16 Ekim 2012 Salı

İnsanca Yaşamak

Kendimize ait düşünceleri başkalarından duyunca , ya da sıkıntıları paylaşınca içimizde beliren ferahlık, insan olmanın en hoş işareti. Paylaşmak... Sözcükleri, sevinçleri, sıkıntıları. İnsanına göre bazen neşeni paylaşmak yeterli kalır, bazen de hüznünü paylaşmak... Bazı insanlar mutluluğu dahi paylaşacak kalbe sahip değildir, öyle ki kalpleri iyiliğin gölgesinden uzaklaşıp benliğe sarılmıştır. Bazı insanlar hüznüne bile dahil olabilir, bir ayrımla;  hüznünden beslenenler, hüznünden hüzünlenenler. İnsanları sınıflandırmak, tanımak o kadar güç ki ancak yaşanmışlıklarla adını koyabiliyoruz. İyi, kötü... Ya da hiçbir şey o kadar net bir sınıfa ait değil. İyilikte, kötülükte aynı yakınlıkta insanlar için. Durduran şey ise birinden diğerine insan olmanın esnekliği. Yaşadıkça ruhumuza katılan olgunluk.
 
Paylaşmayı öğrenen bir yüreğin inceliği, benliğine hizmet eden bir yüreğin katılığı ile karşılaştırılamaz bile. Ak ile kara, gece ile gündüz gibi. Bazen kalbimize hükmeden yer araf olur. Bekleyiş... İncindiğimizde, kırıldığımızda kabuk bağlamak için bekleyişimizin adı araf olur. Ne iyiliğe hükmedecek gücü buluruz o zaman, ne de olumsuzluklarla savaşacak takat vardır. Bekleriz, ömrü bekleyişlere ziyan etmemek için ya da içimizde karamsarlığı barındıracak  güce sahip olamadığımızdan, sıfırlarız içimizde tortulaşan kırgınlıkları. Sıfırlamasak ölüme rağmen yaşama bu denli sarılmazdık zaten. İnsan olmanın güzelliklerinden biri de bu. Kalbin önüne serilen her şeyin, kalbin doğrultusunda şekillenmesi, er ya da geç. Arada yaşananlar ise insan olmanın zorunluluğu. Hayat kusurlu. Savaşlar, hastalıklar, yokluk, kötülük. İnsan kusurlu. Kıskançlık, haset, yalan.. Mükemmel sözcüğü kendine ait cam bölmede.. Sadece seyirlik. Kusurun ortasında bir varlık, kusurlarıyla büyümeyi bekleyen bir kalp. Yaşanan bir hayat. Hızla gelip geçen gençlik, güzellik. Baki olan tüm kusurların ortasında yaşamaya çalışan insan.
 
Toprağın altında hareketsizce yatan bir beden, toprağın üstünde ağlaşan insanlar. Ya da sadece izleyen ya da hafif üzülen. Yalnızca kendine kalan şey toprağın altında bir ruh. Beden, güzelliği gençlikte bırakmıştı. Şimdi de tamamen ruhun eline teslim beden. İnsanların sesleri yakınında çınlıyor. Ne iyilik yaptıysa yanında, kötülük ancak sızlatıyor yerini. Düşünüyor bir an da kendini mutlu etmek için yaşasa, kendi olsa... ve üstüne, paylaşsa kusurlarına rağmen iyiliklerini. Korkmadan yaşasa. Düşünüyor da kimseyi memnun etmek mümkün değilmiş. Mümkün olsa, elinde olsa korkmadan yaşarmış, düşünmeden paylaşırmış kazanç kıldıklarını ruhunda. Şimdi memnun etmeye çalıştığı ne varsa bir ah ve vahın içinde eridi. Şimdi kendini kendiyle hesaplaşırken buldu...
 
Bu yüzden güçlü köklerin gölgesi büyük oluyor, küçük, küçücük fidanları sarıyor yamacında. Paylaştıkça, doğal oldukça serpiliyor ağacın kökleri. Olduğun gibi görünürsen yüceliyorsun, kusurlarınla, kendinle var olabiliyorsan gerçekten büyüyorsun. İnsan büyüdükçe yaşamın paylaşmak olduğunu anlıyor  ve bunun için tüm yolların kendin olmaktan geçtiğini öğreniyorsun...

0 yorum:

Yorum Gönder

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena