29 Mayıs 2012 Salı

Şehr-i İstanbul

Tüm yazılarda ismini andık,tüm şiirler adına vardı,mutluluğu da çok güzel taşıdı,hüzünleri de içine çekti.Tüm güzellikler onun edası yanında sönük kaldı,hep ona ulaşmak için gidildi başka yerlere,dönüş hep ona oldu.Yağmuru asaletle giyindi,güneşi zarafetle.Kış dahi doğallığını bozamadı,doğal ve hoş silüetinden ödün vermedi.Her köşesinden tarih okundu,tarihi yaşattı.Kalabalıklar bozamadı endamını.Yalnızlıklara dahi kucak açtı.Gözleri doyuran boğazına,her semti ayrı hikayeler taşıyan sokaklarına,gerdanına yeşil,mavi süsleri ayrı yakıştıran manzarasına gönüllerin yığınlarca sevgisini sığdırdı.En çok kendisi sevildi,tüm şehirler onun yanında sönük kaldı.Hiçbir şehrin hikayesi,onun hikayesinin görkemini yakalayamadı.Her köşesine tarihten,doğadan,insanlarından,kültüründen nice güzellikler sığdırdı.Tüm hüzünleri bir bakışla içine hapsetti.Uğruna nice şiirler yazıldı yine de sıradanlaşmadı,kıymetinden zamanla değer arttırdı.Keşfettikçe aşık olundu,aşk ile anlatıldı.Her mevsimi ayrı tat ile yaşattı.Üstüne serpen tarihle,asla eskimeyen ruhu ile hep dünyanın kalbi oldu.O çarptıkça heyecanla başka şehirler yaşamaya devam etti.Fethedildiğinde canını tamamlayacak ruha kavuştu.Kültürle süsledi kendisini.Asilliğine kavuştu tam manasıyla..


Şehr-i İstanbul...Sana baktığında güzelliğin her karesini gözler içer.Adımlar tarihe doğru yol alır.İsmini anmadan anlatılan güzellikler eksik kalır.Uzak kaldıkça özlemin sarar,ah İstanbul diye başlanır cümlelere.Gizemle çeken aşkına uygun kelimeler aranır.Senden başka her şehir biraz eksiktir ..Hayallarin resmettiği gerçeklik,rüya şehir,maneviyat kapılarının açıldığı müjdelenen şehir.Bugün can cananına kavuştu,ruhuna kavuştu şehir.Bugün müjdelenen Fatih, şehri kavuşturdu manasına.Nice dualar zikredildi o günden bu güne duayla nakışlandı şehir.Şehirlerin sultanına,sultanların sultanı kavuşturdu.İstanbul asla ölmeyecek ruhu ile...


“Kostantıniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emîr (kumandan); o asker ne güzel askerdir!” (Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)


Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır


Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır


Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır


Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır


Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır


İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır


Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır


Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır


Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır


Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır


Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır


Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır


Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır


Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır


Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır


İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır


(Nedim)


Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!.
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler....
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl KISAKÜREK









İstanbul'un fethinin 559. yılı kutlu olsun...

4 yorum:

  1. Yazın için teşekkürler istanbul ve fatih sultan mehmet birbirine ne kadarda yakkışıyor yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Harika bir blog yazılar paylaşımlar çok güzel kalemine sağlık canım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim,beğeniniz mutlu etti beni:)

      Sil

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena