince çizgiyi farkettikten sonra,hırs nerede duracağını bilir ise iyiye kullanılacaktır.Yani hırsı ruhumuzda hangi yöne estirirsek, yelkenlerini o tarafa çevirecektir.


Madalyonun diğer tarafını da çevirelim.Hırsı dünya hayatında doğru yönlendirmezsek bunun zararını hem dünyada hem de ahiret hayatında yaşarız.İslam kötü ahlakın barındığı hiç bir kalpte hakkıyla yaşayamaz.Nitekim peygamber efendimiz buyuruyor ki:İnsanoğlu ihtiyarlar fakat onun iki özelliği genç kalır;hırs ve uzun emel.İçimizde bitmeyen bu hırsı uhrevi duygularla bastırdığımız zaman fayda kısmından uzaklaşmadan barındırırız.Hırs içimizde köklerini sağlam temellere atmış bir duygudur.Zamanı geldiğinde doğru budarsak zararlı yapraklarını atar ve bunu faydamıza kullanırız.Unutmamak gerekiyor ki hırs,yapmamız gerekenleri vazife edinmemizi sağlayan istekten uzaklaştığında zararlı yönlerini biz farketmeden sinsice yaşatmaya başlayacaktır.Hırs yönünü ve dozunu iyiden yana seçerse başarı ve mutluluğa hizmet eder ,kötüden seçerse  haksızlığa ve tamaha hizmet edecektir ve kazanılan herşeyin aslında bir kayıp olduğunu farketmek geç olmayacaktır.Bize saf duygularımızı kaybettirmeyen hırsı seçmeliyiz.Dinimiz hırsı ikiye ayırır:kötülenen ve kötülenmeyen hırs.Kötülenen hırs kişiyi Allah'ın emir ve yasaklarına uymaktan alıkoyandır.Bunun sonucunda hizmet bencilliğe,övülmeye isteğine yapılır.Arka planında bir çok olumsuz davranışı da getirir.Kötülenmeyen hırs ise Allah'ın emir ve yasaklarını çiğnemeden sahip olunan azimdir.Bu ince çizginin idrakını yitirmeden hırsımızı güzel ahlakın temelleriyle yönetelim.
Read More

27 Ocak 2012 Cuma

Baharın Leylakları

Bahar miskini etrafa dağıtırken,doğanın nabzı yürek çırpınışları gibi hızlı hızlı atarken, pencereme yanaşan kuşların cıvıltısı mevsimin canlanmasını müjdelerken, yaşadığımı hissettim.
Benim için bahar mevsimi, yeni doğan bir bebek gibidir, beraberinde umudu ve yeni bir hayatı simgeler.Tabiat üstündeki miskinliği silkeler,çehresine renk gelir,yanakları pembeleşir.
En ihtişamlı takılarını takar,renk renk boncuklarla donatır saçlarını,güzelliğini cömertçe sergiler,hediyesini yağmur damlacıklarıyla sunar çevresine.
Bahar hayatın, üstünü örttüğü sevinçlerin,iyiliğin yeniden aksetmesidir adeta.Pamuk pamuk incilerini saçar,en zarif işlemelerini kondurur eteklerinin üstüne.Doğa, sandıklara kaldırır en koyu kıyafetlerini,çiçekli desenleri çıkarır nemli toprakların çeyizinden.
Yağmur beslerken damla damla, yeni doğan mevsimini,güze,fırtınaya nispet bereket tohumlarını dağıtarak gezinir sepeti elinde.
Yapraklar gençliğine geri döner,solgun,kırışık cildi gençleşir pırıl pırıl parlar.Masal diyarlarına misilleme yapar gerçek dünya."Ben içimde ne kadar zorluk,acı,hüzün barındırsamda ardından umudumu,rüyaları,sevinçleri de sunarım"der dünya.Artık yeni bir hayat gelmiştir dünyanın yuvasına.
Emekleme çağındadır,habersizdir yaşamın kötü çehresinden ama en huzurlu dönemleridir çünkü hayat yeni başlamıştır onun için tıpkı bahar gibi.Mis gibi masumiyet kokuyordur ve kalbi atıyordur masumiyetin içindeki yapraklarda.
Baharda açan leylaklar gibi yumuşacık rengi vardır,güzelliği içine içlemiş saflığında yatıyordur.Tepelerden deli cesaretiyle atılmıştır hayatın kucağına.Çiçekleri baharlardan büyüyecek,kışlardan kuvvetle çıkacak,güzlere bekçilik yapacak ve yine yuvasına dönecektir.
Yaz gelecek köklerini sağlam basacaktır hayata leylaklar.Her bahar leylakları taşır içinde,her kış leylakları bekler kapısında.
Leylaklar gücünü,narinliğinden almıştır ya,kalbini yapraklarına vermiştir tüm hayatın güzelliklerine nazire yaparcasına.Her kalp bir leylak gibi güzellikten alsın gücünü diye..

Read More

Arkadaşlık

İnsanları birbirine bağlayan öğelerdir;paylaşım,karşılıklı sorumluluk,saygı ve sevgi doğrultusunda nice erdem ve unsurlar.Bu nitelikler etrafında birleşen ortak tüm yaşanmışlıklardır arkadaşlık.İnsanın tabiatında vardır kendisinde varolan bir duyguyu,düşünceyi başkasında bulmak ve bunu duyabilmek.Kendini bir başkasına anlatabilmek,güvenli bir limana demir atmak.
Çok yönlü roller vardır.Anne,baba,kardeş,akraba.Ama arkadaşlıkta bu rolleri sağlayan bir kan bağı yoktur.Kendiliğinden oluşur.Karşılıksız bir sevgi frekansıdır.Güvenebilmeyi öğrenmek,dinlemeyi bilmek,yeri geldiğinde kendini başkasının yerine koyabilmektir.

Her yaşta ayrı bir hikayedir arkadaşık.İlkokulda, küçük dünyamızın masal kahramanları,ortaokulda beraber dünyayı kurtardığımız,lisede hayal demetleri yaptığımız,sonraki tüm yıllarda hayatın ta kendisini beraber paylaştığımız değerli varlıklardır.

Geçmişi geleceğe bağlayan,kendimizi ayna gibi izleyebilceğimiz, iyi kötü tüm hayat karelerinin içindedir arkadaşlarımız.Çoçukluktan olgunluğa uzanan yaşam serüvenimizi en önde izleyen,alkışlayan,her an gözucuyla varlığını hissetmek istediğimiz bir gerekliliktir arkadaşlık,dostluk.

Hayat sıralarında beraber oturduğumuz,ayrı hikayelerimize ortak isimler kullandığımız,varlığımızı varlığıyla değerli hissettiğimiz herşeyin adıdır dostluk..Kümelenerek uçan kuşlar gibi,birbirine dayanmış ağaçlar gibi,sıralanmış dağlar gibi.Dikeni batmayacak bir gül gibi...


Read More

Yalnızlığım Eşlik Eder Bana

Sesler,yüzler,renkler arasında kaybolurken,yalnızlığım kendini saklar sanki köşelere...Bilir yine o eşlik edecek bana..Gözlerim bakarken kalabalığa,sisler bürür anında,bir bütün olur tüm gördüklerim,aynı karede farkedilmeyen bütünlük...


Karmaşa beni daha çok çeker yalnızlığa,yalnızlık dinler ancak, doğru dürüst beni...Ben ise söylerim sözlerimi yalnızlığa,kazısın diye sonsuz sırdaşlarının yanına beni...Tüm besteler birbirine karışmış,zorluk çeker bana yetişmekte,sanki yalnızlık benden kaçar,ben yalnızlıktan...Kaybolmak,kendini atacak liman ararken,özlemek az ve öz olan herşeyi...


Yorulmak kavramaya çalışırken,beklemek hırçınlığın nedenini,özlemek masalları,gözlemek gerçek tümleri.Dönmeyecek miyim yine sana yalnızlık?Çalacağım son kapı senken,şimdiden bekler oldum kapılarında.
Sorgusuz,konuşmadan,sadece dingin,sessiz seslerle anlaşacağız.Güleceğim belki ardından haykırcam ama sen gitmeyecek eşlik edeceksin bana yalnızlığım.


Boğmayacaksın karmaşayla,üzmeyeceksin hiç haketmediğim halde beni,hazmedeceksin kelimeleri,vurmadan hiçbir zaman yüzüme...
Read More

Hayallerimiz ve Kırıkları

Hayallere yön verirken,bir bir sıralerken nasıl da cömert davranırız.Uçsuz bucaksız gökyüzü gibidir hayallerimiz o kadar ölçüsüz ve canlı.Kendimize her meziyeti katmaya çalışırken,her erdemden pay çıkartırken ne kadar cesuruzdur.

Etrafımızdaki insanlardan istediklerimiz karşısında, kendimize dönüp bakar mıyız?Mükemmellik mümkün müdür?Değilse eğer hayallerimiz bize mükemmel olmayı öğretmedi mi?

Hep güzeli,iyiliği isterken, iniş çıkışların olacağını düşünmez miyiz?Her güneşin ardırdan,kara bulutları;yeşilliğin ardından mat kahveyi;her doğumun ardından ölümü..

Hayal kırıklığına uğradığımız an,aslında bizlerin düşüncesi,hayali, ölçüsünü bilememiştir.Bilmiyoruzdur hayat tek yönlü yaşanmaz,hep istediğimiz gibi olmaz.Çevremize gücenirken aslında onlardan beklediklerimiz ile aldıklarımız zıtlaşır.Birine kızdığımızda hep ben merkezli yaklaşırız.Oysa hayat, bizler,sizlerdir.

Aslında biz de mükemmel değilizdir,mükemmellik en büyük hayaldir.

Hayal kadar gizemli,hayal kadar sana bağlı olan bu hayata neden kırgınlıklar hakim olsun.Hayallere,gerçeklere sığdıramayacak kadar güzellik,hoşgörü varken.Beklentilerimiz,bizden beklenenler ,bizler içindir..

Bizi düşünürken,bizi biz yapanları unutmamak dileğiyle...
Read More

Canım Annem

Varlığı hayatın en güzel armağanı,mucizelerin karşılığı,karşılıksız sevmenin adı,sevgisi ile sevmeyi tattığım,varlığı ile var olmayı tanıdığım "Annem"...


Yaşamın kollarına kucak açtığım her an, sıcacık duyguların kucağı..Anne yüreği ile yüreklenmek.


Her yaşın savunmasızlığında kalkan olupta,naif sevgisiyle örtebilen yegane arkadaş.


Konuşmadan anlaşabilmek,her hareketinin manasını bilebilmek,beraber gülüp,gözyaşına set çekebilmek ve tüm bu cümlelerin karşılığına anne diyebilmek.


Minik dünyamızın karşısındaki dev sevgiye alışmak ve kurabilmeyi öğrenirken cümle önce anne demeye şaşmamak.


Alışmak, onun hiç tükenmeyen sevgi seline ve aşılanmak anne sevgisi ile tüm sevgileri öğrenmeye.


Kelime kelime kaydetmek akıllara, şefkat dolu sözlüğünden fedakarlığın terimlerini.


Gözlerindeki derin aşka bağlanmak,ruhunun yalnızlık ızdıraplarına canından parça parça, kalabalık sevgiler yollamak ve açmak bu sevgi paketini ömrün her adımında,başucunda.


Ellerimizi uzattığımızda tutacak bir elin varlığını hissetmek,yaşamış olmak her yaşta bu varlığın sıcacık bağımlılığını.


Her geçen yıla, büyüyen sevgisi ile güvenle bakmak,büyümemek bir çift gözde, çocuk ruhumuzla.


Kelimelere kızmak "onu"anlatırken yetersiz kaldığından ötürü..Yaşadıkça anlayabilmek anne yüreğinin ulviliğini.


Sonsuzluğu sevgisi ile hissetmek,korkmamak geçen zamanın götürdüklerinden,sevgisinin karşına sonsuzluğu iliştirmek,sonsuz sevgisi ile..


Gücü hissetmek,zarif,nazenin kalbiyle muhafaza edebildiği güçlü bağlara hayranlıkla bakabilmek.


Kelimelerin sevgiyle harmanlandığı sözcükleri duymak,duyamadığın zaman özlemek.Bakarken gözlerine fedakarlığın karşısında tüm söylenmiş sözleri sevgi üzerine ahkam bilmek.


Affetmenin yüceliğini onun yüreğinde tanımak,yüreğine baktığım zaman kendimi görmek.


Serzenişlerimde,hüzünlerimde,öğrenmelerimde, hayatın griliklerini,hayatın kendisi olmak .Anne olmak,var etmek kendi sevginle başka sevgilerin fidanlarını..


Kendinden başka birini düşündüğünde,başkasını mutlu ettiğinde,yardım etmeyi öğrendiğimde kaynağının bana annemin yüreğinden aktığını bilmek.


Dizlerinin,ellerinin şefkatıyla uzanmak, vefalı kollarına sarılmak,kalbinin sevgi dolu besteleriyle uykulara kabuslardan uzak dalmak.


Hatıraların kitabında, her sayfasını onun varlığıyla çevirmek,her sayfaya onun adı ile başlamak,her satırı sevgisiyle yaşamak.


Uykusuz saatlerinde başucumda beklerken beni,gülümsememle,ilk kurduğum sözcüklerde,adım adım yürürken dengesiz ,savunmasız yürüyüşlerimde,büyümeye inatçı,inatçı hallerimde kalbime sevgisiyle doğan güneşim"annem"..


Canımdan,canından yüreğimle paylaştığım en değerli varlık.


Sevgin bir güne sığdırılamayacak kadar büyük,varlığın hayatın en güzel hediyesi bana.


Canım annem,ebedi sevgine,güzel kalbine,fedakarlığına,biricik varlığına hayranım...


Ben senin hayatına gözlerimi açtım,ilk bakışta sevgiyi,ilk bakışta çok sevmeyi hissettin birgün.Sen benim hayatıma doğdun,kendinden öte beni bildin benliğinde.Sen her gün doğdun günüme.


Gecelerin karanlığında,sesinin nağmelerinde uyayabilmenin huzurunu yaşadım.Bu hayatımın masalı,sen masallardaki tüm erdemlerin perisi..


Canımdan öte annem,kalbimdeki tüm sevgilerin özü,varlığımın en büyük nedeni.


Sevgi sözcüklerini,meleksi varlığınla dolu dolu sindirerek söylüyorum,seni çok seviyorum annem...



Read More

Yalnızca Özlem

Sen hırçın rüzgarlarının, kırgın yapraklarımı sürüklediği kalbimin kapılarını sımsıkı örten sen.
Sen uzun cümleler kurupta yüklemini getiremediğim sevgili öznem.
Sen dalgalarının sürüklediği, senden öte her diyara küstüren sen.
Sen hak etmeyen tüm haklı sevgilerimin suçlusu.
Sen mahkum edipte sana senden uzak eden .
Ne zaman bıraktın da şimdi izlerin yok?
Ne zaman izlerini sildin de pusulam çaresizlik oldu?
Sen, defalarca sen dedirten...
Gizli haykırışlarımın sesini canlandırdığı,saklanan yaşların artık tutunamadığı zamanlara emanet eden beni, sen..
Hayallerimin rengini,rüyalarımın masalını yokluğuyla benden alan sen.
Günler zor geçse de, geceleri düşüncelerin zindanı yapan sen.
Umudu yarın yapan,geçmişi mutlu kılan,şimdiyi çaresiz eden sen.
Hadi gel uyandır yokluğunun ızdırap uykusundan.
Seslen artık, sessizliğinin sayıklanmalarına da sustur.
Çaresizliğimi içimde hapseden duyguları gel de anlatmaya gücü yetmeyen kelimelerimde duy.
Fırtınanın içinden gözlerinin huzuruna al, sadece bir bakışla,tüm acıları mutluluğun ellerine emanet et.
Sen duymazlıktan gel sitemleri mazereti hazır, illaki özlem, her daim özlem.
Varlığında özleyen,yokluğunda deli olmuş çok mu?Susmuşum,haykırmışım,ağlamışım da gülüşlerimin alışkanlıklarında hep seni hatırlamışım.
Hep özlemekten dengesiz kelimelerimin,isyan eden manaları.
Ayrı kılmak mı sandın seni görememek,her daim kalbim kalbinin aynası olmuşken.
Kavuşmak mı sandın ayrılığa sabredemeyen,özlemden bencil davranan varlığın gözlerini şahit tutmasını…
Zamansız kelimelerin yeri değil şimdi, özlemin hüküm sürdüğü yürekte,ne akıl kalmış ki dursun sözlerinin ardında.


Şimdi hak ettiğin gibi seni özlemenin zamanı,şu an tam da sevginin sınavında son cümlelerimi tamamlayıp beklemenin anı , özlemlerimin sonuçlarını…
Read More

Büyüdükçe Küçülen Mutluluklar

Kelimeler yanlış,özensizce dökülürken dilimden,yeni yeni cümleler keşfederken henüz, büyülü bir dünyaya yolculuğa çıkardı zihnim.
Evcilik oynarken kurduğumuz dünya,masallardan fışkırmış gibi,uçsuz bucaksız,sonsuzdu.Ufacık sebeplerden sızlanırken,dünya gözümüze ne kadar pembe gözükürdü.Gökyüzü daha mavi,ağaçlar daha canlıydı.
En büyük keyfim yüzümü elma şekerine bandırmak,etrafa umursuzca gülücük saçmak,sonra koşmak,düşmek,bağırarak ağlamak ardından henüz kurumayan gözyaşlarımla, oyunuma kaldığım yerden yetişmek..Bebeğimin saçlarını toplamak,uyurken yanıbaşıma yatırmak.Tüm insanları oyuncak bebeklerle bağdaştırmak.

Hani küçükken dondurma yediğimde,camdan yağan kar tanelerini sayıp ellerimi çırptığımda,çiçeklerin üzerindeki uğurböceklerini yakayıp avucuma aldığımda,güneş batınca akşam sefalarına koşup uyanmalarını izlediğimde duyduğum kocaman mutluluklar.

Büyüdük.Büyüdükçe sevinmek,gülmek,yetinmek ne kadar da zor oldu.Kelebekler gibi mutluluklarımızın ömrü de kısa oldu.Huzurlu olmaya binlerce kural koyduk.İsmimizin önüne etiketleri çabuk eskittik.

Neydi değişen zaman?Elbetteki zaman aynı.Değişen küçük şeylerle mutlu olmayı unutmak.Değişen bulmaca gibi dünyaya,çözülecek cevapları bulmak için yorulan,üzülen,huzursuz olan biz.Oysa kaçırdıklarımız.Zamana özel olan kişiler,paylaşımlar,küçük mutlulukların getirisi büyük huzurlar..Büyüdükçe küçülen mutluluklar yani kaçırdıklarımız,küçümsediklerimiz.

Hayat mutluluğu ayrıntılara saklar,küçük hediye paketlerinde...

Read More

Emek

Sadece gitmeyi dilemiş


Gölgelere saklanmış aydınlığın kanatlarına taktım umutlarımı,uçsun diye düşüncelerin boğucu yüreklerine.O zaman anladım umudun kalplerdeki yerini,liman olmuş bekleyenlerin sözcüklerine,sözler yetersiz kalmış,taşmış suların hanelerine. Misafir iken umut ,yerleşmiş inadına kırıklar.Sadece kırıklara bakarak mırıldanmış içindekileri ve sadece düşünmüş içindekilerin yüksek sesli bağırışlarını.Sadece gitmeyi dilemiş.En basit çözümün en karışık sorulara çıkcağını bilmeden.Gitmeyi dilemiş güzel olanın kısalığını içine saklayarak,güzeli armağan eden zamana minnetle.Gidenlere kalanlardan hediye, yüklü dertlerin mirasını.Gitmeyi dilemiş ölçüsüz durakların zamansız şehirlerine.Anlatmak istemiş, gitmek bazen kaybetmek bazen ise sadece aldanış.Gimekten korkmuş o zaman gelgitlerin aşındırdığı limanlara, sükunet bulmaya, mekanlara mana yüklemiş.Gitmeyi dilemiş zamana dayayarak umudların gelişlerini.Gelmeyi dilemiş,umudun karşılığı kalbinde her ne ise..




Sadece öğrenmiş


Öğrenmiş ki her bekleyiş ardında pervasız gidişleri barındırır.İsyanlar yalnızlığın hakimiyetine teslim olur iken an be an hisseder geride kalan hatıraların siyah beyaz sahnelerini.Sadece öğrenmiş o zaman, gitmek,yükü daha bir yüklenmekmiş.Öğrenmiş ki yıldızlar karanlığa sabredipte her güneşin ardından parıldayabilmeyii başarıyor.Gitmeyi istemek acizliğin en cesaretli haliymiş.Sadece bilmeyi öğrenmiş içindeki kurakların rüzgarı nerden eser de böyle yorgun kalırmış renklere.Adlara mana yüklemişte gitmenin karşılığını dolduramamış belki de sadece kandırmış kendini zaman denilen uçuurumda ve uçurumun kenarında tutunmuş yüreğinin umutlarına.Umut etmenin gidişlerine el vermişte sabahsız karanlıklara direnebilmiş.Sadece direnebilmiş ve sadece öğrenmiş yaşadıklarından, yaşamın sağlam demirlerini.Paslara önce aldırmış ama aldırmamayı da öğrenmiş.Sonra sadece sihirli kelimeler aramış hayatında.


Sadece anlamış


O zaman nakarat edinmiş umudun her bir eş anlamlarını.Eş bulamamış içindeki kırıkların karşılığında duracak dayanıklılıkta.Dayanmaktan nefret etmiş,nefret etmenin sevmeyi öğrenmek olduğunu anlamış.Sadece anlamış her cümle diğer cümlelerin devamı için yazılmış kader sayfasına.Sadece anlamış ama söyleyememiş en derin kalplere bile bunun uygun tasvirlerini.Anlamış, gökyüzü içinde yıldızları saklayabildiği kadar derinmiş.Anlamış ki yıldızlara sahip olmak için derinlerde yaşayıp,harmanlanmak gerekirmiş hüznün katmanlarıyla.


Sadece bakmak gerekirmiş


Telaffuzunda zorlanmış,düşmüşte kalkmaktan bitap olana kadar ağlamış.Gözyaşlarının damla damla birikmesi için yanması gerektiğini anlamış ateşin közünde.Ateşin yaktıklarını görmek için bakmayı bilmek gerekirmiş,bakmak içinde öğrenmek hayatın iniş çıkışlarını.O vakit sihirli kelime dudaklarından dökülmeden önce kalbine işlemiş.Kalp kendi harıyla bu kelimenin közlerini atmış bakışların boşluklarına.Sonra kelime bir mucize gibi yankılanmış.Emek...




Emek etmeyi dilemiş gitmelerin yolunda


Melek yüzüyle,güneşin aydınlattığı bir simadan dökülmüş sözcükler."Emek olmadan hiçbir şey olmaz".Kolaylığın yanında basit acıların,mücadelerin yanında terazisiz duyguların varlığını duymuş işte o an.
Emeklemeyi öğrenmek için de cesaret istermiş,korkmamak yolların taşlarından.İncinirken inciltmemeyi öğrenmek.O melek umudun bir hediyesiymiş ona ve o bilmiş ki emeksiz sarfedilen kelimeler tükenişe,hareketler durmaya,sevgiler bitmeye,aşklar yitirilmeye mahkum.


Susmayı dilemiş ,sadece susmanın asil gidişlerine emanet etmeyi kendini ,dilemiş...

Read More

Hırçın Yorgunluk

Duyduğun bu sesi daha önce işitmiş olabilir misin?
Bu kadar yankılanmış mıdır ardından, hakettiğin kadar?
Ya da haketmediği unutmuş, yetinmeye mi başlamıştır, elindeki hissedilmeyen yükleri?
Boşluk senin için adımlamak mı olmuştur gerçeğin nefessiz bırakan yokuşlarını?
İşitmek senin için kullanılıp atılmış yorgun kelimeler midir?
Havayı farketmeden mi solumuşsundur kurşuni mağaların bitişiklerinde?
Çıkışları birbirine benzeyen yollar, senin için bilmeden alışkanlık mı olmuştur?
Sen kendini kendinde hapsedipte, başka simalara mı yüklersin sahte zamanların sahte memleketlerini?
Soruların cevaplarından,cevapların tekrarlarından isyan edip sormaya devam eder misin tekrar?
Tekrarlamak ister misin yılgınlığın harflerini, sindirmeyi içindeki dolmayan boşluklara?
Farkeder misin ?Tenkit ettiğin herşeyin,her yaşanmışlığın, kendisi olup çıkacaksındır anlayamadığın bir oyunla.
Oyunları yazarken güvenli kaleminle, kendi kaleminin mürekkeplerine yabancı olup çıkacaksındır.
İşte o zaman..
Her katresinde, beylik cümlelerin sığınağında, kendi yıldırımlarından kaçmaya çalışacaksındır.
Kendinden başka sitem etcek biri daha vardır, kırık aynaların defalarca tutturulmuş yansıması belki de yanılması.
Hırçın halin şimdi masumluğa gurbet olmuştur,dönmeye cesareti yoktur da bahaneleri yakıştırır ve sürükler peşinden.
Çığlıkların senin gücün kadar yükselir,sesin boğulur farkedipte geç kaldığın ufuğun çizgisinde.
Dirayet edebilir misin hiç alışık olmadığın aydınlığın keskin ışıklarına?
Yazgının gücüne bırakırken kendini,gözlerin kapalı, kendin yıkmışsındır kumdan kalelerini.
Cesaretin var mıdır? Buna da yoksa hazır mıdır yine cevapların alalade.
Susmak belki de en sanatlı cümlelerinden manalı kalır.
Yegane dostun yalnızlığına, bin türlü methiyeler sıralar sonra kaçmaya çalışırsın yalnızlığın sadık dostluğundan.
Dost umarken samimi gözlerden,boğulduğun sulara bırakırsın kendini.
Mutluluğun çeşit çeşit tariflerini okur,herbir deneme de eline gözüne bulaşan yaşlarla akıtırsın acının hiç değişmeyen,kolay tarifini.
Öğrenirsin ki mutluluğun malzemesi güçlü olmakmış,kovaladıkça sen, sır perdelerini sıkı sıkı çekermiş sana.
Kendi kafesinde aydınlığın,kendi özgürlüğünde karanlığın olduğunu anlaması zaman istermiş.
Özgür bıraktıkların senin vicdanının esiri olur da,esir alamazmışsın gidenleri kendinden.
Yoktur kalbine yerleşen çiziklerin ilacı.Kendini kendin kadar yalnızlığa mühürlü,yalnızlığı yanına kimseye yakıştırmadığın kadar yakıştırırsın işte o an.
Benliğinden başka sorumlu bulduğun zaman, sitemin yine ses bulur kendi içinde.
Sözleri verip,bırakırsın aldığın yerden, farketmeden..
Deli olmak istersin de, bazı zamanlarda deliliğin akıllı olmaktan daha tahammülü olduğu görürsün.
Sözcükler defalarca tekrir edilmiştir ama yalnızdır her söz yanına bir sıfat bulamadığında.
Duyduğun bu sesi daha önce işitipte unutmayı seçenlerden misin?Yoksa unutmanın ,ölümün dayanılmaz acısına verilmiş bir hissiyat olduğunu mu düşünürsün?
Ölüm belki birgün,unutmak defalarca,sabır fütursuzca öğretiyorsa sana kendini,yorulmak için erken davranmamalıymış.
Belki de hayatın istediği de bu,baş kahraman olmak isteyen kim,yaşamak tek başına kahramanlıkken...
Read More

Suskun

Yağmurlu bir sonbahar..

Günbatımında seyre daldım denizin hırçın dalgalarını.

Aklımdan geçen her düşünceye ve hislere adını verdim, gökyüzünde dolanan kurşuni renklere.ve sen dalgalarla sürüklenmiş, kıyıma vurmadan uzaklaşmış rüzgar…

Güneş çoktan batmış karanlıkta kalmış tüm sahil. Bense topladığım çalı çırpıdan yaktığım ateşle yüreğimi ısıtmaktayım yine aklımda yüreğimde her hücremde sen varken..

Şimdi aldığım nefese isim ol yada uzaklaş denizin derinliklerine sakla saf içten yüreğimi.

Gitme,gitmek zamansız olur her zaman.

Bekliyorum her vuran güneşte seni,penceremden kuşlara haber bırakıyorum sadece seni duyuyorum doğanın nağmelerinde,gülümseyişinde can bulurken ben ölmeyi dilemekten utanıyorum..

Sadece sen yazdırırken bu satırları bana,gözlerimi kapatıyorum ve seni diliyorum sonsuz semadan..

Sessizlik anlatıyor belki de en iyi beni.. Sensizlik mi yoksa sessizlik mi? İkisi de çok zor.Sen yokken her şey sessiz..

Son demlere vurdum kendimi, hep sessiz kaldım. Sessizken sensiz kaldım ,sensiz ve sessiz yürüdüm. Sükunetin ellerine bıraktım seni,kalmadı gücü içimdeki seslerin.

Son buldu kayıplarım,artık bir can aramıyorum nefes alacak, şimdi öle bir vakit geldi ki; ne sessizliğe ne yorgunluğa bırakıyorum kendimi.

Boşlukta dolanıyorum,adımlarım korkmuyor artık…

Kayıplara eklendi içimdeki seslerin tonsuz,yılgın haykırışları.

Gitmek mi yaşadıklarımın acımasız özeti.Oysa sığmazdı kelimelerin çeşit çeşit manalarına içimden kopanlar.

Kopmuştu belki de,bir kere boşluğun rüzgarına uzatmıştı ellerim kendini isteksizce.Hani kırılmış umutlara bağlanmış sıkı düğümler vardı ya,şimdi o düğümlerde bağlandı kelimelerim.

Yitirdi,kendine acıdı,derinliklerinde sığ sulara mahkum oldu yüreğin özeti sözcüklerim.

Boşlukta yankılandı ve sustu..Anlatsam yetersiz kalırdı,anlatsam değerine yakışmazdı şimdi ise susmak,vazgeçiş,gitmek sanıldı suskunluğum.

Suskunluğun asil varlığına sığınmak,vazgeçiş ise; sanmak bunun adı..Ben kusursuz zamanlarda,kusursuz sevgilerde kusurlu hallerimde suskunluğun himayesinde bekliyorum zaman geçsin diye.Zamanı ilaç niyetine dost edinmişken…

Beklemek,artık güneşin ışığını gözlerimden yitirmişken,tanıdık acılara bırakmışken nefesimin sayılarını,beklemek sadece nefes alarak, zamanın mucizesini beklemek…

Ne güneş doğacak artık,ne gözlerim kırpışacak heyecanla..Şimdi yalnızım isimsiz,dayanaksız,beklentisiz bekleyişlerimde.

Gitmek bir vazgeçişse,vazgeçiş suskunluksa bu bir yanılgı.Kolay anlatılmazdı zaten kendine bile anlatamıyorsan mevsimlerini.Mevsimsiz kalmak,karanlıkta ışıksız beklemek imiş,kendi çaresizliğine zamanı yaslamak imiş dayanak diye..

Tüketmiyorum kelimeleri henüz gitmemişken limanlarından ,kelimelerle barışmayı bekliyorum çaresizce…
Read More

Huzur


Huzurun kadife melodileri eşliğinde dans ediyordum,sessizliğin en güzel bestesiyle.Kurşuni gökyüzü, en güzel dekoru hazırlamıştı,denizin içine çeken hırçın akislerine inat.Alacakaranlıklar göz kırpıyordu temiz yürekli bulutların hemen arkasından.Tabiatın en süslü hali günbatımında gösterirdi kendini.Ne gözleri alıcı güneş karşına dikilir ne de gri tonlar kendine yer edinebilirdi, güneşin vedaya hazırlandığı bu zamanda.Rüzgar nazlı tavrıyla süzülüyordu, denizin kendine güvenen dalgaları üzerinde.Ardından etrafa denizin kokusunu sindirirdi.Deniz huzuru yansıtırdı, uçsuz bucaksız derinliği çekerdi tüm düşünceleri içine.Adımlarım yavaşladı,denizin görkemli dalgalarının önüne tüm sadeliği ile kucak açmış kumlarda.

Adımlarım usul usul batıp çıkarken kuma, izleri kalırdı ardında.Mavi,hırçın ama bir o kadar büyüleyici su demeti silerdi benden kalanları kendi egemenliğinden.Beyazlara karışmıştım saflığı kaybetmemek adına.Rüzgar elbisemle dans ediyordu durmadan, kendi etrafında dönerek.Rüzgar gibi benim de kendi kendime idi tüm çabam.Güneş, gözlerimi kamaştırıyordu,ışıkları renk akisleri çiziyordu eşsiz bir ressam edasıyla.Gözlerim hüzünlenmeye yer arardı ya zaten,kum tanecikleri yaşlarımı akıtmıştı, hafif yanmış yanaklarıma.Kuşlar imrendiriyordu beni, onlar yalnız değillerdi.Kanatları birbirlerine yelken olmuş süzülürken pamuk maviliğin içinde.İnceden nağme duyuluyordu ağaçlardan.Yapraklar düet yapıyorlardı aralarında.Çiçeklere eğildim kokladım,miskini hediye etti bana, uçtu gitti sanki sonsuzluğa ellerimden.ve bir kelebek takıldı henüz yaşları yeni kurumuş nemli gözlerime.Rengarenk desenleri vardı tuvalinde.Göz kırptı bana, bak ne mutluyum dercesine.Uçtu, kayboldu gözden, gökyüzünün sonsuz kucaklarına attı kendini.Alamadım kendimi izlemekten...Güldüm belki beni de çağırır diye yanına.Uzattım elimi, boşlukdan irkildim.Sana dedim gökyüzü, kaç kişi böyle hayran baktı?Cevap verdi bana, tane tane hemde.Damlaları serpti yeşil kahve harman olmuş zemine.Sonra ansızın gitti.

Yine gözlerimi ayıramadım senden gökyüzü öle ya o kadar güzelsin ki..Dokunulmamış ve nazenin.Bir çember sardı etrafı ,denizden bana doğru uzandı.Renk renk kuşaklandı ,sonsuz güzelliğinin üstüne boyandı çeşit çeşit.Dağlar haşinliğinin ardına gizlediği pırıltısını içine çekmeye başladı ,loş yankılar sardı denizin üstünü,turkuaz renkler kendini bıraktı.Egemen oldu tüm grilikler alabildiğince.Neden o eşsiz güzelliğini sakladın sema benden?Korktum .Tek dost olsa yeterdi ya bana.Hayranlığım bıktırdı mı seni benden.Gri sulara eğildim kum taneciklerini aldım elime ,karanlıkta ışıldıyordu adeta.Üfledim sana doğru, uçtu pervasızca saçıldı etrafa.Ay açtı bana merhametli kucağını, ışıltıyı taşıdı sana.Şimdi ben kayboldum senin gölgen altında,biliyorum yine güleceksin bana her sabah.Bir haberci yollayacaksın, konacak bahçemde en sevdiğim pembe güllere.Damla damla.Yine izleyeceğim dalgaların arasından senin hüzünlü her vedanı...



Read More

25 Ocak 2012 Çarşamba

Not:Mutlu Olun

Şimdi hissediyorum;mutluluk kapımda bekliyor,ellerinde renk renk umut çiçekleri ile.Daha önce ya duymamıştım bu çağrıyı yada beklemek bile zor gelmişti.Rüzgar naif bestelerini kulaklarıma fısıldarken,umutları yüzüme cömertçe dağıttım, gülümseyişlerime minik minik hediyeler sakladım.Her tebessümde bir hüznü kovaladım,her kahkahamda gözyaşlarımı mutlulukla temizledim.Esen rüzgarlara dağınık bıraktım kırgın duyguları.Güneşi mutluluk bildim, gözlerimi zor güç açarak bakmaktan korkmadım artık.Gözyaşlarımı acılardan alıp mutluluğun fidanlarına katık ettim.Şimdi duyuyorum,mutluluk kapımda bekliyor,usulca süzülüyor penceremden avuçlarıma konuyor desen desen yarınları ile.Daha önce görmüştüm ama fark edememiştim içimdeki sevginin gücünü.Şimdi aynaya bakmaktan korkmuyorum,sığınmayalı kendime uzun zaman olmuştu.Aynalar gülümsüyor artık.Rüzgar sürüklüyor kalbimden hüzünleri,köşelere sıkışmış acıları çekip götürüyor.Şimdi doğanın sesini duyuyorum,yumuşak seslenişini duyuyorum.Kapının kilitlerini açtığımda kalan gücümle, bir not buluyorum.


“Kim bu dünyada sana en özel,en değerli,en kıymetli ve sadece tek olduğunu hissettirebilir.Hissettiren kişi varsa işte o senin en kıymetlin,en değerli olanındır.”




Şimdi biliyorum;artık güçsüz olmadığımı,yarınlar kapımda bekliyor ellerinde gerçek sevginin sımsıkı avuçları ile…

Read More

Sadece

Yürümek istiyorum,hayallerimin uçsuz bucaksız sahillerinde hiç durmadan.
Sadece yürümek,her anın nefesini avuçlarımda gezdirerek.
Yavaşlamak istiyorum rüzgarın inadına inat.Adımlarımın izlerine saklamak istiyorum kırgınlıkları,kırgınlıkların savurduğu gözyaşlarını.
Sadece kendimi dinlemek sessizliğin musikisinde.
Yavaş yavaş uzaklaşmak zamanın günlük,yorgun hikayelerinden...
Hikayelere bir çizik atmak istiyorum adımlarımın uzak mesafelerinde.
Uzak olmak istiyorum kendime yabancı yakınlıklardan.
Yakın olmak istiyorum kendi sesimin yankılarına.
Koşupta tıkanmış nefesleri,bitap düşmüş kelimeleri unutmak istiyorum.
Kelimelere yeni anlamlar yüklüyorum.
Dünyayı döndürüyorum önümde uzanan yollara.
Yolları gözlerim kapalı bulmak istiyorum.
Sadece istiyorum içimden ne geliyorsa...
Yalnızlığın derin kuytularında.
Yürüyorum yıldızların pusulasında,korkuyorum seslerin,insanların içinde kendi sesime yabancı olmaya.
Hiç tanışmadığım bildik yerler,zamanlar arıyorum belki de ben.
Ben gözlerimi açmaya korkuyorum bu dünyaya ikinci kez.
Utanıyorum bir daha ağlamaktan,ufak ellerimi kocaman ellere uzatmaktan.
Yürekli atan kalpleri bulamamaktan ürküyorum.
Sonra düşünmenin karışıklığı vuruyor içime.
İçimden gelen seslere söz geçiremiyorum.
Uğultulu,engebeli bir tepenin yüksekliğinde unutuyorum korkularımı.
Korkmuyorum artık kendi mutsuzluğumdan başka hiçbirşeyden..
Yakın olmak istedikçe bir nokta kalıyor bakışlarımda hayallerim.
Uzaklaşmak isteyince beliriveriyor umut kapımın eşiğinde.
Durmuyorum,zamanı takip etmiyorum.
Karanlığı aydınlığa vuruyorum da durmuyorum yürümekten.
Koşmuyorum artık bilmediğim,öğrenmediğim zamanlardaki gibi.
Yorulduğumu bilmiyorum,pusulamı bilmiyorum sadece ne yaptığımı biliyorum,yaşıyorum...
Yaşamayı, düşlerin içinden çıkarıp yağmura,fırtınaya bırakıyorum.
Ardından gelecek toprak kokusuna sindiriyorum düşlerin kırıklarını.
Sevginin en acı,en zor zamanlarda sunulan bir hediye olduğunu anımsıyorum,anımsıyorum çünkü bunu öğreniyorum.
Sayısız insan karartısının içinde bembeyaz kalmış kalplerin hatrına sevgiye tekrar tekrar şanslar veriyorum.
Koşmuyorum sevgi için bile..
Biliyorum ki sindiremezsen içinde kendi iyiliklerini, sahte kalacak herşey.
Sahte adımlardan,sahte gülümsemelerden uzak derin gerçek izleri arıyorum zamanın yolculuğunda.
ve biliyorum bu garip serüvenin adının hayat olduğunu,hep kandırdığını bizi ufacık umutlarıyla,sevinçleriyle..
Kanmaya gidiyorum bilerek yinede ben,sayısız yıldızlardan biri göz kırparken bana.
Dilek tutuyorum.
Diliyorum gözlerim kapalı,yüreğin adımlarında.
Sadece yürüyorum,koşmuyorum...
Read More

24 Ocak 2012 Salı

Şimdilerde

Sessizliğe doğru ilerleyen yelkenli,karmaşa denizinden uzaklaşmak için uçmak istiyordu.Uçmak,sadece arınmışlığın merkezine,sahte olmayan,takatı kötü olmaktan kesilmeyenlerin diyarına uçmak..Olabildiğince hızlı,gözleri kapalı havalanmak ,yerle bütün olmuş yersizliklerden yükseğe.Kanat olmak yuvasını terketmiş evsizlere.
Tufan gibi gitmek ardındaki tozlu her şeyi toz duman etmek ya da ardına bakmadan,düşünmeden biçare olmak,seçimsiz hayatın,aciz güçlülerine aldırış etmeden,uçmak,gitmek,unutmak..Unutmak aslında özünü yitirmiş değerlerin öz kaldığını veyahut hatırlamak,haykırmak,çabalayıpta yorulmak, doğruların pek garipleştiği zamana..
Zamandan ahkam kesmek,hikayelerden derman bulmak,geleceğe hala umutlu bakabilmek.Şimdi iken,iyi iken yuvarlanıpta ,kesiklerle toparlanabilmek bir dahaki derbederliklere.
Çok konuşup,az miktarda insan olmakla yetinip, üstüne bir de terazilere suç bulmak.Sıyrılmak uhrevi tüm kazançlardan da maddiyatın içinde çırpınmak.
Parada,pulda,benlikte savaşmakla benliği oymak, küçük küçük ısırmak,içinin kurdunu güzelliklerin üstüne salmak. Tüm saygın sıfatları , özgürce saymamak,küçümseyipte çocuk kalmayı, bir nebze koruyamayan çocuk ruhu, çok gerilerde bırakmak artık.Artık kendinden başka herşeyi düşünme zahmetinden ırak olmak ve kendinden başkalarına fayda için birşey arttıramamak,zaman böyle diyip geçiştirmek,geçen zamanı yanında kar kalacak hiçbir şey olmadan geçirmek.
Yaşlıyı unutmak,sanki gençliğe çivilenceğini sanarak.Gençliğini harcamak perişan olmuş zaman hallerinin, perişanlıklarında.
Geçmişini,tarihini bilmeden,aynalarla ilim sürmek sadece ve sadece görüntüde estetik olmakta ruhunu törpülemekten,okumaktan,irdelemekten arşın arşın kaçmak.
İletişimin boğduğu iletişimsizlikte,iletecek bir mesajı dahi olmamak.Seyretmek ekranı,yaşamaktan korkarak,saatlerini sonsuz lütufmuş gibi saymamak.
Hercai olupta farketmemek,başkalarının ayıplarını ayıplamak,ayıp nedir bilmemek.İsyan etmeyi güç sanmak,içtenliği,güzelliği,samimiyeti şimdiki zamanların kayıp ruhlarına bırakmak..
Eti,kemiği gayet güzel ince ince işlemekte,ruhu salıvermek,aç bırakmak,beslememek ve sonunda susuzluğu da unutmak.
Sadece kendi bildiklerini başkalarının dünyalarına empoze edip sonra da dinlenmeyi beklemek.Dinlememek ama bol bol kendini dinlemek.
Menfaatin en güçlü davranış olduğu,menfaati bıraktığında bomboş,dostluklar,insanlar,dünya ve kainat görüpte yine de dünyanın düzgün dönmesini beklediğin şimdiki zamanlar.Dönen dünyadan, kafası bulanmış insancıklar.

Yelkenli; simsiyah,dalgalı suların içinde bembeyaz köpüklü rüya maviliklere şahlanıpta gidiyordu.Kah sağa devrilip,kah sola yine de yolundan şaşmıyordu.Ne olursa olsundu kendini içinde bulduğu bu karanlık sulardan öte tutacaktı.Bir kere karanlığa meyletmeye gör, o zaman aydınlığı görebilecek gözleri olmayacaktı bunu biliyordu.Dev,derin,siyah sular,yama yama hale getirmişti yelkenliyi ama sular aşacaksa eğer kırıklardan içeri, ak olmalı,mavi olmalı idi ki boğulmasın korkuların içinde.

Her doğan güneşle tazeledi gücünü yelkenli,her vedada ise günbatımında, ruhuna işledi ışığın hatırasını.

Şimdilerde yaşamak,şimdilerde insan olmak bu döngüde tutunmaktı en sağlam prensiplere,ruhun ait olduğu ahlaki erdemlere ve daha nicesi sayılan güzel sıfatlara,saymakla kalmayıpta yaşayabilen ruhlara...
Read More

Kelimelere Yolculuk

Günbatımında kelimelerle barıştım sonunda.Artık kendi kelimelerim var lügatımda.
Günbatımının loş ışığında,kalemimi gökyüzünün mürekkebine daldırıp,denizin enginliklerini kağıt bilip,yüreğimin limanında yazmayı diledim,yürekten…
Günbatımı, kadifemsi yumuşaklığında renklerini cömertçe sergilerken,bekledim karmaşanın son bulmasını, sessizliği bekledim uzun bir süre.
Sessizlik; rüzgarın kucağında inceden bir nağmeyle geliverdi yanıbaşıma.Her dakikanın kıymetini bilmek istercesine bir telaşla ve heyecanla dağınık kelimeleri toplanması için çağırdım.
Cümle olacak güçleri yoktu belki ama bir araya gelmek için istekliydi kelimelerim.Önce yabancılaşmış manalarıyla tanıştı kelimelerim sonra en yakın bulduklarıyla arkadaş olmaya başladılar,ardından devrikte olsa cümleler döküldü tane tane...
Bir yandan rüzgar elini, denizin köpük köpük vuruşlarına bıraktı.Sessizlik doğanın ezgileriyle bestelendi,kelimelerin ruhunu okşadı.
Kağıdım beklemekten yorgun düşmüş,dalga dalga hırçınlık yapmakta iken,harfler karıştı,kelimeler yerlerini kaybetti.
Üzgün bir sitemle kurşuni loşluğa baktım,umursamaz bir halde kendi başınasın der gibiydi."Kendini tanımadan,kendini bilmeden,kendine değerini vermeden senden emanet kelimeler dahi uzaklaşmaz dedi".


Bu kez sözünü sakınmadı, batan güneşin umutlu ve kendinden emin sesi.Her sabaha inadına doğan,gecelerin karanlığını bıkmadan kovalayan güneş,gitmeden bana sanki bir göz kırptı.
O zaman ne kağıda suç buldum ne de sessizlikte saklanan kelimelerime.Önce kendi güneşimle doğmalıydım ki başka her şeyi aydınlatabileyim.
Avuçlarımı kenetledim,boynumu büktüm ve sadece kendimi düşündüm bir an, anlamam güçte olmadı geçte...
Ben kendimi kendimden yalnız bırakmıştım, öleyse nasıl beklerdim bensiz yanıma eklenecek insanları,zamanları,olayları ve tabi ki çok sevdiğim,özlediğim kelimeleri...


Önce kendi limanımı bulmalı sonra yol alabilmeliydim,gittiğim adresten emin limanlara..Sonra pusulamı arandım sağımda,solumda, tek çare çıktı karşıma; kelimeleri bulmalıydım kaybettiğim köşelerinden.
Her kelimem,inanarak kağıda işlenmeli ve pusula olmalıydı kendi limanıma.Bekledim, gün karanlığa bırakmışken kendini,sadece bekledim...
Read More

23 Ocak 2012 Pazartesi

Kitap Okumak

Sayfaların arasına saklanmış satırlarda, aradım geçmişin izlerini.Her öykü ayrı zamanlara yolculuk,her yolculuk da anılara mahkum zihinlerde.
Sıralanmış kelimeler,köprü olmuş geçmişle geleceğin ortasına tane tane.Dayanmış sayfalar birbirine destek için...
İşlenmiş, yaşanmışlık kağıda,kağıt hayat sahnesine ev sahipliği yapmış,destelenmiş hatıralar kelimeler arşivinde.
Kendini keşfetmek için çıkılan bu yolculukta kitaplar, başucumuzda bekleyen huzurlu sessizliklerin sesi olmuş.
Yaşamın içindeki renklere tanıklık ettiğimiz ve kendi rengimizi seçebildiğimiz ufukları açan, hazine kitaplar.Kendine ifade edebilmek için,başka karakterleri özümseyebilmektir kitaplar.
Hayatın son dakika sınavlarına her daim hazır olabilmek için en değerli notlardır kitaplar.Kendi kültürünü tanıyabilmek,sahip çıkabilmek için bizlere sunulmuş yazılı müzelerdir kitaplar.
Değerlerimizi, değerli yoldan tanımaktır kitaplar.Düşünceden düşünceye kurulan bağdır kitap.Kitabı şekillendiren yazarın, düşüncelerine gidilen misafirliktir ve oradan öğrenmeye tok bir şekilde kalkmaktır kitap okumak.
Ham bilgiler yığınına sanatın şahane güzelliğini katmaktır kitap.Kelimeyi en sade halinden alıp, süsleyip, tüm kelimelerin içinde bulunduğu bir baloya götürmektir kitap.
Dansın tüm kıvrak figürleriyle kelimeleri mana derinliği içinde oynatmaktır kitap.
Ruhun sesli şölenidir kitaplar,paylaşımın en sadık olduğu arkadaşlardır.Her kitapla farklı dostluklarla tanışabilmektir.Tarihin içine çektiği sırları avucumuza bırakmaktır kitaplar.
Kendini tanımak için tanışacağın başka seslerdir kitaplar.
Eğitimin kazandırdıklarını üzerinde taşıyabilmek için gereken bir zorunluluktur okumak.Kendine güvenmek için lazım olan özellikleri aşılayan bir kaynaktır kitaplar.Kelimelerle kurduğumuz iletişimin sığ olmaktan çıkması,kendine en iyi şekilde ifade edebilmek için yeterli hayal gücü ve yazma kabiliyetine ulaşmanın yegane koşullarındandır kitap okumak.
Düşüncenin üzerine örtülen tozu silmek ve fikirlerimizi yeni fikirlerle taze tutmaktır okumak.Toplumun içinde yer edinebilmek için gereken tüm bireysel manevi kazançların kapısını aralayan araçlardır kitaplar.Baktığımız görüntünün ardındakileri anlamlandırabilmek ve kendi gözümüzden değerlendirebilme özelliklerini bize yükleyen yine kitaplardır.


* * *
Kitap okumanın faydaları toplumumuzda, kitap okumamanın ardına gizlenmiş,yerini bir bireyin sadece yaşamak için gerekli olan yüzeysel faydalarına ya da doğru tabirle zararlarına bırakmıştır.Toplumun uyanacağı diğer bir güne oranla yerinde saymaması için,gelişmesi için bir sürü gereklilik sayılabilir.Ben sadece toplumun kitap okumaya olan uzaklığına dikkat çekerek yetineceğim.
Gerçi ne kadar ifade kullansakta bu açık kapanmayacak şekilde büyümüştür.İnsan doğduğu andan ölene dek sürekli kendini yenileyen gelişime aç bir varlık olmalıdır.
Tam tersi bir durumda yaşadığı hayat sadece senelerin eklenmesinden ve zamana yenilmeden başka bir şeyi ifade etmeyecektir.İnsan varolduğu düşünceyle,bilmekle ve sürekli tazelenen öğrenme süreciyle varlığına bir anlam katabilir ancak.
Bunun yollarından biri eğitimdir ancak eğitim kitap okunmadığı sürece organları açıkta kalmış derisiz bir insan gibi olcaktır.Eğitimin başladığı zamandan itibaren, kitap okuma alışkanlığı da aşılanmalıdır ki edinilen tüm öğretim süreci somut şekilde belirginleşsin.
Kitap okumak hayatın içinde bulamayacağımız dünyalara adım atmaktır ve diğer kitaplarla attığımız bu adımları birleştirerek kendi dünyamızda koşabilmektir.İyiyi,kötüyü ve tüm karşıt kavramları farkedebilmek ve hayatın tüm griliklerine ancak kendi kavramlarımızı bilerek kafa tutmaktır.
Bu büyük katkılar,satırların kendi içinde devleşip kitap olması gibi bizde de yer edinecektir.Kendimize güvensizlikten kaybettiğimiz manevi boşlukların yerini ancak okuyarak kapatabiliriz çünkü güvensizlik bilmemekten ya da bilip kendini tanıyamamaktan kaynaklanır.İşte bu devrede bize yardım edecek karşılık beklemeyen tek şey okumaktır...

Read More

19 Ocak 2012 Perşembe

Nağmeler

Mucizelerin canlanması,imgelerin gerçekliğe yadsıması,silsileler halinde mutluluk çınlamaları,seslerin sonsuzlukta yankılanması ve bir rüyada uyanmamayı dilemek tane tane..


Pembe uçuktan bir rengi vardı katman katman perdelerin,üzerlerinde boncuk boncuk işlenmiş tüllerle bezenmişti sahne.Kelebekler uçuşuyordu,kuşlar cıvıldıyordu en güzel musikilerinden.Yüzleri çok güzel hayaller, kıpırdandı sahnede ve birden söz oldu kelimeler dudaklarında.Bir anda,aynı anda kelimeler elele tutuştu,cümleler dansa durdu melek yüzlü hayallerin konuşmalarında.


Perde nağmelere araladı avuçlarını.Sergiledi sonsuz yeryüzü, göklerle beraber ebedi dostluğunu.Gözlerim buğulandı önce, sonra aydınlandı herşey,gizem can buldu hayallerin vücudlarında.


Bembeyaz çeşit çeşit çiçekler, asude meydanı sardı,yapraklarını uzattı göklere, sarmaşık oldu dillendi umutlara.Ahenk hiç bozulmadı,yankılandı hoş sözler,candan yüreklerde.Kanat taktı hayaller,umutlarla uçuştu bulut bulut sevinçlerin içinde.


İnci inci dizildi sahneye,umudun ardına saklanmış cesaretin gizemli örtüsünü attı üzerinden.Bir bir dizildiler, önce affetmek kırgınlığın yerini sonra sabır öfkenin yerini aldı ve ardından her hayal engellerini kırdı yollarının üzerindeki.Ötüştü bülbüller ve nağmelerini savurdular boşluğunun yankılanmalarına:

Rüyalarımda gördüğüm hayaller gerçek olmalı,her güne yeniden uyanmak zaten bir şans ise yeniden doğan kızıl güneş mucizenin kendisi olmalı.

Sevdiğim insanlar,kelimelerimin sonuna varlıklarıyla destek çıkıyorlarsa bu rüyalarımın izi olmalı hayatımdaki.

Aldığım her nefes,attığım her adım,gülümsediğim her saniye hala var ise bir mucize olmalı binlercesi gün içinde.

Aklım rüyalarıma can katacak kadar izin veriyorsa hala uyumaktayım , farkında değilimdir aslında.

Muhayyel hikayelere izin veriyorsa zifri gece rüyalarda,yıldızlar kadar parlıyorumdur aslında dünyamda...

Nağmeler sahnede şevk dolu seslerle yankılanmaya devam ediyordu.Tabiat hayallerin harikulade seslerine onay verir gibi tüm tınısını sunuyordu, gölgesindeki insanlara.

Gözler kaldırdı önündeki perdeleri ,o zaman anladı rüyalardan uyanmamayı dilemek,uyumakmış rüyaların kucağında endişe ile.

Uyanmayı diledim en masalsı rüyalardan...
Read More

17 Ocak 2012 Salı

Efsun

Buğulu hayallerim vardı gerçeklerin üzerinde,saklanmış beklerdi rüyalarımın kapılarında.
Sonsuzluğa uzanan, bab-ı esrara açılan rüyalar görmekte,kaybolmaktayım sihirli karanlıklar içinde.
Feri sönmüş ışıklar,savurmakta gözlere inen perdeleri rüzgara.Kurşuni renkler kaybolmakta hayallerimin gücü karşısında.
Yollar ki parçalarını toplamakta umutların,izlerini silmekte umutsuz adımların.Toprak, savurmakta her adımda efsunlu ışıltılarını.Varolmakta özünü bilerek,her adımla uzaklaşmakta içinden yükselen çaresiz sedalara...
Rüyalarım, peşimde bıraktığım umutlarla bezenirken,mutluluk tacıyla şereflendirmekte benliğimi.Yağmurun nağmeleriyle canlandırırken ruhumu,serbest bıraktım hapsolan rüyalarımı.Koştukça huzurun peşinden uzaklaşmakta içimdeki canın ruhu,ruh gezinmekte cennetin efsunlu renklerinde.
Rüyalar efsunlu,gerçekler uzak iken,toprağın kokusu harmanlamış davet etmekte beni,kendine.Sonra yollar çıkmakta önüme,renkleri hayallere yaraşır,büyüleyici...Çaresiz kalan bu kez acımasız gerçekler.Duvar örülmekte,yükselmekte, hüzünler boğulmakta mutluluğun yükselen dalgalarında.
Her yol başka bir yola açılmakta,geri dönüş sisli bulutların ardında silinmekte.Ne açsındır gülümsemeye,ne susamışsındır doğru olan herşeye.Sadece güzel olan nefes almaktadır bu rüyalarda.Efsunlu,cezbedici,mutluluğun kaybolan çıkışlarında.
Yeşil,durgun sular yansıtmakta bakanın yüreğine kendini.Her atılan umut taşı, bozmakta sakin suların inatçılığını.Hüzün inatçı,gözyaşları akıcı ise kendi yönüne,yönüm umudun şelale olduğu diyarlara dönmekte.
Efsun içimde tüm iyiliklere karşı,köprüler kurmakta yüreğimdeki cennetlere...Rüyalar, içimde beslediğim umutların büyüklüğü kadar.Umutlarımın yaşı yok,serpilmekte hayallerimin gidebildiği yere kadar.
Efsun, kalbimin güçlü olduğu kadar var rüyalarımın içinde,rüyalarım efsunlu sayfalara yazmakta masallarını,hikayelerimin kaynağı hayallerimde.
Hayaller sürekli kaçmakta gerçeğin güçlü pençesinden.Şimdi düşünmüyorum kurşuni gerçekleri.Hiç bitmeyen uykularımda buluyorum rüyaları.Tüm ardımda bıraktığım hırçın gerçeklere uykudayken.
Gerçekler rüyalarıma hapsolmuşken,rüyalarımı yaşamaktayım efsunlu yüreklerin atışlarında.Yürekler perili rüyalara tılsım sunarken,güzel olan herşey karanlıklara itmekte" yerini hatırlatırcasına" kötülüklere.
Kanatlarına yüklenmiş umutlarla uçar, rüyaların uçsuz bucaksız memleketlerine.Ufuk, güzel olanın efsunuyla sarılırken,toprak kadar yakın olmalı avuçlarıma.
Gerçeklerim rüyalarımla barışına dek, candan yollara bakışlarım,yüreğim kapalı gerçeklerin inatçı vuruşlarına. Kilitli, rüyalara kapalı yaşanan kabuslara.
Sırlarla çevrilmiş her kapının esrarlı koyulukları.Sırları çözebilen iyi yüreklere açılmış sonsuz gözalıcı aydınlıklar.Aydınlıklar rüyaların anahtarı,anahtarlar, ellerimden kayıp giden efsunlu erdemler.
Her güzel erdem hoşgörüden alırken kaynağını,akmakta rüyaların derinliği, ürkütmeyen kadifemsi sulara.
Dileklerim uçuşan bahar tozları gibi,kırılgan..Her dilek, rüyaların senaryosunu kurgulamakta efsunlu hikayelerle.Hikayeler mutlu sonla bitmekte,her son yeni başlangıçlara açılmakta.
Uyanmakta rüyalardan,kendini hazır etmekte gerçekçi ,boyutsuz,manasız hikayelere.Zırhlarını iyiliğin hassas gücüyle savurmakta hayatın kendine.
Gözlerimi kapattığım an rüyalarım tazelemekte kırılan umutlarımın varlığı.Her rüya efsunlu,cam fanusun içine sığdırmakta gerçekliğin varlığını.Efsun yüreğinde direnmeli kırılan hayallerin ardından. Açılmalı gerçeklerin dalgalarında,efsunlu rüyalara...
Read More

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena