23 Temmuz 2012 Pazartesi

Sevgiyi Yaşatanlar

Kalbin zarif dokusuna ulaşan güzel sözler,itinalı davranışlar,kalbin katmanlarına sevgiyle yerleşir.Kırmızı kadifeden ,naif,zarif ve hassas..Kalp öylesine inceliklerle bezenmiş ki bu hassas dokuya zarar vermemek için aynı hassasiyetle yaklaşmak gerekiyor.Yıkması bir an,kurması bir ömür isteyen, kırılgan kalp...Bu sebebiyetten kırıcı olmamak için özen göstermek şart dilimize ve hareketlerimize.Çünkü bizim önemsiz gördüğümüz kırıcılık boyutu karşı taraf için yıkıcı etki yapabilir.Oysa ki insanların hoşgörülü ve sempatik davranışlarını sömürmemek gerekir.Çünkü en çok ince düşünceye sahip insanlar bu hoşgörüden uzak tutulur.İyi niyetleri suistimal edilir.Bu tezat sonunda kişide kırgınlık seviyesinin yükselmesine ve insanlara karşı korunaklı duvarlar örmesine neden olur ve bu duvarlar asla saygısızlıktan malzeme çalmaz özü sadece uzak olmaktır saygıyı bilmeyenlerden.Yavaş yavaş insanlara karşı samimi duyguların yerini temkinli mesafeler alır.Bu yüzden kalp kırdıktan sonra ne kadar uğraşsak nafile.Muhakkak bu uğraşların izi kalıyor.En küçük bir sözle veya davranışla bağlayan kabuk kanamaya başlıyor.Bu güveni sarsmamak için onarmaya gücünün yetmeyeceği kalbi kırmamalı..Hiç olmazsa sayısı az kalan iyi niyetli insanlara bu karmaşık hisleri yaşatmamalı.
Bu terazi ölçüsünü de ancak kalbinde sevgiyi ham haliyle yaşatabilenler tutturabilirler...

Bir Hikaye:
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
 Sevginin sadece sözünü edenlerle,
onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?'diye.

'Bakın göstereyim' demiş ermiş.

Önce
sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak
onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş
ve arkasından da derviş kaşıkları denilen
bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş
'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz'
diye bir de şart koymuş.
'Peki' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden
bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,
öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine '
 Şimdi…' demiş ermiş.
'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.
' Yüzleri aydınlık,
gözleri sevgi ile gülümseyen
ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
'Buyurun' deyince
her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp,
karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.
Böylece her biri diğerini doyurmuş
ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

'İşte' demiş ermiş.

'Kim ki hayat sofrasında
yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse
o aç kalacaktır.
Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa
o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.



2 yorum:

  1. Harika bir hikaye ile bağlamışsın ve çok hoş olmuş canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim arkadaşım:)

      Sil

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena