19 Haziran 2012 Salı

Sudan Çıkmış Balık

Bugün öğrendiklerim:
Her gün öğrenmeli,okumalı,gözlem içinde olmalı,böylelikle ruhumuzu cahillik kelimesi altında biriken her huy ve bilgisizlikten yoksun tutarız.Okul sıralarından aldığımız, edindiğimiz bilgilerin hayata aktarımı pek kolay olmuyor çünkü hayat çok başka bir şey istiyor.O bilgiler bu bilgiler değil diyor.Okul bitince sudan çıkmış balık gibi şaşkın oluyoruz.Bu şaşkınlık ne iş hayatı ne de başka bir şeyle paklanıyor.Bu başka başarı istiyor;insanlar konusunda bilgi sahibi olabilmek için hamurumuz baya bir yoğruluyor, sonrasında uzunca bir müddet bekletiliyor.Sonunda hüsranla biten bir tarifte çıkabiliyor,müthiş bir görüntü ve tat ikilisi de olabiliyor.Fark ne mi?Hani sudan çıkmış balık kısmında eğer pes edip, insanların davranışları ile test edildiğinizde ,bekleme sürecini uzatır iseniz sonunda bıkkınlık ,kırgınlık ve kimse bana yakın olmasın cümleleri nara atılıyor.Eğer bu bekleme sürecinde pes etmek yerine kendinizi gelişime açık tutar ve asıl olumsuzluklarla beslenirseniz çok güçlü ve acıya dirençli bir kişiliğe bürünüyorsunuz.Bu süreç okul zamanlarında olmuyor mu oluyor ama ciddiyetini yaşamak için sudan bir çıkmamız gerekiyor,malum okul zamanlarında suların mavi ve serinletici bünyesinden pek memnun balık modunda oluyoruz.İş hayatında ise gölgeler ve maskeler revaçta olduğu için balık sudan çıkar çıkmaz yanmaya başlıyor bir anda.İş hayatının şişinde tek tarafı yanan diğer tarafı çiğ kalan bir balık görüntüsü çıkıyor ortaya.Sonrası dediğim süreç okul ve iş yaşamı dışında yüzmeyi öğrendiğimiz hayatın her alanı oluyor.Asıl sınav bu süreçte yüzmeyi öğrenmek oluyor.İnsanlar öyle dalgalar ve tsunamiler yapıyor ki çevrenizde yüzmeyi iyi öğrenmezseniz ilk dalgada tüm çabalarınızı devirecek yenilgiyi alabilir ve sudan çıkmış balık sürecine geri sıçrayış yapabilirsiniz.Nerden aklına geldi tüm bunlar derseniz.;bugün sahil kenarında oturur ve deniz ile huzur bağlantısı kurar iken yan tarafımdaki dede ve toruna takıldı gözlerim.Torun 3-4 yaşlarında ve hayatı keşif konusunda son derece meraklı ve o çocuksu mutluluk tüm yetişkinlere örnek...Dedesi biraz korumacı,denizle arasında parmaklıklar olmasına karşın torununun düşmesinden veya başına bir şey gelmesinden çok korkuyor olmalı ki sürekli yanımdan ayrılma diye sert ve kısa cümlelerle ve asık bir surat eşliğinde uyarılarını tekrarlıyordu.Sevgisini yansıtma şekli dedenin biraz soğuktu,endişesi sevgisini perdeliyordu.Uzunca bir süre dede ve torun deniz ve tehlikeleri hususunda aynı diyaloğu sergiledi.Eğer yetişkin bir torun olsaydı bu uyarılara belki çıkışıp ortamı aynı uyarıların sert şekline dönüştürebilecekti.Ama dedesi oltalar ile meşgul halde eğilmişken minik torunu minik elleri ile dedesinin boynuna sarıldı ve başını yanağına dayadı.Burdan esinleme ilginç balık çağrışımım.Ama öğrendiğim şey çocuuklardan alınacak ders,saf bir yürek, temiz bir sevgi.Dedesinin kelimeleri susmuş ve sevgiyle torununa bakan çizgili ve bu çizgilere yumulmuş gülen gözleri.Büyüklerin dünyasında kelimeler biraz sertleşti mi tüm sevgileri yıkacak cümleler sarfedilmiyor mu çoğu zaman.Oysa minik torun saf yüreği ile sevgiyi nasıl açığa çıkardı.Biz sudan çıkmış balıklar olduğumuz zamanlarda bir çocuğun bu hassasiyetini unutmasak,biz yetişkinlerin dünyasında menfaat çatışmaları bu denli olur muydu?

0 yorum:

Yorum Gönder

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena