9 Ağustos 2012 Perşembe

Rutin Yaşam

Yaşadıkça tekrarlayan ne varsa ,içinde gizlediği farklılığı alışkanlığın elinde yitirebiliyor.Sabah oluyor,iş güç,akşam,tekrarlanan vazifeler,yenilenen aynı türden tekrarlar.Aynı yollardan işe gitmek,aynı yollardan eve dönmek.Aynı evin penceresinden her gün doğan güneşe aşina gözlerle bakmak.Aynı saatlerde yemek yemek,aynı saatlerde çayı yudumlamak.Aynı saatlerde uykuya teslim olan gözkapakları.Ama zihin uyumaz.Tam tersi tekrarlananlar içinde bir değişim barındırmıyorsa artık yormaya başlar bedeni sonra da zihni.Zihin uyumaz; bu yüzden ilk ayaklanmalar zihinde başlar,ilk alarmlar ilk zihinde yankılanır, susturan harekete geçene dek.Sabah yeni güne gözlerinizi açtığınızda yataktan ruhunuzu saran bir bitkinlikle kalkıyorsanız.Sürüne sürüne gidiyor aynanızın önüne,kendinizi yorgun gözlerle izlerken dahi bir kıpırtı hissedemiyorsanız kendiniz adına endişeyle.Kahvaltınızı rutinleşmiş hareketlerle tamamlayıp aynı kelimeler ile aile efradıyla iletişim halinde iseniz.Evden çıkarken zihninizde huzursuzluk bulutu,yapacağınız işleri büyütüp stresin ortasına atıyorsa sizi.İşyeri sizin için zorunlu mekan ise akşam eve gidince yemeği ödev gibi yiyip,bir bardağı,tabağı temizlemenin yüküne iç çekiyorsanız.İnsan ilişkileriniz gittikçe dar bir kıskaca düşüyor ve güvensizlik adı altında insanlardan kaçıyorsanız.Televizyon başında hayatı yaşayıp,bilgisayar başında sosyalleşiyorsanız.Aile ve arkadaşlarınız ile kurduğunuz cümle dağarcığı bir çocuğun sahip olduğu kelimeler kadarsa.Mutsuzluğun kıskacında,rutinliğin ağında sıkışıp kalmışsınız.Derin bir nefes alıp,verin ve bekleyin,telaş yapmayın siz de tüm insanlar gibi mutluluk için hiç çabalamayan ama mutluluğa boğulmak isteyen kalabalık gruptansınız.Rutinlikten nasıl kurtulacağız, burası masal dünyası değil ya diyip, söylenen gruptansınız da emin olun.Hem mutsuz hem mızmız.Aynanız size yalan söylemez,yüzünüzde kaybettiğiniz her güzellik noktası yitirdiğiniz mutlulukların birleşimi oluyor.Yorgun gözleri,telaşlı sözleri taşıyan bir yüze gülümsemenin değneği değse dahi yeterli olur mu samimilikte.İşin özünü çok düşünmeye de gerek yok aslında.Hayatımızda yapmak zorunda olduğumuz vazifelere yıktığımız sıkıntıların varlığını yok etmek ilk adım atmamız gereken.Neden yaşadığımız şeylerden mutlu olmuyoruz.Geçtiğimiz sokağa her gün yeni bir gözle bakmıyoruz.Çalıştığımız yere,yaşadığımız eve her gün neden bir şans vermiyoruz.Mesela yemek yaparken yapsam da kurtulsam,yesem de temizlesem yerine,zevk almaya baksak,doğan dağınıklıkla zihnimizde sıkıcılığın kurallarını yıksak.Serbest bıraksak zihindeki bizi boğan tüm kaideleri.Bir de yaşamın elimizde olan sonsuz bir seneler silsilesi olduğuna kendimizi inandırmasak.50 yıl sonra acaba kendi neslimizden kimler kalacak.İçiniz sıkıldı değil mi?Nereden çıktı bu ölüm kelimesi dediniz ama hissettiniz mi?Rutine döndürdüğünüz ve bunaldığınız her şey aslında ne kadar kısa süreli emanetler bize.Hayatınıza hayatın tüm dertlerine ve hüzünlerine rağmen mutlu bakış açısı yerleştirmek kısa ve net çözüm.Ne değişti yani,tüm yükler omzumda diyorsanız,değişen içinizde attığınız küçük mutluluk adımları olacak,yıllar sonra hayatınıza baktığınızda keşkelere bürünmüş mutsuzluk yerine hayatımı elimden geldiğince bana göre dolu dolu yaşadım diyeceksiniz.İnsan bu kelimeleri paylaştıkça,sevgiyi yaşattıkça en çok da umudu bildikçe kendi hikayesinin belki zorlu ama güzel bölümlerini yazacak.Gün bugün ;ne dün,ne yarın...

4 yorum:

  1. Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın henüz doğmadı.
    Yüreğine sağlık canım.

    YanıtlaSil
  2. YazıLarın çok qüzel seni takipteyim sevgiler =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merve,teşekkür ederim.
      Sevgiler :)

      Sil

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena