8 Kasım 2012 Perşembe

Kelime

Alışık olmadığı bir durumdu yaşadığı. Hazırlıksız yakalanmıştı, tepkilerini ölçmeden, değerlendirmeden bir karara varmak huyu değildi. İçinden geçenlere çekidüzen vermek için kendini yokladı. Hayır.. Ruhu daralmıştı düşüncelere yön vermeyi bırak, kendini bile bulamıyordu. Sorunlara hazır olmak diye bir plan geliştirmemişti. Her şeyi bir plan dahilinde yapmaya alışkın yaşam stili ve kafa yapısı bu kez sert kayaya çarpmıştı. Artık içinde bulunduğu zamana uyacak bir kılıf bulmalıydı. Sakinleşmek için oturdu bir müddet, içini kaplayan sıkıntıyı dağıtmak için derin bir nefes aldı. Mücadele etmesi gereken sadece düşünceleri değildi. İçinde bulunduğu duruma çözüm sunacak sağlıklı bir zihne kavuşmaktı amacı.

Sonbaharın içine işleyen rüzgarını ruhuna taşımak istiyordu. Ne kadar zamandır oradaydı farkında değildi ama soğuktan pembeye çalan elleri ve titreyen bedeni ona nerede olduğunu hatırlatmıştı. Evinden pek uzaklaşmamıştı. Adımları onu evinin yakınındaki parka götürmüş, sonbaharın yaprakları ile süslediği, sarı tonların hüzünle resmedildiği tabloda, hareketsizce bir bankta oturmaktaydı. Perişanlığı mevsimden çalmış olmalıydı. Saçları tıpkı ağaçların savrulan yaprakları gibi rüzgarla dağılmış, benzi atmış gökyüzünün solgunluğundan çalmış, elleri soğuktan titreyen doğa gibi narince tutunmaktaydı yaşama. Bir de onu evinden buraya sürükleyen telefonun varlığı... Bir eli titrerken diğer eli bu acıyı ruhuna taşıyan telefona sımsıkı sarılmıştı. Acıyı içine çeker gibi, cümleleri ruhuna ezberletir gibi tekrarlıyordu. İçinde çıkan yangınların tek sebebi o kelimeydi; ölüm...

Yağmurun yanaklarından süzülen göz yaşlarına katılmasıyla aralandı göz kapakları ruhun ölümünden. Evet ruhu ölmüş tekrar geri dönmüştü dünyaya. Yüreğinin koru bedenini yakıp yakıp o taze acıyla yaşama zorlamıştı onu. Yaşama tutunduğu tüm dalları kırılmış, sonsuzluğun ortasında düşmemek için çabalıyordu sanki. Ayaklarının altında uzanan dünya ürkütüyordu onu, kıpırdamadan durup hala yaşamayı diliyordu ne tezat...
Oysa mutluluk için türettiği her şey şu anda manasız ve boştu.Gözlerini kapatıp,derinliğe bırakmalıydı kendini. Silinmeliydi küçük varlığı bu acının içinde. Nokta dahi kalmamalıydı kendinden, kader defterinde. Solukları bile üşenmekteydi sıralanmak için yaşama. Göz yaşlarını daha fazla durduramadı. Hıçkırıklarla sarsılan bedeninde acının depremi yaşanmaktaydı. Şimdi yalnızdı yaşama tutunmak için. Zamanın bile yenemeyeceği bir hüzne kapılmıştı yüreği. Soğuk ve yağmur, yalnızlık ve hüzün, sessizlik ve mevsimin ağırladığı tek başına bir park ve içinde silinmek isteyen bir yaşam.

Yaşamın içinde yaşamı kaybetmek. Bir ruhu özlemek. Ölüm kelimesini duyup bir de ona rağmen canlı kılabilmek ruhu.Şimdi yalnızlığın içine çekilen ruhunu öldüren bu kelimeye yabancı idi. Yaşama sımsıkı tutunan bağlarını hatırlaması için inandığı tek kelime 'zaman'. Dizlerinde ayağa kalkacak gücü bekledi, bekledikçe uzaklaşan dermanı bulmak için ayağa kalktı. Bedeni o kadar üşümüştü ki acısını unutturacak bir hastalık yaklaşmakta idi. Göz yaşlarını kurutan ateş alnından yanaklarına yayılıyordu. Daha şimdiden hayatın istediği özeni ruhundan da, bedeninden de uzak kılmıştı. Arkasında kalan parka dönüp bir daha baktı, ruhuna bakar gibi oldu. Hazan mevsiminin ansızın geldiği ruhu. Hayatta her şey bir anda değişir derlerdi o da bilir, bildiğini sanır ve ruhunu sağlam kılacak erdemleri aşılardı. Şimdi bildiklerini unuttu, bu park gibi sessizce baharın doğuşunu bekleyecekti içine. Hatta baharı bile umut edecek gücü hissetmek için çok ama çok erkendi. Ruhunda soğuk vardı, ruhunda gri bir sema, sararmış yapraklar, yalnızlığını büyüten bir doğa. 

Ruhunda kendinden başka her şey vardı ama kendini bulacak mevsimi bile kayıptı. Kırılgan ruhuyla yeni tanışmış bir genç kız. Mevsimlerin kaynaştığı bir gün. İçinde sonbahar, dışarıda sonbahar. Ölüm kelimesiyle tanıştığı bu güne yaşam kelimesini hatırlatması lazımdı. Hayat ne olursa olsun yaşamayı emrediyordu.Belki de bugün kendinde bulamadığı sırları açık edecek ve yaşamı için rehber tutacak bir acıyı yaşatıyordu ona. Acının uğramadığı bir yaşam hep çiğdi... Yürüdü ve yaşamaya devam etti, şimdilik nereye gittiğini bilmeden... Mırıldanıyordu hala: Ölüm kelimesi yaşamın içinde hep canlı...

Işığa git, içimde sebepsiz aydınlıkları yaşatan hayat,
Beni inandır karanlığın sonsuza dek sürmeyeceğine.
Bir yol çiz içimde yaşam.
Kendimi bulacağım.
Mutsuzlukların nedenini bulup,
Karanlığa ruhumdan bir ışık tutacağım
Bir ömür yetecek belki de...



 

 

4 yorum:

  1. tanıştığıma memnun oldum.
    Yazınız çok hoş ellerinize sağlık.
    TAKİBİMDESİNİZ BANADA BEKLERİM BİR MOLA VERİNCE GELİN TANIŞALIM

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kase lezzet, teşekkür ederim.Ben de memnun oldum.En kısa zamanda ziyaret edeceğim. sevgiler :)

      Sil
  2. yasananlar yasanmis bitmis biz sadece yasananlari hatirliyoruz bu dunyada, onun için olum her daim gerçeklerden...:) sevgiler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eda değerli yorumun için teşekkür ederim,
      sevgiler :)

      Sil

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena