14 Şubat 2012 Salı

Vuslat Hikayesi

Korlar uçuşuyor,havada süzülüyordu.Simsiyah gökyüzü parlak yıldızlar ile göz kırpıyordu.Kara silüetin asaletini kocaman ateş demetleri delip geçiyordu.Ateşi sakin sakin esen rüzgarlar destekliyor,durgun ve neşeli gökyüzü sinesine hapsediyordu yangını.Sabah olduğunda günün ilk ışıklarında, küle dönmüş çirkin bir görüntüyle merhaba diyecekti ateşten geriye kalanlar...Yeni bir gün,yeni umutları ile savuracaktı külleri dört bir yana.Geriye kalanlar ayrılığın resmiydi.Vuslat vaktini, imkansızlıklara bırakan resim.Fırça darbeleri, ateşle dokundurmuş resmine tepkisizce bakıyordu.Küller uçuştu,parçalar birbirini aradı.Yine ılık bir rüzgar esti ,külleri masmavi göğün sarı sıcağına teslim etti.Anılar birbirini bulacaktı, parçaları eksik olsa bile hatıralardan başka kalan yoktu elde...Umutlar anılarla uçuşup gitmişti.Vuslat hayal kadar güzel,hayal kadar uzaktı.Umutlar zihne teslim olmuş,kalp hala yangının harıyla küllerini umuda yolcu etmekteydi.Hayal ettiği şey vuslattı,bir ayrılığın paramparça ettiği,yakıp gittiği gönül kalıntıları değildi.

Günler öncesine gitti zihni,külleri birleştirdi,yangını söndürdü.Zamanı geri saldı hatıralar.Düşündü bu harın içine nasıl düştüğünü.Bir gülüşle,bir kelimeyle başlamıştı hikayesi.Hayatında gördüğü en güzel tebessüm,hayatında görebileceği en güzel kalbi bulmuştu ve tam karşısında duruyordu.Hayatın bu kadar güzel olduğunu daha önce farketmemişti ama şu anda hayat gördüğü bu güzellik kadar güzel ve gerçekti.Kelimeler dudaklarından şiir gibi dökülüyordu.Güzelliğini tarif etmek güçtü,gözlerin anlayacağı güzellikten öte yüreğinden yansıyordu çünkü.Yüreğinin saflığı yüzünden tebessümlerle okunuyordu.Hayatı bir çizgiyle ikiye ayrılmıştı.Ondan öncesi önemsizdi.Sonrası hep onunla olsun idi.İçine dolan enerjiye,kalbinin atışlarına yormuştu bu duygunun adını. Bu aşk idi.Gözlerini kapatıp hayallerinin ortasına gidivermişti zihni,kalbi atışlarıyla takipteydi.Dünyanın en harika insanı dünyasını aydınlaşmıştı bir anda.Artık rüya onun için onu düşünmekti.En güzel düşüydü O.Günler onu düşünmekle geçerken,karşısına çıkacak cesareti yavaş yavaş kendine aşılamaya başlamıştı.Ne konuşacaktı bilmiyordu.Bu tarifsiz duygusunu hangi kelime yansıtabilirdi.Kelimelerin anlamlarını yitirdiğini düşündü aşk karşısında.Ama ondan uzak olmanın ızdırabı bu heyecanı gölgeliyordu.Cesareti vuslatı düşleyerek takınmıştı aşk dolu yüreğine.

Ve karşısındaydı.Güzel gözleri gözlerine bakmaktaydı.Gözbebeklerine yansıyan heyecanı ışıldıyordu.Nefes aldı derinden kelimelerini dudaklarından bırakıverdi.Ne konuştuğunu bilmiyordu hatırlamıyordu.Heyecan ve aşkın gölgelediği kelimeler yersiz olmasın da ne olsundu.Gülümsedi,yine o büyüleyici gülümseme.Cevap verdi.Ne dediğini yine anımsayamadı ama ne söylese güzeldi bundan emindi.Aşk uğruna ne kadar savşması gerekiyorsa savaşacak,ne gerekiyorsa aşkı uğruna yapacaktı bunu kalbinin yerinden fırlayan atışları söylüyordu.Gün gelecek sadece bir kere görebilmek için saatlerce bekleyecekti.Mevzular üretecekti kafasında,ilgisini çekebilecek ne varsa düşünüp duracaktı.Kelimelerini heyecanın emrinden çıkarması lazımdı.Gözleri zaten ondan başkasını görmüyordu.Tekrarlayan duran işine dört elle sarıldı,sıradanlık günlük koşturmalar bile ona neşe vermeye başlamıştı.Kış bile güzeldi.İnsanlar güzeldi,sevmek çok daha güzeldi.Vuslat geldiği gün hayat onun için cennet olacaktı.Aşkın büyülediği kalbinde düşünceler silsilesinde hep aşk vardı, hep O vardı.Aşkı tarif edenlere şaşırırdı oysa bu kadar derin bir sevgiyi bile anlatamıyordu.Neden sevdiğini,niye onu sevdiğini bilemiyordu.Seviyordu işte.Çok seviyordu...

Günler aşk ve vuslatın hayalinde hızlı ve telaşlı geçmişti.Vuslat beklentisiyle geçen günleri tercih ederdi.Acısını dizginleyen umudu vardı.O zamanlar umudu vardı.Ayakta tutan gücü umudu veriyor,aşkını daha da büyütüyordu.

Yangından bir gün önceydi.Dünyanın en güzel insanı yaklaşıyordu ona doğru.Gülümsedi yine,doğallığı ile savurdu saçlarını,hal hatır sordu.Artık karşısında konuşacak kadar demlendiğini düşünüyordu.Konuşmak istediğini söyledi, uzun zamandır tanıdığını düşünüyordu,artık duygularını dökebilirdi sevdiğinin yüreğine.Tanımasa da mühim değildi,kaderi aşkı onunla karşısına çıkarmıştı.Aşk ondan önce filmlerde ezberlediği en güzel repliklerdi,en tılsımlı müziklerin melodilerinde idi,kitapların satırlarında hapsettiği şey idi aşk.Ama o kadardı daha önce.Ya şimdi aşk canlı canlı karşısındaydı.Kazanmak için kaybetmekten korkmuyordu hiçbirşeyini.Sadece onu kazansa hayatı kazanmış olacaktı.Kelimelerini birer birer aşk cümlelerine çevirdi.Karşısındaki güzelliğe yakışmazdı yine de ama en güzel kelimeleri özenle seçip duygularını anlattı.Duygularını sahibine sundu.Uzun bir sessizlik oldu gerisini tam hatırlamayacaktı.O uzun sessizlikten sonra kalbinde kurulan aşkın birer birer çatırdadığını hissediyordu.Sevdiği,en çok sevdiği hayatının manası onu aşk ile sevmiyordu.Kendini dünyanın en değersiz varlığı hissetti.İçine dolan tüm neşe kayboldu.Hayat çok kötü birşeydi.Yaşamak külfetti.Acıyı damarlarında hissetti.En güzel tebessümü artık göremeyecekti,onun umuduna sarılamayacaktı.Vuslat kelimesine hasret olacaktı.Aşkını karşılıksız bırakıp gitmişti,uzun sessizliğe derin bir acı dalgası yerleşti.Tüm vücudunu parçaladı.Yaşamak için varolan neden bulamıyordu.Ayrılık acısı nefes aldırmıyordu.Gün batıyordu.Ayakları onu küçüklüğünde ne zaman üzülse sığındığı sahipsiz,yıkıntı,eski evin yoluna götürdü.Karanlık oturmuştu etrafa.Ama artık birşeyden korkmuyordu.İçi yanıyordu.Soğuk ve nemli bir köşesine kıvrıldı ıssız binanın.Gözyaşlarını yanaklarından özgürce bıraktı.Vuslat hayaliyle uykuya daldı.Ona kavuştuğu rüyalarından ayaz bir rüzgarla irkildi.Çalılardan,minik dallardan minik bir ateş yaktı.Ellerini avuşturdu,içi yanıyordu ama elleri titriyordu.Hayat ne kadar manasız diye tekrarlıyordu.

Sabah oldu.Gökyüzü küllenen bir yangının varlığını dumanıyla haber saldı etrafa.Evine gelmeyen gencin uğrak yerinden hemde.Ailesi ve sevdikleri ve biricik sevdiği ateşin küçük bir yığına çevirdiği yıkıntının etrafında toplanmıştı.Genç kız çok üzgündü ,yıkıntının kenarına oturmuş hıçkırarak ağlıyordu.Oysa onun için ne kadar önemliydi.Büyük ve kocaman bir sevgi karşısında ne yapacağını bilememişti genç kız,şekerini eline yüzüne bulaştıran bir çocuk gibiydi.Onsuz ne yapacaktı.Şimdiden sevgisine hasretti.Onun cansız bedenini arıyorlardı.Buna inanamıyordu.Sessizliği şaşkınlığındandı oysa.Artık sonsuza dek susacaktı bu acıyla.Eli yüzü küllerle simsiyah olmuştu,bu küllerle uçup yok olmak istiyordu.Arkasından bir el omzuna dokundu.Yüreğine bir sızı dalgası yayıldı,heyecanla arkasına döndü.Oydu,hayattaydı,yanındaydı ve gülümsüyordu.Genç kız sevdiğine sımsıkı sarıldı.Kaybettiğini düşündüğünde sevdiğini  de anlamıştı.Ve bir daha bu sevgiyi bırakmayacaktı.Beni bıraktın sandım dedi.Senden vazgeçip gidecek kadar sevgim aciz değil dedi delikanlı.Sevsen de sevmesen de, senin hayatta olman bile yaşamam için yeterli sebep dedi.Uyandığımda yangın başlamıştı,kendimi dışarı zorla atttım.Dışarı attığımda yangını söndürecek bir etkim kalmamıştı.Yüreğim yandı,ateş yükseldi.Canım acıdı,korlar parladı.Sabah oldu binadan geriye kül kalmıştı,benim de aşkım küllerinden tekrar doğarak, mücadele edecek kadar yeniden doğmuştu yüreğime.Vuslat ateşi kalbimde yanıyordu,aşkın daha da güçlenmişti içimde,dedi.Genç kız sevdiğine sımsıkı sarıldı,sımsıkı...Kaybetmenin acısı gururuna çok büyük ders vermişti.Ellerini birbirlerine kenetlediler ve bir daha hiç kopmadılar.

Vermeyen canın sana bulmaz hayat-ı cavidan

Zinde-i cavid ana derler ki kurbandır sana

(Ey sevgili!Senin uğrunda canını vermeyen ebedi hayatı bulamaz.Sonsuza dek diri olarak anılan kişi,ancak sana kurban olan aşıktır)

0 yorum:

Yorum Gönder

© Yazı Dünyam, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena