6 Aralık 2012 Perşembe

Buğulu Cam

Gölgeler takip ediyor ardımdan. Karanlık sokakları kaplamış. Kalabalık içinde korkmuyorum siyaha çalan renklerden. Sokak lambası aydınlatıyor yarı solgun. Bir ben yürüyorum bir de gölgem, şehrin kalabalığında karışıyor sokaklara adımlarım. Biraz yağmur yağıyor, biraz şimşek sesi. Şemsiyeler çarpışıyor, koşturan bedenlerin eşliğinde. Araba sesi, ritimle ilerleyen topukların tıkırtısı, dükkanlardan sokağa karışan uğultu, lokantalardan insan manzaraları. Tramvay ilerliyor solumda, kornası kulaklara aşina. Bir evsiz takılıyor gözüme, yaşlı bir binanın yamacına sığınmış. Yağmur hızlanıyor, kaldırımlarda süzülüyor. Bazıları koşuyor, bazıları ıslanmaktan memnun... Bir simada tebessüm, bir simada endişe; çeşit çeşit insan yürüyor İstiklal'de.

Uzun, kısa, şişman, zayıf. Farkındalığın ahengi gözlere dokunuyor hoşça. Kahve kokusu burnuma çalınıyor, gözlerim buğulu camların, sızan damlaların ardındaki yüzleri seçiyor. Bahane çay, kahve ve etrafında çevrelenen muhabbet. Rüzgar ürpertiyor içimi bir elimde sımsıkı tuttuğum şemsiye salınıyor sağa sola, mantomun yakalarını kontrol ediyor, sıkı sıkı sarılıyorum atkıma. Omuzlarımdan yağmurun taneleri akıyor. Adımlar birbirine, kaldırımda biriken suları karıştırıyor. Akşam geceye vurmadan, İstanbul'un insanlarına hayat taptaze sunuyor kendini. Gözler baktıkça, hikayeleri resmediyor zihinler. Hem yürüyorum hem bakıyorum. Evlerine varıp iş yorgunluğunu atmak için can atanlar ya da aynı yorgunluğu dost sohbetiyle dağıtmak isteyenler. Bir kedi geçiyor önümden nerdeyse ezilecek ama o çizelgesinden emin ilerliyor dar bir sokağın karanlığına karışıyor. Sinemanın önünde toplanan gençler, yağmuru bekleyişlerine dost ediyorlar. Kitapçının çıngırağı kapının aralandığını müjdeliyor. Annesinin elinden tutan çocuk, diğer eliyle işaret ederek bir şeyler gösteriyor, anne duymuyor, gözlerinde yaşam telaşı... Elele tutuşmuş sevgililer yağmurda ıslanıyor, aşklarına İstanbul'dan güzellik ödünç alıyorlar. Çevreden soyut, yalnızlar sanki, bakışlar kalabalıktan sıyrılmış birbirlerini görüyorlar sadece. Yaşlı bir amca geçiyor elinde baston, çekidüzenli kıyafeti ile yaşamın sunduğu şansı doyasıya yaşıyor.Bir mendilci çocuk bir de yağmur yüreğimi üşütüyor.

Şimşek sesini bastıran yaşam, izlerini kaldırımlara bırakıyor. Kalabalık akıyor bir düzende. Herkes bir yere gidiyor, bir yerden geliyor. İstanbul yaşıyor, yaşatıyor her karesinde. Yağmur duruluyor, rüzgar kokusu ile davet ediyor martıların emaneti denize. Adımlarım sıklaşıyor, İstanbul'a karışıyor...

Martılar düş bırakıyor, izlerini buluyorum. İstanbul uyumaz, bekler seni. Her sokak, sonunda denize çağırır. Yağmurdan adamlar bırakır kıyısına. Yaşar İstanbul, seni de yaşatır içinde... Yorgun simaların çizgilerini siler yağmur, her sitem sonunda bu şehri vazgeçilmez kılar. Boğaz'a bakar ışıkların davetine hayır diyemezsin ve derin bir solukla yaşadığını hissedersin.

2 yorum:

  1. Bende derin bir solukla istanbul da yaşadığımı hissetim.
    Çok güzeldi cümlelerin..
    sevgimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Elif, sevgiler:)

      Sil

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena